BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

27. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 27. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 27. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime · Okuduğun bölüm
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Tugay’ın kapıyı çalmasıyla gözlerimi ona çevirdim. İçimde garip bir gerginlik vardı; sanki aynı anda hem korkuyor hem merak ediyor hem de ne olacağını anlamaya çalışıyordum.

“Baban…” demiştim, gözlerimi ondan ayırmadan. “Baban sever beni, değil mi?”

Tam o anda Tugay’ın yüzündeki ifadeyi görünce içimdeki düğüm biraz daha sıkıştı.

“Ya güzelim, nasılmış?” diye sormasıyla derin bir nefes aldım.

“Gerginlik, korku, merak… üçü bir arada gibi,” dedim kendi kendime.

Bir an durup kapıya baktım. Sonra aldığım nefesle kararlılığımı toparladım.

“Tamam ya… çal,” dedim.

Selin’in gülerek, “İstersen gel yanıma,” dediği an açılan kapıyla birlikte hepimiz o tarafa döndük.

“Evlat…” demişti bize dönerek.

Ardından gülümseyip, “Hoş geldiniz, geçsenize,” dediği an duyduğum o tanıdık sesle gözlerim büyüdü.

“Yengem be!” diye cırlayan sesle Tugay’a döndüm.

“Ne yaptın sen?” der gibi ona bakarken içimden sadece, “Sabır…” diye mırıldandım.

Tam o sırada Yağmur, “Geçsene kızım,” dedi.

“Efendim?” dememle ikizimin bakışları üzerime çevrildi.

“Yağmur…” diye mırıldandım.

Tugay’a dönüp, “Çevik,” dememle onun hemen,

“Baba yapma baba, nolur,” demesi bir oldu.

O adam ise gülerek bana baktı.

“Nehir Duru, hoş geldin. Az önce öylesine salladım,” dedi.

İster istemez gülmeye başladım.

“Efendim?” der gibi bakıp ona döndüğümde, o da gülerek devam etti:

“Vallahi senlik bir durum yok. Az şu Milas’ın üzerine oynamak için dedim.”

“Baba ya…” deyip sarılmalarıyla birlikte biz de gülmeye başladık.

Özgür’ün, “Yengem ya,” demesiyle hemen ona döndüm.

“Yok yenge yok, Yağmur var ya…” dememle birlikte ortam yine gülüşmelerle doldu.

Tam o sırada Asır Bey elini uzattı.

“Asır,” dedi. “Asır Çevik. Memnun oldum be kızım.”

Ardından hafif mahcup bir ifadeyle ekledi:

“Şaka için de gerçekten kusura bakma. Çok gergindin, biraz gülün diye yaptım.”

Tugay, kaşlarını kaldırıp ona bakarak,

“Baba, ölmemi bayılmak sanıyorsun,” dedi.

Gülerek, hemen karşılık verdim:

“Yok Çevik, ne öldürmesi canım? Cani miyim ya ben?” dedim.

“İşte…” der gibi bakarken gülümsemekten kendimi alamadım.

Tam o sırada Asır Bey gülerek,

“Canım gelinim,” dedi.

Kızların gülüşmeleriyle birlikte ben de istemsizce gülerken bir anda öksürdüm.

Kendime geldiğim an Asır Bey’in gülerek bana sarıldığını fark ettim.

Asır Bey’in sarılmasıyla bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sanki az önceki bütün gerginlik, yerini garip bir sıcaklığa bırakmıştı.

“Tamam, tamam kızım,” dedi gülerek. “Bu kadar korkutacağımı düşünmemiştim.”

Başımı hafifçe sallayıp gülmeye devam ettim.

“Asır bey… gerçekten kalbimi durduracaktın,” dememle Tugay hemen araya girdi.

“Ben dedim sana, biraz yavaş olun diye,” dedi ama yüzündeki gülümsemeyi saklayamıyordu.

İkizim bana bakıp kahkaha atarken,

“Senin yüz ifadeni görmeniz lazımdı,” dedi.

“Hiç komik değildi,” desem de benim de gülmem tutmuştu.

Asır Bey, Tugay’a dönüp başını salladı.

“Milas, sen de az değilsin. Kızı iyice strese sokmuşsun.”

Tugay hemen ellerini kaldırdı.

“Baba, ben ne yaptım? Sadece biraz destek oldum.”

“Destek mi?” dedim kaşımı kaldırarak. “Bayağı kalp krizi sebebiydin.”

Herkes yeniden gülerken Özgür bize bakıp sıcak bir ifadeyle,

“Gelin hele, daha yeni geldiniz. Oturun biraz, konuşacak çok şey var,” dedi.

