🍯 5. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 5. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime · Okuduğun bölüm
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Bir anlığına dünya sustu.İki yıldır ilk kez gerçekten nefes alıyormuş gibi hissediyordum.Belki de zaman geriye aksa, her şey hiç yaşanmamış gibi olsa diye düşüncelerimden sıyrılmaya çalışırken duyduğum telefonumun tiz sesi, daha düşüncemi tamamlamama fırsat vermeden aklımdakileri Paramparça etmişti. Aldığım nefesle telefonu çıkarıp ekrana baktım. Arayanı görünce dudaklarımda yorgun bir gülümseme belirdi. “Efendim, ikizlerin en güzeli?” diye açtım telefonu.“Nerdesinnn?” diye cırlayan sesle telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.“Bırakamadım…” diye mırıldandım.Karşı taraftan bir anda Selin’in sesi yükseldi.“Kimi? Arabayı, değil mi? Çok güzel. Arabayı aldın da bizi mi unuttun? Ehliyetin var diye insanlığını da mı kaybettin kızım?”“Selin…” diye uyardım, gözlerimi kapatarak.“Ne Selin’i? Kız, iki saattir seni bekliyoruz!”“İki saat olmadı.”“Oldu.”“Olmadı.”“Oldu.”Araya Ay ışığımın sesi girdi.“Tamam, siz yine başladıysanız ben kapatıyorum.”“Sen karışma.”“Ben niye karışmayayım? Ben de mağdurum.”İstemeden güldüm.“Allah’ım, siz gerçekten hiç değişmiyorsunuz.”Selin hemen yakaladı.“Sen değişmişsin ama. Sesin garip geliyor.”Gülümsemem yüzümden biraz olsun silindi.Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Sonra etrafıma baktım.Milas’ın evindeydim.Ve nedense o an, bütün geceyi tek başıma geçirmek istemediğimi fark ettim.“Buraya gelin,” dedim.Sesim bu kez daha ciddiydi.Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.Ay’ın sesi geldi.“Neredesin?”“Milas’ın evindeyim.”Selin’in sesi anında yükseldi.“NE?”Telefonu yine kulağımdan uzaklaştırdım.“Bağırma ya.”“Sen Milas’ın evindeyim diyorsun, ben nasıl bağırmayayım?”“Selin, sakin ol.”“Ben sakinim.”Ay ışığımın araya girmesiyle ister istemez gülmemle…“Sen sakin falan değilsin.”“Kes sesini, Ay.”“Bak, yine başladı.”İkisini dinlerken istemsizce gülümsedim.Sonra sesim yeniden ciddileşti.“Gerçekten gelin.”Bu kez hiçbirinin sesi çıkmadı.“Şaka yapmıyorum,” diye ekledim. “Sizi görmek istiyorum.”Selin’in sesinin bu kez daha yumuşak çıkmasıyla anlamıştım, kıyamıyordu ki bana, diye düşünürken…“Tamam,” diyen sesiyle kendime geldim. Hemen ardından Ay da konuştu.“Adresi at. Geliyoruz.”“Tamam.”“Ama,” dedi Selin, “oraya gelince şu ‘bırakamadım’ meselesini açıklayacaksın.”“Ne varmış bunda?”“Kız, arabayı bırakamadım demedin yalnız! Milas’ın evindeyim dedin. Ben salak mıyım?”Ay ışığımın gülmesiyle beraber,“Bence biraz,” diye fısıldamıştım.“Sen sus.”Gülüşümü tutamadım.“Gelince anlatırım,” diye fısıldamamla beraber,“İyi. Ama kapıyı aç. Gece gece camdan girmek istemiyorum.”“Sen zaten normal yoldan gelmeyi bilmiyorsun.”“Ben normal gelirsem ben olmam.”Başımı iki yana salladım.“Tamam. Bekliyorum sizi.”Telefonu kapattığımda yüzümde hâlâ küçük bir gülümseme vardı.Bir günlüğüne bile olsa…İki günlüğüne bile olsa…Onlar benim ailemdi.Ve o gece, geçmişte ne olmuş olursa olsun, onların sesini duymaya gerçekten ihtiyacım vardı.İtiraz edecek gibi oldum ama edemedim. Çünkü haklıydılar. Ben kolay kolay kimseyi çağırmazdım. Hele böyle bir gecede hiç çağırmazdım.Yaklaşık kırk dakika sonra evin dış kapısının zili yeniden çalmasıyla ister istemez gülmemle eş zamanlı olarak kapıya birkaç kez daha vuruldu.Telefonumun ekranı aynı anda aydınlandı. Ay ışığım arıyordu.“Duru Nehir, kapıyı açsana!” diye telefondan yükselen sesiyle başımı duvara yasladım.“Şaka mı?” diye mırıldandım istemsizce.“Ne şakası? Ne dedim ki? Kapıyı aç dedim sadece,” diye söylendi Ay Gizem’im.Gözlerimi devirdim.“Tamam, tamam. Geliyorum.”Telefonu kapatıp kapıya yöneldim. Kilidi açıp kapıyı araladığım anda karşımdaki iki yüzü gördüm.Selin elinde birkaç poşetle önde duruyordu. Ay hemen arkasındaydı.“Sonunda,” dedi Selin. “Kız, kapının önünde yaşlandık.”“Abartma.”“Abartmıyorum. Ay iki kere zile bastı.”Ay ışığım hemen itiraz etti.“Üç.”Selin ona döndü.“Sen sus.”“Gerçeği söylüyorum.”“Gelin içeri,” dedim, kenara çekilerek.İkisi de peş peşe içeri girdi.Ay daha ilk adımını atarken etrafına bakındı.“Burası mı?”“Evet.”Selin arkasından kapıyı kapattı.“İyi bari. En azından bizi gece yarısı başka bir evin kapısında bırakmamışsın.”“Selin…”“Ne? Önlem alıyorum.”Ben kapının kilidini kapatırken ikisinin de bana baktığını hissettim.Bir an kimsenin konuşmaması beni gerdi.Selin’le göz göze gelmemle gözlerini kısarak bana bakması bir oldu. Direkt kafamı çevirmemle beraber,“Ağladın mı sen?” diye sorması bir oldu.Ona yeniden dönüp gülerek gözlerinin içine baktım.“Hayır. Nereden çıkardın ki?”Tam o sırada Ay ışığımın,“Kesin ağladı,” diye fısıldamasıyla kafamı ona çevirdim.“Ben duyuyorum sizi.”“Duy diye söylüyoruz zaten,” dedi Selin, hiç umursamadan salona doğru ilerlerken.Ay da hemen arkasından bana bakıp kaşlarını kaldırdı.“Yüzün de ele veriyor zaten.”“Yüzümde ne varmış?”“Hiçbir şey.”“E o zaman?”“İşte hiçbir şey olması şüpheli.”Gözlerimi devirdim.