7. bölüm / 54
BENDEN ÇALINAN HAYAT🍯 7. Bölüm 🍯
Bölümler 54Şu an: 🍯 7. Bölüm 🍯
- 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
- 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
- 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
- 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
- 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
- 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
- 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
- 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
- 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
- 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
- 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
- 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
- 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
- 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
- 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
- 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
- 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
- 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
- 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
- 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
- 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
- 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
- 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
- 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
- 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
- 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
- 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
- 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
- 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
- 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
- 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
- 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
- 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
- 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
- 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
- 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
- 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
- 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
- 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
- 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
- 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
- 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
- 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
- 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
- 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
- 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
- 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
- 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
- 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
- 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
- 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
- 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
- 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Abimin mutfağa doğru yönelmesiyle arkasından bakıp gülmüştüm.
"Bak, sonunda insan gibi davranmaya başladı."
Selin ağzındaki lokmayı çiğnerken kaşlarını kaldırdı.
"Sen önce kendi insanlığını sorgula."
"Benim insanlığım gayet yerinde."
"Az önce midenden gelen sesle beni tehdit ettin."
"Tehdit değildi o. Açlık ilanıydı."
Gizem kahkahasını tutamayarak başını iki yana salladı.
"Sizinle aynı evde yaşamak gerçekten ayrı bir sabır gerektiriyor."
Selin hemen ona döndü.
"Sen de çok masumsun sanki."
"Ben hiçbir şey yapmıyorum."
"İşte en tehlikeliniz de sensin."
"Niye?"
"Çünkü sessiz sessiz izliyorsun."
Gizem dudaklarını bastırarak gülmeye çalışırken ben de önüme baktım.
"Ben açım, siz hâlâ kavga ediyorsunuz."
Selin elindeki tost parçasını önüme uzattı.
"Al o zaman, sus."
Tostu elimden almaya çalışırken geri çekti.
"Ama teşekkür edeceksin."
Gözlerimi kıstım.
"Vazgeçtim."
"Sen bilirsin."
Tam geri çekilecekken elinden alıp ağzıma atmıştım. Göz kırpıp,
"Sen demiştin ya, ne diyordun?" diye sormuştum.
"Ne diyordum ula? Kaptın ya elimden!" demesiyle gülmüştüm.
"Kuru iftira. Sen verdin."
"Eee, verilen şey de geri verilmez diye düşünüp yedim," dememle birlikte Gizem beni ciddi ciddi dinliyordu.
"Yalnız, canım kardeşim... Ulan ben sana hediye vermedim ki. Hem düşünme, ben alırım geri."
Gülerek ona dönmemle,
"Şey... sanırım alamazsın," deyip karnıma hafifçe vurmuştum.
Ona gülerek bakmamla eş zamanlı,
"Teşekkür ederim," demiştim.
Selin zafer kazanmış gibi gülümsedi.
"İşte böyle."
"Çok konuşma."
"Bak yine başladı."
Gizem araya girip önündeki defteri bana doğru çevirdi.
"Ders çalışacaktık, hatırlatırım."
Derin bir nefes aldım.
"Tamam. Ama önce tost."
Tam o sırada mutfaktan abimin sesi geldi.
"Bekle sen bekle bakalım, tost gelince kaçabilecek misiniz?"
Selin arkasından bağırdı.
"Yanlız şey, biz..."
"Biz seni seviyoruz abi," demişti.
"Ne?" dememle eş zamanlı Merih abimin elindeki terliği bize, daha doğrusu Selin'e doğru göstermesiyle gözlerimi büyütmüştüm.
"Abi ne dedim ya? Sanki bir şey dedim," dedi Selin.
"Dedin sandım, geldim ulan," demesiyle,
"Abi!" diye çıkışmıştı.
Eline aldığı silgiyi bana doğru atmasıyla ikizimin gülmesi bir olmuştu.
"Ulan!" diye bağırmıştı Merih abi.
Ben de gülmeye başlamıştım.
"Ah ah, sizi izleyeceğim," diye söylenip elindeki tostları masaya bırakmıştı.
Selin'e salladığı terliği yerine bırakıp ayağına geçirmesiyle mutfağa geri dönmüştü.
"Duyuyorum yalnız!" diye arkasından bağırmıştı.
Selin hiç aldırmadan bana dönmüştü.
"Abi, doktor hanımın acil müdahaleye ihtiyacı var!"
Mutfaktan sesi geldi.
"Ne müdahalesi?"
"Mide."
Birkaç saniye sonra abim yeniden mutfaktan çıkıp bize bakmıştı.
"Allah'ım, iki haftada bunları nasıl çalıştıracağım ben?"
Gülmemle birlikte sandalyeye biraz daha yaslandım.
"Abi, daha başlamadan bizi bırakma."
"Bırakmam," dedi hiç düşünmeden. "Ama siz de beni bırakmayın."
Bir an hepimiz sustuk.
Sonra Selin tostunu kaldırıp,
"Anlaştık," dedi.
Gizem de hafifçe gülümsedi.
"Anlaştık."
Ben de önümdeki kitabı açıp başımı salladım.
"Anlaştık."
Abim masanın kenarına yaslanıp hepimize baktı.
"Güzel. Şimdi herkes yesin, sonra başlıyoruz."
Selin tostuna bakıp iç çekti.
"Ben galiba bu ders çalışma işini seveceğim."
"Daha kitabı açmadın."
"Detay."
İstemeden güldüm.
Sonra önümdeki sayfaya baktım.
Bu kez gerçekten başlayacaktık.
Abim masanın başına geçip hepimize tek tek baktı.
