23. bölüm · Okyanus Ve Kül
Gündüzün Sessiz Fırtınası
Bahoz Ağa kapıdan çıkıp arabasına bindiğinde, konağın avlusu yeniden sessizliğe büründü.
Motor sesi uzaklaştıkça içimde garip bir boşluk hissettim; sanki evin nefesi onunla birlikte gitmişti.
Ama ardından gelen sessizlik, huzurlu değil… gergindi.
Her köşede bir bakış, her nefeste gizli bir sitem vardı.
Heja Hanım kahvaltı sofrasındaki fincanları toplarken alçak sesle konuştu:
> “Avjin, sen git biraz dinlen kızım. Gece de yoruldun. Ben burayı toplatırım.”
Sözleri yumuşaktı ama aynı zamanda koruyucuydu.
O an fark ettim; o da her şeyi duymuş, görmüş, Bahoz’un yanında sessiz bir onay olmuştu.
Başımı sallayıp mutfağa doğru geçtim.
Ama adımlarımın ardında fısıltılar başladı bile.
Berfin’in sert sesi, Dilan’ın yavaş ama temkinli tonu karıştı birbirine.
> Berfin: “Bu böyle mi olacak şimdi yani? Bir gece de ‘hanım’ mı oldu o kız?”
Dilan: “Abla, ağanın sözü sözdür. Herkes duydu. Artık kabullenmek gerek.”
Berfin: “Ben o kızı kabullenmem! Kendi ellerimle hizmet ettim bu konağa, şimdi gelip başköşeye oturacak öyle mi?”
Dilan: “Ne istersen iste ama artık o da bu evin parçası. Ne kadar direnirsen, o kadar kendine zarar verirsin.”
Berfin’in sandalyesi sertçe çekildi.
Adımlarının sesi taş zeminde yankılandı.
Bir an sonra mutfağın kapısında belirdi — gözleri öfke doluydu.
> “Sen de iyi biliyorsun Avjin,” dedi buz gibi bir sesle. “O adamın gönlünde yer bulduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Bahoz Ağa kimseyi kolay sevmez.”
Kelimeleri zehir gibiydi.
Ama ben sadece derin bir nefes aldım.
Sakinliğimi bozmadım.
> “Ben sevgi aramadım Berfin,” dedim sessiz ama kararlı bir sesle.
“Ben sadece kendime ait bir yer aradım. O da bu evde bana verildi.”
Gözleri bir an duraksadı — çünkü bu kez korktuğum yoktu.
Sonra hışımla arkasını dönüp çıktı.
Kapı kapanınca Dilan yavaşça yanıma geldi, elimi tuttu.
> “Sakın üzülme. Ağa seni korur artık, bunu herkes gördü.”
Başımı eğdim, dudaklarımdan kısık bir cümle döküldü:
> “Korumak kolay... Ama insanın kalbini onarmak zor, Dilan.”
O an pencereden dışarı baktım.
Bahoz’un arabasının uzaklaştığı yola, taşlara düşen güneş ışığına…
Konağın duvarları hâlâ onun sözleriyle yankılanıyordu:
“O, bu evin hanımıdır.”
Ama içimde bir his vardı — bu huzur uzun sürmeyecekti.
Çünkü her sessizlik, Şahmaran Konağı’nda yeni bir fırtınanın habercisiydi.
