62. bölüm · Okyanus Ve Kül
Sessiz Fırtına
Konağın taş kapısından içeri adım attığında Bahoz’un kalbinde sanki ağır bir taş vardı.
Elinde hâlâ o mektup duruyordu. Kâğıt buruşmuş, parmaklarının arasında nemlenmişti.
Avjin’in sesi uzaktan geliyordu — bahçede Dilan’la konuşuyordu, gülüyordu.
O kahkaha bir zamanlar Bahoz’un içini ısıtırdı; şimdi ise yüreğini yakıyordu.
Görmeden yanlarından geçti, doğruca iç avluya, Heja Ana’nın odasına yöneldi.
Kapıyı çalmadı bile, sertçe açtı.
Heja Ana, örgüsünü örerken başını kaldırdı.
“Bahoz… oğlum, ne oldu sana böyle?”
Bahoz’un sesi kısılmıştı ama öfkesinin altında kırık bir ton vardı:
“Ne sakladınız benden? O geceyi… o yangını… Avjin’in annesini?”
Heja Ana’nın elleri titredi.
Sessizlik bir an odayı doldurdu.
“Kim söyledi sana?” diye sordu sonunda.
Bahoz mektubu masanın üzerine bıraktı.
“Bu mektup yeterince konuşuyor.”
Heja Ana’nın gözleri mektuba değdiğinde nefesi kesildi.
Yavaşça örgüsünü bıraktı, başını eğdi.
“Ben seni korumaya çalıştım, Bahoz. O gerçeği duyman seni yakardı.”
Bahoz’un sesi yükseldi:
“Gerçekten mi? Beni korumak mıydı bu? Kadın beni kurtarmış, siz yıllarca onu suçladınız! Onun kızı şimdi burada, o konağın içinde yaşıyor! Ben… ben o kıza aşık oldum!”
Heja Ana başını kaldırdı, gözlerinden yaş süzülüyordu.
“Biliyorum,” dedi sessizce. “Zaten o yüzden sustum. Çünkü o sevginin üstüne bu gerçeği yüklemek, kalbinin taşıyamayacağı bir yük olurdu.”
Bahoz ellerini saçlarına götürdü, nefesini dengelemeye çalıştı.
“Şimdi ne olacak? Ona bakarken her seferinde… annesinin bana bıraktığı o son iyiliği hatırlayacağım. Bu nasıl bir sevgi olacak?”
Heja Ana yaklaştı, elini onun omzuna koydu.
“Bazen sevgi, gerçeğin bile önünde durur. Ama söyleyeceksen, onun yıkılmayacağı bir anı bekle. Çünkü Avjin, annesiyle ilgili en küçük şeyde bile sarsılıyor.”
Bahoz derin bir nefes aldı.
Başını iki yana salladı. “Hayır… ona söyleyemem. En azından şimdi değil.”
Heja Ana gözlerini kapattı, dua eder gibi fısıldadı:
“Allah kalbinize sabır versin, oğlum. Çünkü bu sevgi artık sırla sınanacak.”
Bahoz odadan çıktı.
Koridorda yürürken ayak sesleri yankılandı. Bahçeye geldiğinde Avjin onu fark etti.
“Bahoz! Nerelerdeydin, sabah erkenden gitmişsin…” dedi gülümseyerek.
Bahoz bir an durdu, ona baktı.
Güneş saçlarına vurmuştu, yüzünde o tanıdık sıcaklık vardı.
Bir adım yaklaştı, ama elini uzatamadı.
“Biraz işim vardı,” dedi yalnızca.
Sesindeki soğukluk Avjin’in kalbine dokundu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu endişeyle.
Bahoz gözlerini kaçırdı, gülümsedi ama o gülümseme yaralıydı.
“Hiçbir şey… sadece biraz yorgunum.”
Avjin yaklaşmak istedi, ama Bahoz geri çekildi.
İçinden geçen tek cümle sessizce yankılandı:
> “Seni seviyorum… ama bu sevgi artık bir borcun üstünde.”
O gece Bahoz, odasında yalnız kaldığında mektubu bir kez daha açtı.
Mum ışığında satırlara baktı.
Ve fısıldadı:
“Sen beni kurtarmışsın… ama ben kızına gerçeği söyleyemem. Çünkü o zaman, ikimiz de yanarız.”
Mektubu ateşe tuttu.
Kâğıt yanarken odaya acı bir koku yayıldı —
belki de o yangının yıllar sonra geri dönen yankısıydı.
