BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

15. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 15. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 15. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Sabah duyduğum melodiyle "Günaydın," diyen ikizime dönmüştüm. Umursamadan kafamı çevirmemle, "Güzelim..." derken eğleniyordu. "Duru," deyip kolumu deşmesiyle sadece, "Hm," demiştim.

"Yukun mu var?"

"Güzelim, sen zeki bir insansın, sence yok mu?" dememle kafama yediğim yastıkla irkilmiştim.

"Sen uykuluyken bozuk konuşuyorsun."

"Ya nolur sal, dalarım iki saliseye..."

Dememle duyduğum kapı sesi üzerine battaniyeyi daha çok çekmiştim üzerime.

"Bak, koruma moduna geçti yine," dedi ikizim gülerek.

"Uyuyorum ben."

"Yalancıyı..." diye söylenirken odanın kapısı tamamen açılmıştı.

"Bence de uyumuyor."

Duyduğum sesle battaniyenin altından oflayıp biraz daha kıvrılmıştım.

"Git."

"Bu bir günaydın mıydı?"

"Hayır, kovulma mesajıydı."

İkizim kahkahasını tutamazken yatağın kenarına oturulduğunu hissetmiştim.

"Güzelim."

"Hm."

"Bak yine hm dedi."

"Çünkü konuşacak enerjim yok."

"O zaman dinleyecek enerjin vardır."

"Bundan da emin değilim."

Saçlarıma dokunan ele kaşlarımı çatmıştım.

"Bir insan bu kadar mı uyur?"

"Bilim insanları araştırıyor."

"Sonuç?"

"Henüz beni rahat bırakmanız gerektiğine karar veremediler."

İkizim bu kez kahkahayı basmıştı.

"Abi vallahi bununla sabah konuşulmaz."

"Fark ettim."

"Bence siz çıkın, ben biraz daha uyuyayım."

"Olmaz."

"Neden?"

"Kahvaltı hazır."

"Gelsin."

"Odaya servis yok."

"Bence olmalı."

"Sen otel mi sanıyorsun burayı?"

Battaniyenin altından başımı çıkarıp ikisine de bakmıştım.

"Bakın, mantıklı düşünelim. Ben uyursam kimseye zarar vermem."

"Sen kalkmazsan birazdan ben zarar vereceğim," dedi ikizim.

"Tehdit ediliyorum."

"Evet."

"Şahit var mı?"

"O da benim tarafımda."

Diğerinin onaylar gibi başını sallamasıyla derin bir nefes almıştım.

"İhanet her yerde."

"Yataktan kalk."

"İstemiyorum."

"Hadi."

"İstemiyorum."

"Güzelim."

"Abi."

"Bitti mi?"

"Hayır."

Birkaç saniye birbirimize baktıktan sonra ikizim kollarımdan tutmuştu.

"Tamam, nazik yöntemler bitti."

"Dur!"

"Hayır."

"Dur dedim!"

Bir anda çekiştirmeye başlayınca istemsizce gülmeye başlamıştım.

"İkiniz de çok kötüsünüz."

"Ve sen sonunda uyandın."

"Bundan gurur duymayın."

"Geç kaldın," dedi ikizim sırıtıp beni ayağa kaldırırken, "kutlama konuşmasını bile hazırladım."

"Bakma bana öyle, hadi," deyip burnuma hafifçe vurdu. "Öfkeli civciv," dedi. Ona dönüp baktım. "Tamam, hadi gidelim," diyerek ayağa kalktım. İkizimin gözlerime bakıp, "Ne var, böyle öcü gibi mi bakıyorsunuz?" dememle telefonumu çıkarıp ön kamerayı açtım. Kendime bir göz attım. "Abartma," derken saçlarımı düzelttim ve, "Hadi," dedim.

Koridora geçmemle eş zamanlı Seline göz kırpıp, "Ben bir öcü gördüm," diyen ikizimle birlikte duraksadım. "Abartma ya," diye mırıldanırken mutfağa doğru yürüdük.

Kahvaltı masasına geldiğimizde Tugay çoktan yerini almış, sandalyesine yarı yaslanmış halde bize bakıyordu. "Geç kaldınız yine," dedi ciddi bir sesle ama ağzının kenarı hafif gülüyordu. Selin hemen karşısına oturup kaşığını çevirerek "trafikte öcü vardı, yolumuzu kesti" deyince Arda abi kahkahayı patlattı. Meriç abi çayını masaya koyup "sabah sabah sizinle uğraşmak da ayrı spor" diye söylenirken Merih abi sessizce gülümseyip simitleri tabağa paylaştırıyordu.

