BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

22. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 22. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 22. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

İkizimin öksürerek dikkat çekmesiyle buradaki sessizlik bir anlığına bozulmuştu. Ardından gözlerini karşı taraftan ayırmadan, "Evet, yanlış mı duydunuz? İkizimin dediğini," demişti. Sesi sakindi ama her kelimesi keskin çıkıyordu. Ben de bakışlarımı üzerlerinden ayırmadan onu onaylamıştım.

İkizim hafifçe arkasına yaslanıp alaycı bir tebessümle devam etmişti. "Hayır, sanki düşmanınıza bakar gibi susuyorsunuz. Bey baba, konuşmak için ağzınızı kullansanız da duysak. Ben duyamıyorum..." Kısa bir duraksayıp bana dönmüştü. "Duyamıyoruz, değil mi ikizim?"

Hiç tereddüt etmeden başımı sallamıştım.
"Aynen öyle," demiştim soğuk bir sesle. "Yıllardır sustunuz. Şimdi susmanın zamanı değil. Dinliyoruz anlatın."

Sözlerimle birlikte odanın içindeki sessizlik yeniden çökmüş, herkes gözlerini karşı taraftaki iki kişiye çevirmişti. Artık söyleyecekleri her cümle, yıllardır cevabını beklediğimiz soruların başlangıcı olacaktı.

Abimin, "Bu kadar mı zor?" demesiyle odadaki sessizlik yeniden çökmüştü. Annem derin bir nefes alıp bana bakmıştı. "Oğlum, sen benim evladımsın ama onlar..." diyerek bakışlarını bize çevirmişti. Sözünü tamamlamasına bile izin vermemiştim.

"Evet," demiştim soğuk bir sesle. "Biz de birilerinin kızlarıyız ama sizin değil, buraları geçin biliyoruz ama dökülün ."

Bu cümleyi kurarken arkama bakmamak için ikizimin elini daha sıkı tutmuştum. Derin bir nefes almış, boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalışmıştım.

"Belki..." demiştim gözlerimi ondan ayırmadan. "Belki biz de böyle büyüyebilirdik. Belki biz de anne dediğimiz birinin yanında güvenle yaşayabilirdik, babamız korurdu bizi masal dinlerdik belki o buz gibi yerlerde uyuyabilmek için yorulmak yerine, masal dinleyerek uyurduk.” Aldığım nefesle cümlelerime devam ettim ; “ abimiz olurdu misal korur kollardı sarıp sarmalardı bizi..."

Sesim titremeye başlasa da devam etmiştim.

"Ama biliyor musun, annecim?" demiştim acı bir tebessümle. "Senin kızlarından biri hâlâ hayatta. Kocan para karşılığı onu da satmış şuan o evde duruyor. Buna rağmen yıllardır bizi hiç aramadın, hiç sormadın. Şimdi ise karşımıza geçip hâlâ 'ama' diyorsun."

Sözlerim odada yankılanırken elimi ikizimin elinden hiç bırakmamıştım. O an tek hissettiğim şey öfke değildi; yılların cevapsız kalan sorular ve içimde büyüyen kocaman bir boşluktu.

Abimin, "Hayatlarımızı mahvettiniz," demesiyle odadaki hava yeniden ağırlaşmıştı. "Kızlardan tam on yedi yıl çaldınız. Dile kolay... On sekiz olmalarına ne kadar kaldıysa siz hesaplayın, çalınan hayatlarını da öyle hesaplayın."

Abimin sözlerinden sonra kısa bir sessizlik olmuştu. Derin bir nefes alırken karşımdaki kadın ise sanki söylenen hiçbir şeyi duymamış gibi tek bir noktaya takılmıştı.

"Bir dakika..." demişti. "Hani benim kızım ölmüştü?"

İçimden geçen ilk tepki gülmek olmuştu ama gülmeyecektim. Böyle bir anda buna gülemezdim.

Abim, kadına inanamaz gibi bakmıştı.