“Allah’ım, sizi niye çağırdım ben?”Selin hiç düşünmeden cevap verdi.“Çünkü bizi özledin.”Bir an sustum.Sonra istemsizce gülümsedim.“Belki.”Ay ışığım atıldı hemen tabiki.“Belki mi?”“Tamam, özledim.”“Ha şöyle.”Selin elindeki poşetleri yere bırakıp kollarını açtı.“Gel buraya.”“Nereye?”“Gel dedim.”Daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan tutup beni kendine doğru çekti.Ay da bir saniye bile beklemeden diğer taraftan sarıldı.“Ben de varım!”“Boğacaksınız beni.”“Şikâyet etme,” dedi Selin. “Kırk dakikadır bunun için yoldayız.”“İyi ki gelmişsiniz.”“Biliyoruz,” dedi Ay hiç düşünmeden.İstemsizce gülümsedim.Ve o an, evin içindeki sessizlik ilk kez üzerime çöken bir ağırlık gibi gelmedi.Çünkü artık yalnız değildim.Çünkü onlar gelmişti.Benim kızlarım.Benim ailem.İkizim bakışlarını üzerimden çekip başka tarafa bakıyormuş gibi yaptı. Ama göz ucuyla hâlâ beni dikkatlice süzdüğünü fark etmiştim.“Yav, o Tugay nerede?” diye mırıldandı.“Ne oldu, niye sordun ki?” diye sorarken kollarımı göğsümde bağladım.Gülerek omuz silkti.“Hiçbir şey olmadı.”Gülerek ona bakmamın ardından Selin kuşum sakince cevap verdi.“Tamam.”Sonra bana eğlenir gibi bakıp ekledi:“O zaman biz geldik diye sevinmedin.”Kaşlarımı kaldırdım.“Ne alaka kız? Sevinmedim mi dedim? Sizi görünce sevincimden ağlayacak hâlim yok ya.”“Tamam işte,” dedi omzuma kafasını yaslayarak. “O zaman bugün konuşmak yok. Sadece yanındayız.”Söylediğiyle birlikte yüzümdeki gülümseme biraz daha belirginleşirken başımı hafifçe ona yasladım.O cümleyle birlikte boğazım düğümlenmişti.Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey bir çözüm değilmiş.Bazen sadece, kapıyı çalmaktan vazgeçmeyen insanların varlığını bilmek yetiyormuş.Bu düşünceyle içimden geçenleri toparlamaya çalışırken duyduğum ses, düşüncelerimi bir anda böldü.“Yenge… Patron seni çağırıyor.”Kaşlarımı çatarak başımı çevirdim. Kapının önünde duran çocuk resmen sırıtıyordu.“Ne?” dedim, boş boş bakarak.Tam o sırada dibimden aynı anda iki ses yükseldi.“Patron?” dedi Selin, kaşlarını kaldırarak.“Yenge mi?” diye ekledi Gizem, gözlerini kocaman açarak.“Yok öyle bir şey!” dedim, ikisini aynı anda susturmaya çalışarak.Selin dudaklarını birbirine bastırıp gülmemeye çalışırken Ay Gizem direkt kahkahayı patlatmıştı.“Bir dakika…” dedi, nefesini toparlamaya çalışarak. “Patron dediği kişi bizim eski enişte mi?”“Evet ama—”“YENGEEE!” diye uzattı Gizem bu kez bilerek.“Elinizi ayağınızı kırarım sizin,” diye söylendim, koridorda ilerlerken.Çocuk hâlâ sırıtıyordu.“Hadi, siz de gelin,” dedim sonunda, mecbur kalmış gibi. Tek başıma gidersem bir ömür bunun dalgasını geçeceklerdi çünkü.Selin çoktan koridorun sonuna, salona doğru ilerlemişti. İkizimse hiçbir şey demeden peşime takılmıştı.Ama arkadan gelen boğuk gülme seslerini gayet net duyuyordum.Koridorun sonuna geldiğimizde onu duvara yaslanmış hâlde gördüm. Kollarını göğsünde birleştirmiş, bize bakıyordu.Bizi görünce kaşı havalandı.“Kalabalık gelmişsin.”“Bunlar zorla geldi,” dedim direkt.“Yalancı,” diye fısıldadı Selin arkamdan.Milas kısa bir kahkaha attıktan sonra gözlerini bana çevirdi.“Sen bir şey anladın mı, yen—…” dedi eğlenir gibi.“Yen—”Gözlerimi açıp ona bakınca cümlesini bilerek uzattı.“Yeni arkadaşım.”Selin arkasını dönüp omuzlarını titretmeye başlamıştı; belli ki gülmemek için kendini zor tutuyordu. Gizem ise çoktan duvara yaslanmıştı.Gizem, duvarın dibinden hiç utanmadan, sanki gerçekten ciddi bir şey söylüyormuş gibi konuştu:“Yenge diyecekti bence.”“AY!” diye çıkıştım.Milas Tugay başını eğip güldü. Bildiğin hâlime eğleniyordu.Sonra umursamaz bir tavırla eliyle içeriyi gösterdi.“Hadi, gelin siz de,” dedi kızlara bakarak. “Madem geldiniz.”Selin bir anda ciddileşip bana döndü.“Bak, ben bu adamı sevdim.”“Ben sevmedim,” diye homurdandım.Milas Tugay tam yanımdan geçerken hafifçe eğilip yalnızca benim duyabileceğim bir sesle,“Yalan söyleme,” diye mırıldandı.“Şerefsizlik değil mi?” diye mırıldandım onun duyabileceği kadar yüksek bir sesle. “Madem sen bana yeni tanışmışız gibi davrandın zamanında… bana uyar.”Başını hafif yana eğip yüzüme baktı. Gözlerinde yine o sinir bozucu sakinlik vardı.Tam konuşacakken arkamızda kalan Milas’ı korumak için ona “abi” diye hitap eden çocuğa döndüm. Gözlerinin içine şüpheyle bakarak sordum:“Hani bunun ateşi çıkacaktı? Hani vurulmuş, ağır vakaydı?”“Ulan Milas, siz ağız birliği yapmadınız, değil mi?” diye fısıldadığım anda diğer omzuna da hafifçe vurdum.“Ulan Milas, ulan oyunbozan!” diye söylendim.Sonra gözlerimi kısıp yüzüne baktım.“Bilerek yaptın, değil mi?”Milas birkaç saniye hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı. Ardından dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.“Ne yaptım?”“Bak şu hâline!” dedim sinirle. “Sanki hiçbir şey olmamış gibi bir de soruyor.”“Ben sadece gerçeği söyledim.”“Gerçeği mi?”Başını hafifçe salladı.“Yeni arkadaşım dedim.”Arkamdan Selin’in kahkahası yükseldi.“Ya Nehir, adamın suçu yok ki. Sen niye hemen yakaladın?”“Sen sus!”Gizem de duvarın dibinden hemen lafa karıştı.“Bence suçlu. Yenge diyecekti çünkü.”“Ay Gizem!”