36. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT
🍯 36. Bölüm 🍯
Sıraç Aslaner'den
Nehir'in yanından ayrılmamla sinirle aşağıya inmiştim. Kafamın içinde onun söyledikleri dönüp duruyordu. Ne kadar kızgın görünse de, gözlerinde gördüğüm kırgınlık aklımdan çıkmıyordu.
Aşağıya indiğimde gördüğüm abi kardeş sarılmasıyla birkaç saniye olduğum yerde kalmıştım.
Arda'nın bana dönüp,
"Abi..." demesiyle ona bakmıştım.
Hiçbir şey söylemeden,
"Takip edin." demiştim.
Tam ilerleyecekken aklıma gelenle duraksamıştım.
"Ya da oturun, geliyorum."
dememle tekrar yönümü değiştirmiştim.
Yukarı çıkarken Maya'nın sesi duyulmuştu.
"Abi, hizmetçiyi kaldır getirir o."
Adımlarım bir anda durmuştu.
Başımı çevirip ona bakmıştım.
"Sana ne oluyor Maya?"
demiştim.
Maya bir an susarken ben daha fazla üzerinde durmadan,
"Oturun, geliyorum."
demiştim.
Arkamı dönüp umursamaz bir şekilde yukarı doğru çıkmaya devam etmiştim.
Odasının kapısını çaldığım an içeriden ses gelmemesiyle,
"Duru..." diye mırıldanmıştım.
Kapıya doğru biraz daha yaklaşmış, adını bir kez daha fısıldamıştım.
Cevap gelmeyince kapıya tekrar vurmuştum.
Kapısını açmamla içeri girdiğim an kendimi gülmekten zor tutmuştum.
Çünkü her ne kadar iğrenç bir insan olduğumu düşünmesem de, o kadar açık bir şekilde belli ediyordu ki... Kalbim acıyordu.
Ama hâlâ aynıydı.
İlk günkü gibi...
Ona olan nefretim, içimdeki kin hâlâ duruyordu.
Ama öyle masum görünüyordu ki...
"Sadece ben..." diye mırıldanmıştım.
"Sadece ben sana karşı kötü davranabilirim ."
Bunu düşünürken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu.
Tam kapıyı kapatacakken camdaki yansımayı fark etmiştim.
Bir anda elim yumruk olmuştu.
O an bütün düşüncelerim değişmişti.
Telefonun çalmasıyla ekrana bakıp,
"Ulan..." diye mırıldanmıştım.
Umursamadan camı kapatmıştım.
Ama aklımın bir köşesine Araf Bey'i aramayı not etmiştim.
Derin bir nefes alıp ona dönmüştüm.
Üstünü örtmemle birkaç saniye öylece bakmıştım.
"Güya tehdit etmiştim değil mi?"
Sesim sinirle çıkmıştı.
"Öleceksin diye..."
Daha fazla durmadan sinirle odadan çıkmıştım.
"Bir gün hiç pişman olmayacaksın nefret edeceksin Sıraç Duru'dan."
diye mırıldanmıştım.
Merdivenin trabzanına tutunup bir an durmuş, içimdeki öfkeyle fısıldamıştım.
"O senden kardeşini çaldı... Duydun mu?"
Ama birkaç saniye sonra hiçbir şey olmamış gibi yüzümü toparlayıp odama gitmiştim.
Bilgisayarı alıp aşağıya doğru inmeye başlamıştım.
Maya'nın, "Abi, bunu da izleyebiliriz bak." demesiyle başımı kaldırmıştım. Arda'nın elindeki şeye bakıp, "Benim adıma izler. Hatta şuna bayılır." dediği an istemsizce öksürmüştüm. İkisinin de bakışları bana dönünce sakin bir şekilde, "Evet." demiştim. "Bakalım kim haklı." diye sormamla Maya'nın yüzündeki ifade değişmişti.
"Abi, ne gerek var? Bir hizmetçi için..." demesiyle birkaç saniye sessiz kalmıştım. Ardından küçümseyen bir tavırla, "Bir paçoz için." demesiyle elimde tuttuğum su bardağını öyle bir sıkmıştım ki parmaklarımın arasındaki gerginliği hissetmiştim.
Başımı yavaşça ona çevirmiştim. "Ne dedin?" diye mırıldanmıştım. Sesim sakindi ama içimdeki öfke fazlasıyla belliydi. Birkaç saniye ona baktıktan sonra, "Bir daha desene." diye fısıldamıştım.
Maya bana bakarken yüzündeki ifade değişmişti. Gözlerimdeki öfkeyi fark etmişti. Ama ben sadece gülümsemiştim. Çünkü bazen insanın en sakin göründüğü an, içinde en büyük fırtınayı taşıdığı andı.
Maya'nın gözlerime bakmasıyla yüzündeki şaşkın ifadeyi fark etmiştim.
"Neden?" demişti.
Kaşlarımı hafifçe kaldırmıştım.
"Neden beni değil de gözlerimin içine karşı onu mu savunuyorsun?"
Sözleriyle birkaç saniye sessiz kalmıştım. Tam cevap verecek gibi bakmasıyla ; Arda araya girecekken gülerek araya girmiştim.
"O da benim kardeşim."
dememle Maya'nın yüzünde alaycı bir gülümseme oluşmuştu.
"Hatırlatırım..."
Bana bakıp özellikle vurgulayarak,
"Üvey abisisin."
demişti.
Sözleriyle ortam bir anda sessizleşmişti.
bakışlarım sertleşmişti.
"Üvey olmak, abi olmayı değiştirmez."
Maya hafifçe gülmüştü.
"Gerçekten mi?"
Başını iki yana sallamıştı.
"Ne kadar kolay söylüyorsun Sıraç. Dün gibi hatırlıyorum, bu kız hayatımıza girdiğinde nasıl değiştiğini. Nasıl onu benim için öldürmeye çalıştığını falan. "
Sözleriyle kaşlarım çatılmıştı.
Maya devam etmişti.
"Şimdi kalkmış onu savunuyorsun."
Hiç beklemeden cevap vermiştim.