"Gerçekten tek derdin biyolojik kızın mı?" diye sormuştu.
Kadın, acımasızca gülerek, “Başta abin gibisin. Aranızdaki tek fark, abin bize önem verdi ve bize inandı. Sense bunlar yüzünden hem kardeşini hem de bizi mahvettin. Değdi mi oğlum?” dedi.Abimden önce öfkeyle ayağa kalkmış, “Ne diyorsunuz hanımefendi? Siz kimsiniz ki?” demiştim.Son kelimemle birlikte avucumu sertçe masaya vurmuştum.“Senin sevdiğin yıllar geçip giderken biz çiçek mi topladık sanıyorsun? Bizi sevdiniz mi dediniz?” diye çıkışmıştım.İkizim, saygısını bozmadan hafifçe gülümseyip araya girdi. “Yanlış anladınız. ‘Sevdiniz’ derken kastettiği romantik anlamda sevmek değil… Değer vermekten değil, küfretmemek için böyle bahsediyor. Anlatabildik mi?” dedi. Abim ise buruk bir tebessümle başını iki yana salladı.
“En güzel ve en doğru yaptığım tek şey var be anne…” dedi. O cümleden sonra odanın içini ağır bir sessizlik kaplamıştı.

Bu kez karşı tarafta oturan adam omuz silkip başını kaldırdığı an.

"Para tatlı geldi," demişti umursamaz bir tavırla.

O cümleyi duyduğum anda kanım donmuştu.

"Yirmi bir bin... O zaman için bana tatlı geldi."

Odadaki sessizlik daha da ağırlaşmıştı.

Adam gözlerini bize çevirip alaycı bir ifadeyle konuşmaya devam etmişti.

"Ama abin bizim gibi olmadı. Olsaydı şu an burada olur muyduk?" deyip etrafına bakmıştı.

Tam o sırada sert bir ses duyulmuştu.

"Ne diyorsun sen?"

İstemsizce başımı çevirip Barkın Bey'e bakmıştım.

"Neler oluyor?" dememek için kendimi zor tutuyordum. Kalbim göğsüme sığmıyor gibiydi.

Barkın Bey derin bir nefes almış, bana bakmıştı.

Kaşlarım çatılmıştı.

O adam dalga geçer gibi " bunu burada öğrenin istemezdim !" Dedi.

"Neyi?"

Birkaç saniye sustuktan sonra gözlerimin içine bakarak konuşmuştu.

“Biyolojik baban…” dedi o adam, dudaklarına alaycı bir gülümseme yerleşirken. “Az önce ‘Ne diyorsun?’ diye bağıran adam var ya… Büyük ihtimalle şu an dedenle konuşuyordur. Sence gerçeği öğrendi mi? Yoksa durduk yere niye öyle bağırsın?” Bunu söyler söylemez kahkaha atmıştı.O an masayı kaldırıp kafasına geçirmek istemiştim.

Sanki zaman bir anda durmuştu.

Kulaklarım uğulduyor, söylediklerini anlamaya çalışıyordum.

Yanımdaki ikizim ise donup kalmış, gözlerini önce bana sonra karşı arka taraftaki adama çevirmişti.

"Ne...?" diyebilmişti sadece.

O kadının, "Hayatım, sence biliyorlar mı?" demesiyle gözlerimi ona çevirmiştim. Acımasızca karısına dönüp, "Bilseler, kızıyla görüşmemize izin verir miydi?" demesi içimdeki son kırıntıları da sarsmıştı.

Ona doğru bir adım atıp, "Hiç mi sevmediniz bizi?" diye sormuştum.

Kadın yüzüme ifadesiz bir şekilde bakmıştı.

"Siz benim kendi kızım değildiniz. Zaten aileniz bile sizi istememiş."

O cümle biter bitmez ikizim sandalyesini hızla geriye iterek ayağa kalkmış, avucunu sertçe masaya vurmuştu.

"Fırsat mı verdiniz?" diye bağırmıştı. "Sevdiniz de biz mi görmedik? Hayatımızı mahvettiniz! Biz neler yaşadıysak, hepsini senin o iğrenç kocanın aldığı o para yüzünden yaşadık. Yirmi bin lira bir yerinize girsin! Harcayın burada bol bol!"

İkizimin sesi odada yankılanırken adam öfkeyle yerinden fırlamış, elini kaldırmıştı. Bunu görür görmez hiç düşünmeden ikizimin önüne geçmiş, refleksle onu arkamda bırakmıştım.

Tam o anda odanın içinde gür ve sert bir ses yankılanmıştı.

"Sakın!"

Bir an herkes olduğu yerde donup kalmıştı.

"Sakın o kızlara dokunma!" diye bağırmıştı Barkın Bey. Sesi öyle kararlı ve öfkeliydi ki odadaki görevliler de istemsizce adama yönelmişti. "Bir adım daha atarsan bunun sonuçlarına sen katlanırsın. Daha küçücük çocuklar bunlar. Yıllardır yeterince zarar görmüşler gibi. Bir daha elini kaldırmayı aklından bile geçirme."

