16. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT
🍯 16. Bölüm 🍯
Arabadan inmemle birlikte gördüğüm merkezle biz alışkınız ya diyen Selin'e dönmüştük. Tugay'ın ne kadar çok demesiyle abimin,
"Hayırdır?" demesiyle ona dönmüştük.
"Abim soruları karıştırdık sanırım."
Dediği an gülmemek için kendimi kasarken sevdiğimin,
"Gül gül çekinme."
Demesiyle gülerek abimi takip edip merkeze girmiştik.
Merkeze girmemizle birlikte etrafı incelemiştim. İnsanlar gelip gidiyor, görevliler ellerindeki dosyalarla koridorlarda dolaşıyordu.
Sevgilime dönmemle; başını iki yana çevirip etrafa bakarken,
"Ben hâlâ bu kadar kalabalık olmasına şaşırdım."
Demişti.
gülerek omzuna vurmuştum.
"Az önce de dedin onu."
"Çünkü hâlâ şaşkınım."
Demesiyle Selin gülmüştü.
Abim ise bizi önüne katıp koridorun sonuna doğru yürüyordu.
"Kaybolmadan gelin."
Demesiyle gözlerimi devirmiştim.
"Abi dört kişiyiz."
"Tam da o yüzden söylüyorum."
Demesiyle ikizimden bir gülme yükselmişti.
Koridorun sonundaki kapıya yaklaşırken birkaç görevli, abimi görünce selam vermişti.
"Hoş geldiniz Arda Bey."
"Kolay gelsin."
Diye karşılık veren abim yürümeye devam etmişti.
Görevlilerden biri bize bakıp gülümseyince istemsizce etrafa göz gezdirmiştim.
Duvarlarda eski fotoğraflar, çocukların yaptığı resimler ve çeşitli etkinliklerden kareler vardı.
Bir an duraksamıştım.
İkizim bunu fark edip yanıma yaklaşmıştı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Diye mırıldanmıştım ama gözlerim hâlâ duvardaki fotoğraflardaydı.
Tam o sırada önde yürüyen abim durup bize dönmüştü.
"Hadi."
Dedi sakin bir sesle.
"Birazdan odamda sorguya alacağım sizi."
Bu sözle hepimiz yeniden hareket ederken içimde sebebini bilmediğim bir gerginlik oluşmuştu. Tugay da bunu hissetmiş olacak ki sessizce yanıma yaklaşmış, omzunu omzuma değdirmişti. Ben ona bakınca hiçbir şey demeden hafifçe gülümsemişti. Ardından hep birlikte abimin odasına doğru yürümeye devam etmiştik.
Gördüğüm Can abiye dönüp, "Can abi..." diye mırıldanmıştım.
"Kız bıcırık, gene niye düştün buralara?" demesiyle gözlerimi devirmiştim.
"Yok be abi, ne düşmesi? Bu sefer o itten şikâyetçi olacağız," dememle bana bakıp,
"İşte be kızım..." demişti.
"Abi ya, sen de mi?" dediğim an kaşlarını kaldırıp,
"Ne ben de mi?" diye sormuştu.
Tam o sırada abimi fark eden Can abi, abime dönüp,
"Aa, Arda komserim," demişti.
"Ya Arda komserim neyse..." diye söylenmişti abim.
Can abi gülümseyerek başını sallayıp, "Hadi gelin," demişti.
O an bize attığı öldürücü bakışla ağzımdan çıkacak "Yia..."yı son anda zor tutmuş, dudaklarımı birbirine bastırmıştım. Yanımda duran ikizim de başlarını öne eğip gülmemek için uğraşırken, Tugay hafifçe dirseğiyle bana vurmuştu.
"Sakın," diye fısıldamıştı.
"Ben bir şey yapmıyorum ki," diye aynı sessizlikle karşılık vermemle gözlerini kısıp bakmıştı.
"Yüzündeki ifadeyi görüyorum."
"Yüzüm masum."
"Hayatımda bundan daha büyük bir yalan duymadım."
Onun bu cevabıyla gülmemek için yanağımı ısırırken Can abi kapıyı açmış, hepimizi içeri buyur etmişti. İçeri adım attığımız anda ise odadaki havanın bir anda değiştiğini hissetmiştim. Abim ciddileşmiş, Can abi de masasının arkasına geçmişti. Şikâyet meselesi artık gerçekten konuşulacaktı.
Abimin, "Kızlar, geçin bakalım," demesiyle içeri geçmiştik. Ardından, "İçecek ister misiniz?" diye sormuştu. Onu onaylamamla Selin yutkunup:
"Başlayalım mı?" demişti.
