53. bölüm · Okyanus Ve Kül

Aynı Nefesin İçinde

Beyza Çetin

Bölümler
1 Avjinin Doğduğu Gece 2 Sessiz Yas 3 Annesiz Büyüyen Kız 4 Zelalin Kopyası 5 Ağanın Sessiz Cehennemi 6 Kaderin Kurduğu Sofra 7 Kuma İsteme Gecesi 8 Töreye Meydan Okuyan Baba 9 Söz Gecesi 10 Şahmaran Konağında Fırtına 11 Gelin Gidiş 12 Konağa İlk Adım 13 İmam Nikahı 14 Avjinin Gözünden Düğün 15 İlk Gece 16 Konağa Alışma 17 Bahoz Ağanın İlgisi 18 Göz Göze Bir Sabah 19 Sessiz Kabul 20 Konağın Sessiz Telaşı 21 Misafir 22 Bir Hanımın Doğuşu 23 Gündüzün Sessiz Fırtınası 24 Ateşin Bedeli 25 Yanığın Sessizliği 26 Küller Arasında 27 Bir Kadının Kalbine Dokunan Sessizlik 28 Gece Baskını 29 Yeni Düzenin İlanı 30 Küller Ve Yeni Günler 31 Gölgeden Gelen Rüzgar 32 Konağa Dönmeyen Sessizlik 33 Gülün Mesajı 34 Gece Misafiri 35 Berfinin İzleri 36 Yaman’ın İhaneti 37 Tuzak 38 Sessiz Fırtına 39 Nar Ağacının Gölgesinde 40 Zelal’in Gölgesi 41 Kalbinde Sakla 42 Sözün Küllerinden 43 Sessizlikteki Dualar 44 Paylaşılan Hatıralar 45 Yeniden Bir Olmak 46 Seninle Yeni Başlangıç 47 Güne Dokunan Eller 48 Yola Düşen Kalpler 49 Nehir Kıyısında 50 Gün Batımının Sözü 51 Sana Doğru 52 Kalbe Dönüş 53 Aynı Nefesin İçinde 54 Yıldızların Altında 55 Sabahın Kalbinde 56 Sessizliğin İçinde Kalanlar 57 Soğuk Gülümseme 58 Eski Dostun Gölgesi 59 Yarım Kalan Söz 60 Külün Altındaki Gerçek 61 Gerçeğin Bedeli 62 Sessiz Fırtına 63 Adı Konmayan Mesafe 64 Zelalden Kalanlar 65 İçten İçe Yanmak 66 Saklı Geçmiş 67 Geceden Sonra 68 Biz Olma Vakti 69 Kaderin İlk Adımı 70 Resmi Nikah 71 Geceyi Susturan Kalp 72 Hanım Ağa 73 Güzel Günler 74 Yeni Hayatın Haberi 75 Gelecek İçin 76 Küçük Mucizeyi Paylaşmak 77 Yeni Soy Yeni Umut 78 Küllerden Doğan Okyanus Final

Akşamüstüydü. Güneş, Şahmaran Konağı’nın bahçesindeki eski ceviz ağacının dallarına takılıp kalmış gibi parlıyordu.
Hava ne çok sıcak ne de serindi; rüzgâr, toprağın ve taze yaprakların kokusunu taşıyordu.
Bahoz avluda bir şeylerle meşguldü; elinde tamir ettiği bir ahşap parça vardı. Sessizdi ama aklı orada değildi — gözleri arada bir konağın taş merdivenlerine kayıyordu.

Az sonra, o tanıdık ayak seslerini duydu.
Avjin, elinde bir tabakla yavaşça yaklaşıyordu. Üzerinde sade bir elbise, saçları dağınık bir örgüyle omzuna dökülmüştü.

“Çay getirdim,” dedi yumuşak bir sesle. “Çok çalıştın bugün.”

Bahoz başını kaldırdı, gülümsedi.
“Sen getirdiysen, yorgunluk kalmaz zaten.”

Avjin utanarak güldü, tabağı masaya bıraktı.
Rüzgâr elbisesinin eteğini hafifçe savurdu, Bahoz’un gözleri istemsizce o ana takıldı.
Bir süre sessiz kaldılar.
Çaydan yükselen buhar, aralarındaki mesafeyi inceltiyordu.

“Bugün seni düşünmeden edemedim,” dedi Bahoz aniden, gözlerini çaydan kaldırmadan.

Avjin’in kalbi bir an durdu sanki.
“Niye?” diye sordu, sesi belli belirsizdi.

Bahoz bir an düşündü, sonra yavaşça konuştu:
“Bilmiyorum… belki seninle konuşunca içimde bir şey sakinleşiyor. Hani, fırtınanın ortasında bile huzur bulmak gibi.Senin okyanusların hem beni oradadan oraya savuruyor, hemde içine alıp götürüyor bi donginlik geliyor.”

Avjin, o sözleri duyunca başını eğdi. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Ben de seni görünce kendimi sessiz kalmak zorunda hissetmiyorum,” dedi.
“Artık kaçmak gelmiyor içimden.Yanmaktan da korkmuyorum artık sana gelince kül olmuş gibi hissediyorum”

Bahoz ona baktı, uzun uzun.
“Kaçacak bir şey kalmadı artık, ben senin ateşinde yanıp kül olsam dahi, senin okyanuslarında yeniden dönerim hayata.” dedi kısık bir sesle.
Sonra elini uzattı, masanın üzerindeki çay kaşığını değil — Avjin’in parmaklarını tuttu.

O dokunuş, sözden daha fazlaydı.
Ne kalp hızlarını gizleyebildiler, ne de gözlerinin içindeki o sıcaklığı.

Rüzgâr biraz daha serinledi, yapraklar usulca kımıldadı.
Bahoz’un sesi neredeyse bir fısıltıydı:
“Seninle konuşmak bile yetiyor bana, Avjin. Geri kalan her şeyin sesi kesiliyor.”

Avjin başını kaldırdı, gözleri buğulu bir parıltıyla onun gözlerine kilitlendi.
“Belki de bazı sessizlikler konuşmaktan daha doğru,” dedi.

Bahoz, bu sözü duyunca gülümsedi.
“Evet,” dedi, “senin yanındayken sessizliğin bile güzel.”

O anda zaman sanki durmuştu.
Güneşin son ışıkları Bahoz’un yüzüne vurdu, Avjin’in saçlarının arasında parladı.
Ve o akşam, ne bir söz, ne bir adım gerekmişti — sadece aynı nefesi paylaşmak yetmişti.