Odanın içindeki hava bir anda buz kesmişti. Adam olduğu yerde kalırken ben hâlâ ikizimin önünde duruyor, nefesimi toparlamaya çalışıyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki kulaklarımda sadece kendi nabzımı duyabiliyordum.

Abim bir adım öne çıkmış, gözlerini karşı taraftaki adamdan ayırmadan, "Sence haksızlar mı?" demişti. Sesi öfkeliydi ama kontrolünü kaybetmemeye çalışıyordu. "Sana ne anne diyebiliyorlar ne de baba. Diyemiyorlar, çünkü bunu hak etmediniz."

Adam alaycı bir gülümsemeyle başını iki yana sallamıştı.

"Benim senin gibi bir oğlum yok."

O cümle odanın içinde yankılanırken hepimiz birkaç saniye donup kalmıştık. Ardından adam bakışlarını bana çevirip umursamaz bir tavırla konuşmuştu.

"Öldü bildiğin üvey abiniz. Sizi tehdit ediyor. Canım oğlum beni seçti!”

Tam aynı anda Barkın Bey öfkeyle öne atılmıştı.

"Lan sen ne diyorsun sen!"

Sesindeki sertlik odadaki herkesi irkiltmişti. Ben ise boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalışıyordum. Neler olduğunu anlamaya çalışırken adam bu kez Barkın Bey'in tam karşısına dikilmişti.

"Ne? Yoksa bilmiyorsun değil mi?" demişti alaycı bir ifadeyle.

Odadaki sessizlik yeniden çökmüştü. Barkın Bey'in yüzündeki ifade bir anda değişmiş, kaşları çatılmıştı.

"Ne demek istiyorsun?" diye sormuştu dişlerinin arasından.

O adam alaycı bir kahkaha atıp omuz silkti.

"Bu mevzu çok uzadı artık, 17 Mart beri!" dedi. "Kızıma babalık yapmayı bırak. Al işte, senin ikizlerin."

O cümleyle birlikte odadaki hava yeniden buz kesmiş, kimse birkaç saniye tek kelime edememişti.

Barkın Bey'in öfkesi bir anda taşmıştı. "Lan gavat!" diye bağırmasının ardından kendini tutamayıp adama doğru hamle yapmıştı. Polis memuru araya girerek onu durdurmaya çalışırken abim sert bir sesle, "Engel olmayın. Görevini yapan personele değil ama haksız müdahaleye cezai işlem başlatırım," demişti. O an istemsizce dönüp abime bakmıştım.

Sonra gözlerim yeniden karşımdaki adama kaymıştı. İçimden, Belki de on yedi yıldır yaptığı tek doğru şey, peşimizde kimin olduğunu söylemek oldu, diye geçirmiştim.

Adam ise sanki odadaki gerilimi daha da artırmaktan keyif alıyormuş gibi alaycı bir gülümsemeyle konuşmaya devam etmişti.

"Bence bir DNA testi şart, değil mi Araf... Barkın?" demişti. "On yedi Mart gece doğan bebeklerini sabaha karşı iki bebeğini en güvendiğin kişi sattı. Kimdi o? Hah... Şu anlaşmalı evlilik yaptığın kadın vardı ya..."

Cümlesini tamamlamasına izin vermemiştim.

Nasıl olduğunu ben de anlamamıştım. Elim cebime gitmişti. Parmaklarıma gelen küçük taşı kavradığım gibi refleksle adama doğru fırlatmıştım. Taş omzuna isabet etmiş, adam irkilerek sözünü yarıda kesmişti.

Odadaki herkes bir anlığına donup kalmıştı.

Ben ise hâlâ nefes nefese duruyordum. İçimdeki öfke dinmemişti. Yıllardır biriken acının yanında attığım o küçük taşın hiçbir anlamı yoktu. Buna rağmen gözlerimi adamdan ayırmadan öylece duruyor, söyleyeceği bir sonraki cümleyi bekliyordum.

"Ama ben..." diyecekti ki . Boğazımdaki düğümü yutkunarak derin bir nefes almıştım. Şu an bunun yeri ve zamanı olmadığını hissediyordum. Barkın Bey'e bakıp, "Şu an değil... Bunun yanında değil. Sonra konuşuruz," diye mırıldanmıştım.

Barkın Bey birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra başını hafifçe sallayarak bizi onaylamıştı.

"Tamam," demişti sakin bir sesle. "Gelin benimle."