“Ne var?”Milas bu kez kendini tutamayıp açık açık gülmeye başladı.Hemen ona döndüm.“Sen de gülme!”“Gülmüyorum.”“Gülüyorsun.”“Biraz.”“Ulan, gerçekten oyunbozansın.”Başını hafifçe eğip bana doğru yaklaşırken alçak sesle,“Sen kızınca daha komik oluyorsun,” dedi.“Bir daha söylersen gerçekten vuracağım.”“Tamam.”Bir saniye sustu.“Öfkeli civciv sahalarda.”“Milas!”Koridorda kahkahalar yeniden yükselirken ben de istemeden gülmeye başladım.Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bu evde ciddi kalmak artık mümkün değildi.O çocuk da hiç düşünmeden lafın devamını getirdi.“Aşk olsun yenge, sen değil miydin bakışlarınla konuşan?”Duyduğumuz ani öksürük sesiyle üçümüz birden Milas’a döndük. Çocuk kafasını eğmiş, gülmesini saklamaya çalışıyordu.“Pardon, patron…” dedi boğuk bir sesle.“Al, elâlem bile dalga geçiyor bak,” diye söylendi Milas, bana bakarak.“Yapma şunu,” dedim ona dönüp dişlerimin arasından.Kaşlarını kaldırdı.“Gene ne yaptım?”“Korku salma etrafına,” diye çıkıştım sonunda.Bu kez yüzündeki ifade hafifçe değişti. Az önceki şakacı hâli bir anda silinmiş gibiydi.Ben ise duramadım.“Yıllar önce bana saldığın korkuyu salma,” dedim sertçe. “Gerçek anlamda demediğini anlamayacak adam mısın lan sen?”Ortam bir anda sessizleşmişti.Selin’in yüzündeki gülümseme silinirken Ay bana dikkatlice baktı. Aldığı nefesle ilk kez araya girmeden öylece durmuştu.Milas’ın çenesi hafifçe kasıldı.“Karışma,” dedi sert bir sesle.O an sinirim daha da yükseldi.“Duracağı yerin neresi olduğunu sen biliyor musun, ha?” diye bağırdım. “Ne dedi?”Sandalyeyi geriye itip ayağa kalktığımda herkesin bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum ama umurumda değildi. Boğazımdaki düğüm gittikçe büyüyordu sadece.“Su almaya gidiyorum,” dedim, umursamaz görünmeye çalışarak.Arkamı dönüp yürümeye başladığım anda arkamdan sandalye sesi geldi.Mutfağa kaçtığımda arkamdan gelen adım seslerini zaten duymuştum.“Su…” dedi bana dönerek.“Su,” dedim, gözlerinin içine baka baka.Bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı. Sonra sesi bu kez daha sakindi.“Nehir Duru… neden?”“Ne neden?” diye karşılık verdim direkt.“Neden böyle patladın?” dedi kaşlarını çatarak. “Ben mi? Sen patlamış olmayasın. Bu kadar çıkışmaya gerek var mıydı?”Sinirle kısa bir nefes verdim.“Beni düşman görebilmek için o görüntüleri kullandın,” dedim bu kez daha sessiz.Milas’ın bakışları bir anlığına yere indi.“Evet,” dedi sonunda.Tek bir kelimeydi.Ama o tek kelime, içimde tuttuğum bütün öfkeyi yeniden ayağa kaldırmaya yetmişti.“Bu kadar mı?” diye sordum, sesim titreyerek. “Sadece evet mi?”Başını kaldırıp gözlerimin içine bakmasıyla beraber dalga geçer gibi,“Ne söylememi istiyorsun?” demişti.“Gerçeği.”“Gerçek ne biliyor musun?” dedi, sesi hâlâ sakindi. “Ben o görüntülere inanmak istemedim. Ya belki de mecbur kaldım. Sordun mu hiç?”Bir anda içimde bir şey koptu.“Ulan!” diye bağırdım. “Ulan, fırsat verdin mi bana?”Milas sustu.“Bir kere olsun karşıma geçip sordun mu?” dedim, sesim titreyerek. “Nehir, gerçekten böyle bir şey yaptın mı diye sordun mu? Hayır!”Acı bir şekilde güldüm.“Ama inandım dedin, gittin ulan.”“Evet.”“Ve beni bıraktın.”Bu kez cevap vermesi birkaç saniye sürdü.“Bırakmak zorunda kaldım.”Kaşlarımı çattım.“Hayır,” dedim hemen. “Bırakmayı seçtin.”Çenesi yeniden kasıldı.“Sen öyle düşünüyorsan…”“Ben öyle düşünmüyorum.” Sözünü kestim. “Ben onu yaşadım.”Aramızda ağır bir sessizlik oluştu.Gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için başımı hafifçe yana çevirdim.“İki yıl boyunca kendime aynı şeyi sordum,” diye mırıldandım. “Neyi yanlış yaptım diye.”Milas’ın yüzündeki ifade değişti.“Hiçbir şeyi.”“Öyleyse neden?”Bu kez gözlerini kaçırdı.“Çünkü o zaman sana gerçeği anlatırsam belki seni de kaybedeceğimi düşündüm. Belki de geç kaybetme ihtimalim vardı… Anlasana be kızım.”Acı bir şekilde güldüm. Ardından tezgâhın üzerindeki bardağı alıp bir anda yere bıraktım.Camın kırılma sesi mutfağın içinde yankılandı.“Al,” dedim, kırılan parçaları göstererek. “Şimdi onu eski hâline getirebilir misin? Ya da ilk aldığın andaki gibi… kırılmadan önceki hâline?”Ne demek istediğimi anlamaya çalışırken öfkem yeniden kabardı.“Evet, Tugay!” diye bağırdım. “Neyi anlayacağım ulan? Hangisini? Ne yaptığını açıkla oğlum!”Bir an donup kaldım.“Zaten kaybettin.”Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendim bile zor duydum.Milas birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.Sonra bana doğru bir adım attı ama aramızdaki mesafeyi kapatmadan durdu.“Biliyorum,” dedi sonunda.Gözlerimi ona çevirdim.“Bildiğin hâlde neden geri geldin?”Bu kez cevap vermesi daha uzun sürdü.“Çünkü iki yıl boyunca seni kaybetmiş gibi yaşadım.”Boğazımdaki düğüm yeniden büyüdü.“Ben ise iki yıl boyunca seni unutmaya çalıştım.”“Unuttun mu?”Sesindeki o küçücük umut bile canımı daha fazla acıtmıştı.Başımı iki yana salladım.“Hayır.”Milas’ın gözleri gözlerime sabitlendi.“Ben de unutmadım.”Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.Sonra başını hafifçe eğdi.