BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

50. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 50.Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 50.Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime · Okuduğun bölüm
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Sanki hiç gitmemiş gibi... Yeni ve yeniden gitmeyecek gibiydi. Oturmuştu ya, sanki...

Öylece baktığım sırada, "Sevdiğim adam beni gerçekten bırakmamıştı," diye düşünürken omzuma kolunu atmasıyla kendime gelmiştim.

Hani şu olur ya... Bir insan sana iyi gelir ama sen başta bunun böyle olacağını hiç düşünmezsin. Hatta kaçarsın sürekli. Ama o bırakmaz.

Milas da beni bırakmamıştı.

Düşüncelerimden sıyrılıp kafamı sallamış, sonra çıkıp Bahar yengeme bakmıştım. Öyle bir bakıyordu ki...

Aldığım nefesle hafifçe tebessüm edip,

"Yenge..." demiştim.

"Ne oldu?" diye fısıldadığım anda,

"Siz," demişti.

Bir an anlamamıştım.

"Siz o iki gerikafalının dediklerini takmayın," demişti.

Ona öyle bir bakmıştım ki anlamış gibi,

"Odanız nasıl kızlar?" demesiyle o an bulunduğumuz ortamın farkına varmıştım.

Aldığım nefesle,

"Ortam..." diye mırıldanmıştım.

Gülerek,

"Tabii ortam ya," demişti.

Şöyle bir bakmıştım da...

Çok güzeldi.

"Çok güzel," dersem inanmayın yani.

"Bahar yenge, affedersin de burada... Burası hem küf," demiştim. "O kadar büyük evde bu oda mı şahsen?"

"Maya yaptı," dediği an Gökçe,

"Anne!" demişti.

Aldığı nefesle,

"Hay..." demişti Bahar yengem. "Seveceğim bu Maya'yı."

"Ya niye?" demişti.

"Niye? Şey yiyen insanın yaptığı şeyi benim kuzenlerim çekiyor."

Bahar yengemin,

"Dedenin şartı bu," demesiyle Selin hemen araya girmişti.

"Köpek kulübesi daha güzeldir, bu ne?"

"Bahar yenge..." dememle yengem hemen,

"Kızlar," demişti. "Babanız bilmiyor. Bilse engel olur."

"Ama daha çok kavga ederler, değil mi?" diye tamamlamıştım.

Bahar yengem gülerek başını sallamıştı.

"Tamam," demiştim. "Peki, öğrenmeyecek mi?"

"Öğrenemez. Çünkü sofraya Adar çağıracak sizi. O da düşünmüyor, önemsemiyor sizi."

Ay ışığım hemen yengeme dönmüştü.

"Yenge, test mi ediyorsun bizi şu an? Susmamız mı gerekiyor?"

Bir an durup eklemişti:

"Ama... ama sen de mi dedem gibisin?"

"Hayır."

Bahar yengem hiç bekletmeden devam etmişti.

"Hayır, kavga ettim. Tuncay bile sövdü saydı. Ama kızlar, sizi bu eve kabul etmesinin ve susmasının tek şartı bu."

Bir an susmuştuk.

"Susmuş hâli bu mu?" demiştim.

Gökçe hemen,

"Anne..." diye araya girmişti.

"Bu odada hasta olur bu kızlar."

Bahar yengem tebessüm etmişti.

"O yüzden ben de, hatta sen de burada kalacaksın Gökçe Hanım. Tek umut yolu."

"Hayır," demiştik üçümüz aynı anda.

Bahar yengem bize öyle bir bakmıştı ki sanki küfretmişiz gibi.

"He ya," demişti.

Sonra kendisini gösterip,

"Ben," demişti. "Zalim miyim kızım?"

Başını iki yana sallayıp gülmüştü.

"Sus. Hayır desen de yaparım ki."

"Yenge..." diye fısıldamıştım.

Tam o sırada gözlerimi Bahar yengemden ayırmadan,

"Asel Hanım..." demiştim.

Bahar yengem ne demek istediğimi anlamış gibi gözlerimin içine bakmıştı.

"O gördü mü odayı?"

Bir an sessiz kalmıştı.

"Hayır."

Sonra bakışları ciddileşmişti.

"Ve öğrenmemesi gerekiyor, kızlar."

Bir an daha durmuş, ardından eklemişti:

"Ve Milas Tugay..."

"Nasıl?" diye fısıldadığı anda Bahar yengem, Milas'a dönüp, "Ben," demişti. "Ben gerçekten öyle biri miyim? Aldığım nefes yetmez, siz..." Sözlerinin ucunda asılı kalan o sitemle birlikte, gülmemek için başını benimki gibi odanın içinde gezdirmişti. "Çok güzel ya... Ne kadar temiz, değil mi?" derken yüzündeki ciddiyet çatlamış, kahkahasını zorla bastırmıştı. Ben de dayanamayıp gülerek, "İlk girdiğimiz anda ne güzel rol yaptık," demiştim.

