4. bölüm · Okyanus Ve Kül

Zelalin Kopyası

Beyza Çetin

Bölümler
1 Avjinin Doğduğu Gece 2 Sessiz Yas 3 Annesiz Büyüyen Kız 4 Zelalin Kopyası 5 Ağanın Sessiz Cehennemi 6 Kaderin Kurduğu Sofra 7 Kuma İsteme Gecesi 8 Töreye Meydan Okuyan Baba 9 Söz Gecesi 10 Şahmaran Konağında Fırtına 11 Gelin Gidiş 12 Konağa İlk Adım 13 İmam Nikahı 14 Avjinin Gözünden Düğün 15 İlk Gece 16 Konağa Alışma 17 Bahoz Ağanın İlgisi 18 Göz Göze Bir Sabah 19 Sessiz Kabul 20 Konağın Sessiz Telaşı 21 Misafir 22 Bir Hanımın Doğuşu 23 Gündüzün Sessiz Fırtınası 24 Ateşin Bedeli 25 Yanığın Sessizliği 26 Küller Arasında 27 Bir Kadının Kalbine Dokunan Sessizlik 28 Gece Baskını 29 Yeni Düzenin İlanı 30 Küller Ve Yeni Günler 31 Gölgeden Gelen Rüzgar 32 Konağa Dönmeyen Sessizlik 33 Gülün Mesajı 34 Gece Misafiri 35 Berfinin İzleri 36 Yaman’ın İhaneti 37 Tuzak 38 Sessiz Fırtına 39 Nar Ağacının Gölgesinde 40 Zelal’in Gölgesi 41 Kalbinde Sakla 42 Sözün Küllerinden 43 Sessizlikteki Dualar 44 Paylaşılan Hatıralar 45 Yeniden Bir Olmak 46 Seninle Yeni Başlangıç 47 Güne Dokunan Eller 48 Yola Düşen Kalpler 49 Nehir Kıyısında 50 Gün Batımının Sözü 51 Sana Doğru 52 Kalbe Dönüş 53 Aynı Nefesin İçinde 54 Yıldızların Altında 55 Sabahın Kalbinde 56 Sessizliğin İçinde Kalanlar 57 Soğuk Gülümseme 58 Eski Dostun Gölgesi 59 Yarım Kalan Söz 60 Külün Altındaki Gerçek 61 Gerçeğin Bedeli 62 Sessiz Fırtına 63 Adı Konmayan Mesafe 64 Zelalden Kalanlar 65 İçten İçe Yanmak 66 Saklı Geçmiş 67 Geceden Sonra 68 Biz Olma Vakti 69 Kaderin İlk Adımı 70 Resmi Nikah 71 Geceyi Susturan Kalp 72 Hanım Ağa 73 Güzel Günler 74 Yeni Hayatın Haberi 75 Gelecek İçin 76 Küçük Mucizeyi Paylaşmak 77 Yeni Soy Yeni Umut 78 Küllerden Doğan Okyanus Final

Yıllar geçti. Bazı acılar kalbe gömüldü, dile dökülemedi.Doğan büyüdü cana can kattı.

Avjin artık on yedi yaşına girmişti. Barzanî konağında bir kadın gibi yürür, ama içinde hâlâ çocukluğunun sessizliği taşırdı. Annesinin yokluğuyla büyüyen o küçük kız, şimdi köyde herkesin dönüp baktığı, adı diller de dolanan genç bir kadın olmuştu.

Saçları uzun, ateşin rengi gibiydi. Gözleri… ah, o gözler. Zelal’in gözleriydi. Okyanus gibi içine çekerdi insanı dibi bucağı gözükmezdi.
Köyde yaşlı kadınlar her gördüğünde iç çekerdi:
“Zelal dirildi sanki… ama kader aynı olmasın.”

Avjin bu sözleri duydukça içi ürperirdi. Anasının adını bilirdi, ama hikâyesini tam değil. Herkes yarım anlatır, bir yerde susardı.
Bir tek babasının yüzünde görürdü geçmişi.
Azad Barzanî yaşlanmıştı. Yüzündeki çizgiler, sessiz yılların izi gibiydi. Kızını korumak için kalın duvarlar örmüştü. Kimsenin gözü Avjin’e değmesin isterdi.
Ama doğu toprağında güzellik gizlenmezdi, ne kadar saklarsan sakla, rüzgâr haber taşırdı.

Köydeki delikanlılar adını duyar, uzaktan bir kez görmeyi umut ederdi.
Bir bayram sabahı Avjin kara güllere su dökerken, karşı yamacın ağasının oğlu — Bahoz Şahmaran — onu ilk kez gördü.
Çiçek tarlasının tam ortasında kara güllerin arasına serilmiş otururken. Uzun saçları nasıl uçuşuyordu öyle ateşin kendisi gibi.
Bahoz ağa hissetti. Kalbi sebepsizce hızlandı, sanki rüzgâr bile başka esmeye başladı. Çok beğendi kendi ateşten gelen bu kızı. Ama nafile kendi evli bi ağaydı ona yakışmazdı başkasının namusuna göz koymak.

O gün babası onu çağırdı:
“Artık kapı önünde fazla görünme, dışarılara da abinlerden biri olmadan gitme, çiçek tarlasıda dahil buna Avjin.”
Kız itiraz etmedi, sadece başını eğdi. Ama içi sıkıldı.
Çünkü içindeki kadın artık özgürlük istiyordu; toprakla, suyla, rüzgârla yürümek, anasının sevdiği gibi dağlara bakmak istiyordu.
Ama bu evin içinde, her adımda gözetilen bir “ağa kızı” olarak yaşamak zorundaydı.

Bir akşam, köyde dedikodular yayıldı:
“Azad Ağa’nın kızı büyümüş, güzelliği dillere destanmış.”
Bu sözler Şahmaran konağına kadar gitti.
Ve kader, o gün yeniden yazılmaya başladı.

Azad, kızını korumak için her zamankinden sertleşti.
Ama herşey için çok geçti, Avjin için kader çoktan yazılmıştı.
Annesi Zelal gibi sevmeyi bilmeyen bir dünyada, sevmeyi öğrenecekti belki de.
Oysa kimse bilmiyordu…
Sevda, bu topraklarda kadınlar için ya dua olurdu, ya da kefen.

O gece rüyasında annesini gördü Avjin.
Zelal beyazlar içinde, uzaktan ona bakıyordu.
“Avjin…” dedi ince bir sesle, “sevda bazen ateştir kızım. Isıtmaz… yakar.”
Sabah olduğunda Avjin’in gözleri yaşlıydı.
Ama içinde ilk kez, annesinin kanından gelen o inatçı sevda kıpırdanıyordu.

Ve uzak bir yerde, Şahmaran Ağa’nın konağında bir karar alınmak üzereydi.
Bir anne bir zamanlar bu toprakta can vermişti.
Şimdi, onun kızı — annesinin kaderine benzeyen bir yola — doğru sessizce yürümeye başlıyordu.