Abim bilgisayarı ayarlayıp bize dönmüştü.
"Peki, neden daha önce şikâyet etmediniz?"
"Etmedik mi?" deyip gülmüştüm.
İkizim hemen söze girmişti:
"Ettik abi. Hatta mahkemelik bile olduk ama kaybettik. Yukarıda adamı var."
Can abi başını sallamıştı.
"Haklı, Arda Komiserim."
Abim kaşını kaldırmıştı.
"Sen nereden hâkimsin?"
Can abi buruk bir tebessümle gülümsemişti.
"Kızları sıkıştırdı o andan beri hâkimim, Komiserim."
Abim başını iki yana sallayıp gülmüş, ardından:
"Bir dakika," demişti.
Bilgisayarda birkaç işlem yaptıktan sonra önceki şikâyet dosyalarını açmaya başlamıştı. Biz de sessizce ekrana bakarken odadaki hava bir anda ciddileşmişti.
Sevdiğim adamın parmağımla oynadığı an sakin ol demesiyle biraz olsun rahatlamaya çalışmıştım. O sırada abimin attığı pet bardak Can abinin önüne düşmüştü.
Can abi bardağı tutup gülerek:
"Hayırlı olsun abim," demişti.
Abime dönmüştüm.
"Sağ ol abi."
Abim hemen eliyle masayı işaret etmişti.
"Evet, odaklanın buraya."
"Abi, davayı girsek alırız da sürekli erteleniyor," demiştim.
Bir anda herkesin bakışı bana dönmüştü.
Omuz silkip:
"Bilmiyorum, erteliyor işte," demiştim.
Abim kaşlarını çatmıştı.
"Nasıl yani? Her celsede yeni bir gerekçe mi sunuyorlar?"
"Bazen evrak eksik diyorlar, bazen karşı tarafın talebi oluyor. Bir şekilde uzuyor."
Selin de başını sallamıştı.
"Biz de artık takip etmekten yorulduk açıkçası."
Can abi koltuğuna yaslanmıştı.
"Bu kadar uzaması normal değil. Ama haklılar başkomiserim."
Abim dosyalara göz gezdirirken ciddi bir ifadeyle:
"Normal olup olmadığına birazdan bakacağız," demişti.
Sonra ekrandaki belgeleri incelemeye devam etmişti.
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürmüş, yalnızca klavyeden gelen sesler duyulmuştu. Bir süre sonra abim durup ekrana biraz daha yaklaşmıştı.
"Tamam... şimdi bazı şeyler daha anlamlı olmaya başladı." demesiyle hepimiz merakla ona dönmüştük.
Ben dayanamayarak:
"Ne oldu abi?" diye sormuştum.
Abim ekrandan gözlerini ayırmadan birkaç belgeyi daha incelemişti.
"Burada sürekli aynı şey tekrar ediyor."
"Ne?"
"Dosya tam ilerleyecekken ya ek belge talep edilmiş ya da yeni bir gerekçe sunulmuş."
Selin huzursuzca yerinde kıpırdanmıştı.
"Biz de onu söylüyoruz zaten."
Abim başını sallamıştı.
"Evet ama bunun kayıtlarda nasıl geçtiğine de bakmak lazım."
Can abi öne eğilmişti.
"Bir sıkıntı mı görüyorsun?"
"Şimdilik kesin konuşamam."
İçimden geçenleri bastırmaya çalışırken sevdiğim adam elini elimin üzerine bırakmıştı. Başımı ona çevirdiğimde yine sakin olmamı ister gibi hafifçe gülümsemişti.
Ben derin bir nefes alırken abim dosyalardan birini açmıştı.
"Bu duruşma tarihini hatırlıyor musunuz?"
İkizim ekrana bakıp kaşlarını çatmıştı.
"Hatırlamaz olur muyum? O gün saatlerce beklemiştik."
"Burada farklı bir not var."
Hepimiz bir anda ekrana yaklaşmıştık.
"Ne notu?"
Abim birkaç saniye sessiz kalmıştı.
"Dosyaya eklenmiş ama size tebliğ edilmemiş gibi görünüyor."
"Ne?"
Bu kez hem ben hem Selin aynı anda konuşmuştuk.
Can abi de şaşkınlıkla doğrulmuştu.
"Nasıl yani?"
Abim omuz silkip ekranı işaret etmişti.
"Ben de onu anlamaya çalışıyorum."
Odadaki hava iyice ağırlaşırken kapı çalınmıştı.
"Hadi ya..." diye mırıldanan abim izin verip içeri girilmesini söylemişti.
Kapı açıldığında içeri giren görevli bir dosya uzatmıştı.
"Komiserim, istemiş olduğunuz evraklar geldi."