İkizim anlamış gibi, "Ne sandın?" dediği an Gökçe'nin, "Olur anne, yapalım şu işi," demesiyle, "Ne işi?" diyecekken aklıma gelenle, "Lan, hayır, durun," diye fısıldamıştım. Gözlerime bakarak, "Ne hayır, canım benim?" demesiyle, "Ya Gökçe," diye fısıldadığım an, "Siz dediniz ya, eşek hasta mı olacaksınız?" diye söylenmemle, Gökçe hiç bozuntuya vermeden, sanki dünyanın en ciddi meselesini konuşuyormuş gibi, "Siz," demişti. "Siz olurken iyi, bizim neyimiz eksik? Aaa ulan, bak!" demişti. Bir de üstüne gerçekten gücenmiş gibi kaşlarını çatıp, "Bak, kırılıyorum," dediği an ister istemez gülmemle, "Lan," derken artık dayanamamıştık. "Ya hayır," demiştim.

Yengemin, "Ay, durun," deyip saatine bakmasıyla, "Neyse, ben sizi rahat bırakıyorum ama sorununuz olursa gelin, bak," demesiyle, "Tamam, merak etme yenge," diye fısıldamıştım. "İyi muhabbetler," demesiyle de odadan çıkmıştı.

Arkasından bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki Gökçe boğazını temizleyip kısa bir öksürükle dikkatimi çekti. Başımı ona çevirdiğimde göz göze geldik; bakışlarında hem bir uyarı hem de zor tuttuğu bir gülümseme vardı.

"Efendim, güzelim?" dedim, kaşlarımı hafifçe kaldırarak.

Selin hemen lafa girdi. Dudaklarının kenarı kıvrılmış, gözleri ikimizin arasında gidip geliyordu.

"Nehir kuşum, bence..."

"Bence şirinlikle falan çözülmez ama sen bilirsin," dedi Gökçe, sözünü keserek. Kollarını göğsünde birleştirdi. Sesi sakindi ama bakışlarından, söylediklerinin pek de şaka olmadığı belliydi.

"Niye ki?" dedim, istemsizce biraz öne eğilerek.

"Ne niyesi?" dedi ikizim. Gülmemek için başını cama çevirdi; omuzları hafifçe sarsılıyordu. Birkaç saniye dışarı baktıktan sonra dudaklarını bastırıp yeniden bize döndü.

"Yok bir şey, canım. Bir de 'niye ki?' diye soruyor."

"Yani..." dedim, sesimi uzatıp Gökçe'ye anlamlı bir bakış atarak.

Kollarımı bağlayıp ona döndüm. Gökçe'nin bakışları bir an kaçtı, sonra meydan okur gibi çenesini kaldırdı.

"Canımın içi, konuşsana yengemle."

Selin bu kez kendini tutamayıp kıkırdadı. Gökçe ona kısa ve sert bir bakış atınca hemen ağzını kapattı ama gözlerindeki eğlence hâlâ duruyordu.

Sonra aklıma yeni gelmiş gibi parmağımı havaya kaldırıp ekledim:

"Hem..." Bir an durup ikisine de baktım. "Biz kötü yatarız be."

Gökçe'nin kaşları havaya kalktı. Selin de kahkahasını bastırmak için elini ağzına kapattı. Aramızdaki gerilim bir anda dağılıvermişti ama Gökçe'nin yüzündeki o temkinli ifade hâlâ yerindeydi.

Gökçe'nin kaşlarını kaldırıp bana bakmasıyla, "Ne demek kötü yatarız?" der gibi yüzüme baktığını anlamıştım.

"Ne?" demiştim masum masum. "Yalan mı?"

Selin yine gülmemek için başını cama çevirmişti. İkizim ise çoktan kendini kaybetmiş, omuzları titreyerek gülüyordu.

Gökçe derin bir nefes alıp, "Siz var ya..." diye başlamıştı.

"Biz ne?" dememle sözünü kesmiştim.

"Hiçbir şey," demişti dişlerinin arasından. "Sizinle konuşulmaz."

"Bak, yine kaçıyorsun," dememle Selin'in kahkahası patlamıştı.

Gökçe bu kez ona dönüp, "Sen de sus!" demişti.

"Tamam, tamam," demişti Selin, ellerini kaldırarak. Ama yüzündeki sırıtışı bir türlü gizleyemiyordu.

İkizim de araya girip, "Bence artık Gökçe'yi yengemle baş başa bırakalım," dediğinde gözlerimi ona çevirmiştim.

"Sen hiç karışma," demiştim. "Bu işin başından beri en masum görünen sensin ama en çok sen eğleniyorsun."

İkizimin yüzündeki gülümseme bir anda büyümüş, "Ben mi?" demesiyle hepimiz yeniden gülmeye başlamıştık.

Kendime gelmemle, "Yok, ne demek sen, lütfen?" diye fısıldadım. Selin de beni tamamlarcasına, "Hiç yani, sen kim, yapmak kim?" dedi. Bunun üzerine Ay, "Durun," diye fısıldadı.

Gülmemi zor tutuyordum ki açılan kapıdan içeri giren kişiyle göz göze geldik. Kollarını göğsünde birleştirip, "Evet?" dedi.

