14. bölüm / 54
BENDEN ÇALINAN HAYAT🍯 14. Bölüm 🍯
Bölümler 54Şu an: 🍯 14. Bölüm 🍯
- 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
- 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
- 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
- 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
- 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
- 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
- 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
- 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
- 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
- 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
- 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
- 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
- 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
- 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
- 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
- 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
- 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
- 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
- 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
- 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
- 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
- 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
- 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
- 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
- 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
- 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
- 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
- 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
- 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
- 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
- 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
- 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
- 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
- 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
- 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
- 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
- 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
- 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
- 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
- 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
- 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
- 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
- 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
- 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
- 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
- 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
- 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
- 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
- 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
- 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
- 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
- 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
- 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mutfağı toplamamızla bana dönmüştü.
"Gel bakalım. Konuşalım şimdi."
demesiyle içim bir anda sıkışmıştı.
"Tugay..."
diye mırıldanmıştım.
"Korkuyorum."
Bir adım yaklaşmış, parmağını dudağıma koymuştu.
"Ştt..."
demişti.
"Korkma. Yanındayım. Sadece dinle."
Derin bir nefes almıştım.
"Her şeyi anlatacağım, Nehir."
Sesindeki ciddiyet içimdeki düğümü biraz daha sıkmıştı.
"Bu kez hiçbir şeyi saklamayacağım."
"Nasıl inandın?" diye mırıldandım. "O iftiraya nasıl inandın, be Milas?"
Sesim titremişti.
"Bizi nasıl bitirdin?"
"Seni gerçekten sevdiğimi biliyordun."
Gözlerim dolarken ona bakıyordum.
"Eğer normal şekilde ayrılsaydım peşimden gelirdin."
"Gelirdim."
"Eğer açıklama yapsaydım beklerdin."
"Beklerdim."
"Eğer gerçeği söyleseydim benimle kalırdın."
"Kalırdım."
Bir an susmuştu.
"Ben de bunu göze alamadım."
Başımı eğmiştim.
Sanki bu konuşmayı daha önce yapmıştık.
Sanki aynı cümleleri daha önce duymuş, aynı cevapları vermiştim.
Ama şimdi söyledikleri, o zaman anlamadığım bazı şeyleri yavaş yavaş yerine oturtuyordu.
"Biz bunu daha önce konuşmadık mı?" diye geçirmiştim içimden.
Sonra gözlerimi kaldırıp ona bakmıştım.
Ona baktığım anda içim bir tuhaf olmuştu.
Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki sanki bütün cevaplar zaten gözlerinde duruyordu.
Başımı tekrar eğmiştim.
Bir süre hiçbir şey söylememiştim.
Çünkü söyledikleri, ilk duyduğumda anlamlandıramadığım her şeyi yavaş yavaş açıklıyordu.
"Peki neden geri dönmedin?"
Sesim sessizliği bölmüştü.
Milas başını kaldırıp bana bakmıştı.
"Dönmek istedim."
"İstedin ama dönmedin."
"Dönemezdim."
Kaşlarımı çatmıştım.
"Neden?"
Bu kez cevap vermeden önce uzun süre susmuştu.
Sanki söyleyeceği şeyin şimdiye kadar anlattıklarından çok daha büyük olduğunu o da biliyordu.
"Çünkü mesele sadece sen değildin, Nehir."
Kalbim yeniden sıkışmıştı.
"Ne demek bu?"
Milas derin bir nefes almıştı.
"Ben senden ayrıldığım zaman sadece seni korumaya çalışmıyordum."
Gözlerimi ondan ayırmamıştım.
"Kendimi de saklamaya çalışıyordum."
"Neden saklıyordun?"
Bakışları yüzümde gezmişti.
"Kim olduğumu."
Kaşlarım daha da çatılmıştı.
"Milas..."
"Biliyorum. Kulağa saçma geliyor."
"Şu ana kadar anlattığın hiçbir şey normal gelmiyor zaten."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
"Buna itiraz edemem."
Sonra gülümsemesi kaybolmuştu.
"Ben Demirhanlar yüzünden seni kaybetmekten korkuyordum."
Bir an ne diyeceğimi bilememiştim.
"Çünkü onlar benim ailemdi."
"Biyolojik ailen."
"Evet."
Sesi iyice kısılmıştı.
"Ama senin ailene düşman olan insanlar."
Yutkunmuştum.
"Ve sen bunu ne zaman öğrendin?"
"Sen evlatlık olduğunu öğrendiğin gün."
Bir anda bütün bedenim gerilmişti.
"Yani..."
"Evet."
Başını hafifçe eğmişti.
"Sen o gün kendi aileni sorgularken, ben de kendi ailemi öğreniyordum."
Bir süre ikimiz de susmuştuk.
Sonra fısıltıyla,
"Peki neden bana söylemedin?"
diye sormuştum.
"Çünkü söyleseydim seni de bu işin içine çekmiş olacaktım."
"Zaten içindeydim."
"Sen bilmiyordun."
"Şimdi biliyorum."
"Şimdi farklı."
"Nasıl farklı?"
Milas gözlerimin içine bakmıştı.