Gülerek Asır Bey’i takip etmemizle birlikte içeri geçtik.

“Geçin kızım,” demesiyle derin bir nefes aldım.

Sağ tarafıma Tugay, sol tarafıma ise ikizim oturdu. Selin ve Gökçe tam karşımıza geçerken, Asır Bey de gülümseyerek çaprazımızdaki tekli koltuğa oturdu.

Bana bakıp,

“Ee, anlatın bakalım gençler,” dedi.

“Neyi?” diye fısıldadığım anda kapı çaldı.

“Hım, kim ki?” demiştim Milasa dönüp.

Aldığım nefesle,

“Ben bakarım,” diye mırıldanıp ayağa kalktım.

Kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtığım anda karşımda gördüğüm kişiyle gözlerim büyüdü.

“Barkın Bey…” dedim şaşkınlıkla.

Hiç beklemediğim bir anda bana sarıldı.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan hafifçe geri çekilip gözlerimin içine baktı.

“Neden?” dedi.

Sesindeki kırgınlık öyle belirgindi ki istemsizce sustum.

“Neden Maya gibi davranmıyorsun? Ve neden…” diye duraksadı.

Derin bir nefes alıp cümlesini tamamladı.

“Neden Asel anne - kız ilişkisini bu kadar yaşamak isterken sizi görmüyor?”

Aldığım nefesle ona baktım.

“Lütfen…” dedim. “Geçelim içeri, burada böyle olmaz.”

Tam o anda biraz daha sakin bir sesle,

“Hem dinlenin,” dedim.

Ama sözlerim üzerine yüzündeki ifade değişti.

“Ne demek evi terk etmek, Nehir?” dedi.

Boğazım düğümlenirken sustum.

“Aile diyorsun…” diye devam etti. “Bak vallahi ben bilmiyordum abinin ya da üçüzünün geleceğini.”

Gözlerim dolmuştu.

“Araf Bey…” dedim korkarak.

“Yapmayın. Hadi içeride konuşalım,” diye fısıldadım.

Bir an durup ne yapmaya çalıştığımı anlamış gibiydi.

Sonra sadece başını sallayıp onayladı.

Ben önden yürürken o da beni takip etti.

Birlikte içeri geçtik.

İçeri girdiğimiz anda herkesin bakışları üzerimize çevrildi.

Tugay’ın kaşları hemen çatıldı. İkizim ise önce bana, sonra arkamdaki Araf Bey’e baktı.

Asır Bey de bulunduğu yerden ayağa kalkacak gibi oldu ama Araf Bey’in yüzündeki ifadeyi görünce bekledi.

Ben derin bir nefes alıp kapıyı kapattım.

“Asır bey…” diye fısıldadım.

Araf Bey’in bakışları bir an Asır Bey’e, sonra bana döndü.

“Demek herkes burada,” dedi sessizce.

O sessizlik odanın içine yayıldı.

Tugay hemen araya girmek ister gibi öne çıktı.

“Bir dakika…” dedi.

Ama ben elimle durmasını işaret ettim.

“Yok Tugay, bırak,” dedim.

Aldığım nefesle Araf Bey’e baktım.

“Böyle konuşmayalım. Herkesin içinde daha fazla kırılmayalım.”

Araf Bey’in yüzündeki kırgınlık hâlâ geçmemişti.

“Ben sadece anlamaya çalışıyorum, Nehir,” dedi. “Bir insan ailesini bulduğunu düşünürken neden onlardan uzak durur?”

Gözlerimi yere indirdim.

“Çünkü bazen bulduğun şeyin gerçek olup olmadığından korkarsın,” dedim.

O an odadaki herkes sustu.

İkizim yavaşça elimi tuttu.

Tugay ise bana bakıp sessizce yanımda durdu.

Asır Bey derin bir nefes aldı.

“Belki de herkesin anlatacak bir yarası vardır,” dedi.

O sözle birlikte başımı kaldırdım.

Çünkü ilk defa herkesin aynı şeyi anlamaya çalıştığını hissettim.

Gülerek Barkın Bey’e baktım.

Onun koltuğa oturmasıyla ben de derin bir nefes aldım.

“Hem…” dedim. “Onlara göre biz yabancıyız ki. Değil mi?”

Bir an sustum.

“Bunu bilsin istiyorum. Hani bırak bilmeyi… Asel Hanım bizi istemiyor, Barkın Bey.”

Bakışlarımı ondan kaçırmadan devam ettim.

“Ama size kızmıyoruz. Sadece… görün bizi. Bizim için de kolay değil.”