“Biliyorum,” dedi boğuk bir sesle.O iki kelime, söyleyebileceği her şeyden daha ağır gelmişti.Acı bir şekilde gülümsedim.“Gayet iyisin sen,” diye mırıldandım.Bu kez gülüşüm gerçekten kırgındı.Arkamı dönüp çıkmak üzereyken arkamdan gelen sesi duydum.“Gitme.”Elim kapının kenarında durdu.Gözlerimi kapattım.“Düşmandık biz…” diye fısıldadım.Sesim titremişti ama bu kez geri adım atmadım.“Gitmeden önce bana söylediğin ilk ve tek cümle buydu. ‘Düşmanız biz, bırak artık beni rahat.’ dedin ya…”Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım.“Ben de iki yıl boyunca o cümleye tutundum, abicim.”Bir an sustum. Sonra başımı hafifçe eğip kendime gelmeye çalıştım.“Var mı başka söyleyeceğin?”Cevap gelmeyince arkamı dönmeden,“Hadi eyvallah,” dedim.Kapıya uzanan elim bir an havada kaldı.Çünkü arkamdan gelen sessizlik normal değildi.Bağırmıyordu.Sinirlenmiyordu.Dur demiyordu.Sadece susuyordu.Ve onun susması bazen bağırmasından daha ağır geliyordu bana.Tam kapıyı açacakken sesi yeniden duyuldu.“Bir kere de beni dinleseydin.”Gözlerimi kapattım.“Dinledim,” dedim yorgun bir sesle. “Sorun da buydu zaten.”Arkamı döndüğümde hâlâ aynı yerde duruyordu. Kolları iki yanında, bakışları doğrudan bendeydi. İlk kez bu kadar savunmasız görünüyordu ama bu beni sakinleştirmiyordu. Aksine, içimdeki öfkeyi daha da büyütüyordu.“Sen o görüntüleri gördüğünde…” dedim yutkunarak. “Bir saniye bile bana inanmadın.”“Nehir—”“Hayır.” Sözünü kestim. “Bir insan sevdiği kişiyi düşman gibi görmez.”Çenesi sertçe kasıldı.“Ben seni korumaya çalışıyordum.”Acı acı güldüm.“İnsan koruduğu kişiyi paramparça etmez,” dedim.Mutfağın içinde ağır bir sessizlik oluştu. Salondan gelen hafif konuşma sesleri bile o an bana çok uzaklarda kalmış gibi geliyordu.Sonra yavaşça bana doğru bir adım attı.Refleksle geri çekildim.Bunu fark ettiği anda yüzündeki ifade değişti. İşte o an… gerçekten kırıldığını gördüm.“Bak,” dedi kısık bir sesle. “Kendimden şüphe ettim, tamam mı? Herkesten ettim. Ama senden ettiğim an…”Cümlesini tamamlayamadı.Ben ise gözlerimi kaçırdım. Çünkü ilk defa onun da o günkü gibi mahvolduğunu görüyordum.“Geç kaldın,” diye mırıldandım sadece.Başını eğip kısa bir nefes verdi.“Belki,” dedi. “Ama hâlâ buradayım.”Boğazımdaki düğüm büyürken kapının kenarını daha sıkı tuttum.Çünkü sorun tam olarak buydu zaten.Gitmiyordu.Ve ben onu hâlâ gönderemiyordum.Mutfağın içindeki sessizlik üzerime çökerken gözlerimi ondan kaçırdım. Çünkü biraz daha bakarsam yumuşayacağımı biliyordum. Bunu ikimiz de biliyorduk.Tam yeniden konuşacakken salondan gelen ses, aramızdaki ağır havayı bir anda böldü.“Ben hiçbir şey anlamıyorum!” diye bağırdı Selin. “Bunlar düşman mı, sevgili mi?”Ay Gizem’in sesi hemen ardından yükseldi.“İkisi de olabilir bence.”“Kesin sesinizi,” diye söylendi o adam, ya da çocuk, her neyse. “Ama biraz haklı.”İstemsizce gözlerimi kapatıp başımı eğdim.Milas ise ilk kez hafifçe güldü. Yorgun, kırgın ama yine de kendine has bir gülüştü.“İkizin, arkadaşın beni çok seviyorlar maşallah,” dedi duvara yaslanırken.“Bayılıyorlar hatta,” dedim kuru bir sesle.Başını yavaşça salladı. Sonra yeniden bana baktı.“Sen?”O tek kelimeyle birlikte içim sıkıştı.Cevap vermedim. Veremezdim. Çünkü vereceğim her cevap yanlış olacaktı.Bunu o da anlamış olacak ki bakışlarını birkaç saniye üzerimde tuttu, ardından derin bir nefes verdi.“Benden nefret etmen gerekiyordu,” dedi sonunda.“Ediyorum zaten,” diye karşılık verdim hızlıca.Kaşını hafifçe kaldırdı.“Yalanı kötü söylüyorsun.”Sinirle ona baktım.“Sen de güvenmeyi.”Bu kez sustu. Gerçekten sustu.Bakışları yere kayarken çenesi hafifçe kasılmıştı. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp ekrana baktı ama kilidi bile açmadı. Sadece elinde tutup kendini oyalıyordu.İlk kez ne diyeceğini bilemeyen hâlini görüyordum.Ve nedense, onu böyle görmek içimdeki öfkeyi azaltmak yerine daha da ağırlaştırıyordu.“Nehir Duru…” dedi sonunda, yavaşça. “O gün seni kaybetmekten korktum.”“Ve çözüm olarak beni suçladın.”“Çünkü önümde kanıt vardı,” dedi, sesini yükseltmeden. “Ama içimdeki hiçbir şey sana düşman gibi bakamıyordu.”“Ya ona inansam veyahut sana güvenmesem burada ne işim var be kızım?” dedi. Ardından bakışlarını üzerimde tutarak, “N’olur anla, Duru,” diye mırıldandı.“Duru mu?” dedim.Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.“Ben sana nasıl Milas demeyip Tugay diyorsam, sen de bana Duru değil, Nehir diyeceksin.”Bir an sustu.Bakışlarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.“Tamam, Nehir.”Boğazım düğümlendiği için cevap veremedim.“Tamam, Nehir.”“Öyle daha güzel,” demiştim.“Helal olsun sana,” diye mırıldandı yüzsüz gibi.Ardından kaşını hafifçe kaldırıp bana baktı.“Sen de bana Tugay demeye devam edeceksin yani?”“Evet.”Kaşını hafifçe kaldırdı.“Milas daha mı kötü?”“Milas değil.”“Ne peki?”“Sen.”Bir an yüzüme baktı. Sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.“İki yıldır değişmemişsin.”“Sen de.”“Ben hiç değişmedim mi?”“Değiştin.”Gülümsemesi biraz daha silikleşti.“Nasıl?”Gözlerimi ondan kaçırdım.“Eskiden sana kızınca ne diyeceğimi bilirdim.”“Şimdi?”