"Çünkü haksızlığa uğradığında susmam."
Maya'nın yüzündeki gülümseme silinmişti.
"Yoksa gerçekten onun masum olduğuna mı inanıyorsun?"
Bu soruyla odadaki hava değişmişti.
Arda da sessizce bizi izliyordu.
Maya bana dönüp,
"O, hayatımıza geldiğinden beri herkes değişti. Herkes onu anlamaya çalışıyor, onu koruyor. Peki ya biz?"
demişti.
İçimde bir şeylerin kırıldığını hissetsem de belli etmemiştim.
Bir adım öne çıkmıştım.
"Biz derken?"
Maya ona bakmıştı.
"Biz derken ailemizi."
Sesim sertleşmişti.
"Aile dediğin şey birini ezerek kurulmaz."
Maya sinirle gülmüştü.
"Bak sen... Bir de onu savunuyorsun."
"Evet."
Sıraç hiç düşünmeden cevap vermişti.
"Savunuyorum."
Bu cevap Maya'yı daha da sinirlendirmişti.
"Onun ne yaptığını bilmiyorsun."
Sıraç başını hafifçe sallamıştı.
"Biliyorum."
"Hayır, bilmiyorsun."
Maya bana bakmıştı.
"Bu kız kendini çok masum gösteriyor. Ama herkesin bir geçmişi var."
Tam o anda Arda araya girmişti.
"Maya..."
Maya ona dönmüştü.
"Ne? Yanlış mı söylüyorum?"
Arda birkaç saniye sessiz kalmıştı.
"Hayır."
Bu cevabıyla Sıraç'ın bakışları ona dönmüştü.
Arda derin bir nefes almıştı.
"Bazı konularda Maya haklı."
Sözleriyle içimdeki öfke yükselmişti.
Ama Arda devam etmişti.
"Biz de yaşadıklarımızı unutamayız. Nehir'in gelişiyle her şey değişti. Bazı şeyleri sorgulamamız normal."
Maya zafer kazanmış gibi bakmıştı.
Ama Arda sözünü tamamlamıştı.
"Ama bu, ona istediğimiz gibi davranabileceğimiz anlamına gelmez."
Maya'nın yüzündeki ifade değişmişti.
"Arda..."
"Hayır Maya."
Arda ilk defa bu kadar net konuşmuştu.
" Nehir' in yaptığı her şey doğru demiyorum. Ama bizim yaptığımız her şeyin de doğru olduğunu söyleyemeyiz."
Sözleriyle sessizlik çökmüştü.
Sıraç bana kısa bir bakış atmıştı.
Sonra Maya'ya dönmüştü.
"Gördün mü?"
Maya kaşlarını çatmıştı.
"Neyi?"
"Bazen insan kendi kardeşini savunucam diye herşeyi yalanlayabilir."
sesim, içimdeki yangına rağmen sakindi.
"Önemli olan haklı çıkmak değil. Doğru olanı görmek."
Maya gözlerini kaçırmıştı.
Ben ise hiçbir şey söylemeden onları izliyordum.
Çünkü ilk defa aynı odada herkesin kendi gerçeği vardı.
Ama en ağır olanı...
Benim yıllardır taşıdığım gerçekti.
"Arda..." dememle sesim istemeden yumuşamıştı.
"Sahi misin?" diye fısıldadığım an kafamı çevirmiştim.
Tam o sırada gördüğüm bir tutam kahverengi saçla birkaç saniye öylece kalmıştım. Başını kaldırmasıyla aynı anda göz göze gelmiştik.
Gözlerinde gördüğüm hayal kırıklığı içimde bir yere dokunmuştu.
Ama bunu belli etmemek için sinirle elimdeki bardağı düşürür gibi yapıp Maya'ya doğru bırakmıştım.
Sonra ona dönmüştüm.
"Duru, yok ya..."
"Hani ben senin abinim ya... Topla bunları."
dememle Arda hemen araya girmişti.
"Abi..."
"Yok abi falan."
diye sözünü kesmiştim.
Gözlerimi Maya'dan ayırmadan,
"Sen değil."
demiştim.
"Maya toplayacak."
Sözlerimle Maya'nın yüzündeki ifade değişmişti.
Tam o anda aklıma gelmiş gibi gülümsemiştim.
"Bu arada..."
Telefonumu cebime koymamla leptomu elime alıp,
"Kameradan izliyorum."
demiştim.
Maya'ya dönüp sakin bir şekilde devam etmiştim.
"Merak etme."
Kısa bir duraksamadan sonra eklemiştim.
"Abim ne hizmetçi olursun, ne de varoş olursun yapınca."
Bakışlarımı Maya'nın üzerindeyken sözlerime devam etmiştim.
"Bu arada..."
Sesimi biraz daha sertleştirmiştim.
"Bir daha Duru'ya iftira atarsan seni kovarım."
Odadaki sessizlikte birkaç saniye kimse konuşmamıştı.
Sonra arkamı dönüp,
"İyi seyirler kardeşlerim."
demiştim.
Umursamadan merdivenleri çıkıp odama girmemle yastığa kafamı koymamla nasıl olmuştu bu nefretim, onu düşünmüştüm.
"Ne kadar komiksin Aslaner değil mi?"
En başından beri Arda'yla aralarını bulsun diye her şeyi yapmamla, Arda'nın beni yaşıyor bilince öyle bir ihanet etmişti ki, öyle bir satıyordu ki... Bazen, bazen ben bile Duru olsun istemiştim. Kardeşim Gizem olsun istedim. Abim beni koru diyen...
Ama ben onların cellatları olmuştum.
Kaç kere sırf Maya istedi diye onları korkutmuştum?
Evet, hâlâ nefret ediyor muyum?
Babam yüzündendi. Kör etmişti. Hem de öyle bir nefret ettirmişti ki...
"Ne diyorsun Sıraç?" diyen sesle irkilmiştim.
"Ne mi diyor? Gerizekalı Sıraç, ne mi diyorum? O bakış var ya... O bakış nefret ettirmiş ve ilk kez sorgulatmıştı beni kendine."
