28. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 28. Bölüm 🍯

Esra İlayda Akkuş

Asır Bey'e dönüp merakla gülümsedim.

"Ee Asır Bey... Bize Özgür'le Milas'ın küçüklüğünü anlatır mısınız?" diye sordum.

Sözümün bittiği an sevgilim telaşla öne atıldı.

"Baba... Sakın." dedi.

Yüzündeki ifadeyle resmen yalvarıyordu.

Gökçe kaşlarını kaldırıp Tugay'a döndü.

"Hayırdır enişte?"

Sevgiceğim 44derin bir nefes verip başını iki yana salladı.

"Ne hayırı ya..."

Onun o paniğini görünce kendimi tutamadım. Gülerek ona baktım.

"Nasıllarmış?" dedim alaycı bir sesle.

Tugay bana "Yapma." der gibi bakarken kahkahamı bastırmaya çalışıyordum.

"Oh..." dedim, göğsüme elimle hafifçe vurup. "İçimin yağları eridi."

Masadakiler gülmeye başlayınca yeniden Asır Bey'e döndüm.

"Ee, anlatın bakalım. Daha neler var, neler yok?"

Asır Bey dudaklarının kenarında muzip bir gülümsemeyle önce Tugay'a baktı. Tugay ise gözleriyle resmen Baba, ne olur yapma. diye yalvarıyordu.

"Aslında anlatılacak çok şey var." dedi Asır Bey.

"Babaaa..." diye inledi Tugay.

"Asıl daha başlamadım oğlum."

Masadan kahkahalar yükselirken Asır Bey boğazını temizledi.

"Şimdi bizim Özgür çocukluğundan beri usluydu. Akıllıydı, söz dinlerdi. Ama bu Milas var ya..."

"Başlıyoruz..." diye mırıldandı Tugay, elleriyle yüzünü kapatarak.

"...Mahallenin baş belasıydı."

"Biliyorum, bilmez olur muyum?" dedim gülerek.

"Bir gün eve geldi. Kafası çamur içinde, üstü başı yırtılmış."

"Haydaa..." diye güldü Gökçe.

"Annesi telaşlandı tabii. 'Ne oldu sana?' dedi."

"Asıl cevabı bekleyin." dedi Asır Bey, gülmesini zor tutarak.

Milas hemen araya girdi.

"Biz kavga etmedik."

"Hı hı..." diye başımı salladım.

Asır Bey gülerek devam etti.

"'Sadece ağaca çıkıp Tarzan olmaya çalıştık. Dal kırıldı, önce ben düştüm, sonra arkadaşım üstüme düştü.'"

Masada bir anda kahkaha koptu.

Ben kahkahamın arasından Tugay'a baktım.

"Tarzan ha?"

Tugay omuz silkti.

"Çocukmuşuz işte."

Milas da gülerek babasına döndü.

"Baba, üstüme kim düştü onu da anlatsana."

Asır Bey daha cevap vermeden başını iki yana salladı.

"Yav sus evlat... Gelinimle kavga ettirme beni."

Hepimizin gülmesiyle birlikte Barkın Bey kaşlarını kaldırıp Asır Bey'e baktı.

"Bir dakika... Hangi ara verdim kızımı? Ne oluyor yani, hayırdır? Ben oğluna damadım diyor muyum?"

Sevgilim gülmemek için kendini tutmaya çalışırken, aldığı derin nefesle araya girdi.

"Barkın Bey... Şey, amca amaa... Dediniz ve alışmış gibisiniz. Devam etmekten çekinmeyin lütfen."

Barkın Bey tam cevap verecekken bir an durdu. Sanki söylediği şeyi yeni fark etmiş gibiydi.

Barkın Bey'in bakışlarıyla ister istemez gülmemle birlikte, sevdiğim adam Asır Bey'e dönüp başını salladı.

"Kaynatma baba, sor bakalım kim düşmüş üzerime."

Asır Bey gülerek omuz silkti.

"Vallahi bilmiyorum ki... Bir kızdı hatta."

Bir anda herkes merakla Asır Bey' e dönmüşük.

Asır Bey'in yüzündeki muzip gülümseme daha da büyüdü.