Tanımadığım çocuğu görmezden gelip Adar'a döndüm. "Siz? Hayırdır? Kızların odasına ne zamandır kapıyı çalmadan girebiliyorsun?"

Adar, yanındakine şöyle bir bakıp bir adım attı. "Yok," dedi. "Şahsen ben ablamın odasına kapıyı çalmadan girmem ama..."

"İşte senin odan ya."

Gülerek, "Odam?" dedim. Sonra sanki aklıma yeni gelmiş gibi ona bakıp, "Sen buraya gerçekten odam mı diyorsun?" diye fısıldadım. Tam cevap verecekti ki—

"Oysaki size yakışır bir oda. İstersen sen yerleşsene oraya."

Hepsini görmezden gelip ona inatla baktım. "Tam senlik bir oda. Hem bak, ne güzel tarif ediyor."

"Aklıma gelmişken..." diye fısıldadığım anda ikizim, lafı ağzımdan aldı. "Senin favori ikizin Maya'ydı, değil mi?"

"Sen geç buraya."

"Birinin de bence 'Sen geç buraya' demesi gerekiyor."

"Ben üçüzlerimle kalırım. Hem işime gelir," diyen sesle başımı kaldırdım. Karşımda duran üçüzüme bakınca gözlerimi kıstım.

"Acımadan..."

"Hem Duru şahsen haklı. Özlemini giderirsin, Maya'yla da yabancılık yaşamazsın. Özlemişsin ya," dedi ve sanki dünyanın en normal şeyini söylüyormuş gibi umursamazca baktı.

"Hadi," dedi bu sefer. "Daha iyi bir oda sizi bekliyor. Garantisi bende."

"Adar," diye fısıldadım. Ardından, "Bence yorulma. Beni bozamazsın," dedim.

Çağlar'a dönüp, "Ama..." diye fısıldadığım anda öksürdüm. Aynı anda, "Ulan Duru, düşün daha peşime," demişti.

"Emrin başım üstüne," dememle Çağlar'ın, "Neden?" diye fısıldadığı an,

"Ne neden? Onu bizim dememiz gerek ya," diye fısıldadım.

Çağlar'a yetişip kolumu omzuna attım.

"Yapma bunu. Bak, Gizem'e de diyorum, sana da yav. Anla işte. Sevmiyor, sevmeyecek. İhtiyacım var mı dersen, yok ki. Siz varsınız. Sen varsın, Gizem var, babam var. Hem düşünüyorum da kalabalığa ne gerek var ki? Biz varız işte."

"Yapma oğlum. Benim için ailen olabilecek insanlardan vazgeçme."

Dememle kafama yediğim acıyla, "Aa!" demiştim.

"Ne aa'sı? İyi bile dayandım, değil mi ikizim?"

"Bana inat mısın, oğlum?" dememle gülerek bahçeye çıkarken,

"Senin için acı, benim için mutlu bir haber, canımın içi," demişti dalga geçer gibi.

"Adı üstünde, acı haber ama..."

"Bu kız var ya... Ördek."

"Ya da muhabbet kuşum."

"Bence muhabbet kuşu. Şu ana o kadar uyuyor ki."

"Heh, ne diyordum? Ay Gizem benim ikizim be. Valla, adı üstünde," dedi.

"Pikachu," dememle ona vurmamla eş zamanlı Gizem'in arkadan,

"Ulan hain, salsana ikizimi!" dediğini duymuştum.

"Bak," demiştim. "Beni diyor."

Derken ikizimin gülerek,

"Sana diyorum, ördek yav! Salsana. Zaten korumuyor manyak kendini. Lan, ikiz belası, korusana!" demesiyle,

"Öyle mi?" deyip durmamla ona bakmıştım.

Aynı anda geri geri gitmeye başlamıştı.

"Gelsene buraya!" dememle ona doğru koşarken,

"Civciv, dursana!" deyip beni tutan sevgilimle,

"Lan..." derken bir anda,

"Lan, sevgilimsin sen. Kendine gel ve bırak beni!" demiştim.

Ama çoktan sırtına almıştı bile.

"Ah be civcivim... Emir devri döver," demişti.

Ona dönmeye çabalarken bacağıma yediğim şaplakla,

"Ulan, bunu da yap dediler! Ulan Tugay!" demiştim.

Sanki bir şey yapmışım gibi bir şaplak daha yememle,

"Ya sabır," demiştim.

Sonra ister istemez başımı omzuna koymuş, kabullenmiştim.

"Ya o değil de, siz..." demişti Selin'im, aklına gelmiş gibi. "Siz eşyaları taşımadan çıktınız, farkında mısınız?"

"He ya," diyen ikizimle,

"O odaya bir daha girmek ve çıkmak... O, değil mi?" demişti.

"İkizim," dememle Çağlar,

"Üçüzüm, güzelim," dediği an,

"Bak," demiştim. "Bak, kaşınma ya. İndir be adam! Sen de sal beni ya."

Bir anda beni bebek gibi çevirip tehlikeli bir şekilde yüzüme bakmasıyla,

"Ne dedin?" demişti.