"Lan..." dememle kendi kendime kalmıştım.
"Lan bu kız geceleri çizgi filmle ya da ninniyle uyuyor ve ben nefret ettim."
diye mırıldanmıştım.
"Sıraç..."
Tek bir bakış beni öyle bir vurmuştu ki bütün tabularım yıkılmıştı.
Aldığım nefesle, benden nefret etmesine rağmen umursamadan yataktan kalkmıştım.
"Sıraç, mal mısın? Bir de değer veriyorum de. Gerizekalı, kendine gel. Nefret ediyorsun."
diyen iç sesimle duraksamıştım.
"İç ses..." diye mırıldanmıştım.
"Belki nefretimin altında sevgi vardır, bilmiyorum ama sakın."
diye fısıldamıştım.
Umursamadan kapıya yönelmiştim.
"Sonra kavgamızı ederiz."
demiştim.
Koridora çıktığımda birkaç saniye duraksamıştım. Çünkü ilk defa ona bakarken sadece geçmişte yaptıklarını değil, neden yaptığını da düşünüyordum.
Ama bu, her şeyi unutacağım anlamına gelmiyordu.
Sadece ilk defa Sıraç Aslaner'i anlamaya çalışıyordum.
Ve belki de en zor olan şey buydu.
"Dimi ama kendimi nasıl da tanıyorum... Tanıtıyorum maşallah bana."
diye kendi kendime mırıldanmıştım.
Kendi söylediklerime istemsizce gülümsemiştim.
Çünkü ne kadar kaçmaya çalışsam da yine aynı şeyi yapıyordum.
Kızıyordum, uzak durmaya çalışıyordum ama en sonunda yine onun kapısına gidiyordum.
Derin bir nefes alıp Duru 'nun kapısının önüne gelmiştim.
Birkaç saniye kapıya bakmıştım.
"Gerçekten bunu yapıyor muyum ben?" diye içimden geçirmiştim.
Ama yine de elim kapıya gitmişti.
Kapıyı çalmamla içeriden birkaç saniye ses gelmemişti.
Tam geri dönecekken içeriden gelen sesle olduğum yerde kalmıştım.
"Gel."
Sesiyle kısa bir an duraksamıştım.
Kapının koluna uzanıp içeri girmeden önce kendi kendime,
"Tamam Sıraç... Sakin ol."
diye mırıldanmıştım.
Ama içimdeki o karmaşa hâlâ aynıydı.
İçeri girdiğim gibi yine gördüğüm açık camla, "Hayırdır?" demiştim. "Odaya birini mi attın?" Gülmüştü. Hatta öyle bir gülmüştü ki, "Dolabın içine saklandı." demişti. "Sıraç... Milas'ı sakladım." "Nasıl?" demesiyle ciddi görünmüştüm. "Seviyor musun?" diye sormamla, gülerek bana bakıp, "Ciddi misin?" dediği an, "Ciddiyim tabii, merak ediyorum." demiştim.
"Sıraç..." demişti. "N'oldu? Duydum diye kızmaya mı geldin?" demesiyle gülümsemiştim. "Öyle biri miyim? Gerçi ne diye soruyorum, öyleyim değil mi?" dememle Duru' nun gözlerime bakarak, "Uyumak istiyorum, çıkar mısın?" demişti. Arkasını dönmesiyle, "Uyuyamazsın ki." demiştim. "Efendim?" diye fısıldadığı an, "Bir; cam açık. İki; ninni ya da çizgi film açık değil ki. Üç; uyuyamıyor musun sen?" demiştim.
Gülerek bana dönmesiyle ayaklarını kendine çekmişti. Beş yaşındaki küçük bir kız gibi bakıyordu. Aldığı nefesle, "Dalga mı geçeceksin?" demişti. "Yok." diye fısıldadığım an, "Ne dalga geçmesi? Hem ne diye geçeyim ki? Ben Maya ve Arda gibi miyim?" demiştim.
"Yok, değilsin." diyen sesle, "Değilim di-" demiştim ama sözümü kesmişti. "Evet, daha betersin." demesiyle yutkunup, "Haklısın." demiştim. Birkaç saniye sessizlikten sonra, "Ee, açmayacak mısın?" diye mırıldanmıştım.
"İzler misin?" demesiyle gülerek, "Yok artık, banane ulan. Neyse, iyi geceler." deyip çıkacakken, "Neden ki? Küçümsüyorsun işte." demişti.
"Yav yok diyorum, çocuk mu..." dememle, "Ha, ben çocuğum." demesiyle ne diyeceğimi şaşırmıştım. "Ya öyle demek istemedim ama izleyemem, benlik değil onlar." dememle Sıraç, "Tamam git." demişti.
O kadar masum gelmişti ki o an... Kardeşimmiş gibi hissetmiştim. "Seninle beraber yanında yatıp izlerim ve beraber uyuyacağız." dememle bana dönüp, "Ne?" demişti. "Duydun, kabul mu abim?" dememle, "Ya Sıraç..." dediği an gülerek, "Ne abartıyorsun ki, izlemezsin zaten." demişti.
"Tangled." demesiyle gülerek, "Ee konusu ne?" diye sormuştum.
"İzlemezsin Sıraç. Bak konusu; mizahı, macerası ve Rapunzel'in gelişimiyle en sevilen animasyonlardan biri. İzleyecek misin?" dediği an, "Güldürme beni." demişti.
Yanına gitmemle, "Aç bakalım." dediğim an bakışlarını bana çevirmişti.
"Sıraç..." demesiyle, "Yok Sıraç, hadi. Daha ben yaptım, sen de sözünde dur." demişti.
"Hayır yani ne alaka?" diye mırıldanmamla, "Ne ne alaka?" diyen Duru'ya bakmıştım.
"Yok, yok ya... Ben bunu kabul edemem." dememle bana bakıp gülümsemişti.
"Neyi kabul edemiyorsun?" diye sormasıyla derin bir nefes almıştım. Çünkü hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyor olmak bile bana garip geliyordu. Ama onun o masum bakışı karşısında istemsizce yumuşamamla " aç bakalım" demiştim.