"Tamam, doktor hanımın midesi kurtuldu. Şimdi sıra beyninde."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Abi, daha tostumu yemeden hakaret başladı."
"Bu hakaret değil. Gerçekçi bir tespit."
Selin tostunu eline alıp araya girdi.
"Abi, ben tarafsızım ama Nehir'in beynine laf ettirmem."
Ona döndüm.
"Sen biraz önce insanlığımı sorguluyordun."
"Ben fikir değiştirdim."
"Ne çabuk?"
"Tost verdim ya. Barıştık."
Gizem gülerek başını iki yana salladı.
"Bunların barışma süresi de tost kadar kısa."
Abim sandalyeyi çekip karşımıza oturdu.
"Güzel. Hepiniz güldünüz, eğlendiniz. Şimdi ciddi kısma geçiyoruz."
Selin elindeki tostu havaya kaldırdı.
"Abi, daha bunun yarısı duruyor."
"Ye."
"Sonra?"
"Sonra ders."
"Peki ya meyve suyu?"
Abim kaşını kaldırdı.
"Onu da iç."
Selin zafer kazanmış gibi gülümsedi.
"İşte şimdi eğitim sistemine güvenim geldi."
Gülmemle birlikte önümdeki kitabı kendime doğru çektim.
"Tamam, başlıyoruz."
Abim hemen önüme eğilip kitabın sayfasını çevirdi.
"Burası."
"Bunu biliyorum."
"Biliyorsan anlat."
Kitaba baktım.
Sonra abime.
"Abi..."
"Efendim?"
"Ben açken beynim çalışmıyor."
Selin hiç düşünmeden araya girdi.
"Ben tokken de çalışmıyor."
Gizem kahkahayı patlattı.
Abim birkaç saniye ikimize baktıktan sonra başını iki yana salladı.
"Ben sizi niye ciddiye alıyorum?"
"Çünkü bizi seviyorsun," dedim.
Bir an sustu.
Sonra yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Maalesef."
Selin hemen parmağını kaldırdı.
"Bak, bu kelimeyi biz de çok kullanıyoruz."
"Biliyorum."
"Demek ki ailece aynı sorun var."
Abim gülerken başını eğdi.
"Tamam, hadi. Konu dağıtmayın."
Önümdeki kitaba yeniden baktım.
Bu kez gerçekten okumaya başlamıştım.
Az önceki bütün korkular, kaçma düşünceleri, kafamda dönüp duran o ağır sorular... hepsi birkaç dakikalığına uzaklaşmış gibiydi.
Masada üç defter vardı.
Üç ayrı hayal.
Ve ilk defa o hayaller, ulaşılmaz bir şey gibi görünmüyordu.
Kalemi elime alıp sayfanın kenarına küçük bir not yazdım.
İlk hedef: vazgeçmemek.
Sonra kitabı kendime biraz daha yaklaştırdım.
"Abi?"
"Hm?"
"Başlayalım."
Bu kez hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını salladı.
Ve gece, ilk kez korkularımızı konuşmadan da bize ait bir şeye dönüşmeye başladı.
Elimdeki kahveden bir yudum alırken önümdeki biyoloji notlarına bakıyordum.
Sayfanın ortasındaki şekillere birkaç saniye boş boş baktıktan sonra iç çekmiştim.
"Abi..." diye mırıldandım.
Merih abi bilgisayardan başını kaldırdı.
"Hm?"
Kalemin ucuyla sayfadaki konuyu gösterdim.
"Şu konuyu tekrar anlatsana."
Selin anında kafasını kaldırmıştı.
"Evet evet, bana da anlat. Ben dün gece burada ruhumu bıraktım."
Gizem gülmesini tutmaya çalışırken Merih abi sandalyesini bize doğru çevirmişti.
"Hangisi?"
"Kalbin çalışma mantığı..." dedim dudağımı büzerek.
"Şuraları karıştırıyorum."
Bunu dememle yüzünde hafif bir gülümseme oluşmuştu.
"Kalp doktoru olmak isteyen insanın söylediği cümleye bak."
"Abi dalga geçme ya."
Kahvesini masaya bırakıp yanıma gelmişti. Sonra önümdeki kitaba eğilip kalemi eline aldı.
"Bak şimdi," dedi sakin bir sesle.
"Kalp dört odacıktan oluşuyor. İki kulakçık, iki karıncık."
Deftere hızlıca küçük bir çizim yaparken dikkatle onu izliyordum.
"Kirli kan buraya geliyor..." dedi ok çizerek.
"Sonra akciğerlere gidiyor, oksijenleniyor ve tekrar kalbe dönüyor."
Başımı hafif sallıyordum.
Selin kaşlarını çatmış şekilde bakıyordu.
"Ben niye hiçbir şey anlamıyorum?"
Gizem kahkaha atmıştı.
"Çünkü sen yazılımcı olacaksın."
"Kalbin kodu yok mu, yani bunun?"
Merih abi istemsizce gülmüştü.
"Var aslında."
Bunu demesiyle Selin bir anda doğrulmuştu.
"Hah! Şimdi ilgimi çekti."
Ben gülerek başımı iki yana sallarken tekrar deftere baktım.
"Tamam..." dedim yavaşça.
"Yavaş yavaş oturuyor galiba."
Merih abi kalemi masaya bırakıp bana baktı.
"Oturur."
"Ya sınav anında unutursam?"
Bu kez omzunu hafif silkti.
"Panik yaparsan unutursun."
"Anlarsan unutmazsın."
O an istemsizce sustum.
Merih abi kitabı kapatıp hafifçe masaya vurdu.
"Hadi doktor hanım," dedi hafif sırıtıp.