"Çünkü artık senden bir şey saklamıyorum."
Boğazımdaki düğüm biraz daha sıkılmıştı.
"Seren meselesi de bununla mı ilgiliydi?"
Milas başını hafifçe sallamıştı.
"Bir kısmıyla."
"Bir kısmıyla mı?"
"Seren'in gönderdiği o görüntüler..."
Bir an durmuştu.
"Benim için bahaneydi."
"Bahaneydi?"
"Evet."
"Yani bana gerçekten inanmadın."
"Hayır."
"Seni aldattığımı düşünmedin."
"Hayır."
"Bana kızmadın."
"Hayır."
Bir an susmuştu.
"Ben sana kızmış gibi yaptım."
Gözlerim dolmuştu.
"Bunu yapmak zorunda mıydın?"
"Evet."
"Hayır, değildin."
Milas susmuştu.
"Bana gerçeği söyleyebilirdin."
"Ve sen benimle kalırdın."
"Evet."
"Sonra da onların dikkatini üzerimize çekerdik."
Sesindeki korku ilk kez bu kadar açık gelmişti.
"Buna izin veremezdim."
Başımı eğmiştim.
Bir süre ellerime bakmıştım.
Sonra yavaşça,
"Bunca zaman seni yanlış tanımışım,"
demiştim.
Milas hemen karşılık vermişti.
"Hayır."
Başımı kaldırmıştım.
"Beni yanlış tanımadın."
"Öyleyse?"
"Ben sana kendimi yanlış tanıttım."
Bu kez hiçbir şey söyleyememiştim.
Milas derin bir nefes almıştı.
"Ve bunun için senden özür dilemeyeceğim."
Şaşkınlıkla bakmıştım.
"Ne?"
"Çünkü özür dilersem, o gün yaptığım şeyi haklı çıkarmaya çalışıyormuşum gibi olacak."
Bir an susmuştu.
"Yaptığım şey doğru değildi."
Bakışları gözlerime sabitlenmişti.
"Ama o gün başka bir yol göremedim."
İçimdeki öfkenin yerini yavaş yavaş başka bir şey almıştı.
Kırgınlık.
Belki de en çok buna kızıyordum.
Bana güvenmemesine.
Benim yerime karar vermesine.
"Bir daha böyle bir şey yaparsan..."
Milas hafifçe kaşlarını kaldırmıştı.
"Terlik mi?"
"Hayır."
Yüzüne ciddi ciddi bakmıştım.
"Bu kez yastıkla yetinmem."
Bir an bana bakmıştı.
Sonra gülümsemişti.
"Tamam."
"Ciddiyim."
"Ben de ciddiyim."
Kısa bir sessizlik olmuştu.
Sonra elini uzatıp masanın üzerindeki telefonu almıştı.
Ekrana baktıktan sonra tekrar bana dönmüştü.
"Daha anlatmam gereken çok şey var."
İçimden derin bir nefes almıştım.
"Anlat."
"Hazır mısın?"
Bir an düşünmüştüm.
Değildim.
Ama ilk kez kaçmak da istemiyordum.
"Hayır."
Milas kaşlarını kaldırmıştı.
"Hayır mı?"
"Hazır değilim."
Bir an susmuştum.
"Ama dinleyeceğim."
Milas'ın yüzündeki ifade yumuşamıştı.
"Tamam."
Telefonu tekrar masaya bırakmıştı.
"Öyleyse en başından başlayalım."
Ve o an anlamıştım.
Bu kez bana yarım bırakılmış bir hikâye anlatmayacaktı.
Bu kez bütün gerçeği öğrenecektim.
Bir an durup söylediklerini anlamlandırmaya çalışmıştım.
"Bir dakika..."
Bakışlarımı ona çevirmiştim.
"Demirhanlar ve Hancızadeoğulları... arasında bir düşmanlık var."
Tugay, söylediklerimi onaylarcasına buruk bir tebessümle nefesini verdi.
"Zamanında baban annenle anlaşmalı bir evlilik yapmış. Ama babamla deden de bir anlaşma yapmış."
Kaşlarım çatılmıştı.
"Sonra o anlaşma bozulmuş. Babanla annen evlenmiş."
"Peki deden ne yapmış?"
"İntikam almak için sizi satmış."
Sessizlik olmuştu.
Tugay gözlerini kaçırmıştı.
"Benden ayrılsan anlarım. Malum, benim ailem yüzünden mahvoldunuz."
Cümlesini bitiremeden dudaklarına kısa bir öpücük bırakmıştım.
Sustu.
Sonra boynuna sarılmıştım.
"Senin tek suçun beni benden habersiz korumak için ayrılman."
Başını hafifçe sallamıştı.
"Nehir..."
"Ne diye ayrılıyorum senden? Babanla görüşmüyorsun bile."
Bir an durmuştu.
Sonra gülümsemişti.
"Milas, Tugay... Senin şu an soyadın Çevik lan."
Birden kafamı kaldırmıştım.
"Bir dakika."
Kaşlarımı çatmıştım.
"Neden Çevik?"
Yüzündeki ifade değişmişti.