Israrla gözlerime bakıp; "Neyi kabul edemiyorsun?" diye sormasıyla birkaç saniye sessiz kalmıştım.
"Bilmiyorum."
demiştim dürüstçe.
Duru kaşlarını kaldırıp bana bakmıştı.
"Bilmiyorum mu?"
"Evet."
Gülerek başını iki yana sallamıştı.
"Sen gerçekten garipsin Sıraç."
"Farkındayım."
Bu cevabım onu biraz şaşırtmıştı. Çünkü her zamanki gibi tersleyeceğimi beklemişti.
"Tamam." demişti. "O zaman düşünmeyi bırak ve izle."
Derin bir nefes alıp yatağın kenarına oturmuştum.
"Bir şartla."
"Neymiş?"
"Bunu kimseye anlatmayacaksın."
Duru birkaç saniye bana bakmış, sonra gülmeye başlamıştı.
"Gerçekten bundan mı korkuyorsun?"
"Ben korkmuyorum."
"Tabii."
"Duru."
"Tamam, tamam. Söz."
Telefonu eline alıp filmi başlatmıştı.
Ekrandan gelen müzik odayı doldururken ben istemsizce ekrana bakmıştım.
Bunu ona belli etmemeye çalışıyordum ama Duru fark etmişti.
"Bakıyorsun."
"Bakmıyorum."
"Bayağı bakıyorsun."
"Meraktan."
"Adını ne koyarsan koy."
Gözlerimi devirmiştim ama gülümsememe engel olamamıştım.
Bir süre ikimiz de konuşmadan filmi izlemeye başlamıştık.
Garip olan şey...
İlk defa onun yanında sessizlik rahatsız etmiyordu.
Ne geçmişi düşünüyordum, ne de aramızdaki öfkeyi.
Sadece o an vardı.
Bir süre sonra Duru bana dönmüştü.
"Nasıl?"
"Ne nasıl?"
"Film."
Birkaç saniye cevap vermemiştim.
"Fena değil."
Gözlerini kocaman açmıştı.
"Fena değil mi?"
"Evet."
"Bayağı beğendin yani."
"Abartma."
Gülmüştü.
"İtiraf et, sevdin."
"Hayır."
"Sevdin."
"Duru."
"Tamam, tamam."
Yine ekrana dönmüştü.
Ama yüzündeki küçük gülümsemeyi görmüştüm.
Ve fark etmiştim...
Belki de en zor olan şey ondan nefret etmek değildi.
Belki de en zor olan şey, nefret ettiğim kişiyi yavaş yavaş anlamaya başlamaktı.
Film devam ederken Duru'nun yüzündeki ifadeye istemsizce bakmıştım.
Bazen ekrana dalıyor, bazen de çocuk gibi heyecanlanıyordu.
Garipti.
Çünkü benim yıllardır gördüğüm Duru değildi bu.
Hep güçlü duran, herkese karşı kendini savunan, tek bir kelimeyle bile geri adım atmayan kız...
Şimdi ise sadece bir animasyon izliyordu ya da gülerek bakmamla izletiyordu mu ? Demeliydim.
"Ne bakıyorsun?"
demesiyle düşüncelerimden sıyrılmıştım.
"Bakmıyorum."
"Bayağı bakıyorsun ama."
"Merak ettim."
"Neyi?"
"Nasıl böyle olabildiğini."
Kaşlarını çatmıştı.
"Nasıl yani?"
Birkaç saniye susmuştum.
Çünkü söyleyeceğim şeyin bile bana garip geldiğini fark etmiştim.
"Bu kadar şey yaşayıp hâlâ böyle kalabilmeni."
Duru'nun yüzündeki gülümseme yavaşça silinmişti.
"Nasıl kalmışım?"
"Bilmiyorum."
demiştim.
"Bazen çok sinir bozucu, çok inatçı..."
"Teşekkür ederim."
demesiyle istemsizce gülmüştüm.
"Ama..."
dememle bana bakmıştı.
"Ama ne?"
"Bilmiyorum."
Yine aynı kelimeyi kullanmıştım.
Duru hafifçe gülümsemişti.
"Sen bu gece vakti çok bilmiyorum diyorsun."
"Çünkü bazı şeyleri ilk defa bilmiyorum."
Bu sözümle birkaç saniye sessiz kalmıştı.
Sonra yavaşça ekrana dönmüştü.
"Biliyor musun Sıraç?"
"Ne?"
"Bazen insanlar seni tanımadan karar verir."
Sözleriyle bakışlarım ona dönmüştü.
"Belki sen de bana öyle yaptın."
Bu cümle içimde bir yere dokunmuştu.
Çünkü ilk defa bunu yüzüme karşı söylemişti.
Ne bağırmıştı...
Ne de suçlamıştı.
Sadece söylemişti.
Ve bu daha ağır gelmişti.
"Belki."
demiştim.
Duru bana dönmüştü.
"Senden bunu duymayı beklemiyordum."
"Ben de kendimden beklemiyordum."
Kısa bir sessizlik olmuştu.
Sonra filmdeki bir sahneyle Duru bir anda gülmeye başlamıştı.
O an istemsizce ona bakıp düşünmüştüm.
Belki de yıllardır yanlış kişiden nefret ediyordum.
Belki de asıl görmem gereken şeyi görmek için sadece bir bakış yetmişti.
Ama içimde bir ses hâlâ aynı şeyi söylüyordu.
"Dikkat et Sıraç."
"Çünkü birini anlamaya başladığın an, ona karşı savaşamazsın."
Film devam ederken fark etmeden gözlerim yine ona kaymıştı.
Duru hâlâ ekrana bakıyordu. Yüzündeki o küçük gülümseme, birkaç saat önceki tartışmalarımızdan eser bırakmıyordu.
İnanılmazdı.
Ben yıllardır onun hakkında kafamda kurduğum her şeyi düşünüyordum.
Kızgınlığımı, öfkemi, ona karşı oluşturduğum duvarları...
Ama şimdi karşımda gördüğüm kişi, benim kafamda yarattığım insan değildi.