"Ya yakışıklım, indirsene be. Vallahi tehditlerim boş oluyor senin yanında," demiştim kendimi acındırır gibi.

"Senin sevgiline hakaret ediyor resmen bazı pika pikalar," dememle gülmemek için Çağlar'a bakıp,

"Yapma ulan sen de. Tutamıyorum öfkeli katil civcivimi," dediği an,

"Oha be!" demiştim.

"Bak," deyip omzuna vurmuştum. "Haine bak!"

"Bir de..." demiştim. "Utanmadan gülüyor ya!"

"Güzelim," demişti.

"Valla susuyorum, zalim," demesiyle,

"He, ben zalimim. Peki..." demiştim. "Şu an soruyorum Çağlar."

Aynı anda bahçenin bir köşesine doğru yine giderken,

"Çağlar!" demiştim. "Şu an ben mi zalimim, yoksa bu Tugay Bey mi?"

"Kim, kim?" demesiyle,

"Çağlar, sus bir! Ne dedin sen?"

"Bu genç yaşında 'sağır oldum' deme bak."

"Diyelim oldu, hayırdır?"

"Aşkım," demiştim. "Sence ben o bildiğin insancıklardan mıyım?"

"Ne o?" demişti.

"Sence..." dememle beni kendine doğru çekip omzuna bastırmasıyla,

"Ah be civcivim," demişti.

"Lan, hiç..."

Gökçe gülerek Çağlar'a,

"Bak," demişti.

"Bak, hiç utanma da kalmamış," demişti.

Gökçe'ye gülerek dönmemle Milas'ın oturup beni bırakmaması bir olmuştu. Kolunun sıcaklığını hâlâ üzerimde hissederken ben de gülümseyerek Gökçe'ye dönmüştüm. Gökçe'nin gözlerinde hem merak hem de eğlence vardı.

"Biliyorsun, değil mi?" demiştim. "Benim de eniştem sayılırsın artık."

"Öyle mi?" demişti Gökçe, kaşlarını kaldırıp muzipçe gülümseyerek. "O zaman bir ara görüşelim mi?"

"Yani... Olur tabii. Ama o zaman bu konuyu bir daha açarız, haberin olsun."

"Seni var ya..."

Deyip elindeki kapağı fırlatmasıyla başımı hızla yana eğmiş, kahkahamı bastırmak için dudaklarımı birbirine bastırmıştım.

"Hih!" demiştim.

"Yine şiddet... Başka bildiğin bir yöntem yok mu be abi?" diye fısıldamıştım. Omuzlarım gülmekten hafifçe sarsılıyor, kendimi zor tutuyordum.

"Başka bildiğin bir yöntem yok mu be abi?" diye bir kez daha fısıldayınca Gökçe bana sert görünmeye çalışarak bakmış, fakat gözlerindeki parıltı bu çabayı hemen ele vermişti.

"Tamam, tamam, ayıp," demiştim. "Vallahi çok ayıp. İnsan eniştesine böyle davranır mı?"

Tam o sırada Asel Hanım'ı gördüğümde yüzümdeki gülümseme yavaşça silinmiş, bakışlarım ona çevrilmişti.

"Efendim?" diye mırıldanmıştım.

"Kızlar..." diye fısıldamasıyla ona dönmüştüm. Sesindeki ciddiyet, az önceki neşeli havayı bir anda dağıtmıştı.

"Birazcık konuşalım mı?" demişti.

Bunu söylerken gözleri önce Gökçe'ye, ardından bana kaymış; yüzündeki sakin ifadeye rağmen sesindeki tedirginliği saklayamamıştı.

"Yenge," diye fısıldamıştı Gökçe.

Asel Hanım ona dönüp, "Yok bir şey kızlar. Çağlar, gelin bakalım," demişti.

Milas'ın beni bırakmasıyla ayağa kalkmış, ardından bizimkilere dönmüştüm. Hepimiz sessizce Asel Hanım'ın peşinden gitmeye başlamıştık.

Gördüğüm evle ister istemez, "Niye?" diye fısıldamıştım.

"Ne niye?" diyen Çağlar'a dönüp,

"Çağlar," demiştim. "Şu an değil be dördüz."

"Ay ışığım," demişti.

"Güzelim."

"Efendim, üçüzüm?"

"Aynen," deyip merdivenleri çıkmaya devam ederken Asel Hanım'ın peşinden gidiyorduk.

Merdivenleri çıkıp Asel Hanım'ın peşinden ilerlerken koridorun sonunda duran kapının önünde durmuştu.

Kapıyı açmasıyla içerideki odayı görünce istemsizce etrafa bakmıştım. Gayet güzel, düzenli ve ferah bir misafir odasıydı.

Bizim kaldığımız odanın tam aksiydi. Aldığım nefesle gülerek kafamı eğmiş, ardından bizimkilerle göz göze gelmiştim.

Asel Hanım'ın, "Geçin lütfen," demesiyle buruk bir tebessümle onu onaylamış, ardından hep birlikte içeri geçmiştik.