İkizimin elini bırakmadan arkamı dönmüş, istemsizce abime bakmıştım. O da derin bir nefes alıp iki elini hafifçe havaya kaldırarak sessizce şükreder gibi bir hareket yapmıştı. Ben ve ikizim ona baktığımızı fark edince yüzündeki o ifade bir anda kaybolmuş, her zamanki ciddi duruşuna bürünmüştü.

"Hadi," demişti kısa ve net bir şekilde.

Ben de başımı sallayıp ikizimin elini biraz daha sıkmış, Barkın Bey'in peşinden yürümeye başlamıştık. Az önce yaşananların ağırlığı hâlâ omuzlarımızdaydı ama artık o odadan çıkmıştık. Koridora adım attığımız anda içerideki gergin sesler kapının ardında kalmış, yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. Kimse konuşmuyordu. Hepimiz biliyorduk ki asıl konuşulması gerekenler şimdi başlayacaktı.

Koridorda birkaç adım attıktan sonra Barkın Bey durmamış, bizi sessizce idari bölümün bulunduğu tarafa doğru götürmeye devam etmişti. Az önceki görüşme odasının önündeki hareketlilik geride kalırken bulunduğumuz bölüm daha sakindi. Arada bir görevli personel yanımızdan geçiyor, kapıların açılıp kapanma sesleri koridorda yankılanıyordu. Hiç kimse konuşmuyordu. Ayak seslerimiz ve derin nefes alışlarımız dışında duyulan tek şey buydu.

Bir süre sonra Barkın Bey kullanılmayan küçük bir görüşme odasının kapısını açmıştı.

"Burada rahat konuşabiliriz," demişti.

İçeri girdikten sonra kapıyı usulca kapatmıştı. Ben hâlâ ikizimin elini bırakmamıştım. Abim de yanımıza gelip sessizce ayakta durmuştu. Barkın Bey birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bize bakmış, ardından derin bir nefes almıştı.

"Öncelikle ikinizden de özür diliyorum," demişti.

Kaşlarımı çatmıştım.

"Neden?"

"Çünkü bunu yani beni öğrenme şekliniz böyle olmamalıydı."

Odada yeniden sessizlik olmuştu.

Ben gözlerimi ondan ayırmadan, "Biraz önce ne demek istedi o adam?" diye sormuştum.

Barkın Bey cevap vermeden önce gözlerini yere indirmişti. Sanki kelimelerini dikkatle seçmeye çalışıyordu.

"Anlattığı her şeye inanmayın," demişti sakin bir sesle. "Az önce söylediklerinin arasında doğru olanlar da olabilir, sırf sizi sarsmak için uydurdukları da. Bu yüzden hiçbir şeyi doğrulamadan kesin kabul etmeyeceğiz ."

"Peki..." diye mırıldanmıştım. "DNA meselesi?"

Bu kez abim de dikkatle Barkın Bey'e bakmıştı.

Barkın Bey başını yavaşça sallamıştı.

"Eğer içinizde en ufak bir şüphe bile kaldıysa, bunu ortadan kaldırmanın tek yolu bilimsel olarak doğrulamaktır. Tahminlerle değil, resmi sonuçlarla hareket edeceğiz."

İkizim ilk kez konuşmuştu.

"Ya sonuç... Beklemediğimiz gibi çıkarsa?"

Barkın Bey ikimize de bakmıştı.

"O zaman da gerçeği öğrenmiş olursunuz. Ama şunu bilin; çıkacak sonuç ne olursa olsun, bugüne kadar yaşadıklarınızı değiştirmez. Size yapılan haksızlıkları da değiştirmez. Her türlü yanınızdayım!"

Ben sessizce başımı eğmiştim. İçimde onlarca soru vardı ama hiçbirini nasıl soracağımı bilmiyordum. O sırada abim omzuma hafifçe dokunmuştu.

"Birlikte öğreneceğiz," demişti.

İkizim de elimi biraz daha sıkmıştı.

İlk kez, bugün duyduğum onca ağır sözün arasında bana gerçekten iyi gelen cümle buydu.

"O zaman," demiştim. Barkın Bey derin bir nefes alarak bana bakmasıyla, buruk bir şekilde "artık her şey bilinmez olarak kalmasın. Kimsenin aklında soru işareti, kimsenin dilinde 'yalan' kelimesi olmasın. En başından başlayacağız. Önce bir DNA testi yapılacak. Sonra da size bildiğim her şeyi anlatacağım." Demiştim.

