4. bölüm · Okyanus Ve Kül
Zelalin Kopyası
Yıllar geçti. Bazı acılar kalbe gömüldü, dile dökülemedi.Doğan büyüdü cana can kattı.
Avjin artık on yedi yaşına girmişti. Barzanî konağında bir kadın gibi yürür, ama içinde hâlâ çocukluğunun sessizliği taşırdı. Annesinin yokluğuyla büyüyen o küçük kız, şimdi köyde herkesin dönüp baktığı, adı diller de dolanan genç bir kadın olmuştu.
Saçları uzun, ateşin rengi gibiydi. Gözleri… ah, o gözler. Zelal’in gözleriydi. Okyanus gibi içine çekerdi insanı dibi bucağı gözükmezdi.
Köyde yaşlı kadınlar her gördüğünde iç çekerdi:
“Zelal dirildi sanki… ama kader aynı olmasın.”
Avjin bu sözleri duydukça içi ürperirdi. Anasının adını bilirdi, ama hikâyesini tam değil. Herkes yarım anlatır, bir yerde susardı.
Bir tek babasının yüzünde görürdü geçmişi.
Azad Barzanî yaşlanmıştı. Yüzündeki çizgiler, sessiz yılların izi gibiydi. Kızını korumak için kalın duvarlar örmüştü. Kimsenin gözü Avjin’e değmesin isterdi.
Ama doğu toprağında güzellik gizlenmezdi, ne kadar saklarsan sakla, rüzgâr haber taşırdı.
Köydeki delikanlılar adını duyar, uzaktan bir kez görmeyi umut ederdi.
Bir bayram sabahı Avjin kara güllere su dökerken, karşı yamacın ağasının oğlu — Bahoz Şahmaran — onu ilk kez gördü.
Çiçek tarlasının tam ortasında kara güllerin arasına serilmiş otururken. Uzun saçları nasıl uçuşuyordu öyle ateşin kendisi gibi.
Bahoz ağa hissetti. Kalbi sebepsizce hızlandı, sanki rüzgâr bile başka esmeye başladı. Çok beğendi kendi ateşten gelen bu kızı. Ama nafile kendi evli bi ağaydı ona yakışmazdı başkasının namusuna göz koymak.
O gün babası onu çağırdı:
“Artık kapı önünde fazla görünme, dışarılara da abinlerden biri olmadan gitme, çiçek tarlasıda dahil buna Avjin.”
Kız itiraz etmedi, sadece başını eğdi. Ama içi sıkıldı.
Çünkü içindeki kadın artık özgürlük istiyordu; toprakla, suyla, rüzgârla yürümek, anasının sevdiği gibi dağlara bakmak istiyordu.
Ama bu evin içinde, her adımda gözetilen bir “ağa kızı” olarak yaşamak zorundaydı.
Bir akşam, köyde dedikodular yayıldı:
“Azad Ağa’nın kızı büyümüş, güzelliği dillere destanmış.”
Bu sözler Şahmaran konağına kadar gitti.
Ve kader, o gün yeniden yazılmaya başladı.
Azad, kızını korumak için her zamankinden sertleşti.
Ama herşey için çok geçti, Avjin için kader çoktan yazılmıştı.
Annesi Zelal gibi sevmeyi bilmeyen bir dünyada, sevmeyi öğrenecekti belki de.
Oysa kimse bilmiyordu…
Sevda, bu topraklarda kadınlar için ya dua olurdu, ya da kefen.
O gece rüyasında annesini gördü Avjin.
Zelal beyazlar içinde, uzaktan ona bakıyordu.
“Avjin…” dedi ince bir sesle, “sevda bazen ateştir kızım. Isıtmaz… yakar.”
Sabah olduğunda Avjin’in gözleri yaşlıydı.
Ama içinde ilk kez, annesinin kanından gelen o inatçı sevda kıpırdanıyordu.
Ve uzak bir yerde, Şahmaran Ağa’nın konağında bir karar alınmak üzereydi.
Bir anne bir zamanlar bu toprakta can vermişti.
Şimdi, onun kızı — annesinin kaderine benzeyen bir yola — doğru sessizce yürümeye başlıyordu.