“Şimdi ne diyeceğimi bilsem bile söylemek istemiyorum.”Bir an sessiz kaldı.Sonra başını hafifçe eğip,“Yine de Tugay diyorsun,” dedi.İstemeden güldüm.“Çünkü Milas deyince yabancı gibi olmuyorsun.”Bu kez gülümsemesi tamamen kaybolmadı.“Sen de Duru deyince…”“Ne?”“Biraz daha benim tanıdığım kız oluyorsun.”Kalbim sıkıştı.Hemen toparlanıp gözlerimi devirdim.“Bak yine anlamlı anlamlı konuşmaya başladın.”“Ne yapayım? Sen de ciddi ciddi dinliyorsun.”“Dinlemiyorum.”“Dinliyorsun.”“Hayır.”“Peki niye hâlâ böyle konuşuyorsun?”Bir süre cevap vermedi. Sadece yüzüme baktı. Bakışları, yüzümde saklamaya çalıştığım her şeyi yakalamış gibiydi.Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.“Çünkü sen bana kızarken bile hâlâ buradasın.”Gözleri bir anda yüzümde beliren küçücük gülümsemeye kaymıştı.“Ne?”“Hiç.”“Öyle bakma.”“Nasıl bakıyorum?”“Yine şu anlamlı anlamlı bakışlarından biriyle.”“Sen benim bakışlarımı okumaya çok meraklısın.”“Senin şu göz okuma huyunu bir türlü bırakamadık.”“Bırakmam.”“Milas…”“Ne var?”“Biraz normal davran.”“Gayet normalim.”“Değilsin.”“Sen de değilsin.”Gözlerimi devirdim.“Ben en azından mutfakta insanları rahatsız edecek kadar yaklaşmıyorum.”Bir an durdu. Sonra aramızdaki mesafeye bakıp kaşını kaldırdı.“Rahatsız mı oldun?”“Hayır.”Cevabım ağzımdan fazla hızlı çıkmıştı.Dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı.“Emin misin?”“Eminim.”“Güzel.”“Ne güzel?”“Çünkü geri çekilmedin.”Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Haklıydı.Fark etmeden olduğum yerde kalmıştım.Hemen toparlanıp bir adım geriye çekildim.“Şimdi çekildim.”Başını hafifçe eğdi.“Geç kaldın.”“Sen gerçekten insanın sinirlerini bozmak için yaratılmışsın.”“Sen de kızınca daha çok konuşuyorsun.”“Çünkü sen susmuyorsun.”“Sen susmamı istemiyorsun.”Kaşlarımı çattım.“Bak, yine başladın.”“Ne yapayım?”“Bilmiyorum. Mesela bir kere olsun beni şaşırt.”“Şaşırtayım mı?”“Evet.”Bir an sustu.Sonra hiç beklemediğim kadar ciddi bir ifadeyle,“Seni bir daha bırakmayacağım,” dedi.Gülümsemem yavaşça kayboldu.Bu kez şaka yapmıyordu.“Milas…”“Biliyorum.” Sözümü kesmeden, sakin bir sesle devam etti. “Bunu söylemek için çok geç kaldım. Belki artık hiçbir anlamı yok. Ama yine de bilmeni istiyorum.”Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım.“Bana söz verme.”“Neden?”“Çünkü ben artık sözlere kolay inanmıyorum.”Bakışları yüzümde birkaç saniye kaldı.“O zaman söz vermem.”Şaşkınlıkla ona baktım.“Ne yapacaksın?”“Gösteririm.”Bir an sustum.Sonra istemsizce gözlerimi kaçırdım.“Yine aklımı karıştırdın.”“Ben daha yeni başladım.”Başımı kaldırıp ona baktım.“Ulan…”Gülmeye başladı.“İşte şimdi eski Duru geldin.”“Eski Duru değilim.”“Biliyorum,” dedi bu kez daha sakin bir sesle.“Değiştim.”“Ben de.”Bu kez ikimiz de sustuk.Koridordan Selin’in sesi yeniden geldi.“Konuşmanız bittiyse yemek soğuyor!”Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.“Geliyoruuum!”Milas hafifçe gülerek kapıya doğru çekildi.Ben de arkasından yürürken bir an durdum.“Milas.”Dönüp bana baktı.“Efendim, Duru?”Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı iki yana salladım.“Hiç.”“Emin misin?”“Eminim.”Bu kez ben önden yürüdüm.Arkamdan gelen hafif gülüşünü duyunca istemsizce ben de gülümsedim.Belki hiçbir şey düzelmemişti.Belki iki yılın kırgınlığı bir gecede geçmeyecekti.Ama ilk defa aramızdaki o ağır sessizliğin içinde küçük de olsa bir yer açılmıştı.Ve ben, istesem de o yerin kapanmasına içten içe izin vermek istemiyordum.Çünkü gözleri bir anda yumuşamıştı.“İşte bunu özledim,” diye mırıldandı.Gülümsemem o saniye yeniden kayboldu.“Özlemek yetmiyor,” dedim kısık bir sesle.Bu kez cevap vermedi.Sadece bana bakmaya devam etti.Kalbim ona hem koşmak hem de onu içimde öldürmek istiyordu. Çünkü canımı çok yakmıştı. Hem de tahmin ettiğinden daha fazla.Gözlerimi gözlerine çevirdiğim an sesim titremişti.“Neden bize kıydın?” dedim sonunda. “Benim tanıdığım çocuk inanmazdı.”Bakışları bir an bile üzerimden ayrılmadı.“Tugay Milas…” diye mırıldandım acıyla. “Söylesene, değdi mi bari?”Çenesi sertleşirken devam ettim.“O kız için ‘Yalan demez, al bak,’ deyip montaj görüntüleri önüme koyman ve sonra da ‘İnanmıyorum,’ demen… Gerekmez miydi?” dedim, nefesim kesile kesile. “Sanki seni aldatmışım gibi davranmana değdi mi?”Sessizdi.O kadar sessizdi ki daha çok sinirleniyordum.“Aşağılık herif…” dedim gözlerim dolarken. “Bizi bitiren sendin.”Tam o sırada elindeki telefon yeniden titremişti.Ekrana düşen ismi görmedim ama yüzündeki değişim yetmişti bana.Bakışları bir anda telefona kaymış, yüzündeki bütün ifade silinmişti.“O kız aradı, değil mi?” dedim kısık bir sesle. “Arabada…”“Dinle—”Cümlesini bitiremeden attığım tokat mutfakta yankılanmıştı.Kendi elim bile yanmıştı ama içimdeki öfke dinmemişti.Milas birkaç saniye olduğu yerde kaldı.Elini yanağına götürmedi.Bana da kızmadı.Sadece yüzüme baktı.Bu, öfkemi daha da büyüttü.“Ne?” dedim gözlerim dolarken. “Şimdi de susacak mısın?”“Hayır.”“E o zaman konuş!”Sesim yükselmişti.“Kim bu kız?”Milas derin bir nefes aldı. Birkaç saniye gözlerini kapattı. Sanki söyleyeceği şeyin ağırlığını kendi içinde tartıyordu.