Abim dosyayı alıp teşekkür etmişti.
Evrakları açtığı an yüzündeki ifade değişmişti.
Can abi bunu fark edip:
"Arda?"
demişti.
Abim gözlerini dosyadan kaldırmadan:
"Sanırım bu iş düşündüğümüzden daha büyük..." diye mırıldanmıştı.
Abimin yüzü dosyaya baktıkça daha da sertleşmişti.
"Yani büyük olduğunu biliyordum ama..." deyip sayfaları çevirmişti.
Can abi kaşlarını çatmıştı.
"Ne var dosyada?"
Abim önündeki evrakları göstererek okumaya başlamıştı.
"Görev ihmali var... asansör kazasıyla ilgili kayıt var... darp iddiası var... sapık iddiası var..."
Sayfayı çevirirken çenesi gerilmişti.
"Ee, bir dönem hakkında arama kararı çıkarılmış bu it için..."
Yumruğunu sıkmıştı.
"Taciz suçlaması da var."
Odadaki hava bir anda buz kesmişti.
Selin şokla:
"Ne?" demişti.
Ben de inanamayarak abime bakmıştım.
Selin'e dönmemle gülümseyerek, "Sadece biz değilmişiz ki... Baksana, önceden de şikayet edilmiş bu" demiştim.
Abim başını iki yana sallamıştı.
"Dosyada yazanlar bunlar. Bir kısmı düşmüş, bir kısmı sonuçlanmamış, bir kısmı da çeşitli nedenlerle kapanmış."
Can abi sert bir nefes vermişti.
"Bunca şeye rağmen hâlâ görevde mi?"
Abim kısa bir kahkaha atmıştı ama içinde zerre eğlence yoktu.
"İşte komik kısmı burada."
"Hangi kısmı?"
Dosyayı masaya bırakmıştı.
"Şu an bir yetimhanede müdür."
Ve kimin, bil bakalım?" demişti abim.
"Can abinin. Kızların yurdunda eski kayıtlar hâlâ duruyor mu bir öğrenelim. Eğer varsa, belki son bir kez daha dener, o iti tutuklatırız." demişti. "Hem bu sefer Arda da var. Artık dosyanız öyle kolay kolay kapatılamaz ya da ertelenemez." demişti.
Bir an sessizlik olmuştu.
İkizim gözlerini kocaman açmıştı.
"Dalga geçiyorsun."
"Keşke."
Can abi eliyle yüzünü sıvamıştı.
"Bu ülkede bazen bazı şeyleri duyunca insanın mantığı duruyor."
Ben hâlâ duyduklarımı işlemeye çalışıyordum.
"Yani hakkında bu kadar kayıt olan biri çocukların başında mı?" dememle aklıma gelmiş gibi ikizime dönmüştüm.
"Neye şaşırıyoruz ki? En başta bizim başımızdaydı bu adam." demiştim.
Abim başını sallamıştı.
"Dosyalarda yazanlara bakılırsa evet."
Selin koltuğa yaslanmıştı.
"İnanılır gibi değil."
Abim tekrar ekrana dönmüştü.
"Şaşırmayı sonra yaparsınız. Önce bu kayıtların hangileri doğrulanmış, hangileri kapatılmış, hangileri görmezden gelinmiş ona bakalım. Çünkü duyduklarımız kadar, belgelerde ne olduğu da önemli."
Can abi de ciddileşerek başını sallamıştı.
"Doğru. Bu iş öfkeyle değil, evrakla çözülür."
Abim yeniden dosyaları açarken odadaki herkes sessizce ekrana dönmüştü. Artık mesele sadece eski bir şikâyet değil, yıllardır üst üste birikmiş onlarca sorunun izini sürmeye dönüşmüştü.
Bildiğim gerçekleri sıralamaya başlayınca odadaki herkes sessizleşmişti.
"Abi, şaşırmayın. Bizim başımızdaki müdür oydu zaten."
Bunu duyan abim bir anda bana dönmüştü.
"Bir şey yaptı mı size?"
İstemsizce gülmüştüm ama o gülüşte eğlence yoktu.
"Asansörde düşmemize sebep oldu, aç bıraktı, peşimize adam taktı... Sayayım mı daha?"
Abimin yüzü giderek sertleşirken Selin söze girmişti.
"Abi, bunların çoğunu biliyorsun zaten. Dava dosyasında da var. Görürsün."
Abim birkaç saniye sessiz kalmıştı.
"Ama?"
Selin cevap veremeden ben devam etmiştim.
"Hiçbir faydası yok abi."
"Niye olmasın?"
Çaresizce omuz silkmiştim.