İkizim hâlâ bana bakıp "ben demedim mi öcü var diye" deyince gözlerimi devirip "sen zaten her şeye öcü diyorsun" dedim. Tam o sırada Tugay bana kısa bir bakış attı, sanki laf atar gibi değil de "iyi misin" der gibi... O bakışla bir anlığına ortam sessizleşti, sonra Selin "romantik gerilim mi yaşıyoruz biz burada?" diye araya girince herkes bir anda dağıldı.

Meriç abi çayı yudumlayıp "bu evde kahvaltı bile dizi sahnesi" dedi, Arda abi de "reyting yüksek ama senaryoyu kim yazıyor belli değil" diye ekledi. İkizim ekmeğine nutella sürerken "ben yazıyorum, başrolde de ben varım" deyince kahkahalar yine masayı doldurdu.

İkizimin "başrolde ben varım" lafından sonra Merih abi kaşığını yavaşça bıraktı. "O zaman senaryoya bir ters köşe ekleyelim," dedi sakin sakin. Hepimiz ona bakarken gözlerini Tugay'a kaydırdı. "Başrolün karşısına bir rakip koyarsak ne olur?"

Bir anda masada garip bir sessizlik oldu. Selin hemen araya girip "kahvaltıda dram mı yazıyoruz, ben sadece yumurta istiyorum" dedi ama kimse onu dinlemedi.

Tugay sandalyesinde hafif doğruldu. "Rakip falan yok," dedi düz bir sesle ama gözleri bana kısa bir saniye takıldı. O an çay bardağını ağzıma götürürken elim biraz durdu.

Arda abi hemen fırsatı kaçırmadı. "Bak bak bak... sahne ısındı," deyip kaşlarını oynattı. Meriç abi ise "ben bu evde sadece çay içmek istiyorum, ama her gün Netflix dizisi çekiliyor" diye iç çekti.

İkizim bana dirseğiyle dokunup fısıldadı: "Öcü gördüğünü sandığım kişi bu mu?" Gözlerimi kısarak "sus artık" dedim ama gülmemi zor tutuyordum.

Tam o sırada Tugay ayağa kalkıp tost makinesine gitti. Geri dönerken önümden geçerken hafifçe eğildi. "Öcü görüyorsan göz doktoruna gidelim," dedi alçak sesle. O kadar yakındı ki bir an kahvaltı değil, başka bir şey konuşuluyor gibi oldu.

Selin çatalını masaya bıraktı. "Ben bu hikâyeyi bozuyorum," dedi. "Herkes normal kahvaltı yapacak."

Arda abi hemen atladı: "Bu evde 'normal' diye bir bölüm hiç çekilmedi ki."

Meriç abi son noktayı koydu: "Final sahnesi: yumurta soğudu, herkes hâlâ konuşuyor."

İkizim ekmeğini uzatıp bana baktı. "Öcü değilse ne?" dedi.

Ben de istemsizce Tugay'a bakıp omuz silktim: "Bilmiyorum... ama kahvaltıyı bile bozuyor."

"Ya şakacı şeyler sizi," diye mırıldanarak gülümserken, bir anda "ya ya ya" diye seslenip abime döndüm. "Abi ben doydum, hazırlanıp çıkalım mı?"

İkizim hemen araya girip "Haklı, biz hazırlanıp direkt geliyoruz," dedi ve sandalyeden hızla kalktı. Selin'e dönüp bakarken "Selin?" diye seslendim. O da sanki her şeyi anlamış gibi başını sallayıp onayladı.

"Tamam," dedim, ayağa kalkarken hâlâ gülüyordum. "Hadi odaya."

Hep birlikte masadan kalkıp koridora yöneldik. Arkada kalan kahvaltı masasında Meriç abi "nihayet hareket başladı" diye söylenirken Arda abi "beş dakika sonra geri gelirler" diye iddiaya giriyordu.

Tugay ise kapıdan çıkarken kısa bir an bana baktı. Ne söylediğini duymadım ama bakışı yeterince şey anlatıyordu.

Biz odaya geçerken ikizim omzuma çarpıp "bakalım bu sefer kaç dakika sürecek hazırlanmanız" dedi.