"Deden şüphelenmiş."
Sesi sakindi.
"O da beni intikam uğruna bir parkta bırakıp gitmiş."
Nefesim kesilmişti.
"Bir çocukmuşum sadece."
Elimi tutmuştu.
"Ben o hatayı seni korumak için yaptım. Bir daha asla."
"Tamam da bu sorunun cevabı değil."
demiştim.
"Neden Demirhan değil?"
Bu sefer gözlerinde kararlılık vardı.
"Çünkü ben onların sadece biyolojik oğluyum."
Sesi hiç titrememişti.
"Benim babam Asır Çevik, güzelim."
Boğazım düğümlenmişti.
"Ve ben bu soyadımı seviyorum."
Gözlerini gözlerime dikmişti.
"Bırak bilmesinler."
Sonra hafifçe gülmüştü.
Ama o gülümsemenin altında yılların kırgınlığı vardı.
"Benim babam sevdiğim kadının hayatını çalmışken..."
Bir an durmuştu.
"Onu geç, kendi çocuğunun bile peşine düşmemişken."
Sessizce elini tutmuştum.
"Ya bilmiyorsa?"
diye fısıldamıştım.
"Onlar senin ailen."
Bana baktığı an cevabı hazırdı.
"Benim ailem sen."
Başparmağını elimin üzerinde gezdirmişti.
"Ve Asır Çevik."
Sonra hafifçe gülmüştü.
"Ha, bir de abim Meriç."
Bu sefer gerçekten gülmüştüm.
"Özgür?"
"Bakma şoförüm, korumam olduğuna."
demişti.
"Dünyanın en büyük pisliği."
Kahkaham çıkmıştı.
Ama bir saniye sonra yeniden ona sarılmıştım.
Sımsıkı.
"Ben bencilmişim."
demiştim.
"Özür dilerim."
Saçlarımı okşamaya başlamıştı.
"Görmedim neler çektiğini."
"Böyle düşünme."
"İşte düşünürüm. Düşündüm."
Başımı kaldırıp ona bakmıştım.
"İllaki bulacaklardı bizi."
Sesim titriyordu.
"Asıl bunu düşünüp korkup beni bırakmadın ya..."
Gözlerim dolmuştu.
"Ya abim gibi davranmayıp devam etseydin, Tugay?"
Bir an sessizlik olmuştu.
"O zaman hiç dönüşümüz olmazdı."
Tugay'ın yüzünde buruk bir gülümseme oluşmuştu.
"Kalpsiz miyim kız ben?"
Boynuna iki kolumu da dolamıştım.
Burnum burnuna değecek kadar yaklaşmıştım.
"Bilmem."
diye fısıldamıştım.
Sonra gözlerimi kapatıp alnımı alnına yaslamıştım.
"İyi ki döndün."
Sessizce nefes vermişti.
"İyi ki bana döndün, sevdiğim."
Bu kez konuşmamıştı.
Sadece kollarını biraz daha sıkılaştırmıştı.
Başımı göğsüne yaslamıştım.
Kalbinin düzenli atışını duyabiliyordum.
Bir süre hiçbirimiz konuşmamıştık.
Sonra saçlarımın arasına dudaklarını bırakmıştı.
Öyle sessiz, öyle doğal bir hareketti ki gözlerimi kapatmıştım.
"Neye dalıyorsun?"
diye fısıldamıştı.
"Sana."
demiştim dürüstçe.
Hafifçe gülmüştü.
"İyi bir yer mi bari?"
"Fena değil."
"Fena değil mi?"
Başımı kaldırıp ona bakmıştım.
"Peki, tamam. Fazlasıyla güzel bir yer."
Bu sefer gülümsemişti.
O gülümseme hep farklı gelirdi bana.
Çünkü nadir olurdu.
Ve ne zaman gülse sanki bütün yüzü değişirdi.
Elimi kaldırıp yanağına dokunmuştum.
Parmaklarımın altında sakalının hafif sertliği vardı.
"Biliyor musun?"
"Hm?"
"Sana çok kızmıştım."
"Haklıydın."
"Çok kırılmıştım."
"Bunu da hak etmedin."
Gözlerini kaçırmamıştı.
Savunmaya da geçmemişti.
Sadece dinliyordu.
"Şimdi bakınca..."
diye devam etmiştim.
"Galiba en çok korktuğum şey seni kaybetmekmiş."
Tugay'ın eli belimde durmuştu.
Bakışları yumuşamıştı.
"Ben de aynı korkuyla hareket ettim."
Kalbim yine sıkışmıştı.
"Harbi mi?"
"Harbi. Seni kaybetme ihtimali, yanında kalıp seni tehlikeye atmaktan daha ağır geldi."
Alnını yeniden benimkine yaslamıştı.
"Hatta o yüzden gitmekten bile korktum. Ama söz konusu sendin..."
Gözlerimi kısmıştım.
"Bu mantıklı değil."
"Değil."
"Hiç değil."
"Biliyorum. Yine de o an bana doğru gelen tek şey buydu."
İkimiz de istemeden gülmüştük.