"Çünkü baban onun sürekli götünü kurtarır. Avukatı da sağlam."
Can abi başını kaldırıp bana bakmıştı.
"Bu kadar emin konuşma sebebin ne?"
"Çünkü yıllardır aynı şeyi izliyoruz."
Odadaki sessizlik yeniden çökmüştü.
"Ne zaman bir şey olsa bir şekilde işin içinden çıkıyor. Şikâyet ediliyor, kurtuluyor. Dava açılıyor, uzuyor. Bir şey ortaya çıkıyor, üstü kapanıyor."
Abim koltuğuna yaslanıp beni dikkatle dinlemişti.
"Anladım."
"Yok abi, anlamıyorsun."
Söz ağzımdan düşünmeden çıkmıştı.
"Herkes başta aynı şeyi söylüyor. 'Merak etmeyin, ilgileneceğiz.' Sonra hiçbir şey değişmiyor."
Abim birkaç saniye bana bakmıştı. Ne kızmıştı ne de itiraz etmişti.
Sonunda sakin bir sesle konuşmuştu.
"Belki haklısın. Belki de bugüne kadar öyle oldu."
Ben gözlerimi kaçırmıştım.
"Ama?"
"Ama ben dosyaya bakmadan pes edenlerden değilim."
Can abi hafifçe gülümsemişti.
"Bu huyunu hiç sevmiyorum Arda."
"Ben de seviyorum."
İkizim istemsizce gülmüştü.
Abim yeniden bilgisayara dönüp dosyalardan birini açmıştı.
"Şimdi şu avukat meselesine bakalım. Sonra da bu dosyaların neden sürekli aynı noktada tıkandığını öğrenelim."
Odadaki hava hâlâ ağırdı ama ilk kez, uzun zamandır hissedilmeyen küçük bir ihtimal de vardı. Abim dosyaları incelemeye devam ederken gözlerini ekrandan ayırmadan:
"Birileri güçlü olabilir," demişti.
Sonra başını kaldırıp bize bakmıştı.
"Ama bu onların her zaman haklı olduğu anlamına gelmez."
Abimin sözleriyle odadaki sessizlik birkaç saniye daha sürmüştü.
Ben ise başımı iki yana sallamıştım.
"Abi, haklı olup olmamalarıyla ilgilenmiyorum artık. Biz yıllardır aynı şeyleri dinliyoruz." dememle derin bir nefes alıp ona bakmıştım.
"İfadeyi ne zaman verelim, abi?" diye sormuştum.
Abim hiç düşünmeden bana dönmüştü.
"Önce Can abinle konuşacağız. Elindeki tüm kayıtları ve belgeleri alacağız, buradakiler dahil . Ardından benimle büyük ihtimalle Adana ya birlikte savcılığa gidip ifadenizi vereceksiniz."
Başımı sallamamla konuşmaya devam etmişti.
"Bu kez hiçbir detayı atlamayacağız. Bildiğiniz, hatırladığınız ne varsa tek tek anlatacaksınız. Elimizde delil de olacak, tanık da olacak."
İkizim kollarını göğsünde birleştirip kararlı bir ifadeyle,
"Bu sefer peşini bırakmayacağız." demişti.
Selin de başını sallayıp,
"Yıllarca sustuk. Artık susma sırası bizde değil." diye eklemişti.
Abim hepimize tek tek baktıktan sonra hafifçe gülümsemişti.
"İşte duymak istediğim de buydu. Bu defa kimse sizi susturamayacak."
Abim bir şey demeden geri dosyalara dönmüştü.
"Her gelen önce şaşırıyor, sonra sinirleniyor, sonra da hiçbir şey olmuyor." Demişti Can abi...
Selin de yavaşça başını sallamıştı.
"Bir noktadan sonra insanın beklentisi kalmıyor."
Can abi önündeki bardağı çevirirken:
"Beklentinizin kalmamasını anlıyorum ama bu yaşadıklarınızı değiştirmiyor."
"Değiştirmiyor zaten."
Abim derin bir nefes alıp ekrandaki dosyalardan birini açmıştı.
"Peki."
"Peki ne?"
"Peki, o zaman duyguları bir kenara bırakıp evraklara bakalım."
İkizim hafifçe homurdanmıştı.
"Sen de aynı şeyi söylüyorsun."
"Çünkü mahkemeler kızgınlığa değil, belgeye bakıyor."
Dosyalar arasında gezinirken bir yerde durmuştu.
"Mesela burada."
Hepimiz ekrana dönmüştük.
"Bu olayın tarihiyle buradaki ifade tarihi birbirini tutmuyor."
Can abi de öne eğilmişti.