“Şu an anlatamam.”Acı acı güldüm.“Tabii.”Başımı iki yana salladım.“Yine aynı şey.”“Nehir—”“Yine bir şey biliyorsun ama bana söylemiyorsun.”“Çünkü söyleyebileceğim bir şey değil.”“Senin için hiçbir şey söylenebilir değil zaten!”Bir adım geri çekildim.“İki yıl önce de böyleydin. Şimdi de aynısın.”Milas’ın çenesi kasıldı.“Bak, yemin ederim mecburum.”“Bana artık yemin etme.”“Dinle beni.”“Dinlemekten yoruldum!”“Bir kere olsun sadece dinle, olur mu?”Sesindeki çaresizlikle bir an sustum.Milas telefonunu elinde sıkarken bana baktı.“O kızın adı Maya.”İsmimi duymuş gibi değil, başka bir şeyin ağırlığını taşır gibi söylemişti.Kaşlarımı çattım.“Maya?”Başını hafifçe salladı.“Evet.”“Kim bu Maya?”Bu kez cevap vermeden önce etrafa baktı. Sanki duvarların bile söylediklerini duyacağından korkuyordu.“Sizinle alakalı biri.”Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.“Bizimle… nasıl bir alakası olabilir?”Milas dudaklarını birbirine bastırdı.“Şu an sorma.”“Nasıl sorma?” dedim inanamayarak. “Az önce hayatımın ortasına bir isim bıraktın, sonra da bana sorma mı diyorsun?”“Çünkü şu an ne söylersem yarım kalacak.”“Yarım bırakma o zaman!”“Bırakabilirim.”“Niye?”Gözlerimin içine baktı.“Çünkü bazı şeyleri sana anlatmak için önce doğru zamanı beklemem gerekiyor.”“Senin doğru zamanın iki yıl önceydi.”Bu kez bakışları düştü.“Biliyorum.”“Peki Maya ne istiyor?”Milas birkaç saniye sustu.“Bilmiyorum.”“Yalan.”“Gerçekten bilmiyorum.”“Az önce seni aradı.”“Evet.”“Ve sen hâlâ neden aradığını bilmiyor musun?”“Bilmiyorum, Nehir.”Sesindeki ciddiyet, öfkemin arasına istemediğim bir şüphe bırakmıştı.Telefonunu elinde çevirdi.“Tek bildiğim, Maya’nın sizin yerinize geçen biri olduğu.”Kaşlarım çatıldı.“Ne demek o?”Milas gözlerini yeniden bana kaldırdı.“Sizin yerinize geçen… öz ailenizle büyüyen biri.”Duyduğum cümleyle birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedim.Sanki kelimelerin anlamı mutfağın içinde havada asılı kalmıştı.“Ne saçmalıyorsun sen?”“Saçmalamıyorum.”“Öz ailemizle büyüyen biri mi?”“Evet.”“Neden?”“Bilmiyorum.”“Milas!”“Bilmiyorum dedim.”Sesindeki çaresizlik ilk kez öfkesinin önüne geçmişti.Bir an bana doğru yaklaşacak gibi oldu ama sonra durdu.“Ne olur, şu an sadece bana güven.”Gözlerim dolmuştu.“Benden bunu istemeye hakkın var mı sence?”Başını eğdi.“Yok.”“İki yıl boyunca beni hiçbir şey bilmeden bıraktın.”“Biliyorum.”“Sonra geri geldin.”“Evet.”“Şimdi de önüme Maya diye birini çıkarıp ‘Güven,’ diyorsun.”“Çünkü bu kez seni kandırmıyorum.”“Bunu nereden bileceğim?”Cevap vermedi.Bir süre sadece birbirimize baktık.Sonra sesi iyice kısıldı.“Bilmeyeceksin.”Kaşlarımı çattım.“Ne?”“Şu an bana inanmak zorunda değilsin.”Bir adım geri çekildi.“Ama ne olur… kızma sadece. Sadece dinle.”Gözlerimi sildim.“Dinliyorum.”“Yemin ederim o kız…”Bir an sustu.Sanki devamını söylemekle söylememek arasında kalmıştı.“O kız neden beni aradı, ben de bilmiyorum.”“Peki ya sen onu tanıyor musun?”Uzun bir sessizlik oldu.Sonunda başını hafifçe salladı.“Evet.”İçimdeki düğüm daha da sıkılaştı.“Ne zamandır?”Bu kez cevap vermedi.“Milas.”Bakışlarını benden kaçırdı.“Bunu şimdi söyleyemem.”Acı bir gülümseme yayıldı yüzüme.“Tabii.”Kapıya doğru yöneldim.Arkamdan sesi geldi.“Nehir.”Durmadım.“Ne olur.”Elim kapının kenarına uzandı.“Bu sefer gitme.”Gözlerimi kapattım.Bir zamanlar gitmememi isteyen o çocuğu hatırladım.Ama aynı çocuk, iki yıl önce beni kendi elleriyle hayatından çıkarmıştı.“Ben gitmedim ki,” diye fısıldadım.Arkamı dönmeden devam ettim.“Sen bıraktın.”Ve bu kez mutfağın içinde kalan sessizlik, ikimizin de söyleyemediği bütün cümlelerden daha ağırdı.“Bunu…” dedim nefes nefese. “Nehir’e… Yani önce kendime, sonra kızlara borçluyum.”Bir adım geri çekildim.“Dokunma bana.”Gözleri hâlâ bendeydi ama bu kez hiçbir şey söylemiyordu.Ben ise daha fazla durursam parçalanacağımı biliyordum.Arkamı dönüp koşarak çıktım oradan. Koridora çıktığım an arkamdan gelmediğini fark etmek daha çok canımı yakmıştı.Tam kapıya yaklaşmıştım ki telefon yine çalmıştı.O ses… Yine aynı zil sesi.Yavaşça durdum.Yutkunup ona arkamı döndüm. Elinde hâlâ telefon vardı.“Yine oydu, değil mi?” diye fısıldadım. “Açıp baktın… O yüzden açtın o telefonu, o yüzden bana geç kaldın. Şimdi de kapatıp geldin.”Hiçbir şey demedi.Sadece o kısa sessizlik bile cevaptı zaten.Kafamı yavaşça iki yana salladım. Gözlerim artık yanıyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra,“Peki… buraya gelirken de mi? Arabada o aradı, değil mi?” diye sordum.Sonra arkamı dönüp koşmaya başladım.Kapıyı açıp kendimi geceye attığım an soğuk hava yüzüme çarpmıştı ama içimdeki yangını söndürmeye yetmiyordu.Nefesim düzensizdi. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki göğsümden çıkacak gibiydi.Arkamdan gelen sesi duymazdan gelmeye çalıştım.“Nehir!”Koşmaya devam ettim.“Nehir Duru, dur!”Durmadım. Çünkü durursam yine ona bakacaktım. Ve ona her baktığımda içimdeki bütün öfke birbirine giriyordu.Ayak sesleri gittikçe yaklaşırken bile arkamı dönmedim. Ta ki bileğimden tutana kadar.Bir anda durup sertçe elimi çekmeye çalıştım.