"Ya o değil de..." diye mırıldandım, aynaya son bir kez bakarken. "Sizce nasıl olacak?"

Hazır olmuştuk. Oda toparlanmış, herkes çıkmaya hazırdı.

İkizim kapıya yönelip "tamam, çıkalım" dedi. Onu onaylayıp peşine takıldım. Hep birlikte abimin yanına gittik.

İkizim bir anda göz kırpıp söze girdi: "Abi, şimdi ben diyorum ki Selin ve ben seninle gelelim... Nehir de Milas Tugay'ı köle gibi kullansın."

Abim kollarını bağlayıp bize baktı. "Sen buna inandın mı?" dedi kaşlarını kaldırarak.

"Abi sen bilmiyorsun," dedi ikizim hiç geri adım atmadan. "Bunlar sevgili olmadan Nehir Duru, Tugay'ı nasıl süründürdü... Hem onu anlatırım."

Abim bana bakıp, Tugaya dönüp ikizime bakmasıyla, "Tek bir şartla," dedi. "Geç kalmayın... ve sen de her şeyi anlatacaksın."

"Valla anlatsın," dedim kendi kendime mırıldanarak.

O an aklıma, uyumadan önce olanlar geldi. Kısaca anlatmıştım aslında ama yetmemişti. Kızlar başta bayağı saydırmış, sonra bir anda beni azarlamaya başlamışlardı.

Selin, "Eşşek, nasıl fark etmezsin?" diye söylenirken uğraşıyordu. İkizim ise "Allah'ım inat ve çabaya bak, itinayla..." diye kendi kendine mırıldanıyordu.

Bir an nefes aldım. Tugay'ın yaptığı fedakârlıklar aklıma geldi. Düşününce... gerçekten çok sevmişti. Hâlâ seviyordu, sevecekti. Aşk buydu sanırım; bazen kendi isteğinle bile vazgeçmekti. Ama o öyle bir zamanda yapmıştı ki, ben üstüne bile düşememiştim.

Düşüncelerimden elime dokunan sıcaklıkla irkildim.

"Demek köle izivra olacaksın başıma, he?" dedi tanıdık bir ses, alayla. "Öfkeli civcivim."

Kalbim bir an duracak gibi oldu. Ama hemen toparlayıp, neredeyse fısıldar gibi söyledim:

"Seni seviyorum."

"Biz çıktık," diye mırıldandım hemen ardından, kendimi toparlayarak.

Evden çıkarken o da sessizce peşimden geliyordu.

"Sen nasıl bir şeysin ya?" dedi.

Gözlerimi ona çevirdim. "Nasıl bir tatlıyım, değil mi?" diyince başını çevirip sırıttı.

Tam o sırada aklıma bir şey takıldı. "Ya neden artık Özgür yok?" diye mırıldandım istemsizce.

"Ne diyorsun?" dedi sevdiğim, bana bakarak.

"Ya kardeşinden mi kıskanıyorsun be adam?" dedim, lafı hafif şakaya vurarak.

"Cık," dedi net bir şekilde. "Olmaz öyle şey."

O anda Özgür araya girip, "Bu dimi?" dedi.

"Özgür!" dedim hemen. "Sen ne ara dahil oldun?"

Sevdiğim omzuma kolunu attı. "Ne olmazmı lan?" dedi yarı şaka yarı ciddi.

"Tamam... başlıyormuşuz operasyona," diye mırıldandı.

Arkadan bir ses geldi: "Yengeem... yengelerin gülü, hazır mısın?"

"Özgür hangi ara öğrendi ya?" diye mırıldandım, kafamı sallayarak.

Sevdiğimin elini tuttum.

Özgür yüzünü buruşturdu. "Bir de bana der ne bu istikbaharat?" diye söyleniyordu.

"Seven sevdiğine benzermiş," dedim gülerek ve yanağına hafifçe öpücük bıraktım.

"Ee o zaman geçelim mi?" dedim. "Malum süre sıkıntımız var."

Gülmeye başladık. Ortam yine bildiğimiz gibi karışık ama garip şekilde eğlenceliydi.

"Müdür bey," dediğim an kapıdan giren adamı görünce gözlerimi kıstım. "Gene ne vukuat işlediniz de geldi bu adam?"

Müdür yardımcısı hemen araya girdi. "Müdür bey... Arda Bey."
Sonra bana bakıp ekledi: "Bu kızların abisi. Hani bütün olayları çözen."