"Ne kadar fark var?"
"Yaklaşık üç hafta."
Ben kaşlarımı çatmıştım.
"Bu kötü mü?"
"En azından açıklanması gereken bir durum."
Selin koltuğun kenarında iyice öne kaymıştı.
"Yani?"
Abim cevap vermeden önce birkaç belgeyi daha karşılaştırmıştı.
Sonra yavaşça arkasına yaslanmıştı.
"Yani bu dosyada ilk bakışta görünenlerden daha fazla soru var."
Tam o sırada kapı yeniden çalınmıştı.
İçeri giren görevli elindeki klasörü uzatmıştı.
"Komiserim, arşivden istediğiniz evraklar."
Abim teşekkür edip klasörü almıştı.
Klasörü açtığı anda gözleri bir satırda takılı kalmıştı.
Can abi bunu fark etmişti.
"Ne buldun?"
Abim sayfayı çevirip tekrar aynı yere bakmıştı.
Sonra yavaşça:
"İlginç..."
demişti.
Ben sabırsızlanarak:
"Abi, ne var?"
diye sormuştum.
Abim evrağı bize doğru çevirirken:
"Bu kişinin adı daha önceki dosyalarda da geçiyor."
Selin kaşlarını çatmıştı.
"Hangi kişi?"
Abim belgeyi masaya bırakmıştı.
"Dosyaların farklı görünmesine rağmen aynı birkaç isim sürekli karşımıza çıkıyor."
Can abi sessizce ıslık çalmıştı.
"İşte bu tesadüf olmayabilir."
Abim başını sallamıştı.
"Ben de tam olarak onu düşünüyorum."
Abimin başını sallamasıyla içimdeki huzursuzluk biraz daha artmıştı.
"Ben de tam olarak onu düşünüyorum."
Selin hemen öne eğilmişti.
"Hangi isimler?"
Abim dosyayı kapatmadan birkaç sayfayı daha çevirmişti.
"Şimdilik emin olmadan bir şey söylemek istemiyorum."
İkizim homurdanmıştı.
"Abi ya, yine merakta bırakıyorsun."
Can abi hafifçe gülmüştü.
"Meslek hastalığı."
Abim ona kısa bir bakış atıp yeniden ekrana dönmüştü.
Ben ise koltuğa yaslanmıştım.
"Boşuna uğraşıyoruz gibi geliyor bana."
Bunu söyler söylemez sevdiğim adam dirseğiyle hafifçe koluma dokunmuştu.
"Başlamadan yenilme."
Başımı çevirip ona bakmıştım.
"Aylardır yeniliyoruz zaten."
Bir an sustu.
Sonra sessizce:
"Bu sefer yalnız değilsiniz."
demişti.
Kalbim istemsizce sıkışırken gözlerimi kaçırmıştım.
Tam o sırada abim sertçe sandalyede doğrulmuştu.
"Tamam."
Hepimiz ona dönmüştük.
"Ne oldu?"
Abim ekrandaki satırı gösteriyordu.
"Burada bir ifade var."
Can abi kaşlarını çatmıştı.
"Eee?"
"Bu ifade dosyada var gözüküyor ama dava klasöründe yok."
Selin şaşkınlıkla:
"Nasıl yani?"
"Yani sisteme işlendiği görünüyor ama fiziki dosyada bulunmuyor."
Odadaki sessizlik yeniden çökmüştü.
İkizim yavaşça:
"Kaybolmuş mu?"
demişti.
Abim cevap vermeden önce birkaç belge daha açmıştı.
Sonra yüzünü buruşturmuştu.
"Bir tane değil."
"Ne?"
"Birkaç evrakta aynı durum var."
Can abi ciddi bir ifadeyle doğrulmuştu.
"Bu iyiye işaret değil."
Abim yumruğunu hafifçe masaya vurmuştu.
"Hayır. Hiç değil."
Ben alaycı bir gülümsemeyle:
"Şaşırdın mı?"
demiştim.
Abim gözlerini bana çevirmişti.
"Şaşırmadım."
"Ben de."
"Sinirlendim."
Bu kez sesindeki öfke hepimizi susturmuştu.
Birkaç saniye boyunca odada sadece bilgisayarın uğultusu duyulmuştu.
Ardından abim dosyayı kapatıp bize dönmüştü.
"Şunu bilin."
Hepimiz ona bakıyorduk.
"Bu iş düşündüğümden daha karışık olabilir."
"Eee?"
"Eğer evraklar gerçekten eksilmişse, yanlış işlenmişse ya da kasıtlı olarak ortadan kaldırılmışsa mesele sadece sizin davanız olmaktan çıkar, ki bir tık çıkmış gibi çocuklar..."