“Bırak!”“Nehir, bir dinle—”“Dinledim zaten!” diye bağırdım sonunda. Sesim sokakta yankılanmıştı. “Seni de dinledim, o görüntüleri de gördükten sonraki tepkilerini dinledim, kendimi susturmayı da denedim!”Nefes nefese kalmıştım.“O telefon her çaldığında…” dedim, gözlerim dolarken. “Ben ikinci kez seçilmediğimi hissediyorum.”Tuttuğu bileğim gevşemişti.İlk kez yüzüne baktığımda gerçekten kötü görünüyordu. Ama bu, acımı azaltmıyordu.“Ben sana inanmıştım,” dedim kısık bir sesle. “Herkes gider sanıyordum da… sen kalırsın sanmıştım.”Başını hafifçe eğdi.“Kaldım zaten,” dedi boğuk bir sesle.Acı acı güldüm.“İnsan sadece bedeniyle kalınca kalmış olmuyor, Tugay.”Bu kez hiçbir şey diyemedi.Sokak lambasının altında öylece duruyorduk. İkimiz de yorgun, ikimiz de kırık… Ama en kötüsü, hâlâ birbirimize bakıyor olmamızdı.“Ben o gün ölmedim, biliyor musun?” dedim, gözlerimi ondan kaçırmadan. “Ama içimde sana ait ne varsa… hepsi paramparça oldu.”Bir adım yaklaşacak gibi oldu, sonra kendini durdurdu.“Sana dokunmaya korkuyorum artık,” dedi sonunda.Boğazımdaki düğüm büyümüştü. Çünkü bunu ilk kez bu kadar dürüstçe söylüyordu.“İyi,” diye fısıldadım. “Biraz da sen kork.”Gözleri birkaç saniyeliğine kapandı. Sanki o cümle gerçekten canını yakmıştı.Tam o sırada apartmanın kapısından Selin’in sesi duyuldu.“Ben dedim bunlar yine sokakta dram yaşayacak diye!”Arkasından Ay çıktı.“Biriniz ağlıyorsa ben karışırım, bak!”Selin dayanamayarak,“Şu an sizden nefret edip bir yandan da barışmanızı istemem çok anormal değil mi?” dedi.İstemsizce burnumu çekerken gözlerimi kapattım.Tugay ise ilk kez başını iki yana sallayıp kısa bir nefes verdi.“Arkadaşın ve ikizin beni harbiden sevmiyor,” diye mırıldandı.İkizim anında cevap verdi.“Şu anlık değerlendirme aşamasındasın. Sahi, kaçıncı bu aşama?”Selin kollarını bağlayarak aynı ciddiyetle konuştu.“Şu anlık değerlendirme aşamasındasın.”Tugay kısa bir kahkaha attı ama gözleri hâlâ bendeydi. Hep bendeydi.Ben ise bakmamak için direndikçe onu daha çok hissediyordum.İkizim yanıma gelip omzuma dokundu.“İyi misin?” diye fısıldadı.“Değilim,” dedim dürüstçe.Gizem birkaç saniye bize baktıktan sonra derin bir nefes verdi.“Tamam,” dedi sonunda. “Biriniz açıklasın artık. Çünkü ben bunların düşman olduğuna inanıyorum ama bir o kadar da inanmıyorum.”“Ben de,” dedi Selin anında.“Karışmayın,” dedim yorgun bir sesle.Tugay başını eğip eliyle ensesini sıvazladı. İlk kez gerçekten tükenmiş görünüyordu.“Suçlu benim,” dedi sonunda.Hepimiz ona baktık.“Az bile…” diye mırıldandım.Ben bile.“Ben inandım,” dedi gözlerini kaçırmadan. “Yanlış şeye inandım. Yanlış insanları dinledim diyelim.”Boğazım düğümlendiği için konuşamadım.“Ve bedelini o ödedi,” diye devam etti bana bakarak.Selin’in yüzündeki ifade değişmişti. Şakalaşan hâli tamamen gitmişti. Çünkü söz konusu bendim ve kardeşim şimdi gerçekten sinirlenmişti.Ay yavaşça bana döndü.“Nehir…”“Hayır,” dedim hemen. Çünkü ağlamak istemiyordum. “Hayır, sakın.”Ama sesim zaten titriyordu.Tugay bana doğru yarım adım attı.“O telefonu açmadım,” dedi aniden.Kaşlarımı çattım.“Ne?”“Baktım,” dedi dürüstçe. “Evet, oydu. Ama açmadım.”“Yalan söyleme.”“Telefon elimde kapandı,” dedi. “Çünkü senden başka hiçbir şey duymak istemedim o an.”Kalbim canımı acıtacak kadar sıkışmıştı.Gülerek başımı salladım ama o gülüşün içinde kırgınlıktan başka hiçbir şey yoktu.“Aynen,” dedim. “Evden çıkarken konuştuğun oydu.”Tugay bir şey söylemek için hareketlendiği an sinirle devam ettim.“Ama onu ne yapalım, değil mi?”“Nehir—”“Hadi evde konuşalım,” dedi Ay araya girmeye çalışarak. “Burada herkes birbirine girecek birazdan.”“Konuşmayalım,” dedim direkt, gözlerimi Tugay’dan ayırmadan. “Gerçekten konuşmayalım.”Sessizlik oldu.Göğsüm öyle sıkışıyordu ki nefes almak bile zor geliyordu artık.“Tugay Milas…” dedim sonunda yavaşça. “Ben sensizken seni unutmuştum.”Bakışları bir anda değişti.“Ya da unutuyorum…” diye devam ettim. “Bilmiyorum.”Selin hemen yanıma yaklaşmıştı ama ben gözlerimi Tugay’dan çekemiyordum.“Ama çıkma karşıma,” dedim, sesim titrerken. “Görme beni. Koruma beni.”Yutkunup devam ettim.“Şimdi evine git, defol git hayatımdan!”Sanki o cümle ikimize birden zarar vermişti. Çünkü yüzündeki ifade bir anda çökmüştü.“Aynı iki sene önce doğum günümde beni bitirdiğin gibi…” dedim acıyla gülümseyerek. “Dua et, doğum günümde geri gelmedin hayatıma.”Bir anda herkes susmuştu.Ay başını yavaşça bana çevirmişti. Selin ise doğrudan Tugay’a bakıyordu artık.Tugay birkaç saniye konuşamadı. Gerçekten konuşamadı.Sonra bana doğru küçücük bir adım attı.“Ben o gün…” dedi boğuk bir sesle.“Hayır,” diye kestim hemen. “Açıklama yapma.”Gözlerim dolmuştu artık ama ağlamamaya çalışıyordum.“Çünkü ne söylersen söyle…” dedim, nefesim titreyerek. “Ben doğum günümde senden vazgeçmek zorunda kaldım.”O cümleden sonra Tugay’ın yüzüne ilk kez gerçekten çaresizlik oturmuştu.Ben ise daha fazla bakamadım.Tam o sırada ileride duran taksiyi fark ettim. Hiç düşünmeden yürüyüp kapısını açtım.Biner binmez kızlar da peşimden gelmişti.Taksi şoförü birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra radyonun sesini kıstı.