43. bölüm · Okyanus Ve Kül
Sessizlikteki Dualar
Heja odasına çekildiğinde, kapı ardında sessizce kapandı.
Oda karanlıktı, yalnızca pencerenin kenarından süzülen gün ışığı eski mobilyaların üzerine düşüyordu.
Tozlu raflarda Zelal’in bazı eşyaları duruyordu: küçük bir kolye kutusu, birkaç eski mektup, ve fotoğraflar. Heja onları birer birer aldı ellerine, her biri geçmişin yankısıydı.
Bir süre sessizce durdu, gözleri fotoğrafların üzerindeydi.
Sonra yavaşça dizlerinin üzerine çöktü ve ellerini avuçlarının içine aldı; sanki tüm geçmişin yükünü ve geleceğin sorumluluğunu taşıyordu.
— “Zelal…” diye fısıldadı, sesi titrek ama kararlı.
“Bunca yıl sana sahip çıkamadım. Sana verdiğim sözü tutamadım. Ama artık… bundan sonra tutacağım. Sana söz veriyorum: Avjin’i koruyacak, sana emaneti yerine getireceğim. O benimle, ben onunla… ve senin mirasını yaşatacağız.”
Heja derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı.
Avuçlarının içinde tuttuğu eski kolye kutusunu açtı, Zelal’in adını fısıldadı:
— “Allah’ım… bana güç ver. Bu yolda yanımda ol. Avjin’i, Bahoz’u, soyumuzu korumam için bana ışık ver. Onu sadece büyütmekle kalmayacağım, ona senin mirasını taşıyacağım.”
Oda sessizliğe gömüldü. Heja, bir süre gözlerini kapalı tuttu, eski mektuplara ve fotoğraflara baktı, dualarını sürdürdü.
Her nefeste, geçmişin acısı ve geleceğin sorumluluğu iç içe geçiyordu.
— “Kül olmuş oğlumu, Avjin’in ışığıyla yeniden hayata döndüreceğim,” diye mırıldandı.
“Senin emanetin, senin sözün… ben onu yerine getireceğim. Artık korkmayacaksın, Avjin senin ışığını taşıyacak.”
Heja, başını hafifçe eğip kolyeyi göğsüne bastı.
O anda odada yalnızlık değil, bir tür kutsal sessizlik vardı; geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kurulmuş, Heja’nın dualarıyla güçlenmişti.
Ve Heja biliyordu: Avjin, sadece Zelal’in değil, onun da ışığını taşıyacak; görevini, mirasını ve sevgisini hayatla buluşturacaktı.