Bir an durmuştu. Gözleri benim üzerimdeydi.

"Ama eğer sen, 'Benim zaten bir kızım var. Buna gerek yok,' dersen..."

Sözünün devamını getirememiştim.

Gözlerime öyle bir bakmıştı ki boğazım düğümlenmiş, tek kelime edemez olmuştum. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. İçimde birbirine karışmış onlarca duygu vardı.

Tam o sırada ikizim sessizliği bozmuştu.

"Artık çıkalım mı?" demişti yorgun bir sesle.

Ona dönüp başımı yavaşça sallamıştım.

"Hadi," diyebilmiştim sadece.

Barkın Bey de bizi zorlamamış, sessizce kapıyı açmıştı. Hep birlikte odadan çıkarken hiç kimse konuşmuyordu. Koridor yine aynı koridordu ama ben artık buraya giren kişi değildim. İçimde cevap bekleyen sorular daha da çoğalmıştı. Tek bildiğim şey ise bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı.

Cezaevinden çıktığım anda derin bir nefes almıştım. İçerideki boğucu havanın ardından dışarıdaki temiz hava bile üzerimdeki ağırlığı almaya yetmiyordu. Gözüm ilk olarak Tugay'ı bulmuştu. Hiç düşünmeden gidip ona sarılmak istemiştim. Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalışırken Barkın Bey bize dönmüştü.

"O zaman," demişti sakin ama kararlı bir sesle, "bir DNA testi yaptıralım. Hancızadeoğlu Hastanesi'ne benimle gelir misiniz?"

Tam o sırada uzaktan bize doğru koşarak gelen Gökçe'yi görmüştüm.

"Amca!" diye seslenerek yanımıza gelmişti.

Barkın Bey şaşkınlıkla Gökçe'ye dönmüştü.

"Sen de mi biliyordun?"

Bu kez bakışlar ona çevrilmişti.

"Sen nasıl öğrendin?" diye sorulunca Gökçe derin bir nefes almıştı.

"Amca..." demişti. "Anlatsak inanır mıydın?"

Ortamdaki sessizlik yeniden çökmüştü. Ben de derin bir nefes alıp Barkın Bey'e bakmıştım.

"Bu mesele... Gizli tutulursa," diye mırıldanmıştım.

Sözümü bitiremeden Barkın Bey bana dönmüştü.

"Siz," demişti net bir ses tonuyla. "Sizin hayatınız tehlikede. Bu saatten sonra benimle geliyorsunuz."

Yüzündeki ciddiyet, bunun bir rica değil, güvenlik için söylenmiş bir karar olduğunu hissettiriyordu.

"İyi... Tamam," diyebilmiştim.

Ardından başımı çevirip abime bakmıştım. O, ne demek istediğimi anlamış gibi başını sallamıştı.

"Tamam," demişti. "Biz de sizi takip ediyoruz. Bir şey olursa hemen yaz ya da ara."

Barkın Bey bana onaylamaz bir ifadeyle bakarken, içimdeki gülme isteği bir anda ağır basmıştı. Kendimi tutamayınca istemsizce gülmeye başlamıştım. İkizim hemen araya girip, "Araf Bey, takmayın... Deli bu," demişti.

"Hey!" diyerek ona bakmış, ardından omuz silkip, "Ne yapayım? Bakırköy'den çağırdılar da son anda toparladım, geldim," demiştim.

Sözlerimle birlikte Barkın Bey de istemsizce gülümsemişti. Birkaç saniyeliğine üzerimizdeki gergin hava dağılmıştı.

"Hadi," demişti. "Geçelim."

Tam yürümeye başlayacakken onu durdurmuştum.

"Araf... Barkın Bey."

Durup bana dönmüştü.

Derin bir nefes almıştım.

"Cidden... Eğer biyolojik kızınızsak..." demiştim, kelimeleri seçerek. "Biliyorum."

Sözümü tamamlamama fırsat vermeden başını hafifçe sallamıştı. O da derin bir nefes almıştı.

"Hiç hoşuma gitmese de kabul," demişti. "Şu an önceliğimiz sizin sağlığınız. Sağlığınız her şeyden ve herkesten değerli."

Kısa bir duraksamanın ardından gözlerimin içine bakarak devam etmişti.

"Ama siz de bana her şeyi anlatacaksınız."

Başımı sallamıştım.

"Anlaştık."

Elimi uzatmıştım. O da hiç tereddüt etmeden elimi sıkmıştı.

"El sıkıştık," demişti.