"Bak, hatta 'Baba' dedin valla... 'Sevdim ben o kızı mı ne?' demiştin."

"Baba!" diye atıldı Milas, yüzü hafifçe kızararak.

Bizimkiler kahkahaya boğulurken Asır Bey de gülüyordu.

Milas başını iki yana sallayıp bana baktı.

"Güzelim... Hatırlasana ilk karşılaşma anımızı."

Bir an düşündüm.

Sonra gözlerim büyüdü.

"Ha..." dedim.

Elimi ağzıma götürüp gülmeye başladım.

"Lan ben miydim o?"

Bunu dememle masadaki herkes bir anda sustu, ardından kahkahaya patladı.

Barkın Bey ile Asır Bey aynı anda birbirlerine baktılar.

"Ee, yok artık..." dediler neredeyse aynı anda.

Barkın Bey şaşkınlıkla başını salladı.

"Çocukluk aşkı mıydınız yani?"

Milas gülerek omuz silkti.

"Galiba kader o zaman da peşimizi bırakmamış."

Ben ona bakıp gülerken sevgilim hemen araya girdi.

"Bakın ama ben daha o zaman bile seçmişim."

"Ne seçmişsin?" diye sordum, kaşımı kaldırarak.

"Gelecekte başıma bela olacak kişiyi."

"Milas!"

Masada yeniden kahkahalar yükselirken Asır Bey başını salladı.

"Vallahi yıllar geçmiş ama değişen bir şey yok. O zaman da birbirinizi bulmuşsunuz, şimdi de."

O an herkes gülerken içimde garip bir sıcaklık oluşmuştu. Çünkü bazen en güzel hikâyeler, insanın farkında bile olmadığı küçük anlarda başlıyordu.

"Asıl bitmedi." dedi Asır Bey.

Tugay'ın yüzündeki gülümseme anında silindi.

"Bir gün de okuldan telefon geldi."

"Babaaa..."

"Müdür bey dedi ki, 'Oğlunuz teneffüste okulun zilini çalmış, herkes derslerden çıkmış.'"

Ben elimle ağzımı kapatıp gülmeye başladım.

"Şaka yapıyorsunuz!"

"Keşke yapsaydım." dedi Asır Bey.

Merakla öne eğildim.

"Peki neden yapmış?"

Asır Bey, Tugay'ın çocukluk hâlini taklit ederek konuştu.

"'Millet çok sıkılmıştı baba, biraz hava alsınlar istedim.'"

Bu kez masadaki herkes kahkahaya boğuldu.

Ben gözümden gelen gülme yaşını silip Tugay'a baktım.

"Sen var ya... Küçükken de tam felaketmişsin."

Tugay omuz silkerek bana baktı.

"Ama yine de sevdin."

Ben gülümseyip başımı hafifçe eğdim.

"O kısmı tartışılır."

"Yalan." dedi anında.

Masadakiler yeniden kahkahalara boğulurken Asır Bey başını iki yana salladı.

"Daha bunlar başlangıç. İsterseniz bisikletle kaçıp akşam jandarmayla eve dönüşünü de anlatayım."

Tugay Milas iki elini havaya kaldırdı.

"Tamam baba! Teslim oluyorum. Bugün bütün çocukluk arşivini açacaksın belli oldu."

Asır Bey keyifle arkasına yaslandı.

"Ne yapayım oğlum? Sen susturmazsan ben de anlatırım."

Tugay gözlerini kısıp babasına baktı.

"Baba, ben senin oğlun muyum yoksa yıllardır sakladığın komedi malzemesi miyim?"

Gökçe kahkaha atarak araya girdi.

"İkisi birden enişte. Kabul et."

Ben de gülerek Tugay'a baktım.

"Ben daha çok anlatacaklarını dinlemek istiyorum. Devam edin Asır Bey."

Tugay hemen bana döndü.

"Sen de mi?"

Omuz silkip masum bir ifadeyle baktım.

"Ne var? Geçmişini öğreniyorum."

"Geçmişimi değil, rezilliklerimi öğreniyorsun."

"Ayrıca geçmişimi en iyi sen biliyorsun, canımın içi."

demesiyle gözlerimi ona çevirdim.