"Ne yapıyorsun sen Sıraç?"
diye içimden geçirmiştim.
"Daha birkaç saat önce ondan nefret ettiğini söylüyordun."
Bakışlarımı kaçırmıştım.
"Evet... nefret ediyordum."
Ama neden?
Gerçekten ondan mı nefret ediyordum?
Yoksa bana anlatılanlardan mı?
Babamın sözleri, geçmişte yaşananlar, yıllardır taşıdığım öfke...
Hepsi bir anda anlamını sorgulatmaya başlamıştı.
"Saçmalama."
diye kendi kendime mırıldanmıştım.
"Sen Sıraç Aslaner'sin. Unutma."
Ama aklıma gelen tek şey onun az önceki haliydi.
Bana kızmadan söylediği sözler...
Beni suçlamadan anlattıkları...
Ve o çocuk gibi heyecanlandığı anlar...
Derin bir nefes almıştım.
"Bu kız gerçekten benim nefret ettiğim kişi mi?"
Cevabı kendimden bile saklamak istemiştim.
Çünkü ilk defa kendime dürüst olmak zorundaydım.
Belki de yıllardır yanlış bir hikâyenin içinde yaşıyordum.
Yanımdaki Duru'nun sesi kesilmişti.
Başımı çevirdiğimde uyuyakaldığını fark etmiştim.
Bir an öylece bakmıştım.
Sonra kendi kendime gülmüştüm.
"Harika Sıraç... Tebrikler."
"Bütün hayatını nefret ederek geçirdiğin insanı şimdi korumaya çalışıyorsun."
Ayağa kalkacak gibi olmuş ama duraksamıştım.
Çünkü içimde hâlâ bir ses vardı.
"Git."
diyordu.
"Mesafeni koru."
Ama başka bir ses daha vardı.
"Ya bütün bunlar sandığın gibi değilse?"
Uzun bir süre öylece kalmıştım.
Sonunda derin bir nefes alıp yanına uzanmıştım.
Sadece o an için...
Sadece uyuyabilsin diye.
Duru uykusunda hafifçe kıpırdanmıştı.
Ben de sessizce yerimde kalmıştım.
"Bunu kimseye anlatma."
diye kendi kendime mırıldanmıştım.
"Yoksa kendimle bile baş edemem."
Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmıştı.
İlk defa onun yanında savaşmaya değil...
Sadece durmaya izin vermiştim kendime.
Ve o gece, yıllardır kurduğum bütün duvarların arasında küçük bir çatlak oluşmamış gibi devam ediyordu o çatlak kırılmaya.
Gözlerimi kapatmadan önce tek bir şey fısıldamıştım.
"Ne yapıyorsun kızım sen bana..."
Kendi kendime söylediğim bu cümleyle hafifçe gülümsemiştim.
Çünkü gerçekten anlamıyordum.
Nasıl olmuştu?
Nasıl olmuştu da yıllardır sadece öfkeyle baktığım bir insanın yanında bu kadar sakin kalabilmiştim?
İçimde bir ses hâlâ bağırıyordu.
"Unutma Sıraç. Sen ondan nefret ediyordun."
Haklıydı.
Nefret ediyordum.
Ama neden şimdi onun uykusunu izlerken içimdeki tek duygu öfke değildi?
Neden onun üzülmesine tahammül edemiyordum?
Neden herkes ona sırtını döndüğünde ben fark etmeden yanında durmaya çalışıyordum?
Derin bir nefes almıştım.
"Saçmalama."
diye kendi kendime mırıldanmıştım.
"Bu kız senin düşmanın."
Ama aklıma gelen tek şey onun bana bakışıydı.
Korkmadan.
Nefret etmeden.
Sadece kırgın bir şekilde...
Belki de en çok o canımı yakmıştı.
Çünkü bunca zamandır onu güçlü sanmıştım.
Ama aslında o da herkes gibi sadece anlaşılmak isteyen biriydi.
Yanımdaki hafif hareketle düşüncelerimden sıyrılmıştım.
Duru uykusunda biraz daha yanıma yaklaşmıştı.
Bir an olduğum yerde kalmıştım.
"Duru..."
diye fısıldamıştım.
Ama uyanmamıştı.
Normalde geri çekilmem gerekirdi.
Kalkıp gitmem gerekirdi.
Çünkü benim yaptığım şey bu değildi.
Mesafe koyardım.
Duvar örerdim.
Ama o gece hiçbirini yapamamıştım.
Sadece sessizce ona bakmıştım.
"Beni bu hale getiren ne?"
diye düşünmüştüm.
Sonra cevabı kendim vermiştim.
"Sen."
Kızgın olmam gereken insan...
Beni ilk defa kendimle yüzleştiren kişi olmuştu.
Gözlerim ağırlaşırken son kez içimden geçirmiştim.
"Eğer gerçekten yanılıyorsam..."
"Eğer sana haksızlık ettiysem..."
"Bunu nasıl telafi edeceğim bilmiyorum."
Ve ilk defa...
Sıraç Aslaner olarak değil,
sadece kendim olarak gözlerimi kapatmıştım.
Sabahın soğuk ayazıyla açmıştım gözlerimi. Resmen dağ havası öyle bir vurmuştu ki battaniyenin içinden bile hissetmiştim. Kafamı çevirdiğim an bana yastık gibi sarılan kızla saçlarını okşamak istemiştim.
Aldığım nefesle,
"Sıraç..."
diyen sesle kendime gelmiştim.
"Hay seveyim, nerden çıktın lan sen?"
dememe rağmen,
"Ben senin iç sesinim aslan parçası. Beni dinle iyi. O kızı... o senden kardeşini çaldı. 18 yılını çaldı. Güvenini kazan ve it."
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
"Çeneni kapa."
diye fısıldadığım an saçlarını okşamıştım.
"Seni sevmeyecek, biliyorsun değil mi?"
demesiyle içimden gelen öfkeyle yutkunmuştum.
"Ulan baban bile sana düşman gibi davrandı, hatırlatırım. Nehir'i korumak için ailen seni öldü gösterdi. Arda seni öldü bildi. Gülerken deli dedi lan sana. İlaçlarla susturdular seni, hem de kim için?"
demesiyle gözlerimi kapatmıştım.