Barkın Bey’in yüzündeki ifade değişirken hafifçe gülümsedim.

“O kız, o adamın emirlerini yerine getiriyor. Ama bunu da bizi üzmek için yapıyor.”

Bir an durup aldığım nefesi verdim.

“Bugün…” dedim. “Bugün bana ulaştı.”

Barkın Bey dikkatle bana bakarken devam ettim.

“Evlatlarınıza karşı benim onunla yaşamamı söyledi.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra hafifçe gülümsedim.

“Ben ona ne dedim biliyor musun?”

Başımı hafifçe eğdim.

“Hani Asel Hanım bizi fark etmeden ‘annem’ deyip duruyor ya… Ya da kızı, ‘annem’ ve ‘babam’ diye görüyor ya…”

Gözlerimi kaldırıp ona baktım.

“Bunun sebebi gerçekten sevgi mi sence, Barkın Bey?”

Barkın Bey bir süre sessiz kaldı.

Sorduğum soru odanın içinde asılı kalmış gibiydi.

Bakışlarını yere indirip derin bir nefes aldı.

“Bilmiyorum, Nehir…” dedi.

Sesindeki kırgınlık saklanacak gibi değildi.

“Belki de insan bazen alıştığı şeyi sevgi sanıyor.”

Bu sözle birlikte içimde bir şeyler burkuldu.

“İşte ben de onu anlamaya çalışıyorum,” dedim. “Çünkü eğer gerçekten sevgi olsaydı, bizi görmezden gelmek bu kadar kolay olur muydu?”

Tugay sessizce bana bakıyordu. İkizim de elimi bırakmadan yanımda duruyordu.

Barkın Bey başını kaldırıp bana baktı.

“Sen hâlâ onu düşünüyorsun.”

Küçük bir gülümsemeyle karşılık verdim.

“Düşünmemek kolay değil. Sonuçta ne olursa olsun… insan bir yerden sonra bağ kuruyor.”

Bir an sustum.

“Ama bazen birinin seni istemesini beklemekten çok, seni gerçekten gören insanlara bakman gerekiyor.”

Barkın Bey’in gözlerinde hüzün vardı.

“Sen çok değişmişsin, Nehir.”

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

“Değişmedim aslında,” dedim. “Sadece artık bazı şeyleri daha net görüyorum.”

O sırada Asır Bey sessizliği bozdu.

“Çocuklar…” dedi yumuşak bir sesle. “Belki de herkesin konuşması gereken şeyler var.”

Barkın Bey ona baktı.

Ben ise derin bir nefes alıp başımı salladım.

Çünkü biliyordum… Bu konuşma daha yeni başlıyordu.

Barkın Bey’e bakıp derin bir nefes aldım.

“Kızmayın ama…” dedim. “Siz bile buraya bizi anlamaya değil, yargılamaya gelmişsiniz. Resmen hesap soruyorsunuz.”

“Nehir…” dedi ikizim uyarır gibi.

“Yok,” dedim, gözlerimi Barkın Bey’den ayırmadan.

Tam konuşacakken gözlerini gözlerime çevirdi.

“Sence?” dedi. “Sence sahiden bunun için mi geldim? Baksana bana… Ondan mı geldim? Kır, dök, parçala… Hakkın. Hakkın değil demiyorum Duru ama dur…”

Derin bir nefes aldı.

“Dur ulan… Ben buraya sizi anlamaya, sizi dinlemeye geldim. Yargılamak mı? Sahiden mi? Baksana bana. Sence sizi yargılayabilir miyim oğlum ben? Evet, haklısın. Belli belli değil mi? Diyorum ama… söyleyebiliyor muyuz?”

İkizim yavaşça,

“Hani…” dedi.

Ona döndüm.

“Hani anneler hissederdi…”

“Gizem…” dedi Barkın Bey.

İkizim başını iki yana salladı.

“Hiç öyle bakmayın Barkın Bey. Hiç 'Gizem' falan da demeyin. Evet, sessizim. Evet, fazla yapıcıyım. Evet, komik bir insanım. Ama inanır mısınız, bunların hepsi sadece Duru'yla ortaya çıkıyor.”

Gözleri dolmasına rağmen gülümsedi.

“Hani diyorsunuz ya, 'Onu da anlayın.' Eyvallah, anladık diyelim. Ama ya bizi kim anlayacak? Biziz ya… Biz.”

Derin bir nefes aldı.

“On yedi yıldır… Hatta on sekiz olduk değil mi? Yoktuk. Peki tamam… Ama bize bir kez olsun sordular mı; 'Siz neler yaşadınız?' diye?”