"Şimdi bana kalbi sen anlat."
Tam o sırada çalan kapı sesi evin içindeki sessizliği bölmüştü.
"Abi, kapı..." dememle Merih abi yerinden kalkmıştı.
"Ben bakarım."
Kapıya doğru giderken istemsizce arkasından bakmıştım.
Garipti.
Düşündükçe daha da garip geliyordu.
Belki de öz abimden bile daha çok abilik yapmıştı bize.
Ve acı olan şey... bunca zaman arkamızda durmasa belki şu an bu masada oturup gelecek kurmaya çalışan insanlar bile olamayacaktık.
O düşünce içimi sıkıştırırken derin bir nefes almıştım.
Tam o sırada ikizim önümdeki kâğıdı bana doğru itti.
"Şu matematik sorusuna baksana."
Düşüncelerimden çıkıp ona dönmüştüm.
"Ver bakayım."
Kâğıdı elime aldığım an kaşlarım çatılmıştı.
Sorunun üstünde şunlar yazıyordu:
f(x) = x³ − 6x² + 9x + 4
Fonksiyonunun yerel maksimum ve minimum noktalarının toplamını bulunuz.
"Bu ne lan?" diye mırıldandım istemsizce.
Selin kahkaha atmıştı.
"İşte ben bu yüzden yazılıma kaçıyorum."
Kalemi elime alıp birkaç saniye soruya bakmıştım.
Sonra derin bir nefes verdim.
"Tamam dur..."
Hızlıca türev almaya başladım.
f′(x)=3x2−12x+9f'(x)=3x^2-12x+9f′(x)=3x2−12x+9
"Önce türev alıyoruz," dedim kendi kendime düşünür gibi.
"Çünkü maksimum minimum için kritik noktaları bulacağız."
İkizim dikkatle bana bakıyordu.
"Şimdi bunu sıfıra eşitliyoruz."
3x2−12x+9=03x^2-12x+9=03x2−12x+9=0
"Üçe böl..."
x2−4x+3=0x^2-4x+3=0x2−4x+3=0
"Çarpanlara ayırınca..."
(x−1)(x−3)=0(x-1)(x-3)=0(x−1)(x−3)=0
"Yani kritik noktalar x=1 ve x=3."
Bir an durmuştum.
"Şimdi bunları ana fonksiyonda yerine yazıyoruz."
Hızlıca işlemleri yaparken kaşlarım hâlâ çatıktı.
f(1)=1−6+9+4=8f(1)=1-6+9+4=8f(1)=1−6+9+4=8
f(3)=27−54+27+4=4f(3)=27-54+27+4=4f(3)=27−54+27+4=4
Başımı kaldırıp ikizime baktım.
"Yerel maksimum ve minimum noktalarının değerleri 8 ve 4."
Selin hemen araya girmişti.
"Sonuç?"
İstemsizce gülüp kalemi masaya bıraktım.
8+4=12
"Cevap 12."
İkizim gözlerini büyütmüştü.
"Sen bunu nasıl yaptın ya?"
Omuz silkip arkama yaslandım.
"Zorlandım ama..." dedim gülerek.
"Galiba beynim yavaş yavaş çalışmaya başlıyor."
Tam o sırada abimin elindeki test kitapları ve birkaç notla dolu poşetleri masaya koymasıyla oda bir anda dolmuş gibiydi.
"Bunlar ne?" diye sormuştum kaşlarımı çatarak.
Merih abi poşeti açıp içindekileri tek tek masaya yaydı.
Kitaplar...
Notlar...
Ve kenarları dolu dolu çözülmüş çıkmış sorular.
Selin eğilip bakmıştı.
"Bu adam kim ya... gizli hazine mi dağıtıyor?"
Tam o sırada Merih abi sakin bir sesle konuştu:
"Milas Tugay almış, göndermiş."
Gizem gözlerini büyütmüştü.
"Notlar da onunmuş."
Ben kitaba daha yakından bakarken kaşlarım iyice çatılmıştı.
"İçinde çıkmış sorular bile var..."
Bir an durdum.
"İçinde çıkmış sorular bile var..."
Kitaba öylece bakarken birkaç saniye dalıp gitmişim.
"Hayırdır abi?" diye mırıldandım.
Kendime geldiğimde fark ettim ki resmen kitaba dalmıştım. Ama artık kitabı değil, karşımdaki adamı görüyordum.
Merih abi bana bakıyordu.
Yüzü her zamanki gibi sertti ama gözlerinde başka bir şey vardı. Sanki söylemeye cesaret edemediğim cümleleri benden önce anlamış gibiydi.
"Abi..." dedim, aldığım nefes boğazımda düğümlenirken.
"İki yıldan beri kayıp olan çocuk... Evet, o Milas Tugay."
Cümlenin sonunu söylerken istemsizce güldüm.
"Ne kadar komik, değil mi?"
Ama o gülüşün altında komik hiçbir şey yoktu.
Çünkü ben hâlâ ondan nefret edemiyordum.
"Ben nefret edemiyorum abi," dedim sonunda. "Bir de bana öyle bir davranıyor ki..."
Cümlem yarıda kaldı.
Gözlerimi burukça ona çevirdim.
"Sanki..."
Bir an sustum.
"Sanki beni iki yıl önce 'düşmanım' deyip terk eden o değilmiş gibi."
Sesim iyice kısılmıştı.
"Sanki hiçbir şey olmamış gibi bakıyor bana. Konuşuyor. Yanımda duruyor. Ve ben..."
Yutkundum.
"Ben bütün bunlara rağmen ona hâlâ kızamıyorum."