Ben de hafifçe gülümseyerek, "Anlaştık," diye karşılık vermiştim.

Tam arabaya bineceğimiz sırada Gökçe, Barkın Bey'e dönüp, "Amcam... Sen gelmeyeceksin sanırım?" demişti.

Barkın Bey ona bakınca Gökçe bu kez çekinerek, "Amca... Geleyim mi?" diye sormuştu.

O an gülmemek için kendimi zor tutmuştum. İçimdeki gerginliğe rağmen bu hitap istemsizce yüzümde küçük bir tebessüm oluşturmuştu.

Tam o sırada aklıma bir şey gelmişti.

"Barkın Bey..." demiş, sonra başımı iki yana sallamıştım. "Yok... Bey... Amca... Gökçe'ye kızmayın. Saklamasını biz istedik."

Barkın Bey birkaç saniye sessizce yüzüme baktıktan sonra başını hafifçe sallamıştı.

"Bunu sonra konuşuruz," demişti sakin bir sesle.

Ben de başka bir soruyu dile getirmiştim.

"Asel Hanım'a haber verecek misiniz?"

Bu soruyla birlikte Barkın Bey arabanın kapısını açmıştı. Biz de peşinden araca binmiştik. Motoru çalıştırmadan önce kısa bir süre direksiyonun başında sessizce durmuştu.

"Hayır," demişti.

Başımı ona çevirmiştim.

"Önce eve gidip o kızın diş fırçasını alacağım."

Bunun DNA örneği için olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Söylediği cümleyle birlikte boğazım yeniden düğümlenmişti.

Başımı hafifçe eğip buruk bir gülümsemeyle,

"Teşekkür ederim," diyebilmiştim.

Barkın Bey kontağı çalıştırırken gözlerini yoldan ayırmadan konuşmuştu.

"Bana teşekkür etme. Eğer gerçekten yıllardır bilmeden geç kaldıysam, telafi edebileceğim hiçbir şey yok. Şimdi sadece gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyorum."

Arabanın içi yeniden sessizliğe bürünmüştü. Ben camdan dışarı bakarken cezaevi yavaş yavaş arkamızda kalıyor, önümde ise hayatımı tamamen değiştirebilecek bir yol uzanıyordu.

Araba cezaevinin bulunduğu yoldan ayrılıp ana yola çıkarken içeride derin bir sessizlik hâkim olmuştu. Kimse konuşmuyordu. Motorun sesi ve dışarıdan geçen araçların uğultusu dışında duyulan hiçbir şey yoktu. Ben ise camdan dışarıyı izliyor, gördüğüm hiçbir şeye gerçekten odaklanamıyordum. Aklım hâlâ birkaç dakika önce duyduklarımdaydı.

Yanımda oturan ikizim sessizce elimi tutmuştu. Parmaklarının titrediğini hissedince ona dönüp bakmıştım. Göz göze geldiğimizde ikimiz de hiçbir şey söylememiş, sadece birbirimize küçük bir tebessüm etmeye çalışmıştık. O an birbirimize söyleyebileceğimiz hiçbir cümle yaşadıklarımızı hafifletmeye yetmezdi.

Barkın Bey dikiz aynasından bize kısa bir bakış atmış, sonra yeniden gözlerini yola çevirmişti.

"Korkuyor musunuz?" diye sormuştu.

İkimiz de aynı anda başımızı sallamıştık.

"Evet."

Barkın Bey derin bir nefes almıştı.

"Ben de."

Bu cevap üzerine şaşkınlıkla ona bakmıştım.

"Ben de korkuyorum," diye devam etmişti. "Çünkü yıllardır doğru bildiğim her şey birkaç saat içinde değişebilir. Ama ne çıkarsa çıksın, gerçeği öğrenmek zorundayız."

Başımı cama yaslamıştım.

"Ya gerçekten..." deyip durmuştum.

Barkın Bey cümlemi tamamlamamı beklemişti.

"Ya gerçekten kızınızsak?" Büyük ihtimalle öyleydi ve bunu ona bile dememiştik…

Arabada yine sessizlik olmuştu.

Barkın Bey birkaç saniye konuşmamış, ardından sakin bir sesle cevap vermişti.

"O zaman bunun hesabını yıllardır kim verdirmediyse, hep birlikte soracağız."

Bu kez ikizim konuşmuştu.

"Ya değilsek?"

Barkın Bey hiç düşünmeden cevap vermişti.