Odaya yerleşip oturduğumuzda gözlerimi Asel Hanım'a çevirmiştim.

Gözlerime bakarak oturdu. Derin bir nefes aldı.

"Çocuklar..."

Sonra gülümseyip başını eğdi.

"Çocuklarım..."

Sesi fısıltıya dönüştü.

"Beni affetmeyin, olur mu?"

Ay ışığım ona bakmadan cevap verdi:

"Affedemiyoruz ki."

Asel Hanım'ın yüzündeki ifade değişti.

"Siz..."

Bir an sustu, ardından gözlerini üzerimizde gezdirdi.

"Siz bize acımadınız."

Savunmasını geç, dördüzüm sözünü tamamladı:

"Acımadan sorgulamayı bile çok gördünüz onlara."

Gülerek başımı salladım.

"Hem de ne için?"

Ay ışığım da acı bir tebessümle bana döndü.

"Sende mi?"

"Sende mi?" diye karşılık verdim. "Oğlun gibi, kızın gibisin ya. Hiç sordun mu hepimize? Ya da bizi geç..."

Bakışlarımı Asel Hanım'a çevirdim.

"Çağlar... Ya Çağlar'ı es geçmişsiniz ya."

"Ne komik, değil mi?" dedim. "Dibindeki oğlunu görmezden geldin, Asel Hanım."

Bir an herkes sustu. Sonra elimi kaldırdım.

"Bir dakika."

Barkın Bey'in anlattıkları zihnimde yeniden canlandı.

"Barkın Bey, yani babam, anlattı. Biliyorum ama... Bunu babam mecburken yaptığını da biliyorum. Siz..."

Sesim kısıldı. Gözlerimi Asel Hanım'dan ayırmadan sordum:

"Siz harbiden mi yaptınız?"

İçimde biriken bütün kırgınlık boğazıma düğümlendi.

"Neden ama? Neden aynı bize ya da Ay Işığıma davrandığın gibi davrandın? Ne kazandın be, Asel Hanım?"

Öne doğru eğildim. Sesim duvarlara çarpıp geri döndü.

"Bu mu korumak? Bu mu anne olmak?"

Gözlerindeki en ufak pişmanlığı bile aradım. Bulamayınca öfkem daha da büyüdü.

"Bizi korkutarak, susturarak, birbirimizden kopararak mı korudun? Bizi kendi ellerinle yaralayıp sonra da buna annelik mi dedin? Bizi korumadın, Asel Hanım. Bizi yalnız bıraktın. Hem de en çok sana ihtiyaç duyduğumuz yerde."

Sesim titredi.

"Bizi görmezden gelmek mi anne olmak? Acımızı sorgulamak, korkumuzu küçümsemek, her çığlığımızı susturmak mı? Sen bizi korumadın. Sadece kendini haklı çıkarmaya çalıştın."

Öfkemi yutmaya çalışarak geri çekildim.

"Tamam. Hadi bizi Maya niyetine koydun, onun gibi sandın. Peki?"

"Peki bu çocuk—"

"Bu da mı, Çağlar? Yapma."

Sözümü kesince ona döndüm.

"Kes o sesini. Şu an kalbini kırarım, Çağlar. Çünkü sen nasıl söz konusu bizken böyleysen, biz de öyleyiz."

Bir düşünce zihnimde aniden belirince fısıldadım:

"Evet."

Bakışlarımı yeniden Asel Hanım'a çevirdim.

"Harbiden onu da mı Maya sandınız?"

"Ne, o? Sustunuz?" dememle,

"Nehir kızım," demişti.

"Kızım mı?" dememle,

"Ben," demiştim. "Bu kelimeyi on sekiz yıldır bekledim."

Aklıma gelenle,

"Daha doğrusu bekledik. Ama şu an kabul olmasa da olurmuş yani. Benim için en azından."

Bir an durup devam etmiştim.

"Malum, nasıl bizi o kız gibi görüyorsan, biz de..."

Duraksayıp ona bakmıştım.

"Yani ben seni o kızın annesi gibi görüyorum, Asel Hanım."

Gülerek ikizimi göstermiştim.

"Ben yokken, yani kayıpken, bu kıza neler dediniz bilmiyorum. Ama tek bir şeyi biliyorum. O da üçüzüm böyle olmazdı size karşı."

Bakışlarımı ikizime çevirmiştim.

"Bana bir şey dediniz, değil mi? Belli."

Sonra gülerek omuz silktim.

"Her neyse, sallayın ya."

Bir an durup,

"Ee?" demiştim.

"Anlatın lütfen. Sizi dinliyorduk," diye fısıldadım.

Öyle bir bakıyordu ki...

"Pişmanım" demek için çok mu geç, Nehir? Ya da "Affetmeniz için..." lafını, "İmkânsız mı?" derken,

"İmkânsız mı? İmkânsız da imkân dâhilinde olabilir," diyerek sözünü kesmiştim.

Dudaklarım kıvrıldı. Gülümsemek değildi bu. Sadece yüzümde başka bir şey kalmamıştı.

"Ama o derece bile değil."