Sonra sessizlik geri dönmüştü.
Ama bu sefer huzurlu bir sessizlikti.
Tugay elimi tutup dudaklarına götürmüştü.
Parmak eklemlerime kısa bir öpücük bırakmıştı.
"Nehirim."
"Hm?"
"Bir şey isteyeceğim."
Kaşımı kaldırmıştım.
"Dinliyorum."
"Bir daha korkarsan bana söyle."
Sesindeki ciddiyet hemen fark ediliyordu.
"Tek başına taşıma."
Boğazım düğümlenmişti.
"Peki."
"Üzülürsen söyle."
"Bunu saklamam zaten."
"Kızarsan söyle."
"Onu hiç saklamıyorum."
"Kıskanırsan da söyle."
Bu sefer kahkaha atmıştım.
"Onu zaten yüzümden okuyorsun."
"Doğru."
demişti gülerek.
Sonra bir eliyle yüzümü tutmuştu.
Başparmağı yanağımın üzerinde yavaşça dolaşmıştı.
Ben de gözlerimi ondan ayırmadan bakıyordum.
"Ne?"
demiştim.
"Hiç."
"Yine mi?"
"Yine."
Bir an durmuştu.
Sonra sesi iyice alçalmıştı.
"Sadece şunu düşünüyorum."
"Neyi?"
"Bir gün bu anı hatırlarsak..."
Merakla bakmıştım.
"...umarım yine böyle sarılıyor oluruz."
Kollarımı boynuna daha sıkı dolamıştım.
"Oluruz."
demiştim.
"Bu kadar emin misin?"
"Senin kadar inatçı biriyle geleceğe dair şüpheye yer bırakmak zor."
Gülmüştü.
"Sen de az inatçı değilsin."
"Ee?"
Başımı omzuna gömmüştüm.
"O yüzden kurtulamazsın benden."
Bu sefer kahkahası göğsünde yankılanmıştı.
Sonra beni biraz daha kendine çekmişti.
"İyi."
diye fısıldamıştı kulağıma.
"Çünkü ben de senden kurtulmak istemiyorum, güzelim."
İç çekip yüzümü boynuna gömmüştüm.
"İyi."
diye mırıldanmıştım.
"İyi mi?"
"Bundan daha iyi ne olabilir?"
Saçlarımın arasına gülümsemesini hissetmiştim.
Bir süre öylece durmuşuz.
Ne konuşuyorduk ne de hareket ediyorduk.
Sadece birbirimize sarılıyorduk.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey de buydu.
Tugay'ın eli sırtımda yavaşça dolaşmıştı.
"Nehir Durum."
"Hm?"
"Bir şey soracağım."
"Sor."
Başını hafifçe geri çekip gözlerime bakmıştı.
"Korktun mu gerçekten?"
Sorunun neyi kastettiğini anlamıştım.
Onu kaybetmekten.
Bir daha dönmemesinden.
Gerçeği öğrendiğimden.
Hepsinden.
Yavaşça başımı sallamıştım.
"Çok."
Bakışları yumuşamıştı.
"O kadar belli miydi?"
"Dışarıdan belli etmemeye çalıştım."
"Başarılı olamamışsın."
"Çünkü kızgındım."
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
"Orası belliydi."
"Çok hem de."
"Fark ettim."
Gülümsemeye çalışmıştım ama gözlerim doluyordu.
"Bir daha yapma."
Bu kez cevabı hiç bekletmemişti.
"Yapmam."
"Gerçekten?"
"Gerçekten. Seni korumak için bile olsa, bir daha seni karanlıkta bırakmayacağım."
Sesi o kadar netti ki...
İnanmak istemesem bile inanıyordum.
Elimi yanağına koymuştum.
"Tamam."
Başını elime doğru eğmişti.
Bir anlığına gözlerimi kapatmıştım.
Sanki o da yorulmuştu.
Sanki o da ilk kez rahat nefes alıyordu.
"Şu an ne düşünüyorsun?"
diye sormuştum.
Gözlerini açıp bana bakmıştı.
"Söylersem dalga geçersin."
"Gülmeyeceğim."
"Buna güvenmemi beklemiyorsun herhalde."
"Milas Tugay."
İstemsizce gülmüştük.
"Şu an ev çok sessiz."
"Evet."
"Sen yanımdasın."
"Buradayım."
"Ve ilk defa bir şey olacak diye korkmadan sana sarılabiliyorum."
Boğazım düğümlenmişti.
Çünkü bu cümlede onun aylarca taşıdığı yük vardı.
Sessizce yanağına bir öpücük bırakmıştım.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
Bu kez gülmeye başlamıştı.
"Ne yapıyorsun?"
"Bilmiyorum."
"Yalan."
"Peki, biliyorum."
"Kandırmaya çalışıyorsun."
"İşe yarıyor mu?"
Başını hafifçe eğmişti.
"Beklediğimden fazla."
"Demek işe yarıyor."
"Şımarma."
Kollarını belimde biraz daha sıkılaştırarak:
"Fazlasıyla şımartıyorsun zaten."
Gülümsemiştim.
O da bana bakıyordu.