Göz göze geldiğimiz anda ikimizin de dudaklarına aynı anda bir gülümseme yerleşti.

O ise hiç vakit kaybetmeden yüzünü babasına çevirdi. Kollarını iki yana açıp Karadenizlilere has o neşeli tavrıyla,

"Ula devam etsene baba!" dedi.

Ardından başını bana çevirip göz kırparcasına gülümseyerek,

"Devam et de dinlesun canımın içi. Daha bunlar hiçbir şey, arşivin kapağunu yeni açtuk." diye ekledi.

Onun bu hâline istemsizce gülmeye başladım.

Barkın Bey başını iki yana sallayıp Milas'a bakarken odanın içini kahkahalar doldurmuş, biraz önceki duygusal havanın yerini sıcacık bir aile neşesi almıştı.

Asır Bey gülerek başını salladı.

"Yok yok, bu bisiklet olayı anlatılmalı."

Tugay derin bir nefes aldı.

"Baba..."

"Bak, daha itiraz etmeden anlatıyorum."

Masadakiler merakla Asır Bey'e dönerken o da anlatmaya başladı.

"Bu daha küçükken bisiklete meraklıydı. Ama öyle normal sürmek değil. Sanki yarışa katılıyor. Bir gün sabah erkenden kalkmış, bisikleti almış."

Tugay başını öne eğdi.

"Hatırladım..."

"Sus oğlum, daha güzel kısmına gelmedik."

Hepimiz gülmeye başladık.

"Mahalleden bir arkadaşıyla 'şehri gezeceğiz' diye çıkmışlar. Ama bunların şehir dediği yer, köyün öbür tarafı gibi bir yere gitmekmiş."

Gizem kahkahayla sordu:

"Ne kadar uzak?"

"Yarım saatlik yol. Ama bunlar kaybolmayı başarmış."

Tugay hemen savunmaya geçti.

"Kaybolmadık baba."

"Ne yaptınız?"

"Yolu biraz karıştırdık."

"Akşam olduğunda jandarma bizi arıyordu."

Ben şaşkınlıkla Tugay'a baktım.

"Sen gerçekten bunu yaptın mı?"

Tugay mahcup bir şekilde gülümsedi.

"Çocuktuk güzelim."

Asır Bey gülerek devam etti.

"Jandarma geldi, bisikletin üzerinde bizim oğlan. Hiç korkmamış. Bana diyor ki..."

Bir an durup Tugay'a baktı.

"'Baba, eve geç kaldım ama bak bisikleti çok güzel kullandım.'"

hepimiz gene kahkahaya boğulmuştuk.

Ben de gülerek yanıma oturan sevgilimin koluna hafifçe dokundum.

"Sen küçükken de aynıymışsın."

Sevgilim bana bakıp sırıttı.

"Yani?"

"Yani... Başına ne gelirse gelsin önce macera diyorsun."

Asır Bey gülümseyerek bizi izledi.

"İşte böyleydi bu çocuk. Yaramazdı ama kalbi temizdi."

Bir an masadaki gülüşmelerin arasında sessizlik oldu.

Asır Bey'in yüzündeki gurur herkesin dikkatini çekmişti.

"Ne kadar kızsam da..." dedi. "Oğlumun en güzel yanı, hiçbir zaman sevgisini saklamamasıydı."

Sevdiğim babasına baktı.

"Baba..."

Asır Bey gülümsedi.

"Ne var? Bu sefer güzel söyledim."

Tugay da gülerek başını salladı.

"İlk defa arşivden iyi bir şey çıktı."

Hepimiz gülerken o evin içinde sadece çocukluk anıları değil, yıllardır biriken bir aile sıcaklığı vardı.

"Milas..." dememle gülümseyerek bana döndü.

"Pasta yapalım mı?" diye sordum.

Bir anda herkesin bakışları üzerimize çevrildi.

Omuz silkip gülümseyerek,

"Vallahi çok güzel yaparız. Hem bir şey de almadık. Siz de biz yapana kadar oturup bir şeyler izlersiniz." dedim.

Milas, ne demek istediğimi anlamış gibi bana hafifçe gülümsedi.

"Hadi gel bakalım." dedi.