Parmaklarımı avucumun içine geçirdim. Tırnaklarım tenime battı.

"Hani bir insana öyle bir kırılırsın ya... Hem üzülür hem mahvolacağını bile bile ona acımasızca davranırsın. İçinden iyi davranmak gelmez. Gelemez işte."

Gözlerimi Asel Hanım'dan ayırmadım.

"Tam o hesap, Asel Hanım."

Boğazım düğümlendi. Yutkundum. Sesim çıkmadan önce birkaç saniye bekledim.

"Keşke imkânsız olsa."

Gözleri yüzümde gezindi. Bir şey arıyordu. Belki öfke. Belki bağışlanacak bir taraf.

Bulamadı.

"Ama size bakınca..."

Nefesim yarıda kaldı.

"Öfke bile yok."

Başımı hafifçe yana eğdim. Gülmeye çalıştım. Olmadı.

"Kırgınlık var. O kadar."

Bir an sustum. İçimde yükselen cümleyi dişlerimin arasından tuttum. Sonra bıraktım.

"O kızı bize tercih ettiniz ya."

Sesim titremedi. Titremesin diye çenemi sıktım.

"Bize öyle baktınız ki... Sanki suçlu bizdik. Sanki onu sizden biz almıştık. Sanki sizi yaralayan, sizi yalnız bırakan bizdik."

Asel Hanım'ın yüzü değişti. Gözlerimi kaçırmadım.

"Zaman belki..."

Cümle ağzımda dağıldı.

"Hani olmaz da olur da... Zaman her şeyin ilacı derler ya."

Kısa, kuru bir gülüş çıktı ağzımdan.

"Belki."

Sonra o an yine gözümün önüne geldi. Onu savunduğu an. "Annem" dediği an.

Göğsüm daraldı.

"Ama şu an..."

Nefes aldım. Yetmedi.

"Şu an o kızı nasıl savunup 'annem' dediğiniz an var zihnimde."

Parmaklarım titredi. Ellerimi arkamda birleştirdim.

"Gitmiyor."

Sesim alçaldı.

"Ne yaparsam yapayım gitmiyor."

Bir an gözlerimi kapattım. Açtığımda hâlâ oradaydı.

"Belki de bize Maya gibi bakarken bunu sadece belli etseydiniz..."

Dudaklarım aralandı. Cümleyi tamamlamak zor geldi.

"Ama çocuklarınızın yanında babam gibi olsaydınız."

Başımı eğdim. Gülümsemeye çalıştım.

"Hani... Olur ya."

Sesim çatladı.

"O zaman daha kolay olurduk be."

"Neden?" demiştim.

Cevabı biliyordum. Yine de sordum.

"Neden bu kadar Maya'yı savundunuz?"

Bir adım atacak gibi oldu. Ben geri çekilmedim. Sadece omuzlarımı dikleştirdim.

"Bizi sildiniz."

Nefesim kesildi. Cümleler artık durmuyordu.

"Onu büyüten sizdiniz. Bizi büyüten kimse olmaması mıydı mesele?"

Gülümsemem yüzümde dondu.

"Yetimhanedeydiler. Kimsesizlerdi."

Başımı kaldırdım.

"Ne oldukları belli değil diye mi düşündünüz?"

"Duru," diyen Çağlar'la,

"Sakın."

Tek kelime. Keskin. Çağlar sustu.

Ay Işığım, ne söyleyeceğini anlamış gibi Çağlar'ın kulağına eğildi. O an dudaklarım yeniden kıvrıldı. Bu kez gülümsemek daha kolaydı.

Çünkü canım yanıyordu.

"Ama o kız sizi bitirdi ki..."

Asel Hanım'ın yüzüne baktım.

"Biz nasıl bitirelim?"

Boğazımdaki düğümü yuttum.

"Bir defa biten bir insan kaç kere daha biter, Asel Hanım?"

Gülümsemem yüzümde kaldı. İçimde bir yer sessizce çöktü.

"Sizin gözünüzde biz sanki sizi bitirmişiz gibiyiz."

Başımı hafifçe salladım.

"Ama o kız..."

Cümleyi bilerek yarım bıraktım. Onun tamamlamasını bekledim.

Sonra güldüm.

"O sizin öz kızınız gibiydi."

Gözlerimi ondan ayırmadan ekledim:

"Yeni bulduğunuz... Ama hiç kaybetmediğiniz kızınız."

"Nehir," diyen Asel Hanım'la birlikte içimde bir şey gerildi. Sanki adımı söylemesi, kaçmaya çalıştığım her şeyi yeniden önüme koymuştu.

"Daha diyecekleriniz vardı, değil mi?" derken susmamla gözlerimi ondan kaçırdım. Dilimin ucuna gelen her cümle boğazımda düğümlenmişti.

"Ne olur, devam edin," demiştim. Sesim bana bile yabancı gelmişti.

"Özür dilerim," dediği an ikizimin gülecek gibi bakmasıyla yüzündeki öfkeyi gördüm. O gülümseme değildi. Gülmeye benzeyen, ama içinde yılların kırgınlığını taşıyan keskin bir ifadeydi.

