74. bölüm · Okyanus Ve Kül
Yeni Hayatın Haberi
O gün akşamüstüydü.
Konağın salonu sessizdi; sadece rüzgâr pencere pervazına vuruyor, hafif bir uğultu oluşturuyordu.
Ben mutfakta çay hazırlarken, ellerim hâlâ titriyordu.
Kalbim, Bahoz’un yanımda durduğunu hatırladıkça hızla çarpıyordu.
“Bahoz,” dedim, sesi hafif titrek ama içten.
O, başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde merak ve sevgi vardı.
“Evet, Avjin?” dedi, gülümseyerek.
Derin bir nefes aldım. Ellerimi karnıma koydum, ardından onun ellerini tuttum.
“Biz… yeni bir yolculuğa çıkıyoruz,” dedim.
Bahoz’un kaşları hafifçe kalktı, gözleri büyüdü. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu.
Gözlerime baktı, ve ben sadece gülümsedim.
“Seninle… bir hayat daha yaratıyoruz. İçimde… bizim küçük sırrımız var,” dedim.
O an Bahoz’un yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlık, sonra anlayış, ardından tarifsiz bir mutluluk…
Ve sonunda, sessiz bir gülümseme.
“Gerçek mi bu?” diye fısıldadı, sesi neredeyse kendi nefesi kadar yumuşaktı.
“Gerçek,” dedim, gözlerimi onun gözlerine dikip.
“Artık seninle sadece biz değil, bir hayatımız daha var. Bizden bir iz.”
Bahoz ellerimi daha sıkı tuttu, gözleri parlıyordu.
“Avjin… bu… inanılmaz,” dedi.
Bir süre sessizce birbirimize baktık.
Sadece ellerimiz, nefesimiz ve kalplerimiz konuşuyordu.
Sonra Bahoz başını eğdi, alnını alnıma yasladı.
“Bu… en güzel haber,” dedi kısık bir sesle.
Ben gülümsedim, gözlerim doldu.
“Evet… artık üç kişiyiz,” dedim, kendi kendime de inanamayarak.
O an fark ettim: geçmişin tüm gölgeleri, tüm korkular silinmişti.
Sadece Bahoz, ben ve içimde büyüyen küçük mucize vardı.
Ve bu sefer her şey, korkusuz ve tamamen gerçekti.
Akşam olmuştu.
Konağın salonunda herkes yemeklerini bitirmiş, sohbetler hafif yavaşlamıştı.
Ben ve Bahoz, birbirimize kısa bir bakış attık; gözlerimizde sessiz bir kararlılık vardı.
“Bir şey söyleyeceğiz,” dedi Bahoz, sesi biraz gergin ama kararlı.
Herkes sessizleşti.
Dilan, Heja Ana ve diğerleri dikkatle bize bakıyordu.
Bahoz elimi tuttu, gözlerimin içine baktı.
“Bugün artık sadece ikimiz değiliz,” dedi yavaşça.
Ben de arkasından devam ettim:
“İçimde… bizim küçük sırrımız var. Biz yakında bir aile olacağız.”
Salonda önce bir sessizlik oldu.
Dilan’ın gözleri büyüdü, Heja Ana ellerini hafifçe birleştirdi.
Birkaç saniye herkes ne diyeceğini bilemedi.
Sonra… gülümsemeler, hafif kahkahalar ve sevgi dolu bakışlar geldi.
Dilan ellerini yüzüne götürdü.
“Avjin… gerçekten mi? Hamile misin?” dedi, sesi şaşkın ama sevinçli.
Ben başımı salladım.
“Evet… artık üç kişiyiz, hamileyim.” dedim, kalbim hızla çarparken.
Heja Ana, gözlerinde hafif bir nemle bana yaklaştı.
“Allah’ım, ne güzel bir haber,” dedi.
O anda kalbim hafifledi; korkularımın, çekincelerimin hepsi silinmişti.
Bahoz da gülümsedi, bana bakarken gözlerinde gurur ve sevinç vardı.
“Seninle ve onunla… artık hayatımız tamamen tamamlanmış oldu.” dedi.
O gece, sadece yemek ve sohbet yoktu.
O gece, konağın duvarları yeni bir hayatın, yeni bir sevginin ve umutların sesiyle doluyordu.
Herkesin gözünde şaşkınlık vardı, ama hepsinde kabul ve sevgi de vardı.
Ve ben, Avjin olarak, ilk kez tam anlamıyla korkusuz ve huzurlu hissediyordum.
Artık sadece Bahoz’la değil, içimde büyüyen küçük mucizeyle de bir bütün olmuştum.