Sanki uzun zamandır ilk kez acele etmesi gereken hiçbir şey yokmuş gibi.
Sonra alnını tekrar alnıma yaslamıştı.
"Nehir."
"Hm?"
"Seni seviyorum."
Bu sefer cümle öylece çıkmıştı.
Ne dramatik ne gösterişli.
Sadece dürüst.
Kalbim yine aynı şekilde sıkışmıştı.
Ben de gülümseyerek ona bakmıştım.
"Biliyorum."
"Bu cevap değil."
"Biliyorum."
Parmaklarımı saçlarının arasına geçirmiştim.
"Ben de seni seviyorum, sevdiğim."
Bu sefer gözlerini benden ayırmamıştı.
Tugay'ın saate bakmasıyla içimden kötü bir his geçmişti.
"Hadi gidelim. Otuz dakikamız kalmış."
demesiyle suratım düşmüştü.
"Hiç sevmiyorum."
"Neyi?"
diye sormuştu.
"Seninleyken zamanın su gibi akmasını."
diye mırıldanmıştım.
Birkaç saniye bana bakmıştı.
Sonra eğilip dudaklarıma kısa bir öpücük bırakmıştı.
"Hadi canımın içi."
demişti.
İç çekmiştim.
Motorun anahtarını alırken bana dönmüştü.
"Motoru hızlı kullanmak istemiyorum."
Başımı sallamıştım.
"Ben de istemiyorum."
"İyi."
demişti.
"Çünkü sen arkamdayken daha da istemiyorum."
Kalbim yine o tanıdık şekilde sıkışmıştı.
Hiçbir şey demeden peşine takılmıştım.
Resmen kedi gibi.
O önde yürüyordu, ben de arkasından.
Birkaç adım sonra durmuştu.
"Yavru kedim, hadi."
demişti.
Tam o sırada durduğunu fark etmeyip ona çarpmıştım.
"Ah!"
diye söylenmiştim.
Tugay'ın omuzları gülmekten sarsılmıştı.
"Bir insan yürüyen adama nasıl çarpar?"
"Sen mi yürüyordun? Hadi oradan, durdun."
"Kendi evimin içinde durma hakkım yok mu?"
"Var da haber verseydin."
"Korkuttum mu?"
Bu sefer kahkahayı bırakmıştı.
Bana dönüp iki eliyle yüzümü tutmuştu.
"Demek gerçekten korkuttum."
"Biraz."
"Yalan."
"Tamam, biraz dalmışım."
"Ben de onu diyorum."
Saçlarımın arasına düşen bir tutamı kulağımın arkasına sıkıştırmıştı.
"Neye daldın?"
Omuz silktim.
"Sana."
Bu sefer sesi çıkmamıştı.
Sadece öylece bakmıştı.
Sonra gülümseyip alnıma dokunmuştu.
"Tehlikelisin."
"Niye?"
"İnsan böyle bakınca gitmek istemiyor."
Gözlerimi kaçırmıştım.
Tugay hafifçe gülüp elimi tutmuştu.
"Gel."
"Otuz dakika kaldı."
"Daha otuz dakika var."
"Yirmi dokuz oldu."
demiştim.
Başını geriye atıp gülmüştü.
"Sen harbiden sayıyorsun."
"Tabii sayıyorum."
Elimi dudaklarına götürüp kısa bir öpücük bırakmıştı.
"O zaman kalan yirmi dokuz dakikayı da güzel geçirelim."
Sonra elimi bırakmadan motorun olduğu yere doğru yürümeye başlamıştı.
Bu sefer gerçekten peşinden gidiyordum.
Ama o durursa yine çarpacağımı ikimiz de biliyorduk.
Zili çalan sevdiğimle birlikte kapıya yönelmiştik.
Kapıyı açan Merih abiyi görür görmez gidip sarılmıştım.
"Senin de hayatında biri olursa misliyle yaparım abim."
demiştim.
Merih abi kaşını kaldırmıştı.
"Şimdiden tehdit mi ediyorsun?"
"Ne demek ya? 'Nehir fark etmesin' diye makyaj yaptırmak ne?"
dememle Tugay arkamdan derin bir nefes vermişti.
"Ya..."
Merih abi kahkahayı patlatmıştı.
Ben devam edecekken:
"Az sus be kızım."
demişti.
Bu sefer ben gülmeye başlamıştım.
Tugay başını iki yana sallamıştı.
"Abi, o ceza olacaktı da..."
Sonra bana dönmüştü.
Abim gülerek, sanki yokmuşum gibi:
"Ama emin misin? Bak bir ömür böyle."
Omzuna vurmamla gülmüştü.
Tam cevap verecekken içeriden duyduğum sesle başımı çevirmiştim.
"Geldim!"
Abimin sesi.
Hiç düşünmeden koşarak yanına gitmiştim.
"Abi!"
Kollarını açmasıyla sarılmıştım.
Abim saçlarımı karıştırmıştı.
"Tam zamanında geldiniz."
demişti.
Gülerek geri çekilmiştim.
"Ne sandın abim?"
"Hesap soracağımı."