"Ölmüş bir çiçeğe su vermek sizinki be, Asel Hanım," demişti.

Sözleri odanın içinde yankılanırken omuzlarım istemsizce çöktü. İçimde bir yer, o çiçeğin ben olduğumu biliyordu. Belki de çoktan kurumuştum. Belki de şimdi dökülen her kelime, köklerime ulaşmadan üzerimden akıp gidecekti.

"Tamam," demişti Asel Hanım.

Sesi öylesine küçülmüştü ki bir an ona kızmakla acımak arasında kaldım. Bu kararsızlık göğsümü sıkıştırdı. Ona acımak istemiyordum. Çünkü acırsam, bana yaptıklarını affetmek zorunda kalacakmışım gibi hissediyordum.

Dayanamayıp konuşmuştum.

"Devam edin, lütfen."

Bir an sustu. Parmaklarını birbirine geçirdiğini gördüm. Elleri titriyordu. Sonra konuşmaya başladı.

"Güvenmedim size. İnanmadım. Hatta ve hatta istemediğim doğru. Kıskandım sizi babanızdan, doğru. Çünkü ben bile tanımazken sizi o tanıdı diye."

Sesi kırılmıştı.

İçimde bir yer, "Bizi kıskanmış," diye fısıldadı. Başka bir yer ise hemen karşı çıktı: "Bizi değil, babamızı kıskanmış." Hangisi daha çok acıtıyordu, bilmiyordum. Belki de ikisi de aynı yere dokunuyordu.

"Sonra benle değilken bana ilk anne dememişken, ona baba demeniz bitirdi beni. Nasıl başardınız bilmiyorum ama korktum sizden, doğru."

Bir an nefes aldı. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

"Ama sonra tanıdım. Ama çocuklarımı eziyorlardı, çocuklar. Hadi Çağlar tamam da... Siz? Siz kimsiniz ki? Tanımıyorum ki ya. Belki bizi bitireceksiniz. Nereden bileyim?"

Kalbim acımıştı. Gerçekten acımıştı. Göğsümün ortasında ince, keskin bir sızı vardı. Bizi tanımadığını söylerken yüzüne bakamıyordum. Çünkü ben de onu tanımıyordum. Yıllardır "anne" demeye çalıştığım kadının içinde, bize karşı böyle bir korku taşıdığını bilmiyordum.

"Keşke sussa da demese," demek isterken, acımasızca sözlerine kızmayayım diye düşündüm.

Kendime bile kızıyordum. Bunca şeyden sonra hâlâ onu anlamaya çalışıyordum. Hâlâ sesindeki kırılmayı duyuyor, hâlâ onun da canının yandığını düşünüyordum. Peki benim canım ne olacaktı? Benim içimde yıllardır susan çocuk kim tarafından duyulacaktı?

"Evet, yapmamam gerekti. Ama onlar da benim evlatlarım."

Bir an sustu.

"Evet, Maya bizi bitirdi. Ama siz... Siz bizi dağıtırsınız sanki dağılmamışlar gibi."

İkizimin çenesinin gerildiğini gördüm. Ellerini yumruk yapmıştı. Tırnakları avuçlarına batıyordu ama acıyı umursamıyordu. Onun öfkesi, benim içimde büyüyen sessiz kırgınlığın aksine dışarı çıkacak bir yol arıyordu.

Öyle konuşuyordu ki bir an, "Gerçek mi?" dedim içimden.

"Gerçekten böyle mi?"

Asel Hanım'ın yüzüne baktım. Gözleri dolmuştu. Dudakları titriyordu. Bir yanım onun da bu sözleri söylerken parçalandığını görüyordu. Diğer yanım ise bunun hiçbir şeyi değiştirmediğini haykırıyordu.

"Bu kadar mı ona nasıl bakıyorum bilmiyorum ama..."

Sesi iyice kırılmıştı.

"O kadar canım yanıyordu ki."

Bu cümle içimde bir yere saplandı. Çünkü onun canı yanmıştı. Benim de yanmıştı. İkimizin acısı aynı odada duruyor, birbirine değmeden büyüyordu. Hangimizin acısı daha gerçekti, bilmiyordum. Belki de acının bir yarışı yoktu. Ama ben yine de kendi acımın görülmesini istiyordum.

Çağlar'a sarıldım. Hem de sımsıkı.

Kollarımı ona dolarken parmaklarımın titrediğini hissettim. Sanki bırakırsam yere düşecektim. Sanki onun göğsüne yaslanmazsam içimde tuttuğum her şey dışarı taşacaktı.

Anlamış gibi beni kendine çekmesiyle,

"Evet," demişti.

Sesi sakindi ama kolları beni daha sıkı tutuyordu.

"Nehir o kadar haklı konuştu ki size kızım... Çağlar'a dönüp ona bile 'oğlum' diyemedim. Hem de ne için? Kim için?"

Başını eğdi.

"Evet, sırf onu ben büyüttüm diye."