Ben de gülerek onun peşinden mutfağa doğru yürüdüm.

Mutfağa girdiğimizde arkamızdan gelen kahkahaların sesi yavaş yavaş uzaklaşırken ikimiz de birbirimize baktık.

"Güzelim benim..." dedi.

Sesini duymamla gülerek ona döndüm.

"Ne eski geçmişimiz varmış ya..." diye mırıldandım.

Kahkahasını tutamayarak güldü.

"Daha anlattıklarımız ne ki?"

Kaşlarımı kaldırdım.

"Daha mı var?"

"Bunlar fragman."

"Milas!"

"Ne var?" dedi gülerek. "Asıl olayları anlatsak sen bana bir hafta trip atarsın."

Kahkaham daha da büyüdü.

"Ben galiba senin çocukluk arşivini dinlemekten hiç sıkılmayacağım, ve bazılarını bilsemde bilmemiş gibi yapar dinlerim ki."

"İyi o zaman." dedi göz kırparak. "Daha anlatacak çok hikâyem var, canımın içi."

Gülerek ona baktım.

"İçinde ben de varım değil mi?"

Bir an düşünüyormuş gibi yaptı.

Sonra yüzünü ciddi bir ifadeye bürüdü.

"Sen hep vardın."

Gülümsemem yavaşladı.

"Bakma..." dedi. "Ben bir ara 'ayrıldım' falan yaptım ya... Öyle bir eşeklik ettim. Ama mecburdum anlattım zaten."

Başımı sallayıp gülümsedim.

"Yalnız ben bir şeye takıldım."

"Ne?"

"İlk âşık olduğum kişiyi duyduğun anki yüz ifaden vardı ya... Ona çok takıldım."

Kahkaha atmaya başladım.

"Ne var? Sen olsan ne yapardın?" Demesiyle gülerek cümlesine devam etmişti; "Vallahi bilmiyorum." dedi. "Ama o anki hâlimi görsem kendime bile gülerdim."

Gülümseyerek ona baktım.

"Yani gerçekten kıskandın mı?"

Bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.

"Kıskandım."

Yüzündeki neşeli ifade yavaşça daha yumuşak bir hâle büründü.

"Çünkü o an fark ettim... Senin hayatında benden önce de hikâyeler olmuş olabilirdi. Ama geçmişinle yarışmak istemem, hayatımın anlamı. Sadece o hikâyelerin sonunda benim olmanı isteyebilirim."

"Milas..." diye fısıldadım.

Elindeki işi bırakıp bana döndü.

"Ne var?"

"Sen bazen farkında olmadan çok güzel şeyler söylüyorsun."

Gülümseyerek omuz silkti.

"Belki de farkında olarak söylüyorumdur."

İkimiz de güldük.

Bana baktığı anda gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark ettim.

"Daha yeni güldün ya." dedim.

"Dur."

Bu tek kelimeyle ikimiz de yeniden kahkahaya boğulduk.

Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize bakıp güldük.

Sonra yavaşça sakinleşti.

"Biliyor musun..." dedi.

"Ne?"

"Geçmişte ne yaşadığından çok, bugün yanımda olman önemli. Çünkü ben seni ilk tanıdığım hâlinle değil, bütün hikâyenle sevdim."

Yüzümdeki gülümseme yavaşça değişti.

Çünkü o sadece güzel anlarımı değil, kırıldığım, sustuğum, kaybolduğum taraflarımı da kabul ediyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemeden ona baktım.

Bazen bazı cümleler cevap istemezdi. Sadece kalbinin bir köşesine yerleşirdi.

Onun söylediği de tam olarak öyleydi.

Gözlerimi kaçırıp gülümsemeye çalışırken hemen fark etti.

"Bak yine utanıyorsun."

"Sus." dedim gülerek.

"Yok, susmam. Çünkü sen böyle gülünce bütün o eski hikâyeler falan aklımdan gidiyor."

"Öpsene beni." dememle yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Ne?"

Gülerek ona baktım.

"Duydun işte."

Başını iki yana sallayıp gülmeye başladı.

"Sen var ya... Bir dakika önce geçmişten konuşup duygusallaştırıyorsun, bir dakika sonra bütün ciddiyeti bozuyorsun."

