48. bölüm · Okyanus Ve Kül

Yola Düşen Kalpler

Beyza Çetin

Bölümler
1 Avjinin Doğduğu Gece 2 Sessiz Yas 3 Annesiz Büyüyen Kız 4 Zelalin Kopyası 5 Ağanın Sessiz Cehennemi 6 Kaderin Kurduğu Sofra 7 Kuma İsteme Gecesi 8 Töreye Meydan Okuyan Baba 9 Söz Gecesi 10 Şahmaran Konağında Fırtına 11 Gelin Gidiş 12 Konağa İlk Adım 13 İmam Nikahı 14 Avjinin Gözünden Düğün 15 İlk Gece 16 Konağa Alışma 17 Bahoz Ağanın İlgisi 18 Göz Göze Bir Sabah 19 Sessiz Kabul 20 Konağın Sessiz Telaşı 21 Misafir 22 Bir Hanımın Doğuşu 23 Gündüzün Sessiz Fırtınası 24 Ateşin Bedeli 25 Yanığın Sessizliği 26 Küller Arasında 27 Bir Kadının Kalbine Dokunan Sessizlik 28 Gece Baskını 29 Yeni Düzenin İlanı 30 Küller Ve Yeni Günler 31 Gölgeden Gelen Rüzgar 32 Konağa Dönmeyen Sessizlik 33 Gülün Mesajı 34 Gece Misafiri 35 Berfinin İzleri 36 Yaman’ın İhaneti 37 Tuzak 38 Sessiz Fırtına 39 Nar Ağacının Gölgesinde 40 Zelal’in Gölgesi 41 Kalbinde Sakla 42 Sözün Küllerinden 43 Sessizlikteki Dualar 44 Paylaşılan Hatıralar 45 Yeniden Bir Olmak 46 Seninle Yeni Başlangıç 47 Güne Dokunan Eller 48 Yola Düşen Kalpler 49 Nehir Kıyısında 50 Gün Batımının Sözü 51 Sana Doğru 52 Kalbe Dönüş 53 Aynı Nefesin İçinde 54 Yıldızların Altında 55 Sabahın Kalbinde 56 Sessizliğin İçinde Kalanlar 57 Soğuk Gülümseme 58 Eski Dostun Gölgesi 59 Yarım Kalan Söz 60 Külün Altındaki Gerçek 61 Gerçeğin Bedeli 62 Sessiz Fırtına 63 Adı Konmayan Mesafe 64 Zelalden Kalanlar 65 İçten İçe Yanmak 66 Saklı Geçmiş 67 Geceden Sonra 68 Biz Olma Vakti 69 Kaderin İlk Adımı 70 Resmi Nikah 71 Geceyi Susturan Kalp 72 Hanım Ağa 73 Güzel Günler 74 Yeni Hayatın Haberi 75 Gelecek İçin 76 Küçük Mucizeyi Paylaşmak 77 Yeni Soy Yeni Umut 78 Küllerden Doğan Okyanus Final

Konağın ağır kapısı gıcırdayarak açıldığında, sabah güneşi onları karşıladı. Avjin, eşiğinde bir an durdu; içeriye son kez baktı. O taş duvarların içinde ne çok sessizlik, ne çok gözyaşı kalmıştı. Ama bugün farklıydı. Bahoz yanındaydı — ilk kez, gerçekten yanında.

Bahoz arabayı garajdan çıkarmış, kapının önünde bekliyordu. Avjin yürürken elbisesinin uçları sabah rüzgârında hafifçe savruluyordu. Bahoz onun yaklaştığını görünce gülümsedi, o gülümseme Avjin’in kalbine ince bir sıcaklık gibi yayıldı.

“Hazır mısın?” dedi Bahoz, gözlerini ondan ayırmadan.

“Evet…” dedi Avjin, ama sesinde hem heyecan hem çekingen bir umut vardı. “Nereye gidiyoruz peki?”

Bahoz kapıyı açarken hafifçe eğildi, “Sadece biraz uzaklaşmaya,” dedi. “Kendimizle kalmaya.”

Arabaya bindiklerinde ilk başta ikisi de sessizdi. Motorun sesi, yolun taşlı gürültüsü ve arada rüzgârın cama vurması dışında hiçbir ses yoktu. Ama o sessizlik ağır değil, tatlıydı. Avjin, ellerini kucağında birleştirmişti; göz ucuyla Bahoz’a bakıyor, onun direksiyonu tutarken parmaklarının güçlü ama sakin hareketlerini izliyordu.

Bahoz fark etti bu bakışı. Kaşının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. “Böyle sessiz kalınca insanın aklına hep senin sesin geliyor,” dedi.

Avjin gülümsedi, başını çevirip pencereden dışarı baktı. “Belki de konuşmadan anlaşabiliyoruzdur,” dedi yumuşak bir sesle.

Bahoz başını çevirdi, onun yüzünü izledi. “Ben seni sustuğunda da duyuyorum zaten.”

Bir an, bakışları kesişti. Gözlerinde ne geçmişin kırıkları, ne de geleceğin korkusu vardı. Sadece orada, o anın içinde birbirlerini bulmuş iki insanın sıcaklığı…

Yol uzadıkça güneş daha da yükseldi. Dağların arasından geçerken Bahoz arabayı yavaşlattı. “Bak,” dedi, “şu manzarayı kaçırma.”

Avjin dışarı baktı; zeytinliklerin ötesinde küçük bir dere akıyordu, suyun sesi rüzgâra karışmıştı. “Ne güzel…” dedi, “burada her şey daha sakin.”

Bahoz motoru kapattı, arabadan indi. Avjin’e dönüp elini uzattı. “İn,” dedi. “Biraz yürüyelim.”

Avjin tereddüt etti ama elini uzattı; parmakları Bahoz’un eline değdiği anda içinden bir kıvılcım geçti. O kadar sade, o kadar gerçekti ki… Sanki ilk defa biri onu elinden değil, kalbinden tutmuştu.

Birlikte dere kenarına yürüdüler. Toprak yumuşaktı, otların arasından sabahın nemi yükseliyordu. Avjin birkaç adım geride kaldı, Bahoz ona döndü.

“Bu sabah… farklı,” dedi Avjin. “Korkmuyorum artık.”

Bahoz yaklaştı, aralarındaki mesafe birkaç adımlık kaldı. “Çünkü artık yalnız değilsin,” dedi.

Rüzgâr saçlarını hafifçe savurdu. Avjin, başını eğdi ama dudaklarındaki gülümseme gitmedi. Bahoz sessizce onun elini tuttu — bu kez sıkıca.

O an konuşmadılar. Gözleriyle konuştular, kalpleriyle anlaştılar.
Yolun sonunda nereye varacaklarını bilmeden…
Ama birlikte yürümeye karar vermiş iki insan gibi — temkinli, yeni, ama gerçek bir sevdayla.