İkizimin nefesi sertçe çıktı. Gözleri Asel Hanım'a kilitlenmişti. Yüzünde artık alay yoktu. Sadece öfke vardı. Yıllardır içinde biriktirdiği, her seferinde yuttuğu, şimdi ise boğazına kadar yükselen bir öfke.

İkizimin,

"Yeter," demesiyle Asel Hanım susmuştu.

O tek kelime odanın havasını değiştirmişti. Asel Hanım'ın omuzları düştü. İkizimin sesi ise hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Onu durdurmak istedim. Aynı zamanda devam etmesini de. Çünkü onun söyleyebildikleri, benim söylemeye cesaret edemediklerimdi.

"Bitmedi mi, Asel Hanım?" dediği an bana bakmıştı.

Bakışlarında öfkenin altında saklanan bir korku vardı. Sanki Asel Hanım'ın söyleyeceği her yeni cümle, bizi bir kez daha terk edecekmiş gibi.

Aldığım nefesle her yere bakmıştım.

Bakamazdım ki.

Gözlerimi onun gözlerine çevirirsem ağlayacağımı biliyordum. Ağlarsam da kimse beni durduramazdı. Yıllardır tuttuğum her şey, tek bir damlayla başlayıp üzerime yıkılacaktı.

"Bitmedi," diye düşündüm.

İçimdeki ses o kadar netti ki ürperdim. Bitmemişti. Ne konuşulanlar bitmişti ne de içimdeki kırgınlık. Belki de hiçbir zaman bitmeyecekti.

"Neden bilmiyorum ama kızlar, sizi savunamıyorum. Çünkü ben hariç sizi herkes savunurken ben çocuklarımın yanındayım. Bu beni kötü mü yapar?"

Sorusuyla yüzüne baktım. Gerçekten cevap bekliyordu. Benden, ikizimden, belki de kendisinden.

"Ne kötüsü? Çiçek gibi yapar," diye söylenmişti ikizim.

Sözleriyle Asel Hanım'ın yüzü bembeyaz oldu. Benimse içim ürperdi. İkizimin öfkesi artık yalnızca Asel Hanım'a değil, yıllardır bizi bu sorunun içinde bırakan herkese yönelmişti.

"Biz neyiz, Asel Hanım?" demişti.

Sesi bu kez daha alçaktı. Ama alçaklığı, öfkesini azaltmıyordu. Aksine, her kelimeyi daha ağır hâle getiriyordu.

Bir an durup devam etmişti:

"Biz senin evladın değiliz, değil mi?"

Asel Hanım'ın dudakları aralandı ama hiçbir şey söyleyemedi. O sessizlik, verebileceği her cevaptan daha ağırdı.

Sonra başını kaldırıp ona bakmıştı.

"Ama bir şey söyleyeyim mi? Sırf sen bizi doğurdun diye annemiz olmuyorsun."

Bu cümleyle içimde bir şey koptu. Çünkü bunu ben de yıllardır biliyordum. Ama bilmek başka, birinin yüksek sesle söylemesi başkaydı. İkizimin sözleri, içimde sakladığım gerçeği yüzüme vurmuştu.

Ayağa kalkmıştı.

"Devam et çocuklarını korumaya. Aman ölürler, bizim gibi falan olurlar."

Sandalyenin geriye sürtünen sesiyle irkildim. İkizimin elleri titriyordu. Öfkesi bedenine sığmıyordu artık.

Ellerini silkelemesiyle,

"Bitti," demiştim.

Sesim düşündüğümden daha zayıf çıkmıştı. İkizimi durdurmak için değil, kendimi ayakta tutabilmek için söylemiştim bunu.

Çağlar'a baktım.

Gözlerim dolmuştu. O da bunu görmüş olmalıydı; bakışları yumuşadı.

"Bilmem ama hem benim hem Gizem için yoksun," diye fısıldadım.

Bu sözleri söylerken boğazım yandı. "Yoksun" demek kolay değildi. Çünkü insan, birini hayatından çıkarırken bile onun bir zamanlar hayatında ne kadar yer kapladığını inkâr edemiyordu.

"Rahat rahat savun çocuklarını."

Tam o anda kapı çalmıştı.

Hepimiz sustuk. Sanki kapının ardında başka bir hayat vardı ve biz o hayata dönmek zorundaydık.

"Gel," diye fısıldadığı an kapıda babamı görmüştüm.

Yüzündeki gülümseme, odadaki ağırlıktan habersizdi. Ya da haberdar olup görmezden geliyordu. Bunu anlayamadım.

"Hadi hayatım ve çocuklarım, gelin bakalım. Güzel ailem, yemeğe gidelim."

"Aile..."

Kelime içimde yankılandı. Bir zamanlar sıcaklık vermesi gereken bu kelime, şimdi göğsümde soğuk bir taş gibi duruyordu.

Denilen şeye gülmek ve ağlamak istiyordum.

Gülsem ayıp olacaktı. Ağlasam kimse neye ağladığımı anlamayacaktı. Belki de herkes anlayacak ama yine de hiçbir şey söylemeyecekti.

Ve evet...

Sebepsiz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18