Merih abi hiçbir şey söylemeden beni dinledi.
Sonra sanki cevabı çoktan biliyormuş gibi başını hafifçe eğdi.
"O yüzden işten ayrılmak istedin."
Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Asıl niyetin bu değildi. Milas'ı unutmak için bitirdin her şeyi. Uzaklaşmak istedin. 'Bitti, yapamıyorum, olmuyor,' dedin."
Bir an gözlerimi kapattım.
"Çok mu belli?"
Merih abi kollarını açtı.
Ben de daha fazla dayanamayarak ona sarıldım.
"Belli değil, güzel kardeşim," dedi banasarılırken. "Tam tersine... Sen o kadar güçlüsün ki, söylemezsen anlamam."
"Abi..."
"Abiyim kızım."
Başımı göğsüne yaslarken gözlerimi kapattım.
İçimde biriken her şey sanki o iki kelimenin arasında biraz olsun hafiflemişti.
"İyi ki bırakmıyorsun bizi," diye fısıldadım. "Ne zaman düşsek anlayıp tutuyorsun."
Gülerek burnuma hafifçe vurdu.
"Abiyim kızım ben."
Başımı kaldırıp ona baktım.
Gözlerimdeki yaşlara rağmen gülümsedim.
"Biliyorsun," dedim sakince, "ben kızgınım, kırgınım."
Bir an sustum.
"Ama böyle davrandıkça affederim ben bunu."
Merih abinin bakışları yumuşadı.
"Ama sen ona kızma tamam mı?" dedim. "Çünkü onsuz yapamazsın, değil mi?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Cevap vermem gerekmiyordu.
O zaten anlamıştı.
"İyi ki varsın," diyebildim sadece.
Sonra istemsizce tekrar gülümsedim.
"Kim bu Milas ya gerçekten?"
Bir an durup gözlerimi yere indirdim.
"Kim ki beni hem üzüyor hem de üzemiyor? Kim ki duygularımın içinden bu kadar kolay geçme hakkını kendinde buluyor?"
Merih abi derin bir nefes aldı.
Sonra sesi bu kez daha ciddi çıktı.
"Kalbinin sahibi be kızım."
Başımı kaldırdım.
"Bak... iki koskoca yıl geçti. Sen aldatmadığın hâlde, sana öyle davranmasına rağmen bir neden, küçücük bir ihtimal aradın. Hatta bekledin."
Gözlerim dolmuştu.
"Hayatına birini dahil edip onu unutmaya çalışmadın. Anılarınızı yıkmadın. Tam tersine... onlara tutundun."
Bir an sustu.
"Ben bu çocuğu..."
Kaşlarını çatıp başını iki yana salladı.
"Döverim bunu."
Selin'in gözleri hemen bana kaydı.
"Abi, sakın."
Gizem de gözünden akan yaşı silip başını hafifçe salladı.
"Aslında bir noktada haklı be Nehir'im."
O an üçümüzün de yüzünde aynı anda hem buruk hem de istemsiz bir gülümseme oluşmuştu.
Ben de daha fazla dayanamadım.
"Arkandayım," dedim Merih abiye.
Sandalyeyi geri itip ayağa kalktı.
"Gel o zaman."
Gözlerim büyüdü.
"Ne?"
"Birlikte dövelim mi?" dedi ciddiymiş gibi.
Bir saniyeliğine hepimiz sustuk.
Sonra Selin koptu.
Gizem de tutamadı.
Ben de kahkahaya boğuldum.
Selin kahkahasının arasında nefes alıp:
"Bu nasıl plan ya— dershaneden mafyaya bağladınız işi!" dedi.
Merih abi bile sonunda gülümsemişti.
"Abartmayın," dedi.
Ama o an içimde başka bir şey netleşmişti.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey, bütün sorularının cevabını bulmak değildi.
Bazen sadece biri tarafından anlaşılmaktı.
Ama ben istemsizce gülmüştüm.
Merih abiye bakıp bir an düşündüm, sonra hafifçe başımı salladım.
"Arkandayım," dedim net bir sesle.
Sandalyeyi geri itip ayağa kalktı.
"Gel o zaman."
Merih abinin kolunu omzuma atmasıyla onunla birlikte ayağa kalkmıştım.
Gözlerim büyümüştü.
"Ne?"
"Birlikte dövelim mi?" dedi ciddiymiş gibi.
Gözlerim büyümüştü.
"Ne?"
Bir saniyeliğine hepimiz sustuk.
Sonra Selin koptu.
Gizem de tutamadı.
Ben de dayanamadım.
Gülmeye başlamıştık.
Selin kahkahasının arasında nefes alıp:
"Bu nasıl plan ya— dershaneden mafyaya bağladınız işi!" dedi.
Merih abi bile sonunda gülümsemişti.
"Abartmayın," dedi.
Ama o an netti.
Bizi yine dağıldığımız yerden toplamıştı.
Merih abi bir an sustu, sonra sanki kendine gelmiş gibi omuzlarını silkti.
"Hadi devam," dedi.
Masadan bir kitap alıp sayfalarını hızlıca karıştırdı.
"Şerefsiz iyi not çıkarmış... Bakayım," diye mırıldandı.
Sonra kitabı tekrar masaya bırakıp eliyle işaret etti.
"Siz devam edin."
Selin hemen kaşını kaldırdı.
"Abi sen bir kıskandın sanki kardeşini."
O an oda bir saniyeliğine sessiz kaldı.
Merih abi hiç düşünmeden eline bir silgi alıp Selin'e doğru fırlattı.
"Bakmayın ulan öyle!" dedi yarı sinirli, yarı gülerek. "Bakmayın, kardeşimsiniz."