"Bu çöp gördüğün kişi için."
dediği an yanımdaki bardağı elime alıp duvara doğru fırlatacak gibi olmuş, son anda durup masaya bırakmıştım.
"Sus!"
diye bağırmıştım.
Odanın içinde kendi sesim yankılanırken birkaç saniye öylece kalmıştım.
Nefesim hızlanmıştı.
Çünkü en çok canımı yakan şey, iç sesimin söylediklerinin bir kısmının doğru olmasıydı.
Evet...
Canım yanmıştı.
Evet...
Yıllarca taşıdığım bir öfke vardı.
Ama karşımdaki kişi artık sadece geçmişte yaşananların adı değildi.
Başımı çevirip hâlâ uyuyan Duru'ya bakmıştım.
"Peki ya sen?"
diye içimden geçirmiştim.
"Sen gerçekten bütün bunların sebebi miydin?"
Sessizlik cevap vermemişti.
Ama içimde ilk defa başka bir soru oluşmuştu.
"Ya ben yıllardır yanlış kişiden nefret ettiysem?"
"Yalvar Sıraç, sever belki... acır falan."
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
"Sen neredeydin ya?"
diye mırıldanmamla iç sesim hiç beklemeden cevap vermişti.
"Sen Duru'yu sevmeye başladığın an böyle çıktım ortaya, çünkü değişiyorsun."
demişti.
Sinirle gözlerimi devirmiştim.
"Değişiyorum ha..."
diye fısıldamıştım.
"Acımasız olmak için mi?"
dememle iç sesim acımadan devam etti.
"Sıraç, bak işte..."
diye fısıldadığı an yanımda hissettiğim kıpırtıyla irkilmiştim.
Başımı çevirdiğimde Duru'nun bana baktığını görmüştüm.
"Noldu Sıraç?"
demesiyle bir an ne diyeceğimi bilememiştim.
"Ha... şey... pardon."
diye mırıldanmıştım.
"Bu mu rahatsız etti?"
dememle sarıldığım yerden yavaşça çekilmeye çalışmıştım.
"Sarılmam sana... kusura bakma."
dememle kaşlarını çatmıştı.
"Ne?"
diye fısıldamıştı.
"Ne nesi?"
diye sormamla bana bakmaya devam etmişti.
Sanki az önce söylediğim şeyi anlamaya çalışıyordu.
Ben ise konuyu hemen değiştirmek istemiştim.
"Açım."
demiştim.
Duru birkaç saniye yüzüme bakmıştı.
"Ne?"
diye sormasıyla gözlerimi kaçırmıştım.
"Ne olacak... açım."
dememle hafifçe kaşlarını kaldırmıştı.
"E kahvaltı yapmadın mı?"
"Hayır."
"Bana niye söylüyorsun?"
diye sormasıyla omuz silkmeye çalışmıştım.
"Çünkü..."
Bir an duraksamıştım.
Çünkü gerçekten neden ona söylediğimi ben de bilmiyordum.
"Çünkü kahvaltımı hazırlasana."
dememle gözlerini kısmıştı.
"Sen ciddi misin?"
"Gayet."
"Dün bana köle diyordun."
"Bugün de mi konuşacağız bunu?"
dememle istemsizce gülmüştü.
O küçük gülümsemesini görünce birkaç saniye öylece kalmıştım.
Sonra hemen bakışlarımı kaçırmıştım.
"Garip."
diye içimden geçirmiştim.
"Bu kızın gülmesi neden bu kadar normal geliyor artık?"
Duru yataktan kalkarken ben de ayağa kalkmıştım.
"Günaydın."
diye fısıldamıştım.
Kapıya doğru yönelmiştim ki arkamdan seslenmişti.
"Sıraç."
Dönüp ona bakmıştım.
"Ne?"
"Gerçekten kahvaltı mı istiyorsun, yoksa sadece sinir etmek için mi söylüyorsun?"
Bir an sessiz kalmıştım.
Eskiden olsa hemen laf sokardım.
Ama bu sefer sadece omuz silkip,
"İkisi de olabilir."
demiştim.
Gözlerini devirmişti.
Tam çıkacakken durmuş ve eklemiştim.
"Odaya getir."
Kaşlarını kaldırmıştı.
"Ne?"
"Kahvaltıyı."
"Sen bayağı alışmaya başladın."
demesiyle hafifçe gülümsemiştim.
"Abartma Duru."
Kapıdan çıkarken arkamdan hâlâ şaşkın baktığını hissediyordum.
Kapıyı kapatıp koridora çıktığımda birkaç saniye olduğum yerde kalmıştım.
Ne yaptığımı anlamaya çalışıyordum.
Dün olsa...
Bana karşı çıkan, bana laf sokan, beni sinirlendiren birine asla böyle davranmazdım.
Ama şimdi?
Kendi odasından çıkıp onun kahvaltı hazırlamasını bekliyordum.
"Sen gerçekten kafayı mı yedin Sıraç?"
diye içimden geçirmiştim.
Tam o sırada iç sesim yine ortaya çıkmıştı.
"Bakıyorum da bayağı rahatladın."
Gözlerimi devirmiştim.
"Başlama."
"Ne oldu? Dün nefret ettiğin kızdan bugün kahvaltı istiyorsun nazik bir şekilde."
"Kes sesini."
"Yoksa gerçekten mi değişiyorsun?"
Bir an durmuş, derin bir nefes almıştım.
"Değişmiyorum."
demiştim kendi kendime.
"Sadece..."
Cümlem yarım kalmıştı.
Çünkü devamını getiremiyordum.
Sadece neydi?
Onu anlamaya mı başlamıştım?
Yoksa yıllardır yanlış bildiğim bir şeyi mi fark ediyordum?
Bu düşüncelerden uzaklaşmak için aşağıya doğru ilerlemiştim.
Salona indiğimde Arda ve Maya'nın konuştuğunu görmüştüm.
Arda'nın yüzü ciddiydi.