Müdür bakışlarını bana dikti. "Ne diyorsun sen?"

Gülümsedim, hiç geri adım atmadan ona bakarken bana bakıp yüzsüz gibi. "Sen dua et abine... yoksa baban gibi mahpus damlarında olurdun."

Alay eder gibi bakınca sesimi sertleştim. "Komik olan ne biliyor musun? Burada seni kimse sevmiyor Dedecim."

Omuz silktim. "Herkes sever beni aslında. Sadece senin işine gelmiyor."

"Saygısızlık yapma," dedi ve cetveli masaya sertçe vurdu.

O sesi bile umursamadım. Gözüm kitaplığın yanındaki dergilere takıldı. Bir saniye durdum. Sonra gidip hepsini elime aldım ve gözünün önünde tek tek yırtıp yere attım.

Tam o sırada arkadan bir ses geldi.

"Tüh..." dedi ikizim, çay bardağını devirmişti bile.

Selin hemen atıldı: "O cetveli de, o bardağı da kafanda kırarız pis sapık!"

Bir an ortam buz kesti.

Abim kafasını bize çevirdiği an durup bize baktı. "Kızlar... neler oluyor burada?"

Selin'le göz göze geldik. İçimden bir öfke daha yükseldi.

"Abi," dedim, sesimi biraz alçaltarak. "Görevini yapmak ister misin?"

Bu adamı biz defalarca şikayet etmiştik. Ama her seferinde bir şekilde kurtulmuştu.

Abim bir adım öne çıktı. "Açıklayın."

Tam o sırada Selin fısıldadı: "Arda abi... kayıtları silelim mi?"

Müdür yardımcısı bile bu kez sessiz kalmadı. "Bence de... silelim. Hak etti."

O an oda tamamen sessizleşti.

Ben sadece bir nefes aldım.

Bu sefer olay basit bir kavga değildi.

"Hayır," dedim net bir sesle. "Olay silmeden gidiyoruz."

Selin kaşlarını çattı. "Bu pislik şikâyetçi olmaz değil mi?"

"Yo," dedim kısa bir gülüşle. "Olmaz. Sıkıntı yok."

Ama içimde bir yer "var" diyordu.

"Abi büyük sıkıntı var," dedim bir anda sesimi ciddileştirerek. "Daha demin beni korumak için kafasını masaya vurmuştu çünkü Tugay . Çocuğu zorladı bu adam. Bir de kayıt var."

"Polis yasa dışı iş mi yapacak?" dedi müdür alayla.

Abim o an tamamen değişti. Sesi buz gibi oldu. "Hayır," dedi profesyonel bir netlikle. "Ama ben onu kurtarırım. Seni kim kurtaracak, onu düşün."

Müdüre doğru bir adım attı. "Sittin sene içerdesin, adi pislik."

"Ne dedi?" diye mırıldandım istemsizce.

Abim sakin ama keskin bir sesle: "İzle. Gör."

O an Tugaya dönüp, "Aşırıya kaçmamışşın ama... ayıp," dedi abim bakarak. Sonra bana döndü. "Az bile vurmuşsun."

Abime döndüm. "Abi..."

"Ne?" dedi abim.

"Ne ne?" dedim şaşkınlıkla.

O sırada müdür bir kahkaha attı. "Bunun beyinsiz babasından para karşılığı bozuk... düşen asansöre bindirdim sizi ya, ölseydiniz?"

Bir anda oda buz kesti.

Tugay kaşlarını çattı. "Ne zaman?"

"Bizi susturmak için," dedim hızlıca. "Senin bu yüzden fobin var."

"Aşkım..." diye fısıldadım istemsizce, gözlerim Tugay'a kaydı.

O da derin bir nefes aldı. "Sonra," dedi sadece.

Tam o sırada Selin araya girdi. "Kızın kolostrofobisi var, biliyorsunuz zaten. Ayrıldığı zamanlardan kalma. O yüzden asansöre bile zor biniyor, hatta binemiyor."

İkizim başını salladı. "Astım spreyi de taşıyor zaten, mecbur kalmazsa binmiyor."

Abim bir an öfkeyle öne atıldı ama ikizim kolunu tuttu. "Abi, değmez. Hem bunlar küçük olaylar."

Abim bir anda sinirlendi. "Bu mu küçük lan? Sizi ne iğrenç bir yere mahkûm etmişim ben!"