“Kalp işi mi?” diye sordu temkinli bir sesle.Selin’in anında cevap vermesiyle,“Abi, tam bir felaket filmi,” dedi.İster istemez duyduğum cümleyle gülmem normal değildi, değil mi?“Selin,” dedi Ay, uyarır gibi.Ardından derin bir nefes alıp saçlarımı okşadı.“Geçecek, canımın içi.”“Ne? Gerçek mi?”Adam başını sallayıp derin bir nefes verdi.“Bak kızım…” dedi aynadan bana bakarak. “Ben elli senelik evliyim. İnsan bazen en çok sevdiğine yanlış yapıyor.”İçim acıyla sıkıştı.“Ama bazı yanlışlar özürle düzelir… bazılarıysa insanın içine oturur.”O cümleyle birlikte gözlerim yeniden dolmuştu.Çünkü benim içime oturmuştu işte.Hem de çıkmayacak kadar derine.Gizem yavaşça elimi tuttu.“Bakma, sen bilge taksici moduna geçti şimdi,” diye mırıldandı beni güldürmeye çalışarak.İstemsizce dudaklarım kıvrıldı. Çok az ama gerçek bir gülüştü bu kez.“Ben ciddi konuşuyorum kızım,” dedi adam hemen. “Bak, sen de üzülme. Seven adam hata yapar ama sevdiğini kaybettiğini anlayınca aklı başına gelir.”Selin kafasını koltuğa yaslayıp homurdandı.“Geç gelen aklın ben…”Ay hemen ağzını kapattı.“Bir sus ya.”Ben ise gözlerimi tekrar cama çevirdim.“Ama niye böyle oldu ya…” diye mırıldandım istemsizce.Kızlar bir anda sustu.Sesim ilk kez gerçekten kırılmıştı.“Ben onu kötü biri sanmıyordum,” dedim yavaşça. “Kızsam bile… hâlâ sanmıyorum.”İkizim başını omzuma yasladı.“Biliyorum,” dedi sadece.“Bu daha kötü,” diye güldüm acıyla. “Çünkü nefret bile edemiyorum.”Taksi kırmızı ışıkta dururken telefonum titredi.Ekrana düşen isimle nefesim durur gibi oldu.Tugay Milas.Parmaklarım ekrana dokunmadı bile. Sadece baktım.Telefon çalmaya devam ederken Selin yavaşça bana döndü.“Açma,” dedi net bir sesle.Ama ben hâlâ ekrana bakıyordum. Selin dudağını ısırmıştı; ne yapacağımı bilemiyordu. Ay ise sessizce beni izliyordu.Ekrandaki isim gözümü yakıyordu resmen.Tugay Milas.Bir zamanlar görünce dünyanın durduğu isim… Şimdi içimi paramparça ediyordu.Telefon sustu.Derin bir nefes aldım ama tam rahatlayacakken yeniden çalmaya başladı.Selin sinirle başını koltuğa yasladı.“Yemin ederim gidip çocuğu döveceğim.”Ay onu kolundan çekti.“Sen otur yerine.”Ben istemsizce burnumu çektim ve gözlerimi kapattım. Çünkü o ısrar, onu tanıdığımı hatırlatıyordu bana.Pes etmiyordu.Asla.Ve en büyük problem, benim de bunu hâlâ önemsiyor olmamdı.Telefon yine sustu.Bu kez mesaj sesi geldi.Ekrana düşen kısa mesajla nefesim düğümlendi.“Yurda gidene kadar arkandayım.”Başımı aniden kaldırıp arka cama baktım.Biraz ileride siyah araba görünüyordu. Farları uzakta ama sabitti.Selin de fark etmişti.“Yok artık,” dedi sinirle. “Bu çocuk niye böyle?”Gizem cama yaklaşıp baktı.“Harbi peşimizi bırakmıyor.”Taksi şoförü aynadan bana bakıp hemen sordu:“Kızım, rahatsız mı ediyor?”Başımı yavaşça iki yana salladım.“Etmiyor,” diye fısıldadım.Bir an sustuktan sonra gözlerimi yere indirip,“Korkmuyorum ki…” diye mırıldandım.Ardından yeniden sustum.“Sorun da bu zaten,” dedim.Çünkü onun arkamda olması hâlâ içimde bir tarafı sakinleştiriyordu.Ve bu durum kendime daha çok kızmama neden oluyordu.Taksi şoförü aynadan bana bakıp kaşlarını kaldırdı.“Seviyor ama belli,” dedi ciddi ciddi.Selin hemen döndü.“Abi, bak sen taraf değiştirme.”Adam omuz silkti.“Ben gözümle gördüğüme konuşuyorum kızım.”Telefon tekrar titredi.Bu kez mesaj daha kısaydı.“Yalnız bırakmam seni.”Gözlerim dolarken sinirle telefonu kilitleyip ikizime uzattım.“İki sene önce bıraktın ama…” diye fısıldadım kendi kendime.İkizim bunu duyunca beni kendine çekip saçlarımı okşadı.Gözlerimi kapattım.“Abi, kusura bakmazsan…” diye mırıldandım.Selin ne demek istediğimi anlamış gibi şoföre adresi verdi.Taksi iş yerinin bulunduğu sokağa girerken arkamızdaki siyah araba da yavaşlayıp bizimle arasındaki mesafeyi korumaya başladı.Kalbim yeniden hızlanıyordu.Çünkü biliyordum…Bu gece daha bitmemişti.Selin bir süre sonra bana dönüp,“Peki şimdi ne yapacağız?” diye sordu.“Çalışacağız.”İkisi de aynı anda bana baktı.“Ne?”“Çalışacağız,” dedim omuz silkerek. “Oturup düşünürsem daha kötü olacağım.”Gizem kaşlarını kaldırdı.“Sen gerçekten duygusal çöküşün ortasında işe gitmeyi mi düşünüyorsun?”“Evet.”Selin başını iki yana salladı.“Sen normal değilsin.”“Biliyorum.”Ay hafifçe gülümsedi.“En azından yalnız değilsin.”O cümleyle gözlerim yeniden dolacak gibi oldu ama bu kez gülümsedim.Taksi iş yerinin önünde durdu.Kapıyı açarken bir an arkamdaki siyah arabaya baktım.Tugay hâlâ oradaydı.Arabadan inmedi.Sadece uzaktan bana bakıyordu.Ben de birkaç saniye ona baktım.Sonra başımı çevirip taksiden indim.Selin hemen yanıma geldi.“Bakma.”“Bakmıyorum.”“Bayağı bayağı baktın.”“Selin.”“Tamam, sustum.”Gizem de yanımıza gelip koluma girdi.“Haydi, Nehir. İçeri.”Birlikte kapıya doğru yürürken arkamı dönmedim.Ama onun hâlâ orada olduğunu biliyordum.Ve belki de en çok canımı acıtan şey buydu.Ben kaçıyordum.O ise bu kez gitmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

56okunma 13beğeni 20yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18