Maya ise her zamanki gibi kendinden emindi.
Beni görünce konuşmayı kesmişlerdi.
"Abi."
diyen Arda'ya bakmıştım.
"Ne?"
demiştim.
Arda birkaç saniye tereddüt etmişti.
"Dün gece olanlar..."
Sözünü tamamlayamadan kesmiştim.
"Konuşmak istemiyorum."
Maya hemen araya girmişti.
"Tabii, çünkü yine onu savunacaksın."
Kaşlarımı çatıp ona dönmüştüm.
"Kimden bahsediyorsun?"
Maya gözlerini devirmişti.
"Duru'dan."
Bir an sessiz kalmıştım.
Eskiden olsa onun bu cümlesini kurmaya fırsat vermezdim ama şuan düşünüyorumda hiç düşünmeden kabul ederdim.
Ama şimdi...
"Ne biliyorsun da konuşuyorsun?"
dememle Maya şaşkınca bana bakmıştı.
"Ne?"
"Duydun."
Arda bana bakıyordu.
Sanki ilk defa böyle bir tepki verdiğimi fark etmişti.
Maya gülümsemeye çalışmıştı.
"Abi, sen ciddi misin?"
"Gayet ciddiyim."
Tam o sırada merdivenlerden gelen sesi duymuştum.
Duru bizi umursamadan mutfağa geçmesiyle arkasından birkaç saniye bakmıştım.
Maya hemen bana dönmüştü.
"Ne yaptı sana?"
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
"Ne?"
"Duru ne yaptı da değiştin? Anlatsana."
Sesinde hem merak hem de rahatsızlık vardı.
Bir an sessiz kalmıştım.
Sonra önüme bakıp,
"Bayılıyor."
demişti.
kaşlarımı kaldırıp ona bakmamla;
"Ne?"
"Malum... çevremdeki herkesi kendine almaya."
demesiyle yüzündeki ifade değişmişti.
"Kimi almış? Anlatsana."
dememle gözlerim ona dönmüştü.
Tam o sırada Arda araya girmişti.
"Abi, ağır olmuyor mu?"
demişti.
Bir an ona bakmıştım.
Eskiden olsa bu cümleyi duymazdan gelirdim.
Ama şimdi içimde bir şeyler ters geliyordu.
Derin bir nefes almıştım.
"Asıl bu yaptıkların olmuyor mu Arda?"
demiştim.
Arda şaşkınca bana bakmıştı.
"Ne demek istiyorsun abi?"
Bakışlarımı ondan kaçırmadan devam etmiştim.
"Yıllardır birinin söylediği her şeye inanmak... Hiç sorgulamamak... Karşındaki insanın ne yaşadığını düşünmeden hüküm vermek."
Maya hemen araya girmişti.
"Yani şimdi suçlu biz miyiz?"
Gözlerimi ona çevirmiştim.
"Ben öyle mi dedim?"
"Belli oluyor."
"Hayır Maya."
demiştim sakin ama sert bir sesle.
"Belli olan başka bir şey var."
İkisi de bana bakıyordu.
"Biz yıllardır Duru hakkında konuşuyoruz ama bir kere bile dönüp ona ne olduğunu sormadık."
Bu sözle Arda'nın yüzündeki ifade değişmişti.
Çünkü ilk defa bu ihtimali düşünüyormuş gibiydi.
Maya ise hâlâ kendinden emindi.
"Abi, sen gerçekten onun tarafını mı tutuyorsun?"
Bir an susmuştum.
Çünkü bu soru bile garip gelmişti.
Taraf mı?
Yoksa sadece ilk defa gerçeği görmeye mi çalışıyordum?
"Ben kimsenin tarafını tutmuyorum."
demiştim.
"Sadece artık herkesin anlattığı hikâyeye körü körüne inanmıyorum."
Tam o sırada mutfaktan gelen sesle başımı çevirmiştim.
Duru bizi dinlemiyormuş gibi görünüyordu.
Ama ellerinin hareketinden, her şeyi duyduğunu anlamıştım.
Ve içimde garip bir his oluşmuştu.
Çünkü ilk defa...
Onun arkasından konuşmak yerine, yüzüne karşı durmayı seçiyordum.
“Bitti mi?”
diye mırıldanmıştım.
Maya kaşlarını çatıp bana bakmıştı.
“Ne bitti mi abi?”
demesiyle birkaç saniye sessiz kalmıştım.
Bakışlarımı ondan ayırmadan,
“Duru hakkında atıp tutmalarınız.”
demiştim.
Bu sözümle ortam bir anda sessizleşmişti.
Arda bana bakarken Maya’nın yüzündeki şaşkınlık yerini sinire bırakmıştı.
“Abi, sen ciddi misin?”
“Gayet ciddiyim.”
“Yani şimdi bütün söylediklerimizi yalan mı sayıyorsun?”
Derin bir nefes almıştım.
“Hayır.”
demiştim.
“Ben sadece ilk defa başka bir ihtimali düşünüyorum.”
Maya hemen başını sallamıştı.
“Başka ihtimal mi? Abi, sen onu tanımıyorsun.”
Gözlerimi kısmıştım.
“Tanımıyor muyum gerçekten?”
Bu sorumla Maya susmuştu.
Çünkü cevap verememişti.
Arda ise sessizce bizi izliyordu.
“Yıllardır bana anlatılan Duru ile...”
demiştim.
“Burada gördüğüm Duru aynı kişi değil.”
Maya alaycı bir şekilde gülmüştü.
“Ne oldu? İki gecede mi değişti?”
“Hayır.”
demiştim.
“Belki de değişen o değil, bendim.”
Bu cümleden sonra kendim bile şaşırmıştım.
Çünkü bunu yüksek sesle söylemek, kabul etmekten daha zordu.
Maya başını iki yana sallamıştı.
“İnanamıyorum.”
“Buna değil Maya.”
demiştim.
“Bunca yıl hiç sorgulamamış olmamıza şaşır.”
Arda araya girmişti.
“Abi...”
Ona dönmüştüm.
“Sen de.”
dememle duraksamıştı.