"Onu sonra sorarsın."
"Kesin sorarım."
Arkamızdan gelen Merih abi gülüyordu.
Tugay ise kapının yanında durmuş bizi izliyordu.
Abim göz ucuyla ona bakmıştı.
"Hâlâ burada."
"Abi..."
"Şaka yapıyorum."
Tugay başını sallamıştı.
"Yemin ederim sizin aileden çıkınca psikolojik destek alacağım."
Benim kahkaham çıkmıştı.
Merih abi de omzuna vurmuştu.
"Geç kaldın kardeşim. Onu çoktan almalıydın."
Bu sefer evin içinde yükselen kahkaha seslerine Tugay da engel olamamıştı.
İkizimin,
"Hadi gel."
deyip yanına vurmasıyla yanlarına geçmiştim.
"Ne izliyoruz?"
diye sormuştum.
"Son Resme Kadar."
demişti.
Başımı sallamıştım.
"Olur."
İkizimin önündeki gofreti almamla hemen bana dönmüştü.
"Onu niye alıyorsun?"
"Paylaşımcı bir insan sandım seni."
"Gaspçı bir insansın."
demişti.
Hiç oralı olmadan gofretten bir parça koparmıştım.
Kolamdan bir yudum alıp Selin'e dönmüştüm.
Selin kumandayı kaldırmıştı.
"O zaman başlatıyorum."
demişti.
"Hadi."
Salon yavaş yavaş sessizleşmişti.
Meriç abi tekli koltuğa geçmiş, Merih abi onun yanındaki koltuğa yayılmıştı.
Abim karşı tarafta oturuyordu.
Tugay da yanıma geçmişti.
Film başladıktan birkaç dakika sonra elimdeki gofretten bir parça daha koparmıştım.
Tugay hemen yan gözle bana bakmıştı.
"Bir insan başkasının gofretini bu kadar rahat nasıl yiyebiliyor?"
"Kabiliyet."
demiştim.
"Yüzsüzlük."
diye düzeltmişti.
Abim kahkaha atmıştı.
Merih abi ise ona destek verir gibi:
"Sonunda mantıklı konuşan biri."
demişti.
"Abi!"
"Ne abi?"
demişti gülerek.
Tam o sırada elimdeki gofret bitmişti.
Ben daha bir şey demeden Tugay sessizce önündeki paketi bana uzatmıştı.
Şaşkınlıkla ona bakmıştım.
"Ne?"
"İsteyecektin."
"Ben bir şey demedim."
"Demene gerek yok."
Meriç abi başını iki yana sallamıştı.
"Bak işte bu normal değil."
Merih abi de onaylamıştı.
"Harbiden değil."
Tugay omuz silkmişti.
"Alıştım."
Ben de paketten bir tane alırken gülmüştüm.
Film devam ederken salonda ara ara yorumlar yükseliyordu.
Duygusal bir sahne geldiğinde Selin sessizleşmişti.
Merih abi bunu fark etmişti.
"Hah."
demişti.
"Başladı."
Selin hemen dönmüştü.
"Merih abi."
"Ne oldu?"
"Şu an susarsan çok makbule geçecek."
Bu sefer Meriç abi gülmeye başlamıştı.
Film biraz daha ilerlediğinde ben de sessizleşmiştim.
Tugay bunu fark edip bana bakmıştı.
"İyi misin?"
Başımı sallamıştım.
"İyiyim."
Ama burnumu çekince Merih abi hemen işaret etmişti.
"İkinci kişi."
"Abi ya."
demiştim.
Merih abi zafer kazanmış gibi koltuğa yaslanmıştı.
"Ben yılların tecrübesiyim."
Abim gözlerini devirmişti.
"Sen bir gün gerçekten dayak yiyeceksin."
"Sevildiğim için."
demişti Merih abi.
"Kimse seni sevildiğin için dövmeyecek."
diyen Meriç abiyle birlikte salondaki herkes gülmeye başlamıştı.
Tam o sırada Tugay bana doğru eğilmişti.
"Sakın ağlama."
"Karışma."
"Sonra film bitince üç saat anlatıyorsun."
Omzuna vurmuştum.
"Gıcık."
"Tecrübeyle sabit."
demesiyle kahkaham çıkmıştı.
Film gecesi yeniden neşeli bir şekilde devam etmişti.
Arda abim bize dönmüştü.
"Siz filmi mi izliyorsunuz, birbirinizi mi?"
"İkisini de."
demişti Tugay hiç düşünmeden.
Bir an sessizlik olmuştu.
Sonra Merih abi başını geriye atıp gülmeye başlamıştı.
"Bak bak."
"Ne?"
"Bu çocuk tehlikeli."
Tugay omuz silkip ekrana dönmüştü.
Ben ise istemeden gülümsemiştim.
Film ilerledikçe herkes biraz daha sessizleşmişti.
Tam filmin en önemli sahnelerinden birinde birimizin telefonuna gelen bildirim sesi duyulmuştu.
Abim hemen dönmüştü.
"Telefonu kapatın."
"Ben değilim."
demiştim.
Selin ellerini kaldırmıştı.