Acı acı gülümsedi.

“Ben cevap vereyim… Sormadılar.”

Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.

“Biz daha bebektik. Çöpe bırakılmıştık, değil mi?”

Bu cümleyle istemsizce Asır Bey’le göz göze geldik.

Tugay usulca elimi tuttu.

Bakışları, 'Devam et.' der gibiydi.

“Bebekken…” dedim titreyen sesimle. “Yirmi bin TL olması gerekiyormuş. O fiyata satın almış bizi o adam.”

Aldığım nefes boğazıma düğümlendi.

“Annem… Bizi bilmiyormuş. Sevmiş, saymış, ilgilenmiş. Gerçek bir anne-kız ilişkisi yaşamışlar, değil mi?”

Gözümden süzülen yaşları silmeden devam ettim.

“Abilerim de düşman değilmiş. Ta ki babam olacak o adam her şeyi anneme itiraf edene kadar.”

Sesim iyice kısıldı.

“Sadece… sadece ne kadar biliyor musunuz? Bir hafta… Taş çatlasa iki ya da üç gün.”

Başımı eğdim.

“Sonra annem ne demiş biliyor musunuz?”

Arda abimin sesini hatırlar gibi gözlerimi kapattım.

“'Al götür benim kızımı öldürmüşler. Al, öldür onları der gibi… Ne yaparsan yap ama gözüm görmesin. Ben kızlarıma annelik yapmadıysam bunlara mı? Asla.' demiş.”

Gözümden akan yaşları artık durduramıyordum.

“Sonra ne oldu biliyor musunuz?”

Acı bir tebessüm yerleşti yüzüme.

“Kediler, köpekler bile yavrularını çöpe atmazken… Abim, o çocuk aklıyla bizi daha çabuk bulsunlar diye çöp konteynerinin içine koymuş.”

Derin bir sessizlik oldu.

“Ne kadar sürdü sanıyorsunuz?”

Kimse konuşmadı.

“Sabah…”

Dudaklarım titredi.

“Sabah çöpçü fark etmiş bizi.”

Gözlerimi Barkın Bey’e çevirdim.

“Hani diyorsunuz ya, 'Bizi de anlayın.' Siz de bizi anlayın.”

Gülümsedim ama o gülümsemenin içinde sadece acı vardı.

İkizim sözümü tamamladı.

“Hikâyenin en acı tarafı biliyor musunuz?” dedi.

“Hani, biz birbirimiz olmadan daha o zaman bile uyanmamışız.”

Acıyla gülümsedi.

“Nehir için hayata tutunmazlar demişler biliyor musun?”

Derin bir nefes aldı.

“Tam o sırada benim ağlama sesim duyulmuş. Nehir de bana dönmüş.”

Yüzünde buruk bir tebessüm vardı.

“Mucize değil mi?”

O an odanın içinde yükselen hıçkırık sesini duyduk.

Başımızı çevirip bizimkilere baktık.

Duyduğumuz hıçkırık sesiyle başımızı çevirip bizimkilere baktık.

Asır Bey başını öne eğmiş, gözlerinden süzülen yaşları gizlemeye çalışıyordu. Tugay ise hâlâ elimi bırakmamıştı. Parmaklarını biraz daha sıkması, "Yanındayım." demeye yetiyordu.

Barkın Bey'in gözleri kıpkırmızı olmuştu.

“On sekiz yıl…” diye mırıldandı. “On sekiz yıl boyunca bunları tek başınıza taşıdınız öyle mi?”

Acı acı gülümsedim.

“Tek başımıza değildik.”

İkizime baktım.

“Biz birbirimize vardık.”

İkizim gözyaşlarını silerek gülümsedi.

“Biz hiçbir zaman kardeş olmadık.” dedi. “Biz birbirimizin annesi olduk, babası olduk, ailesi olduk. Aç kaldığımız gün de birbirimiz vardık, korktuğumuz gün de…”

Derin bir nefes aldı.

“Birimiz ağlayınca diğeri susardı. Çünkü ikimiz birden ağlarsak kim güçlü kalacaktı?”

Odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.

Barkın Bey ayağa kalktı.

Yavaş adımlarla yanımıza geldi.

Bu kez hiçbir şey söylemeden önce ikimize de baktı.

“Biliyor musunuz…” dedi, sesi titreyerek. “Ben buraya gelirken kafamda bin tane soru vardı. Belki gerçekten hesap soracağımı sanıyordunuz.”

Başını iki yana salladı.

“Ama şimdi…” dedi. “Şimdi sadece kendime kızıyorum.”