"O zaman da siz yine aynı iki kız olacaksınız. Sizin değerinizi belirleyecek olan şey kan bağı değil. Bugüne kadar verdiğiniz mücadele."

Sözleri içime biraz olsun su serpmişti. Arabada yeniden sessizlik olurken Barkın Bey sinyal verip aracını sağ şeride almıştı.

"Önce eve uğrayacağız," demişti. "Sonra hastaneye geçeceğiz. Sonuç ne olursa olsun, bugün hiçbir şeyi yarım bırakmayacağız."

Ben de derin bir nefes alıp başımı sallamıştım. O an ilk kez,bu kadar peşinden koştuğum gerçeklerin gerçekten ortaya çıkacağına dair içimde küçük de olsa bir umut filizlenmeye başlamıştı.

Tam o sırada Gökçe'nin aklına bir şey gelmiş gibi olmuştu. Elini cebine atıp telefonumu bana uzatmıştı.

"Bunu unuttun," demişti.

Gülerek telefonu alırken, "Milas mı verdi?" diye sormuştum.

Gökçe başını sallayınca ekranı açmıştım. Peş peşe gelen bildirimleri görünce istemsizce gülümsemiştim. Mesajların çoğu aynı kişidendi.

Barkın Bey dikiz aynasından bana kısa bir bakış atmıştı.

"Sanırım abin," demişti.

İkizim bile gülmemek için dudağını ısırıyordu.

Kim söyleyecekti? Mesaj atan kişi abim değil, sevgilim olduğunu...

Ben ise istemsizce gülümseyip sessiz kalma hakkımı kullanmıştım.

Mesajlara girerken Barkın Bey konuşmaya devam etmişti.

"Her ne kadar öz abin olmasa da size gerçekten değer veriyor."

Barkın Bey cümlesini bitirir bitirmez ikizimle Gökçe aynı anda konuşmuştu.

"Bir de bize sorun."

İkisinin aynı anda konuşmasıyla arabanın içinde kısa süreli bir sessizlik olmuş, ardından istemsizce gülmüştüm.

"Ne?" diye sormuştu Barkın Bey.

Ben ise hâlâ telefon ekranına bakıyordum. Mesajları tek tek okurken yüzümdeki tebessüm kaybolmuyordu.

Sevdiğim ⛈️: Güzelim, çıktınız mı?

Sevdiğim ⛈️: Bir şey oldu mu?

Sevdiğim ⛈️: Telefonun bendeydi Gökçe'ye verdim, merak etme. Şimdi sana ulaştırıyor.

Sevdiğim ⛈️: İyi misin?

Sevdiğim ⛈️: Konuşmak istemiyorsan bile bana sadece bir nokta at. Bekliyorum.

Son mesajı görünce boğazım düğümlenmişti.

Hiçbir şey yazmadan ekrana bakmaya devam ediyordum.

Barkın Bey dikiz aynasından bana tekrar baktığında yüzümdeki ifadeyi fark etmiş olmalıydı.

"İyi biri galiba," demişti.

Başımı kaldırıp ona bakmış, ardından istemsizce gülümsemiştim.

"Evet," diyebilmiştim sadece.

"O, iyi biri."

Bu kez ikizim koluyla bana hafifçe vurmuştu.

"Az bile dedin."

Gökçe de başını sallamıştı.

"Bence eksik bile anlattın."

Ben ise telefonu göğsüme doğru çekip yeniden mesajlara bakmıştım. O an, günün bütün ağırlığının arasında, ekrandaki birkaç satır bile bana nefes alacak kadar güç vermişti.

Telefonu elimde tutmaya devam ederken parmağım ekranın üzerinde durmuştu. Cevap yazmak istiyor ama hangi cümleyle başlayacağımı bilemiyordum. Derin bir nefes alıp klavyeyi açmıştım.

"İyiyim. Sonra anlatacağım."

Yazmış, birkaç saniye baktıktan sonra silmiştim.

"İyiyim."

Onu da silmiştim.

İçimde o kadar çok şey vardı ki iki kelimeye sığmıyordu.

İkizim omzuma yaslanıp ekranı görünce hafifçe gülümsedi.

"Yazsana."

"Ne yazayım?"

"İçinden ne geliyorsa."

Başımı iki yana sallamıştım.

"İçimden geçenleri yazarsam roman olur."

Gökçe kahkaha atmıştı.

"O çocuk zaten okur."

İstemsizce gülmüştüm.

"Okur da... Ben anlatabilir miyim bilmiyorum."

Tam o sırada telefon yeniden titremişti.