"Ama sen de her şeyi fazla düşünüyor..." demesiyle beni kendine çekip öptüğü anda gözlerimi kapattım.

Sımsıkı sarıldım.

Kollarımı boynuna doladım.

Bir süre sonra ayrıldığımızda bana bakarak gülümsedi.

"Rahatsız mı oldun?" diye sordum.

"En sevdiğim şey..." dedi. "Senin konuşmanla benim seni susturmak için öpmem."

Gülerek başımı iki yana salladım.

"Milas..."

"Pasta diye çıkıp pastayı unuttuk."

Kahkaha attım.

"Gerçekten unuttuk."

Saçlarımı okşadı.

"Pasta."

"Tamam."

Tam yeniden ona yaklaşmamla, "Sen..." demiştim. "Sen nabıyorsun la bana?" dememle eş zamanlı sarılmıştım. Ondan ayrılıp onu öpmemle saçlarını okşamıştım. Ondan ayrılmamla alttan alttan bakıp, "Aynı zamanda başlayalım mı?" demiştim.

"Emredersin, şefim."

Malzemeleri tezgâha dizmeye başladık.

Milas yumurtaları çıkarırken ben unu ve şekeri hazırlıyordum.

"Bak," dedi ciddi bir ifadeyle. "Bu sefer gerçekten pasta yapıyoruz."

Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.

"Senin yüzünden yarım saat geciktik ama."

Gülerek bana baktı.

"Ama güzel bir sebepten geciktik."

İstemeden gülümsedim.

"Bunu da kendini savunmak için kullanıyorsun."

"İşe yarıyor ama."

"Hiç sanmıyorum."

Yumurtayı ona uzattım.

"Al şefim."

"Şef yardımcısı, karıştırma işlemi sende."

Elindekini aldım.

Tam yeniden ona yaklaşmamla, "Sen..." demiştim. "Sen nabıyorsun la bana?" dememle eş zamanlı sarılmıştım. Ondan ayrılıp onu öpmemle saçlarını okşamıştım. Ondan ayrılmamla alttan alttan bakıp, "Aynı zamanda başlayalım mı?" demiştim.

"Emredersin, şefim.""Sen ne zaman terfi ettin?"

"Henüz etmedim. Ama çalışıyorum."

"Çok çalış."

"Terfi alırsam maaş olarak ne vereceksin?"

Gülerek ona baktım.

"Ne istiyorsun?"

"Öpücük primi."

Kahkaha attım.

"Sen gerçekten normal değilsin."

"Senin yanında normal olmaya çalışmıyorum zaten."

Bir yandan karıştırırken bir yandan birbirimize takılmaya devam ettik.

Milas kremayı hazırlarken ben de hamuru karıştırıyordum.

Bir ara parmağıma bulaşan unu onun burnuna sürmemle bir an donup kaldı.

Gülerek bana dönüp, "Sen ne yaptın?" dedi.

Gülmemi tutamadım.

"Hiç."

O da parmağını kremaya batırıp yanağıma küçük bir iz bıraktı.

"Şimdi oldu."

"Milas!"

Kahkahalarımız mutfağı doldurdu.

"Bak, savaş başlattın." dedi.

"Sen başlattın."

"Sen başlattın."

"Sen!"

"Tamam, tamam. İkimiz de."

Birbirimize bakıp yeniden gülmeye başladık.

Sonunda hamuru kalıba döktük.

Milas kalıbı dikkatlice eline aldı.

"Baş şefim?"

"Efendim, yardımcı şef?"

"Fırın operasyonuna hazır mısın?"

"Hazırım."

Yan yana fırının önüne geldik.

Kalıbı birlikte içeri yerleştirdik.

Milas kapağı kapattı.

İkimiz de aynı anda derin bir nefes verdik.

"Başardık." dedi.

"Daha pişmedi."

"Detay."

Gülerek başımı iki yana salladım.

Fırının önünden ayrılırken belime sarıldı.

"Biliyor musun?"

"Ne?"

"Böyle anları seviyorum."

"Pasta yapmayı mı?"

"Hayır..." dedi. "Seninle hiçbir şey yapmamayı bile güzel yapan o anları."