Müdür gözlerini kıstı. "Sen değil... yıllar önce baban onları buraya aldırdı. Senin bıraktığın yetimhaneye niye benzemiyor sanıyorsun?"

Sessizlik.

Müdürün yüzü değişti. "O yüzden mi hâlâ aklanamam mı sanıyorsun? " Abim dalga geçer gibi gülümsemiş ve cümlelerine devam etmişti ;" Bakalım şimdi aklanabilecek misin?"

O anda kapıdan memurlar girdi.

Abim sert bir sesle bağırdı: "Dön lan, it!"

Abimin " kızlar gelin, siz tutuklayın bu iti," dedi sonra geri çekilmeden.

Müdür yardımcısı öne çıktı. "Kızları buradan alıyorum."

Abim belgeleri hızla imzaladı. "Okuyun, imzalayın."

Memura dönüp, "Siz geçin, geliyoruz biz," dedi.

Sonra bize döndü.

Abimin "Hadi gidelim" demesiyle bir an olduğum yerde kaldım.

Selin hemen öne geçti. "Sonunda," dedi rahat bir nefesle. "Bu mekândan çıkıyoruz."

İkizim arkasından bakıp başını salladı. "Ben zaten en başından beri şüpheleniyordum buradan."

Tugay yanıma yaklaştı. Bir şey demedi ama kolunu hafifçe arkamdan geçirip "gel" der gibi yürümeye başladı.

Koridordan geçerken her adımda içimdeki ağırlık biraz daha düşüyordu ama geride bıraktığımız şey hâlâ midemde bir düğüm gibiydi.

Abim önden giderken bir anda durdu. "Kimse bir şey yapmayacak," dedi. Sesi sertti ama bize bakınca biraz yumuşadı. "Siz güvendesiniz artık."

Selin hemen atıldı: "Biz zaten tehlikenin kendisiyiz abi."

Abim gözlerini devirdi. "O da ayrı mesele."

Asansörün önüne geldiğimizde bir an herkes sustu.

Ben refleksle geri bir adım attım. Tugay hemen fark etti. "Gel," dedi alçak sesle. "Buradayım." Hiç kimse bilmiyorken daha rahattım diye düşündüğüm an kafamı kaldırdığım bizimkilere bakmıştım.

Başımı hafifçe salladım ama yine de tereddüt ettim.

İkizim bana baktı. "Yok artık," dedi. "Bunu da mı o kazdı kafana?"

Selin koluma girdi. "Bu sefer farklı," dedi. "Herkes burada."

Abim asansöre baktı, sonra bize. "İsterseniz merdiven de var."

Tugay hafifçe eğilip kulağıma konuştu: "İstersen çıkmayız. Ama kaçmak da çözüm değil, hem benimle bindin canımın içi."

Gülerek bana baktı. "Hem bir kere bindin benimle, hatırla sen!"

Yutkunup omzuna hafifçe vurdum. "Sen akıl bırakmıyorsun ki... uğraş dur anca."

Gülümseyerek, "Sana özel," dedi.

Bir kez daha vurdum ama bu sefer gülmemi saklayamadım. Sarılmak istemiştim aslında... ama o hep bildiği şeyi yapıyordu.

O an derin bir nefes aldım.

Kapı açıldı. İçeri ilk Selin girdi, sonra ikizim. Abim arkada duruyordu, her zamanki gibi son kontrolü yapar gibi.

Ben adımımı atarken Tugay elimi tuttu.

Asansör hareket etti.

Bu sefer düşmüyordu.

Ama içimde hâlâ düşmekten korkan bir yer vardı, her bindiğim an gibi.

Tugay bunu fark etmiş gibiydi. Hafifçe bana yaklaştı, kolunu omzuma attı.

"Geçti," dedi sakin bir sesle.

Bir an sustum.

"Geçti mi gerçekten?" diye mırıldandım.

Gözleri bana döndü. Bu sefer dalga geçmeden, ciddi bir şekilde baktı.

"Geçmediğini düşünüyorsan bile... yalnız değilsin."

O cümleyle içimde bir şey biraz gevşedi.

Selin arkadan seslendi: "Romantik terapi seansı mı başlattınız yine?"

İkizim hemen ekledi: "Bizi de alın o seansa."

Abim iç çekti. "Benim hayatım neden böyle..."

Ben ise sadece Tugay'ın elini biraz daha sıkı tuttum.