"Ben de değilim."
Merih abi cebinden telefonunu çıkarıp bakmıştı.
"Benmişim."
"Şaşırmadık."
demişti Meriç abi.
Bu sefer salondaki herkes gülmeye başlamıştı.
Film yeniden devam ederken ben farkında olmadan başımı Tugay'ın omzuna yaslamıştım.
Bir şey dememişti.
Sadece biraz daha rahat oturmuştu.
Birkaç dakika sonra göz ucuyla bana baktığını fark etmiştim.
"Ne?"
diye fısıldamıştım.
"Hiç."
"Yine mi?"
"Yine."
demişti.
Sonra ekrana dönmüştü.
Ben de gülümseyip başımı yeniden omzuna yaslamıştım.
Tam o sırada Arda abim bizi görmüştü.
"Ben hiçbir şey demiyorum."
demişti.
"Demesen daha iyiydi."
diyen Tugay'la birlikte salondan yeniden kahkaha sesleri yükselmişti.
⸻
Filmin bitmesiyle birlikte salonda kısa bir sessizlik olmuştu.
Abim kumandayı masaya bırakıp bize dönmüştü.
"Şaka bir yana da eşyalarınız hazır mı? Yarın, gece sabaha doğru çıkarız."
demesiyle iç çekmiştim.
"Yarın hazırlasak? Bu gece biraz zor."
diye mırıldanmıştım.
Abim başını sallamıştı.
"Olur. Sabah ilk iş hallederiz."
Sonra bir şey hatırlamış gibi durmuştu.
"İyi hatırlattın."
demişti.
Hepimiz ona dönmüştük.
"Yarın sizin kaydınızı alalım yetimhaneden."
Salondaki hava bir anda değişmişti.
Ben birkaç saniye ona bakmıştım.
"Yarın mı?"
diye sormuştum.
"Evet, yarın."
demişti kararlı bir şekilde.
"Zaten daha fazla ertelemenin anlamı yok."
İkizim sessizce oturduğu yerden doğrulmuştu.
Benim de boğazım düğümlenmişti.
Abim bunu fark etmiş olacak ki sesini yumuşatmıştı.
"Hey."
demişti.
"Bu kötü bir şey değil."
Başımı sallamıştım.
"Biliyorum."
"Bundan sonra oraya misafir olarak gidersiniz."
Bir an sessizlik olmuştu.
Merih abi de ciddileşmişti.
"Zamanı geldi."
demişti.
Meriç abi başını sallamıştı.
"Çoktan geldi hatta."
Ben gözlerimi yere indirmiştim.
Yıllarca mecburiyetten doğan alıştığın bir yerden tamamen kopma fikri garip geliyordu.
Abim bunu anlamıştı.
Yanıma gelip saçlarımı karıştırmıştı.
"Neye daldın?"
demişti.
"Garip geldi."
diye itiraf etmiştim.
"Böyle hissetmen normal."
demişti.
"Garip gelmezse garip olur zaten."
İkizim de sessizce gülümsemişti.
"İlk kez resmi olarak bir yere ait olacağız galiba."
Bu cümleyle salonda yine kısa bir sessizlik olmuştu.
Abim hiç düşünmeden cevap vermişti.
"İlk kez değil."
Hepimiz ona bakmıştık.
"Sadece ilk kez kâğıda da yazılacak."
Boğazım düğümlenmişti.
Merih abi hemen ortamı fazla duygusallaştırmamak ister gibi ayağa kalkmıştı.
"Tamam."
demişti.
"Şimdi kimse ağlamasın."
"Kim ağlıyor?"
demiştim.
"Sen. Henüz farkında değilsin ama beş dakika sonra başlayacaksın."
Bu sefer salondaki gerginlik dağılmış, herkes yeniden gülmeye başlamıştı.
"Çok komiksin."
"Bunu iltifat kabul ediyorum."
"İltifat değildi."
"Ben niyetine değil, kelimelerine bakarım."
Salondakiler yeniden gülmeye başlamıştı.
Bir süre sonra saat iyice ilerleyince Selin esneyerek ayağa kalkmıştı.
"Ben yatıyorum."
demesiyle diğerleri de yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.
Merih abi hâlâ söyleniyordu.
"Yarın sabah beni kimse erkenden kaldırmasın."
"İlk seni kaldıracağım."
demişti abim.
"Sevgi bu değil."
"Bizim ailede sevgi biraz gürültülü yaşanıyor."
Meriç abi gülerken herkes odalara doğru yönelmişti.
Ben de ayağa kalkmıştım.
Tam o sırada elimin sessizce tutulduğunu hissetmiştim.
Dönünce Tugay'ı görmüştüm.
Kimsenin dikkatini çekmeden parmaklarını parmaklarıma dolamıştı.
Bir şey dememişti.
Ben de dememiştim.
Sadece birbirimize bakmıştık.
Sonra birlikte koridora çıkmıştık.
Ev sessizleşmeye başlamıştı.
Salondan gelen sesler uzaklaşırken bir an durmuştu.
"Neye daldın?"
diye sormuştu.
Başımı hafifçe yana eğmiştim.