“Sen de onun söylediklerine inandın.”
Arda bakışlarını kaçırmıştı.
“Ben sadece...”
“Biliyorum.”
demiştim.
“Sen sadece sana anlatılanı doğru sandın.”
Tam o sırada mutfaktan gelen küçük bir sesle hepimiz susmuştuk.
Duru elinde bir bardakla kapının kenarında duruyordu.
Bizi dinlediği belliydi.
Göz göze geldiğimizde birkaç saniye öylece kalmıştık.
Eskiden olsa bakışlarımı kaçırırdım.
Ama bu sefer kaçırmamıştım.
Çünkü ilk defa...
Söylediklerimin arkasında duruyordum.
Duru birkaç saniye olduğu yerde kalmıştı.
Elindeki bardağı sıkıca tuttuğunu fark etmiştim.
Sanki bir şey söylemek istiyor ama vazgeçiyordu.
Maya onun bakışlarını görünce hemen savunmaya geçmişti.
“Bak, yine dinliyorsun değil mi?”
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
“Maya.”
dediğimde ses tonumdaki uyarıyı anlamıştı.
Ama yine de geri adım atmamıştı.
“Ne var abi? Gerçekleri söylüyoruz.”
Duru’nun yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
Eskiden olsa karşılık verirdi.
Bağırırdı.
Kavga ederdi.
Ama bu sefer sadece derin bir nefes alıp bardağı masaya bırakmıştı.
“Merak etmeyin.”
demişti sakin bir sesle.
“Zaten alışığım.”
Bu söz içime oturmuştu.
Çünkü öyle sıradan söylemişti ki...
Sanki yıllardır aynı şeyi duyuyordu.
“Duru...”
diye mırıldanmıştım.
Ama bana bakmamıştı.
“Ne var Sıraç?”
Sesindeki kırgınlık gizlenmeye çalışılsa da belliydi.
Bir an ne diyeceğimi bilememiştim.
Çünkü ilk defa onun karşısında güçlü görünen kişi olmak istememiştim.
İlk defa gerçekten cevap vermek istemiştim.
“Hiç.”
demiştim.
Ama bu sefer “hiç” kelimesinin ne kadar yetersiz olduğunu anlamıştım.
Duru hafifçe gülümsemişti.
“Zaten hep hiç oluyor.”
demesiyle içimde bir şey burkulmuştu.
Arda başını kaldırıp ona bakmıştı.
“Duru...”
demişti.
Ama Duru elini kaldırıp onu durdurmuştu.
“Boş ver.”
Sonra bana dönmüştü.
“Sen de mi inanıyorsun diye merak etmiştim sadece.”
Bu cümleyle nefesim kesilmiş gibi olmuştu.
Çünkü cevabı yıllardır belliydi.
Ama şimdi ilk defa kendime sormuştum.
Gerçekten inanıyor muydum?
Yoksa sadece inanmam gerektiğine mi inanmıştım?
“Ben...”
demiştim.
Ama kelimeler çıkmamıştı.
Duru başını hafifçe sallamıştı.
“Tamam.”
diyerek arkasını dönmüştü.
Tam gidecekken durup,
“Bu arada kahvaltını yaptım diye değiştiğimi sanma.”
demesiyle kaşlarımı kaldırmıştım.
“Ne?”
“Alışkanlık yapma.”
demişti.
İlk defa o eski alaycı tavrını göstermişti.
Ve garip bir şekilde...
Bu beni rahatlatmıştı.
“Sen de değişmiş gibi yapma.”
demiştim.
Duru bana dönüp bakmıştı.
“Ne demek o?”
Bir an susup sonra istemsizce gülümsemiştim.
“Bilmem.”
dedim.
“Sen de bugün çok bilmiyorum diyorsun.”
demesiyle birkaç saniye önce söylediğim şeyi hatırlayıp ona bakmıştım.
İkimizin de yüzünde küçük bir gülümseme oluşmuştu.
Ama bu kez...
Aramızdaki gülümsemenin altında öfke değil, ilk defa biraz anlayış vardı.
Aklıma gelenle, “Odandaki dün yaptığın dosya işine devam et.” dememle bana dönmüştü. “Ben de bekliyordum zaten.” demişti. “Sıradaki görevimi.” Sesinde yine alıştığım o alaycı ton vardı ama bu sefer eskisi gibi gelmemişti. Bir şey söyleyecekmiş gibi birkaç saniye durmuştu.
Sonra aklına gelmiş gibi, “Sıraç...” demişti. Başımı kaldırıp ona bakmamla, “Senin ailen onlar.” demişti. Kaşlarımı çatmıştım. “Yapma.” diye devam etmişti. “Onlar için...”
Bir an susmuş, ardından yüzünde buruk bir gülümsemeyle, “Maya için bizi nasıl öldürmeye çabaladıysan öyle kal.” demişti.
Bu sözle birkaç saniye sessiz kalmıştım. Cümlesi sertti ama canımı acıtan tarafı, içinde gerçek payı olmasıydı.
Yutkunup devam etmişti. “Arda gibi...” demesiyle bakışlarım ona dönmüştü. “Arda gibi sonradan ihanet etmek için yakın olma.”
Sesinde kızgınlıktan çok kırgınlık vardı.
“Biliyorum, bu daha eğlenceli geliyor ama...” demişti. “Biz de insanız.”
O an cevap verememiştim.
Çünkü ilk defa bana bağırmıyor, beni suçlamıyor, sadece hissettiği şeyi söylüyordu.
Umursamamaya çalışarak ona dönmüştüm.
“Tamam.” demiştim. “Gidip dediğin işi yapacağım.”
Duru birkaç saniye daha bana bakmıştı. Sanki söylemek istediği başka şeyler vardı ama vazgeçmişti.
Sessizce odadan çıkarken arkasından bakmıştım.
İçimde yine aynı soru dönüp duruyordu.
“Ben gerçekten değişiyor muyum?”
Çünkü ilk defa birinin bana güvenmemesinin sebebini anlamaya başlamıştım.
Ve daha garip olanı...
Bunun canımı yakmasına şaşırıyordum.