Can abi yavaşça başını sallamıştı.
"Ve o zaman işin rengi değişir."
Abim de aynı ciddiyetle karşılık vermişti.
"Aynen öyle."
"Bildiğiniz bir avukat var mı?" demesiyle ortam bir anda sessizleşmişti.
"Sağlam bir avukat." dediği an ben, "Var..." diyecekken kızların aynı anda, "Yok." demesiyle gözlerimi devirmiştim.
"Gökçe." demiştim. "Rica etsek buluruz bence."
Bana dönen abim, "Emin misin?" diye sormuştu.
"Ne konuda emin miyim abi?" diye mırıldanmıştım. "Kız bizi önemsiyor. Hem anlatmadı da. Demek ki güvenebiliriz. Bir deneyelim, olmaz mı?"
Abim düşünceli bir ifadeyle başını hafifçe sallarken, "Aslında..." diye söze başlamıştı.
Sözünü ikizim tamamlamıştı.
"Deneyelim. Hem dediği gibi, kız güvenilir.
Abimin, "Haklılar." demesiyle şaşkınlıkla ona bakmıştım. Sanki aklına yeni gelmiş gibi sözlerine devam etmişti.
"Harbi kız, bakmayın benim onunla tartıştığıma. Çünkü haklıydı. O zaman da haklıydı, şimdi de haklısınız."
İkizim hemen, "Onu biliyoruz zaten." demişti.
Ben de onların yüzüne bakıp, "O zaman ben bir çıkıp konuşurum." demiştim.
Tam kalkacakken aklıma gelenle durmuştum.
"Ya da..." demiştim.
Herkes merakla bana dönmüştü.
"Evde konuşurum. Burada anlatınca yarım kalır. Hem uygun bir zamanda konuşmak daha mantıklı."
Abim birkaç saniye bana baktıktan sonra başını sallamıştı.
"Aslında doğru."
"Bir de," diye eklemiştim, "eğer kabul ederse zaten ne yapacağımızı daha net öğreniriz."
Bizimkiler de onaylar gibi başlarını sallayınca konu şimdilik kapanmış, hepimiz bir sonraki adımı düşünmeye başlamıştık.
Abimin kalkıp dosyaları toparlamasıyla herkes ayağa kalkmıştı. Abim elindeki kâğıtlara hızlıca göz gezdirip, " Kalkmayı düşünüyor musun Tugay bey?" demişti.
Kendine özgü o sakin tavrıyla omuz silkti. "Yardım edeyim abi."
Abim arkasını bile dönmeden, "Ne güzel lütuf," diye mırıldanmıştı.
Ben istemsizce güldüm. "Ee?" diye hafifçe seslendim.
Abim hemen sert bir bakış attı. "Ne ee'si? Çıkıyoruz. Devamına evde bakalım."
Omuz silkerek, "İyi madem," dedim.
Tam o sırada Can abi seslenince durdum.
Yaklaşıp sarıldığım an ortam bir anda yumuşamıştı. Kızlar da hemen gelip aramıza katılmış, kısa ama içten bir vedalaşma olmuştu.
Ayrılırken Can abiye dönüp, "Görüşürüz abi," dedim.
O da hafifçe başını salladı. "Dikkat edin deliler."
Gülerek başımı salladım. "Cevdet komiserime selamımı ilet."
Abim arkadan seslendi. "Geç dalganı."
Kapıya yönelirken kızlar önden çıkmıştı. Ben de son bir kez etrafa bakarken Milas Tugay elini uzattı.
Bir an durup elini tuttum. "Hadi," dedim.
Yan yana yürümeye başladık.
O sakin sesiyle, "Her şeyi tek bir yerden yürütmemiz lazım," dedi.
Kafamı hafifçe salladım. "Biliyorum," dedim. "Zaten o yüzden buradayız."
Ve birlikte koridora doğru ilerlerken, asıl konuşmanın evde başlayacağı çoktan belliydi.
Eve girdiğimiz an aldığım kokuyla derin bir nefes almıştım.
"Ay, ne güzel kokuyor..." diyen ikizime dönüp hemen onaylamıştım.
"Dimi?"
O sırada Merih abim mutfaktan başını uzatıp, "Yemek ister misin?" diye sormuştu.
"Yok, kız..." deyip ikizime dönmüştüm.
"Haydi kalkın. Eşyaları toplayalım. Yurttakileri topladık zaten. Bir burada birkaç şey kaldı. Onları da alalım, ondan sonra bir şeyler yaparız ya da konuşuruz."
İkizim hemen başını sallamıştı.
"Güzelim, yurttakileri topladık ya. Bir geriye buradakiler kaldı. Az var işimiz."