Gizem kıkırdamaya başlamıştı bile.
Ben o an elimdeki notlara bakarken içimde garip bir sıcaklık hissettim.
Kafamı kaldırıp ona baktım.
"Abi..." dedim daha yumuşak bir sesle.
"Ne?"
Bir an durdum.
"Bize her ne kadar şu an neşeli olsak da, sana bir gün gidersin diye mesafeli dursak da..." diye devam ettim, "iyi ki vazgeçmedin."
Cümle bittiğinde kısa bir sessizlik oldu.
Merih abi bakışlarını bir an kaçırdı.
Düşüncelerime rağmen, o an içimde sadece tek bir şey vardı.
İyi ki.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Devam ediyorum demeye ve her zaman diyeceğim, abiyim kızım ben, boru değilim," dedi sadece.
Ama sesi bu kez farklıydı.
Daha sakin... daha gerçek.
Ben de buruk bir tebessümle başımı salladım.
"Tamam," diye söylenmemle Merih abim kaşlarını kaldırıp hepimize baktı.
"Ama bir saat sonra kimse ağlamayacak. Özellikle sen," deyip bana bakınca kaşlarımı kaldırmıştım.
"Ben niye özellikle benmiş birde?"
"Çünkü en çok sen söyleniyorsun."
"Ben söylenmiyorum, fikirlerimi paylaşıyorum."
Selin anında araya girmişti.
"Senin fikirlerin neden hep 'abi yoruldum' diye başlıyor?"
"Çünkü gerçekçi bir insanım."
Gizem gülerek başını iki yana sallamıştı.
"Hayır, sen direkt pes etmeye meyillisin."
"Ben pes etmiyorum."
Merih abi elindeki kalemi masaya bırakıp bana bakmıştı.
"Az önce biyolojiyi bırakıp üç kere tavana baktın."
"Düşünüyordum."
"Ne düşünüyordun?"
Bir an sustum.
"Hayatımı."
Selin kahkahayı patlatmıştı.
"Biyoloji sorusundan hayat sorgulamasına geçiş yapan tek insan olabilirsin."
Ben de gülerek ona bakmıştım.
"Ne yapayım? Beynim çok yönlü."
Merih abi derin bir nefes alıp başını iki yana sallamıştı.
"Allah sabır versin bana."
Sonra önümüzdeki kitapları tekrar düzenleyip her birimizin önüne ayrı bir test koydu.
"Şimdi herkes kendi sorusuna bakıyor. Beş dakika sonra kontrol edeceğim."
Selin test kitabına bakıp yüzünü buruşturdu.
"Beş dakika mı?"
"Evet."
"Abi bu zulüm."
"Zulüm değil. Sınav."
Gizem kalemini eline alıp sayfayı açmıştı.
"Tamam, başlayalım."
Ben de derin bir nefes alıp önüme baktım.
Kalemi elime aldığımda bu kez içimdeki o ağırlık biraz daha hafiflemişti.
Belki her şeyi bir gecede düzeltemezdik.
Belki önümüzde hâlâ korkacağımız, kaçmak isteyeceğimiz çok şey vardı.
Ama en azından o gece, üçümüz aynı masanın başında oturuyorduk.
Üstelik ne kadar birbirimize laf atıp didişsek de, o masada ilk kez uzun zamandır korkularımızdan değil, birbirimizden yana şikâyet edecek kadar rahat hissediyorduk.
Selin'in biraz önce yaptığı bir şeyi fırsat bilip kaşlarımı kaldırarak Merih abime dönmemle,
"Abi, bunlar yine birşeyler çeviriyor" diye söylenmiştim.
Selin anında bana dönmüştü.
"Ne alaka ya?"
"Ne alakası var? Az önce ikiniz de soruları bırakıp benimle uğraşıyordunuz."
Gizem kahkahayı tutmaya çalışırken Selin bana parmağını sallamıştı.
“Buna da kanma kız Ay,” dedi Selin gülerek. “Bizi ispikliyor. Bir kopya çekmiyorsunuz değil mi, dediği kaldı.”
Aklına gelmiş gibi devam edip kahkahasını bastırmaya çalışarak,
“Bizi abime sürekli şikâyet ediyor,” dedi.
“Abi, bak itiraf geldi! Bak, çekiyorsunuz değil mi?” dememle birlikte yediğim kalemle,
“Yuh yuh!” derken kahkaha atmam bence hiç normal değildi.
Selin ise hiç beklemeden bana dönüp sırıttı.
“İspik değil o,” diye hemen karşılık verdim. “Bilgilendirme.”
“Ha, tabii. Bilgilendirme.”
“Evet. Arada fark var.”
“Ne farkı var?”
“Ben sadece abime bilgi veriyorum.”
“Ne bilgisi?”
“Mesela siz çalışmıyorsanız, çalışmıyorsunuz diye.”
Selin gözlerini kocaman açıp Ay’a döndü.
“Bak, bak! Bir de utanmadan söylüyor.”
Ben daha fazla dayanamayıp gülmeye başladım.
“Ne var? Gerçekleri söylemek suç mu?”
“Senin yaptığın resmen ispik!”
“Değil.”
“İspik.”
“Bilgilendirme.”
“İspik.”
“Bilgi!”
İkimizin atışmasını izleyen Gizem kahkahasını tutamayarak araya girdi.
“Bence ikiniz de aynı şeyi söylüyorsunuz.”
Ben hiç düşünmeden başımı salladım.
“Hayır, benimki daha masum.”
Selin hemen itiraz etti.
“Senin masumiyetine de ayrıca bakacağız.”
“Ha, tabii.”