İçimde küçük bir sıcaklık hissettim.

Belki de mutluluk bazen büyük şeylerde değil; mutfakta yarım kalan bir pasta, edilen küçük atışmalar ve yanında kendin gibi olabildiğin bir insanın varlığındaydı ve bu çevremde yanımda Milas Tugay oldukça çok ama çok mümkündü.

Gülerek ona baktım.

"Ya sen değil miydin daha demin 'Dikkatimi dağıtıyorsun.' diyen?"

"Ben mi?"

"Evet, sen."

"Hayatımın anlamı, ben bunları sen yorulma diye yapıyorum."

Kaşımı kaldırdım.

"Eminim canım."

Milas gülmeye başladı.

Bir adım yanıma gelip belime usulca sarıldı.

"Benim suçum seni fazla sevmek."

"Yani bütün suç sevginin mi?"

"Aynen öyle."

"Hiç inandırıcı değilsin."

"İnandırsam şaşırırdım zaten."

Beni etrafında döndürüp gözlerime bakmasıyla alnımı öpmesi, saçımı geri itmesiyle yanaklarını sıktım.

"Canımın içi," diye fısıldadığım an beni çekip öpmesiyle ondan ayrıldım. Eş zamanlı olarak başımı göğsüne yaslayıp kıkırdadım.

"Şefim, bu kadar yardım etmeye devam edersen yakında mutfağın tek çalışanı sen olacaksın."

"Olurum."

"Cidden mi?"

"Sen yeter ki şu güzel gözlerinle bana bak. Maaş da istemem."

Kahkaha atıp omzuna hafifçe vurdum.

"Romantiklikten iş görüşmesine bağladın."

"Evimizin aşçısı sensin, ben de gönüllü mutfak komisi."

"Komi ha?"

"Evet. Ama terfi almak istiyorum."

"Ne terfisi?"

"Ömür boyu senin yanında çalışan, mesai saati olmayan, izin kullanmayan, sadece arada öpücük primi isteyen eş pozisyonu."

Sözlerini bitirir bitirmez utanarak güldüm.

Bana göz kırpıp burnumun ucuna küçük bir öpücük kondurdu.

"Şimdi," dedi fırını işaret ederek, "şefim izin verirse bekleme görevine geçelim."

"Bekleme görevi mi?"

"Evet. Çünkü bazı şeyler aceleye gelmez."

"Pasta mı?"

"Pasta da..."

Bir an durdu.

"Biz de."

Yüzümdeki gülümseme yavaşladı.

"Sen bazen çok güzel konuşuyorsun."

"Bazen mi?"

"Şımarma."

"Tamam."

Başını eğip alnını alnıma yasladı.

"Senin yüzünü güldürmek benim en sevdiğim şey."

"Sen hep böyle misin?"

"Nasıl?"

"İnsanın en kötü anında bile bir yol bulup onu güldüren."

Omuz silkti.

"Belki de çünkü sen üzülünce ben de rahat edemiyorum."

Gözlerimi kaçırdım.

Fırından gelen hafif sesle ikimizin de dikkati yeniden pastaya döndü.

"Sanırım oldu."

Milas hemen eldiveni aldı.

"Dur, baş şefim. Bu operasyon bana ait."

Gülerek kenara çekildim.

"Bak yine başladın."

"Görev bilinci."

Pastayı dikkatlice fırından çıkardı.

İkimizin de yüzünde aynı heyecan vardı.

Sanki yaptığımız şey yalnızca bir pasta değil, birlikte kurduğumuz küçük bir anıydı.

Milas pastaya bakıp başını salladı.

Aklıma gelenle, "Bir şey eksik," diye fısıldamamla şüpheyle bana döndü.

"Ne eksik? Hayır, bütün malzemeleri kattık. Hatta sen de gördün. Yumurta desen var, şeker desen var, pudra şekeri bile var," demesiyle, "Hayır, sen de gördün yani... Demeyeyim, demeyeyim diyorum da sen de yani beni izle desem böyle izlemezsin. Hayır, resmen düştün be zalim," demişti.

Aklına gelmiş gibi, "Ama konumuz bu değil," demesiyle tatlı tatlı bana bakmıştı.