Bunu söylerken kafasını hafifçe eğmişti.
Tam o sırada salondan bizi izleyen abim kaşlarını kaldırmıştı.
"Onun niyeti sence gerçekten toplanmak mı, yoksa..."
Yanındaki Merih abi hiç bekletmeden cümleyi tamamlamıştı.
"Kaçmak mı?"
Bir anda salonda sessizlik olmuştu.
Ben dönüp ikisine bakmıştım.
"Ne alaka?"
Merih abi kollarını göğsünde birleştirip gülümsemişti.
"Sen ne zaman önemli bir konuşma olacak olsa ortadan kayboluyorsun."
"Kaybolmuyorum."
"Kayboluyorsun."
"Kaybolmuyorum."
"Kayboluyorsun."
İkizim kahkahayı patlatırken ben ona dönüp ihanete uğramış gibi bakmıştım.
"Bir de gülüyor."
"Çünkü doğru söylüyorlar." dedi ikizim.
"Bakın," dedim ellerimi iki yana açarak, "ben sadece önce işimi bitirmek istiyorum."
"Tabii." dedi Merih abi.
Abim de aynı ciddiyetle başını sallamıştı.
"Kesinlikle. Hiç konuşmaktan kaçan birine benzemiyorsun."
İkisinin aynı anda ciddi görünmeye çalışmasıyla gözlerimi devirmiştim.
Tam arkamı dönüp odaya gidecekken sevdiğim adamın bastırmaya çalıştığı gülüşünü duydum.
Hemen ona döndüm.
"Sen de gül."
"Ben bir şey demedim."
"Demene gerek yok."
Bu kez gerçekten gülmüştü.
İkizim de koluma girip beni çekiştirmişti.
"Hadi güzelim. Bunlar bırakmaz bizi. Toplayalım şu eşyaları."
"Toplayalım." diye mırıldanmıştım.
Arkamızdan gelen Merih abinin sesiyle ise yine duraksamıştık.
"Bakın, on beş dakika sonra aşağı inmezseniz gelip kontrol edeceğim."
"Merih abi!"
"Ne var? Güvenlik önlemi."
Salondan yükselen kahkahalar eşliğinde ben ve ikizim sonunda odalara doğru yönelmiştik. Ancak hepimiz biliyorduk ki, eşyalar toplansa bile aşağıda yapılacak konuşmadan kaçış yoktu.
Merih abinin son sözünden sonra başımı iki yana sallayarak ikizimle birlikte odaya yönelmiştim.
Kapıyı kapatır kapatmaz ikizim kendini yatağın üzerine bırakmıştı.
"Bunlar gerçekten seni çözdü."
"Abartıyorlar."
"Yok, güzelim. Biraz haklılar."
Ona dönüp yastık fırlatmamla kahkaha atmıştı.
"Sen de onların tarafına geç."
"Ben kimsenin tarafında değilim." dedi gülerek. "Ama önemli konuşmalar yaklaşınca senin bir anda yapılacak bütün işleri hatırladığını kabul et."
Çekmeceyi açıp eşyaları toplamaya çalışırken homurdanmıştım.
"Tesadüf."
"Tabii."
"Gerçekten tesadüf."
"Tabii."
Onun ses tonumu taklit etmesiyle dönüp bir tane daha yastık fırlatmıştım.
Bu sefer yastığı tutup bana sırıtınca istemeden ben de gülmüştüm.
Bir süre gerçekten eşyaları toplamıştık. Çantanın biri kapanmış, birkaç kitap ayrılmış, çekmeceler boşalmaya başlamıştı.
Tam dolabın üst rafına uzanırken ikizim sessizleşmişti.
"Ne oldu?"
Başını hafifçe eğmişti.
"Garip geliyor."
"Elbette garip gelecek."
"Yok, ondan değil."
Durup ona bakmıştım.
"Ne o zaman?"
Odanın etrafına göz gezdirmişti.
"Bu kadar şey yaşadık. Şimdi gerçekten toparlanıyoruz. Ve onca şeye rağmen gülebiliyoruz."
Bu kez ben de sustum.
Odanın içinde bir anlık sessizlik olmuştu.
Çünkü haklıydım.
Bir süre önce imkânsız gibi görünen şeyler şimdi gerçekten oluyordu.
İkizim hafifçe gülümsemişti.
"Bakma öyle. Duygusallaşmıyorsun hiç."
"Oldun ama."
"Biraz."
İkimiz de gülmüştük.
Tam o sırada kapı tıklamıştı.
"Hayattalar mı?" diye Merih abinin sesi gelmişti.