“Ciddiyim.”
Selin gözlerini kısıp bana bakmıştı.
“Senin bilgilendirme dediğin şey ne biliyor musun?”
“Ne?”
“‘Abi, Selin ders çalışmıyor.’”
Kaşlarımı kaldırmıştım.
“Çünkü çalışmıyorsun.”
“Bak!”
Parmağını havaya kaldırıp Gizem’e dönmüştü.
“Bak işte! Daha ben bir şey demeden savunmaya geçti.”
Gizem çoktan gülmeye başlamıştı.
“Ben de merak ediyorum, Nehir ne zaman ispikçilikten emekli olacak?”
“Ben ispikçi değilim.”
Selin hemen araya girmişti.
“Abi, Selin kahvesini içti.”
“Selin tostumu yedi.”
“Gizem bana bakıp güldü.”
“Bunların hiçbiri şikâyet değil mi?”
“Değil. Ev içi gelişmeler.”
Selin iki elini beline koymuştu.
“Ev içi gelişme mi?”
“Evet.”
İkizim de gülerek Selin’e destek verir gibi başını salladı.
“Abi, bu kız bizi canlı yayın gibi raporluyor.”
“Abartmayın ya,” diye itiraz ettim. “Ben sadece gerekli yerlerde bilgi veriyorum.”
Selin kahkahayı patlattı.
“Gerekli yerlerdeymiş! Abi, bak yine savunmaya geçti.”
İkizim gülerek araya girdi.
“Bir de çok masum söylüyor.”
Ben ikisine de bakıp kaşlarımı kaldırdım.
“Ne yapayım? Siz de düzgün durun.”
Selin elini kalbinin üzerine koyup dramatik bir ifadeyle abime döndü.
“Abi, gördün mü? Bir de suçlu bizmişiz gibi konuşuyor.”
Merih abim başını iki yana sallayıp gülmemeye çalışırken,
“Ben sizin hanginizden şikâyetçi olacağımı şaşırdım,” dedi.
Gülmemi tutamayıp omuzlarımı silkmiştim.
“Ne yapayım? Siz de biraz uslu durun.”
Selin ağzını açıp birkaç saniye öylece bana bakmıştı.
“Uslu mu?”
“Evet.”
“Biz mi?”
“Evet.”
“Sen?”
Bir an duraksamıştım.
“Ben zaten usluyum.”
Gizem kahkahayı patlatmıştı.
Selin de hemen eliyle beni gösterip,
“Abi! Duydun mu? Kendine uslu diyor!” diye bağırmıştı.
Merih abi masanın diğer tarafından başını kaldırıp bize bakmıştı.
“Ben hiçbir şey duymadım. Duymak da istemiyorum.”
“Bak gördün mü?” demiştim Selin’e. “Abim bile tarafsız.”
“Tarafsız değil, bıkmış.”
“Aradaki fark ne?”
“Senin yüzünden bıkmış.”
“Ben ne yaptım?”
Selin hiç düşünmeden cevap vermişti.
“İspikledin.”
“Bilgilendirdim.”
“İspikledin.”
“Bilgilendirdim.”
“İspikledin.”
“Bilgilendirdim!”
Gizem araya girip gülerek,
“Bence ikiniz de aynı şeyi farklı isimle söylüyorsunuz,” demişti.
“Hayır,” diye itiraz etmiştim. “Ben sadece gerekli gördüğüm bilgileri doğru kişiye iletiyorum.”
Selin gözlerini devirmişti.
“Bak şu cümleye bak. Sanki devlet memuru.”
“Düzenli çalışıyorum.”
“Bizi mi düzenliyorsun?”
“Birinin yapması lazım.”
Selin elini kalbine götürüp dramatik şekilde geriye yaslanmıştı.
“İnanamıyorum. Aynı evde yaşadığım insan beni kendi abime fişliyor.”
“Fişlemiyorum.”
“Geçen gün ne dedin?”
Bir an düşünmüştüm.
“Ne dedim?”
“‘Abi, Selin yine son soruyu çözmeden kitabı kapattı.’”
“Çünkü kapattın.”
“Ben yoruldum!”
“Ben de onu söyledim zaten.”
Gizem artık kahkahasını tutamıyordu.
Selin bana doğru eğilip gözlerini kısmıştı.
“Seninle bir daha hiçbir sırrımı paylaşmayacağım.”
“İyi.”
“İyi mi?”
“Evet. Böylece abime anlatacak bir şey de kalmaz.”
Selin birkaç saniye sessizce yüzüme bakmıştı.
Sonra başını iki yana sallayıp,
“Bu kızın zekâsı yanlış yerde çalışıyor,” demişti.
“Ben gayet doğru yerde kullanıyorum.”
“Hayır, senin zekânın yönü direkt Merih abiye bağlı.”
Merih abi uzaktan başını kaldırmıştı.
“Benim adımı niye yine karıştırdınız?”
Selin hiç beklemeden beni göstermişti.
“Nehir seni bize karşı kullanıyor abi.”
“Ne yaptım?”
“Bizi ispikliyor.”
“Bilgilendiriyorum,” diye yine düzelttim.
Merih abi birkaç saniye bana bakmış, sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
“Ben artık ne derseniz deyin, bu evde kimin kimi ispiklediğini takip edemiyorum.”
Selin hemen,
“Abi, ben sana baştan söyleyeyim, suçsuzum,” demişti.
Ben kaşlarımı kaldırmıştım.
“Daha soru bile sorulmadı.”
“Sen sorulmadan da cevap verirsin zaten.”
Gizem masaya kapanıp gülmeye başlamıştı.