Çünkü bazen "geçti" demek yetmiyordu.

Ama yanında biri varsa... en azından düşmemeyi öğreniyordun.

Asansörün durmasıyla Selin ellerini birbirine vurdu.

"Evett, şimdiki plan nedir?"

Abimin cevap vermesini beklemeden,

"Valiz hazırlama işlemi," diye mırıldanmıştım.

"Odalarımızdaki eşyalarımı toplasak..." dememle Tugay'la göz göze gelmiştik. Ardından başımı kaldırıp abime baktım. Aldığım nefesle, "Hepiniz gidin, biz hallederiz." dememle abim hiç düşünmeden, "Olur mu öyle şey? Anca beraber, kanca beraber." demişti. Onun bu sözleriyle istemsizce gülümserken asansörden inmeden üst katın tuşuna basmıştık.

Asansör ağır ağır yukarı çıkarken içeriyi tatlı bir sessizlik kaplamıştı. Hepimiz birbirimize bakıyor, ara ara gülümsüyorduk. Kapılar açıldığı an önce biz çıkmıştık, ardından onlarda peşimizden yürümüştü. Koridoru geçip odaların bulunduğu kata geldiğimizde kapıyı açmıştım.

İçeri adımımı atar atmaz odama göz gezdirmiştim. Günlerdir burada yaşamış olmama rağmen artık buraya ait hissetmiyordum. Asıl ait olduğum yer ailemin yanıydı. İçimde buruk ama huzurlu bir his oluşurken Tugay sessizce yanıma yaklaşmıştı.

"Nereden başlıyoruz?" diye sormasıyla hafifçe gülümseyip dolabı işaret etmiştim.

"Önce kıyafetler." dememle hiç itiraz etmeden dolabın kapaklarını açmıştı. Ben çekmeceleri toplamaya başlarken ikizim diğer taraftan bavulları çıkarıyordu. Abim ise yatağın üzerini boşaltıp eşyaları düzenli yerleştirebilmemiz için bize yardım ediyordu.

Kısa süre içinde odanın her köşesinde tatlı bir telaş başlamıştı. Kimse tek kelimeyle bile bunu bana yük gibi hissettirmiyor, aksine sürekli birbirimize takılarak işi eğlenceye çeviriyorduk.

Dolabın son rafındaki kıyafetleri de katlayıp bavula yerleştirirken odanın neredeyse yarısı boşalmıştı. Çekmeceleri tek tek kontrol edip unuttuğum bir şey var mı diye bakarken Tugay eline aldığı küçük bir çerçeveyi bana uzatmıştı.

"Bunu da alalım mı?" diye sormasıyla başımı sallayıp gülümsemiştim.

"Onu da alalım."

Çerçeveyi özenle sarıp bavulun en üstüne koyarken abim odanın etrafına göz gezdirmişti.

"Bir kez daha kontrol edin. Sonra 'Şunu unuttuk, bunu unuttuk.' diye geri gelmeyelim." demesiyle hepimiz ayrı bir köşeye dağılmıştık.

Yatağın altına, çalışma masasının çekmecelerine ve dolabın üst raflarına kadar baktıktan sonra derin bir nefes almıştım.

"Benim eşyalarım tamam."

Tam o sırada Selin de koridordan yanımıza gelip gülümseyerek bize bakmıştı.

"Benim eşyalarımı unutmayın, benim de toplanacak eşyalarım var."

Kahkaha atmamla, "Seni unutmamız mümkün mü?" demiştim. Bunun üzerine abim iki elini çırpmıştı.

"Tamam, bölünüyoruz. Bir ekip Nehir'in eşyalarını tamamen bitirsin, diğer ekip de Selin'in eşyalarına geçsin. Böyle daha hızlı olur."

"Ben Selin'le geçeyim." demişti ikizim. Gülerek bana bakmasıyla omuz silkip gülmüştüm.

"Olur, zaten dolabını en iyi ben toplarım."

Sözümle Selin kahkaha atarken hep birlikte geçmiş, dolabını açmıştık. Malum, giysileri konusunda çoğu benden çıkıyor olabilir yani. Hangi kıyafeti nasıl katladığını, hangisini askıda sevdiğini ezbere biliyordum. Ve maalesef ki yanılmam, ortak dolap canım yani...

"Şuna bak, resmen benim dolabımı benden iyi bulmuş." diye gülmesiyle dil çıkarmıştım.