"Yarına."
"Yarını düşünürken yüzün biraz korkmuş görünüyor."
"İyi şeyler düşünmeye çalışıyorum."
demiştim.
"Biraz da korkuyorum."
Tugay'ın yüzündeki gülümseme yumuşamıştı.
"Bundan korkman çok normal."
Elimi hafifçe sıkmıştı.
"Her şey değişiyor."
"Sen korkmuyor musun?"
diye sormuştum.
Birkaç saniye düşünmüş gibi yapmıştı.
"Eskiden korkuyordum."
"Şimdi?"
Bakışlarını gözlerime çevirmişti.
"Şimdi yalnız değilim."
Kalbim yine o tanıdık şekilde sıkışmıştı.
Koridorun loş ışığında birkaç saniye birbirimize bakmıştık.
Sonra istemsizce gülümsemiştim.
"Romantikleşiyorsun."
"O kadar da değil."
"Bence gayet."
Başını eğip gülmüştü.
"Belki biraz."
Sonra bir adım daha yaklaşmıştı.
Kollarını belime dolamıştı.
Ben de boynuna sarılmıştım.
Başımı omzuna yasladığım anda derin bir nefes almıştı.
"Nehir."
"Hm?"
"Her ne olursa olsun..."
Bir an durmuştu.
"...sana bakıp 'nihayet evdeyim' hissini yaşıyorum."
Gözlerimi kapatmıştım.
O cümle içime dokunmuştu.
Yüzümü boynundan kaldırıp ona bakmıştım.
"Ben de."
diye fısıldamıştım.
"Ben de öyle hissediyorum."
Tugay gülümsemişti.
Alnını alnıma yaslamıştı.
Ne acelemiz vardı ne de söylenecek büyük sözler.
Sadece birbirimizin yanında olmanın verdiği o sakin huzur vardı.
Koridor sessizdi.
Evdeki sesler yavaş yavaş kesilmişti.
Ben hâlâ boynuna sarılmış duruyordum.
Tugay da kollarını belimden çekmiyordu.
Bir süre sonra hafifçe gülmüştü.
"Biliyor musun?"
"Hm?"
"Bir saat önce makarna yapıyordum."
"Sonra?"
"Şimdi hayat muhasebesi yapıyorum."
İstemsizce gülmüştüm.
"Suçlu ben miyim?"
"Biraz."
Başımı kaldırıp ona bakmıştım.
"Biraz mı?"
"Peki, tamam. Bu gecenin baş sorumlusu sensin."
Omzuna hafifçe vurmuştum.
O da gülerek elimi yakalamıştı.
Sonra parmaklarını benimkilerin arasına geçirmişti.
Bakışları bir an yüzümde dolaşmıştı.
Sanki bir şey söylemek istiyor ama doğru kelimeyi arıyormuş gibi.
"Neden öyle bakıyorsun?"
diye sormuştum.
"Çünkü yarın seni yine göreceğim."
Şaşkınca gülmüştüm.
"Bu zaten normal."
"Bence değil."
demişti.
"Sana hâlâ alışamadım."
Kalbim yine hızlanmıştı.
"İyi anlamdadır umarım."
"Çok iyi anlamda."
Başını hafifçe eğmişti.
Saçlarımın yanağıma düşen tutamını kulağımın arkasına bırakmıştı.
Hareketi öyle yavaş ve özenliydi ki birkaç saniye konuşamamıştım.
Sonra alnıma kısa bir öpücük bırakmıştı.
Ardından yanağıma.
Ben gülümseyince o da gülmüştü.
"Ne?"
demişti.
"Hiç."
"Yine mi?"
"Yine."
Kollarımı boynuna biraz daha dolamıştım.
O da beni kendine biraz daha yaklaştırmıştı.
Başımı göğsüne yasladığımda kalbinin hızlandığını hissetmiştim.
"Biri heyecanlı galiba."
demiştim.
Hafifçe gülmüştü.
"Konuşan kişi de sakin sayılmaz."
Haklıydı.
Bunu ikimiz de biliyorduk.
Bir süre daha öyle durmuştuk.
Ne büyük sözlerimiz vardı ne de dramatik anlarımız.
Sadece ona yakın olmanın verdiği huzur.
Sonunda Tugay burnunu saçlarıma değdirip derin bir nefes almıştı.
"Tamam."
demişti.
"Neye tamam?"
"Yoksa sabaha kadar burada kalacağız."
Kahkaham çıkmıştı.
"Belki."
"Buna izin veremem."
demişti gülerek.
"Çünkü yarın erkenden kalkacağız."
Sonra elimi dudaklarına götürüp kısa bir öpücük bırakmıştı.
"İyi geceler, güzelim."
Ben de gülümseyerek ona bakmıştım.
"İyi geceler, sevdiğim."
Ve birbirimizden ayrılmadan önce birkaç saniye daha öylece durdum. Sanki içimden geçenleri hissetmiş gibi, o da gözlerini benden ayırmadan bana bakıyordu. O an, hiçbir şey söylemeden de birbirimizi anlıyor gibiydik.
Bölüm etkileşimi