Ben de dayanamayarak gülmüştüm.
“Tamam, tamam. Bir daha sizi ispiklemeyeceğim.”
Selin şüpheyle bana bakmıştı.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
“Yemin et.”
“Etmem.”
“Niye?”
“Çünkü yarın yine yapabilirim.”
Selin'in ağzı açık kalmıştı.
Gizem kahkahadan konuşamaz hâle gelirken Merih abi başını iki yana sallayıp önündeki kitaba dönmüştü.
“Ben sizi niye ciddiye alıyorum?”
Ben hiç düşünmeden,
“Çünkü bizi seviyorsun,” demiştim.
Selin hemen araya girmişti.
“Ve çünkü ben de yarın Nehir’i sana ispikleyeceğim.”
“Sen de mi başladın?”
“Öğretmenimden öğrendim.”
“Ben öğretmen değilim.”
“Abime şikâyet etme konusunda ustasın.”
“Ben sadece aile düzenini koruyorum.”
Selin kahkahayla,
“Allah korusun sen aile düzenini korumaya devam edersen biz bu evden mezun oluruz!” demişti.
Bu kez Merih abi bile kahkahayı tutamamıştı.
Ve o an, ders çalışmamız gereken masanın başında, beş dakikalık molayı yine birbirimizi ispikleyerek uzatmayı başarmıştık.
Selin gözlerini devirmişti.
"Sen var ya, kardeşlik hukukunu da kendi çıkarına göre yorumluyorsun."
"Ben sadece abimin işini kolaylaştırıyorum."
Merih abi araya girip başını iki yana sallamıştı.
"Ben sizden ne zaman şikâyet dinlemeye başladım?"
"Abi, daha dur. Daha anlatacaklarım var," dememle Selin'in gözleri büyümüştü.
"Bak işte! Ben size ne diyordum?"
Gizem kahkahayı patlatırken Merih abi de gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı.
"Selin!" diye itiraz etmemle birlikte bana bakarak kahkahaya boğulması bir olmuştu.
Abim ise bir süre hepimizi sessizce izledikten sonra elindeki kalemi masaya bırakmıştı. Yüzündeki ifadeden hem eğlendiği hem de bizi toparlamaya çalıştığı belliydi.
"Siz var ya, insan bir dakika yanınızda anca ya da siz anca bir dakika ciddi ciddi durursunuz," demesiyle ben hiç vakit kaybetmeden,
"Duruyoruz zaten," diye karşılık vermiştim.
Bunun üzerine alaycı bir tebessümle bana bakıp,
"He kesin," demesiyle masanın etrafındaki gülüşmelerimiz yeniden artırmıştı. Gizem çoktan sırıtışını gizleyemez olmuş, Selin ise kitabın arkasına saklanmaya çalışıyordu ama omuzlarının titremesinden güldüğü açıkça belli oluyordu.
Elimi kalbimin üzerine koyup büyük bir haksızlığa uğramışım gibi bakarak,
"Ben gayet masumum," dediğim anda üçü de aynı anda gülmeye başlamıştı.
"Masummuş," diye söylenmişti Selin.
"Çok hem de," diye eklemişti Gizem.
Abimse hiç düşünmeden,
"Tarihin en büyük yalanlarından biri," demişti.
Ağzımı açıp hepsine tek tek bakarken,
"İnanamıyorum size," diye mırıldanmıştım.
Fakat Selin hiç geri adım atmadan,
"Kızım, sen daha demin bizi şikâyet ettin," deyince ben de anında,
"Yardım istedim," diye itiraz etmiştim.
"Şikâyet ettin."
"Yardım istedim."
"Şikâyet ettin."
"Yardım!" diye sürüp giden çocukça tartışmamız yüzünden masadaki herkes gülmekten kırılıyordu.
Gizem bana dönüp kaşlarını kaldırdı.
“Ne olur anlatsana... Hani ‘ispik değil, yardım’ diyorsun ya?”
Selin anında lafa girdi.
“Evet, evet. Ben de şuan bu yardım sisteminin nasıl çalıştığını merak etmiyor değilim.”
İkisine birden baktım.
“Ne var?”
Gizem ellerini masanın üzerine koyup ciddi ciddi bana doğru eğildi.
“Mesela geçen gün ne yaptın?”
“Ne yaptım?”
“Abime gidip ‘Selin yine odasında ders çalışıyorum deyip telefonla oynuyor’ demedin mi?”
“Ben sadece—”
Selin parmağını kaldırdı.
“Bak! Cümleyi bile tamamlayamadı. Suçüstü.”
“Çünkü sen gerçekten telefonla oynuyordun!”
“Evet ama bunu bana söylemek yerine neden abime söyledin?”
“Çünkü seni ikna edemedim.”
Gizem kahkahayı bastı.
“Peki ya geçen hafta?”
“Ne olmuş geçen hafta?”
“‘Abi, Gizem kitabını açtı ama on dakikadır aynı sayfaya bakıyor,’ diyen kimdi?”
Bir an sustum.
Gizem gözlerini kısıp bana baktı.
“Ben o gün gerçekten aynı sayfaya bakıyordum.”
“Evet!”
“Sen bunu nereden biliyordun?”
“Çünkü karşımda oturuyordun.”
Selin masaya vurarak güldü.
“Allah aşkına, kız bizi resmen gözetliyor!”
“Gözetlemiyorum!”
“Ne yapıyorsun?”
“Takip ediyorum.”
Gizem kahkahayı patlattı.
“Daha kötü söyledin.”
“Hayır, öyle değil!”
Selin hemen araya girdi.
“Abi!” diye seslenip koridora doğru döndü. “Nehir yine savunma yapıyor!”