Ben ve ikizim aynı anda gözlerimizi devirmiştik.
"Hayattayız!"
Kapının ardından gelen cevapla istemeden gülmüştüm.
"Kontrol etmek istedim."
"Merih abi, daha on dakika oldu."
"Size güvenmiyorum."
İkizim kahkaha atarken ben kapıya doğru yürümüştüm.
"Git aşağı."
"İnmiyorsanız geliyorum."
"Merih abi!"
Kapının ardından gelen gülüşle ayak sesleri uzaklaşmıştı.
Ben de tekrar odaya dönmüştüm.
İkizim çantanın fermuarını kapatırken başını kaldırdı.
"Bence aşağı inince konu başlayacak."
Derin bir nefes vermiştim.
"Bence de."
"Hazır mısın?"
Birkaç saniye düşündükten sonra omuz silktim.
"Değilim."
İkizim gülümseyip ayağa kalktı.
"Güzel. Ben de değilim."
Bunun üzerine ikimiz de çantaları alıp kapıya yönelmiş, aşağıdan gelen sesleri duyarak merdivenlere doğru yürümeye başlamıştık. Salondaki herkes belli ki bizi bekliyordu.
Aşağıya inmemizle Tugay'ın yanına gidip ona vurmamla göz kırpmıştı. Abimin
Sağ tarafına ben , sol tarafına ikizim oturmuştu.
"Evet," demiştim. "Anlatın bakalım planı."
Aldığım nefesle gördüğüm suyu içtiğim an ikizim anlamış gibi:
"Gelişine olmaz mı?" demesiyle,
"Ne?" diyen Selin'e dönmüştüm.
"Abi ve Selin, biz o plana uymayız ki. Ya tamam, onlarla yüzleştik. Sonra ne oluyor? Avukat bulacağız ama bunun için ilk Gökçe'yi aramamız gerekiyor." diye mırıldanmıştım.
"Peki güzel kardeşim," diyen abimle, "Türkiye hattından mı?"
"Numara yok ya abi. Biz yurtdışına da gittik. Yani farklı bir ülkenin de hattı var. No problem. Numarayı da araştırdık biz azıcık." dememle,
"O zaman ne zaman ararsın?" diyen abime dönmüştüm.
"Müsait olduğum zaman. Şu an mı arayayım?" demiştim.
Salondaki herkes bir anda bana dönmüştü.
"Şu an mı?" diye tekrarlamıştı Selin.
Omuz silkip:
"Evet?" demiştim.
Merih abim kısa bir süre yüzüme bakmış, sonra gülmemek için başını çevirmişti.
"Bu kız gerçekten bir gün beni erken yaşlandıracak."
"Ne yaptım yine?" diye sormuştum.
"Bir haftadır konuşuyoruz, plan yapıyoruz. Sen oturmuş 'Şu an mı arayayım?' diyorsun."
"E aramayacak mıyız?"
İkizim hemen başını sallamıştı.
"Ben mantık hatası göremedim."
"Çünkü sen de aynısın." demişti Selin.
Telefonu elime almamla abim bana bakmıştı.
"Bir dakika. Gerçekten arıyorsun."
"Abi, az önce siz dediniz."
"Dedik de bu kadar hızlı beklemiyorduk."
Omuz silkip telefonu açmıştım.
"Beklemek niye?"
Yanımdaki Tugay hafifçe gülmüştü.
"Bence de. En fazla açmaz."
Merih abim hemen ona dönmüştü.
"Sen sus. Sen destek olunca daha tehlikeli oluyor."
Bu sefer istemeden gülmüştüm.
Numaraya bakarken derin bir nefes almıştım.
Bir an sessizlik olmuştu.
Sonra telefonu kaldırıp ekrana bakmıştım.
"Arıyorum o zaman."
"Dur." demişti abim.
Hepimiz ona dönmüştük.
"Ne?"
"Hoparlöre alma."
"Abi!"
"Ne abi? Kendimi korumaya çalışıyorum."
Salondan kahkahalar yükselirken gözlerimi devirmiştim.
"Tamam, hoparlöre almıyorum."
"Güzel."
"Şimdilik."
"Şimdilik ne demek?"
Bu sefer ikizim gülmeye başlamıştı.
Ben ise cevap vermeden arama tuşuna basmıştım.
Telefon kulağımdayken salondaki herkes susmuştu.
Çalan ilk sesle birlikte elim istemsizce biraz sıkılmış, gözlerim karşımdaki duvara takılmıştı.
Birinci çalış...
İkinci çalış...
Üçüncü çalış...
Kimse konuşmuyordu.
Herkes, telefonun diğer ucundan gelecek sesi bekliyordu.