Sevdiğim ⛈️: Yazmana gerek yok. Bildirimin geldi, telefonu açtığını gördüm. Sadece iyi olduğunu bileyim yeter.

Evet biribirimizde konum uygulamamız vardı, ister istemez gülmemle mesajı okuyunca istemsizce gözlerimi kapatmıştım.

"Ne yazmış?" diye sormuştu ikizim.

Telefonu ona uzatmıştım.

Mesajı okuyunca bana bakıp gülümsedi.

"Ben sana ne diyeyim şimdi?"

"Hiçbir şey deme."

"Demeyeceğim."

Barkın Bey dikiz aynasından bize bakıp merakla sormuştu.

"İyi haber sanırım?"

Ben de telefonu kilitleyip başımı koltuğa yaslamıştım.

"İyi hissettiren bir haber."

Barkın Bey hafifçe başını sallamıştı.

"Bazen insanın yanında olduğunu hissettiren tek bir mesaj bile yeter."

Camdan dışarı bakarken yüzümdeki gülümseme farkında olmadan büyümüştü.

İçimde fırtınalar kopuyordu. Birkaç saat önce öğrendiğim bildiğim gerçekler, ansızın yüzleşmem , yapılacak DNA testi, cevap bekleyen onlarca soru... Hepsi olduğu yerde duruyordu.

Ama bütün bunların arasında bir gerçek daha vardı.

Ne olursa olsun, beni merak eden insanlar vardı.

Telefonumu sessizce avuçlarımın arasına alıp sıkmıştım. O an, belirsizlik hâlâ devam ediyor olsa da, bu yolu tek başıma yürümeyeceğimi biliyordum.

Telefonumu ikizime vermemle, araba kırmızı ışıkta durmuştu. Dışarıda hayat her zamanki gibi akıp gidiyordu. İnsanlar kaldırımlarda yürüyor, arabalar peş peşe geçiyor, kimse birkaç saat içinde benim dünyamın altüst olduğunu bilmiyordu.

Derin bir nefes alıp başımı koltuğa yaslamıştım.

Barkın Bey sessizliği bozmamaya özen gösteriyor, sadece yolu takip ediyordu. Bir süre sonra dikiz aynasından bana bakıp sakin bir sesle konuşmuştu.

"Birazdan eve uğrayacağız. Çok uzun sürmez."

Başımı sallamıştım.

"Tamam."

İkizim ise camdan dışarı bakıyordu. Onun da benim kadar düşündüğünü biliyordum. Bir ara elimi yeniden tutmuştu.

"İyi misin?" diye fısıldamıştı.

"Sen?"

Omuz silkti.

"Bilmiyorum."

"Ben de."

Kısa ama dürüst bir konuşmaydı.

Arabanın içinde yeniden sessizlik hâkim olmuştu.

Yaklaşık on dakika sonra Barkın Bey sinyal verip daha sakin bir sokağa girmişti. Aracı bir evin önünde durdururken kontağı kapatmıştı.

"İkiniz burada kalın," demişti.

"Ben beş dakikaya gelirim."

Gökçe de kemerini çözüp kapıyı açacak gibi olmuştu.

"Ben de geleyim mi amca?"

Barkın Bey başını iki yana sallamıştı.

"Yok. Sen de burada kal."

"Tamam amcam."

Arabadan inmeden önce bize son kez bakmıştı.

"Kapıları kilitli tutun."

Bunu söyledikten sonra araçtan inip evin kapısına doğru yürümüştü.

Biz ise arabada sessizce beklemeye başlamıştık.

Gökçe derin bir nefes alıp koltuğa yaslanmıştı.

"Garip bir gün oldu."

İkizim acı bir tebessüm etmişti.

"Daha bitmedi ki."

"Doğru."

Ben ise hiçbir şey söylemeden evin kapısına bakıyordum. Barkın Bey içerideydi. Bir diş fırçası almak için girmişti ama o diş fırçası belki de yıllardır cevabını aradığımız gerçeği ortaya çıkaracaktı.

İçimde garip bir heyecan vardı. Sonuçtan korkuyordum ama artık kaçmak istemiyordum. Gerçek neyse öğrenmeye hazır olmak zorundaydım. Çünkü yıllardır peşinden koştuğumuz soruların cevabı, belki de o evin kapısından birkaç dakika sonra çıkıp gelecek küçük bir poşetin içindeydi. Gerçi cevabı bilmiyor gibi davranmaya alıştık ki sanırım böyle davranmak daha kolay geliyordu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18