7. bölüm · Okyanus Ve Kül
Kuma İsteme Gecesi
Köyün üstüne kar daha çok çökmüştü.
Dağlardan esen rüzgâr, evlerin bacalarından çıkan dumanı savuruyor, toprak donuyordu.
Ama o gece, Barzanî konağında sadece hava değil, yürekler de buz kesmişti.
Şahmaran aşiretinden gelen misafirler için sofralar kurulmuş, kahveler pişmişti.
Ama kimse rahat değildi.
Çünkü herkes biliyordu, bu ziyaretin ardında bir “istek” vardı — öyle sıradan bir istek değil; bir kızın kaderini belirleyecek, bir ocağın dengesini değiştirecek türden.
Heja Hanım baş köşeye oturmuştu.
Yanında oğlu Bahoz ağa, sessizce oturuyordu.
Gözleri yere sabitlenmiş, elleri dizlerinin üstünde kenetliydi.
Bu yolculuğa kendi isteğiyle gelmemişti.
Ama annesinin sözleri kulaklarında yankılanıyordu:
“Bir soyun geleceği, bir erkeğin gönlünden değil, kadının rahminden geçer. Bizim soyumuzu sürdürecek olanda Avjindir.”
Kapı açıldığında, Azad Barzanî içeri girdi.
Saçlarına ak düşmüş, gözleri öfkeyle parlıyordu.
Misafirlere selam verdi, ama yüzündeki sertlik gitmedi.
Heja Hanım söze başladı:
> “Azad Ağa, seninle dostluğumuz yıllara dayanır. Biz geldik, Allah’ın emri, törenin izniyle, kızın Avjin’i oğlum Bahoz’a istemeye.”
O an, odada nefesler kesildi.
Kadınlar başlarını eğdi, erkekler göz göze bakmadı.
Sanki rüzgâr bile susmuştu.
Azad Ağa başını kaldırdı, gözlerini Heja Hanım’a dikti.
Sesinde öfke değil, derin bir kırgınlık vardı:İsteğin benim evimin sessizliğini bozar. Benim kızım anasının canını aldı. Şimdi de onu kuma mı edeceksin? Bir kadının kanından doğan bir kıza, bir başka kadının gözyaşını mı giydireceksiniz?”
Heja Hanım sükûnetle cevap verdi:
> “Bizim derdimiz töreyi yaşatmak. Bu kız, senin soyunun da temizliğini taşır. Biz onu başımıza taç ederiz. Bu, bir eksilme değil; bir yükselmedir.”
Azad ayağa kalktı, elini masaya vurdu.
> “Benim kızım süs değil, kuma olmaz! Bir kadının yandığı ocağa, kendi ellerimle ateş taşımam!”
Bahoz o an başını kaldırdı.
Bakışları, yıllar önce küçük bir kız çocuğunun testiyi taşırken döktüğü suyu hatırlattı.
Gözleri dalgındı, ama içinde bir fırtına koptu.
Kaderin sesini duyar gibiydi:
“Sen sustun, kader konuşacak.”
O sırada perde aralığından bakan Avjin, kalbi çarparak odaya göz attı.
İlk kez o kadar çok erkek bir arada, bu kadar sessiz oturuyordu.
Babası gergin, yabancı bir kadın — Heja Hanım — dimdik duruyordu.
Ve onun yanında oturan o adam…
Siyah saçlı, sert yüzlü, kömür rengi gözlerinde karanlıkla hüzün karışık bir şey vardı.
Bir an bakışları buluştu.
Avjin’in içi ürperdi.
Ne olduğunu bilmeden, sanki kaderine dokunmuş gibi hissetti.
---
Gecenin sonunda, karar açıklandı.
Aşiretin ileri gelenleri töreye göre hükmü verdi:
> “Şahmaran soyunun ocağına kuma girecek. Barzanî kızı Avjin, ikinci gelin olarak Şahmaran konağına gidecek.”
Kimse ses çıkarmadı.
Töre konuştu mu, dil susardı.
Azad Ağa sessizce ayağa kalktı.
Kızına baktı, gözlerinden yaş süzülüyordu.
“Ananın kaderini istemedim sana, Avjin. Ama kader aynı hikâyeyi farklı yüzlerle yazıyor.”
O gece Avjin odasında oturdu, rüzgâr perdeyi savuruyordu.
Köyde kar başlamıştı yeniden.
Kundakta ölen anasını hiç tanımamıştı, ama şimdi anlıyordu onu.
Annesi doğarken ölmek zorunda kalmıştı,
o ise yaşarken ölmeye mahkûmdu.
Ve uzaklarda, dağların tepesinde kurtlar uluyordu.
Sanki doğu toprağı, bir kadının daha yandığını hissediyordu.