"Ne sandın? Yıllardır seninle yaşıyorum."

İkizim de kahkahasını tutamayarak bavulu yatağın üzerine bırakmıştı.

"Hadi bakalım, siz muhabbete dalmadan şu işi bitirelim."

"Haklı." dememle hepimiz aynı anda işe koyulmuştuk. Ben kıyafetlerini özenle katlayıp bavula yerleştirirken Selin çekmecelerdeki kişisel eşyalarını ayırıyor, ikizim de raftaki kutuları ve kitapları kolilere yerleştiriyordu. Tugay ise dolabın üst kısmındaki valizleri indirip hazırlıyordu.

Arada bir birbirimize takılıyor, gülüyor, sonra yeniden toplamaya devam ediyorduk. Kısa süre içinde dolabın içi tamamen boşalmış, yatak bavul ve çantalarla dolmuştu. Selin etrafına şöyle bir göz gezdirip derin bir nefes almıştı.

"Zaten tek başıma toplayamazdım." diyerek gülümsemiştik.

Yaklaşık bir saat sonra Selin son çekmeceyi de kontrol edip derin bir nefes vermişti.

"Tamam... Benim de bitti."

"Vay be... Gerçekten bitirmişiz."

Ben de boşalan dolaba bakıp hafifçe gülümsemiştim.

"Evet... Bir dönemi daha geride bırakıyoruz galiba."

Abim memnun bir ifadeyle başını sallamıştı.

"Güzel. O zaman artık hiçbir şey kalmadığına göre hepsini aşağı indirebiliriz."

Hepimiz birer bavul ya da koli alırken Tugay en ağır olanları omuzlamış, koridora çıkıp asansöre doğru yürümeye başlamıştık.

"Alışverişe mi çıksak?"

Selin hemen fark etmiş gibi gözlerini kıstı.

Abim farketmiş gibi ; "Olur da önce ifadeniz. Sonra alışveriş de olabilir."

Sözleriyle içim hafifçe sıkışırken abime döndüm.

"Abi... sırf meraktan soruyorum, bizim görüş oldu mu?"

Abimin yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.

"Hazır. Gittiğimiz zaman görüş saatinde hazır olacak."

Bir an sessiz kaldıktan sonra bize baktı.

"Peki siz hazır mısınız?"

Başımı eğmiştim.

"O zaman biz Tugay'la geliriz, olur mu?"

Yanımdaki sevgilim göz kırptı.

"Olmaz."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Neden?"

"Ayıp."

Hemen ona döndüm.

"Sen ayıp ne demek biliyor musun?"

Selin bir anda cebinden çekirdek çıkarıp paketi açtı.

"Durun devam edin, güzel yere geldik."

"Sen dur," dedim gülmemek için kendimi zorlayarak.

Sonra tekrar Tugay'a döndüm.

"Haklısın sen. Ne ayıp değil mi? Tövbe ya, sanki bir şey dedim."

Bana bakıp ayılar gibi " Ha olmasa kim bilir neler diyeceksin de ah ah..."

Aldığım nefesle, sanki birşey dememiş gibi devam etmişti...

"Neler diyeceğim de? Abim ve kızlar var. Terbiyesiz olamam senin gibi."

Gözlerimi kocaman açtım.

"Ben mi?"

"Tabii. Kim bilir neler geçiyor aklından."

"Abi..." diye yardım ister gibi abime döndüm.

Abim çoktan eğlenmeye başlamıştı.

"Karışmıyorum."

"Bak gördün mü?"

"Gördüm," dedi Tugay. "Haklı olduğumu da gördü."

"Hadi gidelim mi?" diye söylenmiştim sonunda.

Tam yürümeye başlayacakken kollarını belime doladı. Arkamdan sarılmıştı.

Bir an nefesim kesildi.

Kulağıma doğru eğilip alçak sesle,

"Seni seviyorum," diye fısıldadı.

Dudaklarımı büzdüm.

"Sevme, git."

Küçük bir kahkaha attı.

"Artık çok geç."

"Ha, geç olmasa gideceksin yani?"

"Hayır."

"Öyle dedin ama."

"Sen öyle anlamak istedin."

Tam cevap verecekken abim Selin'e döndü.

"Çekirdek versene."

İkizim hiç vakit kaybetmeden paketi uzattı.

Ben üçüne bakıp ellerimi iki yana açtım.

"Ya bunlar benim dramamım!"