"Zalimin kızı, ne eksik?" demişti gülerek.

Ona bakmamla tezgâha çıkıp oturmuştum. Ona bakıp gülümsedim. Yanıma gelip saçlarımı okşamasıyla saçımı geri çekip alnımı öpmesiyle gülerek, "Üzerine ikimizin de imzası," demiştim.

"Canımın içi," diye fısıldadığım an beni öpmesiyle ellerimi boynuna dolayıp sarılmıştım. Beni kucağında döndürmesiyle eş zamanlı indirdiği an ona tutunmuştum.

"Nasıl yani?" diye fısıldamamla eş zamanlı, "Senin sevgin, benim de biraz fazla yardım etmem."

Gülerek başımı salladım.

"Sen kendini övmeyi gerçekten seviyorsun."

"Yok hayatım. Ben sadece gerçekleri anlatıyorum."

"Yine mi gerçekler?"

"Evet. Çünkü bu evde en zor yapılan şey pasta değil..."

Duraksadı.

"Seninle böyle hem yakın hemde sevgi dolu olmak."

Sözleriyle yüzümdeki gülümseme yavaşladı.

Ona bakarken içimde sessiz ama güçlü bir huzur oluştu.

"Teşekkür ederim."

"Ne için?"

"Benim en sıradan anlarımı bile güzel hâle getirdiğin için."

Gülümseyip başını eğdi.

"Ben sadece yanında oluyorum. Gerisini sen güzelleştiriyorsun."

Pastayı kesmeye başladık.

Ben ilk dilimi tabağıma koyarken ona baktım.

"Evet, belli. Zaten bırakmadın ki... Ben otururken kaldırdın, yanında karıştırttın, fırını bile birlikte açtık pastaya falan koyduk."

Milas tabağıma bir parça pasta koydu.

"Üstüme afiyet, ben sadece görevimi yaptım."

Gülerek gözlerimi devirdim.

"Senin görev anlayışın gerçekten değişik."

Tam o sırada kapının çalmasıyla ikimiz de durduk.

Aynı anda kapıya baktık.

"Gel!" dedik.

Kapının açılmasıyla Barkın Beyi görmemle yüzümde hemen bir gülümseme oluştu.

"Barkın Bey, gelin gelin."

Barkın Bey içeri girip bize baktı.

Kaşlarını kaldırarak etrafa göz gezdirdi.

"Yalnız..."

"Ne oldu?" diye sordum.

"İkinizin yaptığı pasta harbi güzel görünüyor. Daha içeri girer girmez anlaşılıyor."

Milas hemen gururlu bir ifadeyle araya girdi.

"Tabii güzel olacak. Yardımcı şef olarak katkım büyük."

Barkın Bey gülerek bana baktı.

"Bak, bu yine başladı mı?"

İster istemez gülerek başımı salladım.

"Başladı bile."

Milas masum bir ifadeyle omuz silkti.

"Ben sadece emeğe saygı bekliyorum."

Barkın Bey sandalyeye oturup pastaya baktı.

"Yani itiraf ediyorum, bu sefer gerçekten güzel olmuş."

Milas hemen bana döndü.

"Bu sefer mi?"

Gülmemi tutamadım.

"Takılma, onu da iltifat olarak kabul et."

Barkın Bey tabağından küçük bir parça aldı.

"Vallahi siz böyle devam edin. Bir gün kendi restoranınızı açarsanız şaşırmam."

Milas hiç düşünmeden cevap verdi.

"Olur. Ama baş aşçı belli."

Barkın Bey merakla baktı.

"Kim?"

Milas bana bakıp gülümsedi.

"Nehir."

Gözlerimi devirsem de içimdeki gülümsemeyi saklayamadım.

"Sen de hiç fırsat kaçırmıyorsun değil mi?"

"Kaçırmam. Çünkü hak edenin hakkını vermek lazım."

Barkın Bey ikimize bakıp gülerek kafasını çevirmesiyle.

"Tamam, tamam. Ben anladım. Burada pastadan çok tatlı olan başka şeyler var."

Sözleriyle üçümüzün de gülmesiyle mutfaktaki sıcaklık daha da arttı.