“SELİN!”
İkizim kahkahalarla bana bakarken Gizem de fırsatı kaçırmadı.
“Bir dakika, bir dakika. Asıl merak ettiğim şey şu...”
“Ne?”
“Sen bizi abime şikâyet ederken cümleye nasıl başlıyorsun?”
Kaşlarımı çatıp düşündüm.
“Normal başlıyorum.”
Selin sesini kalınlaştırıp beni taklit etmeye başladı.
“Abi, şimdi yanlış anlama ama...”
Gizem hemen devamını getirdi.
“...ben sizi ispiklemiyorum.”
Selin:
“...sadece küçük bir bilgilendirme yapacağım.”
Gizem:
“...ama Selin yine çalışmıyor.”
Selin:
“...Gizem de kitabı açmış, içine bakıyor ama hiçbir şey yapmıyor.”
İkisi aynı anda bana dönüp:
“BİLGİLENDİRME!” dedi.
Dayanamayıp kahkaha attım.
“Tamam ya, susun!”
Gizem gülerek omzuma dokundu.
“Yani kabul ediyorsun.”
“Neyi?”
“İspikçi olduğunu.”
“Değilim!”
Selin hemen başını iki yana salladı.
“Değilsin tabii. Sen bizim kişisel denetim mekanizmamızsın.”
“Ben size yardım ediyorum.”
“Nasıl?”
“Ders çalışmanızı sağlıyorum.”
Gizem ciddi ciddi başını salladı.
“Evet. Abim bizi azarlayınca çalışıyoruz.”
“Gördün mü?”
“Yani senin yöntemin işe yarıyor.”
Selin parmağını bana doğrulttu.
“Ama bunun adı hâlâ ispik.”
“Hayır.”
“İspik.”
“Bilgilendirme.”
“İspik.”
“Bilgilendirme.”
Gizem araya girdi.
“Peki sana göre ‘ispik’ ne?”
“Birini kötü duruma düşürmek için yapılan şey.”
Selin hemen atladı.
“Sen bizi kötü duruma düşürmüyor musun?”
“Hayır.”
“Geçen gün abime ‘Selin kahvaltıda son poğaçayı yedi’ diye haber veren kimdi?”
“Çünkü sonuncuydu!”
“Ve?”
“Ve ben aç kaldım.”
Gizem kahkahadan masaya kapanmıştı.
“Demek asıl mesele adaletmiş.”
“Tabii.”
Selin gözlerini kısıp bana baktı.
“Peki ‘Gizem gece çikolatanın tamamını yedi’?”
“Onu da adalet için söyledim.”
“Sen bildiğin evin savcısısın!”
“Ben sadece düzeni sağlıyorum.”
Gizem gülerek başını salladı.
“Tamam, savcı hanım. Bir gün de bizi abine şikâyet etmeden yaşayabilir misin?”
Bir an düşündüm.
“Yaşarım.”
Selin hemen:
“Kaç saat?”
“...Bir.”
Üçümüz birden kahkahaya boğulduk.
Gizem gözünden gelen yaşı silerek,
“İşte bak! İtiraf etti!” dedi.
Ben de gülerek ellerimi kaldırdım.
“Tamam, tamam. Belki biraz söylüyorum.”
Selin zafer kazanmış gibi arkasına yaslandı.
“Birazmış.”
Gizem de başını salladı.
“Canlı yayın gibi raporluyor bizi.”
“Abartıyorsunuz.”
Selin hiç beklemeden:
“Abi!”
Ben daha dönüp bakamadan ikizim de kahkaha atarak ona katıldı.
“Abi, yeni gelişme var!”
“Kesin sesinizi!” diye gülerek bağırdım.
Ama ikisi de çoktan kahkahaya boğulmuştu.
Abim sonunda başını iki elinin arasına alıp derin bir nefes vermişti.
"Ben niye uğraşıyorum sizinle?" diye sormasıyla yüzümde oluşan gülümsemeyi engelleyemeden,
"Çünkü bizi seviyorsun," demiştim.
O an bir saniyelik sessizlik olmuş, hepimiz aynı anda ona bakmıştık.
Selin ise fırsatı kaçırmayıp sırıtarak,
"Yakalandın abi," demişti.
Bunun üzerine abim eline geçen silgiyi hiç düşünmeden ona doğru fırlatmıştı.
"Çok konuşma sen."
Son anda eğilip kurtulan Selin kahkahalarla gülerken ben de masaya kapanmış hâlde gülüyordum. Abim ise yüzündeki gülümsemeyi gizlemeye çalışsa da pek başarılı olamamıştı.
Başını iki yana sallayıp önümüzde duran testleri işaret ederek,
"Hadi bakalım, beş dakika mola bitti. Şimdi şu soruları çözeceksiniz," demişti.
"Abi..." diye söze başlamamla birlikte daha ne diyeceğimi bile beklemeden,
"Hayır," demişti.
Şaşkınca göz kırpıp,
"Ama..." diye devam etmeye çalıştığımda yine aynı kararlılıkla,
"Hayır."
Bu sefer gülerek,
"Daha söylemedim ki," dememle bana bakıp,
"Onun için de hayır," demişti.
O cümleden sonra odanın içini dolduran kahkahalara artık kendisi de engel olamamış, gülerek başını eğmişti.
O an masanın üzerindeki testler, notlar ve çözülecek onlarca soru bir süreliğine önemini kaybetmişti.
Çünkü ne kadar birbirimizle uğraşsak da, ne kadar laf dalaşına girsek de, hepimiz uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat ve neşeli hissediyorduk.
Bölüm etkileşimi
