25. bölüm · Okyanus Ve Kül
Yanığın Sessizliği
Gece bastırmıştı.
Şahmaran Konağı’nın taş duvarları, yaşananları saklamaya çalışan sessiz bir sırdaşa dönmüştü.
Bahoz arabayı konağın avlusuna sürdü.
Yan koltukta oturan Avjin’in yüzü solgundu, gözleri hâlâ yorgunlukla kapanıp açılıyordu.
Elindeki sargı, beyazın altında gizlenmiş bir acının sessiz çığlığı gibiydi.
Bahoz arabayı durdurdu, sessizce indi.
Kapıyı açıp ona uzandı.
> “Dikkat et,” dedi kısık sesle, “canın yanmasın.”
Avjin, bir an tereddüt etti.
Ama Bahoz’un eli uzatılınca başını eğdi, o eli tuttu.
O dokunuşta öfke yoktu artık, sadece sessiz bir koruma vardı.
Merdivenleri yavaş yavaş çıktılar.
Dilan kapıda bekliyordu, yüzü endişeyle doluydu.
Heja Hanım’ın gözleri yaşlıydı, sessizce dua ediyordu.
Bahoz kimseye bakmadan konuştu:
> “ Ben yatırırım karımı . Siz dinlenin.”
O an konakta bir sessizlik çöktü.
Berfin’in kapısı kapalıydı; içeriden ses yoktu.
Ama herkes biliyordu, o duvarların ardında ağlayan bir kadın vardı.
---
Odaya girdiklerinde Bahoz pencereyi araladı.
Soğuk gece havası, içerideki ilaç kokusuna karıştı.
Masaya oturup doktorun bıraktığı merhemi aldı, elleriyle sargıyı yavaşça çözdü.
Avjin ürperdi.
> “Ben yaparım, ağam… zahmet etme.”
> “Sus,” dedi Bahoz sessizce, gözlerini kaldırmadan.
“Sen yeterince acı çektin bugün.”
Sargıyı açtığında Avjin’in derisi kızarmış, yer yer su toplamıştı.
O an Bahoz’un yutkunduğu duyuldu —
Kendi içindeki öfke, utanca dönüştü.
Berfin’e duyduğu hayal kırıklığı kadar, Avjin’in acısına da kendini suçlu hissediyordu.
Parmak uçlarıyla merhemi sürdü, öyle nazikçe dokundu ki…
O elin sertliğine alışmış biri için bu şefkat, neredeyse yabancıydı.
> “Acıyor mu?” diye sordu kısık sesle.
Avjin başını hafifçe salladı.
> “Biraz… ama geçer.”
Bahoz bir an sustu, sonra gözlerini kaldırdı.
> “Böyle olmamalıydı.
Sen o kapıdan girdiğin gün… sana kimsenin zarar veremeyeceğini söyledim.”
Avjin’in gözleri doldu.
> “Ben zaten acıya alışığım, ağam.
Yanan el değil… bazen kalp oluyor, o geçmiyor.”
Bahoz’un nefesi kesildi.
O an o kızın sadece bir kuma olmadığını, içinde kırılmamış bir dirayet taşıdığını fark etti.
Onunla ilk kez göz göze geldi.
O kadar yakındılar ki, sessizlik bile konuşuyordu.
Sargıyı bitirip elini tuttu, başını eğdi.
> “Bundan sonra seni kimse incitemeyecek, Avjin.
Ne bu evde, ne bu toprakta.
Benim adım Bahoz’sa, sözüm de onurumdur. Sende kendini kimseye ezdirmeyeceksin sen benim karımsın Avjin.”
Avjin başını öne eğdi, gözyaşını gizlemeye çalıştı.
Ama Bahoz fark etti.
Başparmağıyla yanağından akan yaşın izini sildi.
> “Ağlama. Gözyaşı değil bu, ateşin kalanı.”
O gece bir süre sessizce oturdular.
Yanan elin acısı geçmemişti belki ama kalbin üzerindeki buzlar yavaş yavaş çözülmeye başlamıştı.
Bahoz kalktı, odanın kapısına yöneldi.
> “Dinlen. Yarın yeni bir gün olacak.”
Kapıdan çıkarken Avjin’in sesi onu durdurdu:
> “Ağam…”
Bahoz arkasına döndü.
> “Teşekkür ederim.”
Bahoz sadece başını eğdi,
Ama o bakışta yüzlerce kelimenin yerini tutan bir sözsüz vaat vardı:
“Artık yalnız değilsin.”