Tugay gülerek yanağıma bir öpücük kondurdu.

Tam o sırada...

Pat!

Abim attığı çekirdek kabuğuyla ikimizin omzuna isabet ettirmişti.

"Abi!"

Abim son derece ciddi bir ifadeyle omuz silkti.

"Ne var? Romantik sahne izliyoruz, giriş ücreti almadınız daha."

Selin kahkahaya boğulurken Tugay başını omzuma koyup mırıldandı:

"Bak, ailemiz ilişkimizi destekliyor."

"Bu destek değil."

"Ne peki?"

"Psikolojik savaş."

Tugay ise hiç utanmadan elimi tutup sırıtarak yanımda yürümeye devam etmişti.

Tugay'ın elimi bırakmaya hiç niyeti yokmuş gibi parmaklarını parmaklarıma geçirmesiyle gözlerimi devirdim.

"Biraz normal davran."

"Normal davranıyorum."

"Hayır davranmıyorsun."

"Davranıyorum."

"Davranmıyorsun."

"Kanıtla."

Derin bir nefes alıp yüzüne baktım.

"Mesela şu an yüzündeki sırıtış normal değil."

"Bu sana özel."

"Bak yine başladı."

Yanımızda yürüyen Selin iç çekti.

"Yemin ederim bunlar kendi dizilerini çekiyor."

Tam o sırada ikizim kolunu omzuma attı.

"Bence gayet güzel dizi."

Selin de hemen katıldı.

"Evet, reytingleri de yüksek."

"İkiniz de susun."

"Susmayacağız," dediler aynı anda.

Abim yüzünü buruşturdu.

"Bir siz eksiktiniz."

"Abi," dedi ikizim masum bir ifadeyle, "biz aile desteği vermeye geldik."

"Yok, siz kaos çıkarmaya geldiniz."

"Biraz da o var."

Arabanın önünden çıktığımızda hafif bir rüzgâr esmişti. Herkes birkaç saniye sessizleşince içimdeki sıkıntı yeniden kendini hissettirdi.

İkizim bunu hemen fark etmişti.

"Nehir Duru?"

Başımı kaldırdım.

"Efendim?"

Birinin yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

"Yarını düşünüyorsun."

Sessizce başımı salladım.

Selin yanıma gelip elimi tuttu.

"Korkuyor musun?"

"Biraz."

"Normal."

Abim de bize dönmüştü.

"İstersen vazgeçebiliriz."

Şaşkınca ona baktım.

"Ne?"

"Kimse seni zorlamıyor."

Bir an sustum.

Sonra derin bir nefes aldım.

"Korkuyorum ama gitmek istiyorum."

Abim başını salladı.

"Tamam. O zaman birlikte gideriz."

"Birlikte," dedi ikizim.

"Hem de hepimiz," diye tamamladı diğeri.

Selin kolunu bana doladı.

"Kalabalık bir ekibin var haberin olsun."

Milas Tugay hemen araya girdi.

"Ben de varım."

Kızlar aynı anda ona döndü.

"Seni unutmadık zaten."

"Unutulacak gibi değil."

"Maalesef."

"Hey!" dedi Tugay itiraz ederek.

Hepimiz kahkahaya boğulduk.

"Şaka yapıyoruz enişte."

"Bir gün şu enişte işine alışamayacağım."

"Alış," dediler aynı anda.

Ben gülerken Tugay başını iki yana salladı.

"Bunlar tehlikeli."

"Daha yeni fark ettin?"

"Hayır da bu kadar organize olduklarını bilmiyordum."

Kızlar gururla birbirlerine baktılar.

"Biz doğuştan organizeyiz."

"Doğru," dedi abim. "Baş ağrımın yüzde doksanı bunlar."

"Geri kalan yüzde on?"

"Duru."

"Abi!"

Selin kahkahaya boğulurken ikizim hemen itiraz etti.

"Olmaz."

"Duru masum."

Abim ve Tugay aynı anda,

"Değil," dediler.

Bu kez hepimiz gülmeye başlamıştık.

Yarının ağırlığı hâlâ içimdeydi ama Abim, Selin, ikizim ve Tugay yanımdayken kendimi ilk kez gerçekten yalnız hissetmiyordum. İkizim koluma girerken Selin omzuma yaslandı.

"Ne olursa olsun yanındayız."

"Her zaman."

Başımı onların omzuna yaslayıp gülümsedim.

"Biliyorum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18