Kaşlarımı çattım.

“Neden?”

“Çünkü sizi dinlemeden acınızı bildiğimi sandım.”

O an Araf Bey de derin bir nefes aldı.

“Hepimiz öyle yaptık.” dedi. “Hepimiz sadece gördüğümüz kadarını biliyormuşuz.”

Asır Bey gözyaşlarını silip bana baktı.

“Bir çocuğun anlatmaktan korktuğu bir geçmişi varsa…” dedi kısık bir sesle, “önce sarılmak gerekir, sorgulamak değil.”

Bu sözle birlikte gözlerim yeniden doldu.

Gülümsemeye çalıştım.

“İşte…” dedim. “Biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz.”

İkizim başını omzuma yasladı.

“Kimseye kızgın değiliz.” dedi usulca. “Sadece biri bir gün çıkıp da ‘Siz neler yaşadınız?’ diye sorsun istedik.”

Odanın içinde yine derin bir sessizlik oluştu.

Bu kez o sessizlik rahatsız edici değildi.

Herkes birbirinin acısını ilk kez gerçekten duyuyordu.

“Ama…” dedim derin bir nefes alarak. “Devamı vardı.”

“Durun…” diye mırıldandım. “Daha bitmedi.”

Gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledim. Kendimi toparladıktan sonra yeniden açıp buruk bir gülümsemeyle konuşmaya başladım.

“Sonra tahliye olduk.”

Sesim sakindi ama anlattıklarım değildi.

“Hiç bilmediğimiz bir yurda geldik. Müdürümüz…” dedim, acı acı gülümseyerek. “İğrenç bir pislikti. Müdür ya da öğretmen tanımını hak etmeyen biriydi.”

Derin bir nefes aldım.

“Orada üç kız kardeş olduk.”

İkizim başını sallayarak beni onayladı.

“Ve orada Selin'le tanıştık.”

Tam o sırada Gizem söze girdi.

“O Çınar bozuntusu…” dedi dişlerini sıkarak.

Sonra acı bir gülümsemeyle devam etti.

“Orada da durmadı. Para karşılığında o adama, bize eziyet etsin diye her şeyi yaptırdı.”

Odadaki herkes nefesini tutmuş gibi bizi dinliyordu.

“Sırf…” dedi Gizem, sesi titreyerek. “Sırf bize eziyet etmek uğruna asansörü düşürdü.”

İster istemez acı bir tebessümle Barkın Bey'e baktım.

“Şimdi…” dedim.

“Şimdi anlıyor musunuz ne demek istediğimizi, Barkın Bey?”

“Biz kimseyi kendimizden uzaklaştırmak istemedik.”

“Biz sadece…”

Boğazımdaki düğümü yutkunarak devam ettim.

“Hayatımız boyunca bize acı veren insanların ardından, bu kez sevdiklerimizi de kaybetmekten korktuk.”

Odanın içinde yine derin bir sessizlik oluştu.

Bu kez o sessizlik yalnızca duyulanların ağırlığını taşıyordu. Herkes ilk defa, yaşadıklarımızın sadece birkaç cümleden ibaret olmadığını, yıllarca süren bir mücadelenin özeti olduğunu anlamaya başlamıştı.

Odadaki sessizlik öylesine ağırdı ki kimsenin nefes almaya cesareti yokmuş gibiydi.

Barkın Bey gözlerini benden ayırmadan usulca başını eğdi.

“Şimdi…” dedi kısık bir sesle. “Şimdi daha iyi anlıyorum.”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır…” dedim. “Daha bitmedi.”

Herkesin bakışları yeniden bana çevrildi.

Aldığım nefesle devam ettim.

“Biliyor musunuz Barkın Bey… Biz hiçbir zaman ‘Neden bizi bırakıp gittiniz?’ diye hesap sormadık.”

“Çünkü biliyorduk.”

“Biz isteyerek terk edilmedik.”

“Biz çalındık.”

Gözlerim dolarken gülümsemeye çalıştım.

“Ama insanın canını en çok ne yakıyor biliyor musunuz?”

Kimse cevap vermedi.

“Bulunduktan sonra bile yabancı gibi hissetmek.”

“Annemize ‘anne’ demeye çekinmek…”

“Babamıza ‘baba’ derken acaba rahatsız olur mu diye düşünmek…”

“Abilerimize sarılmak isterken ‘Acaba hakkımız var mı?’ diye kendimizi geri çekmek…”

Başımı eğdim.

“Çünkü biz hiçbir yere ait olmayı öğrenemedik.”

İkizim sessizce omzuma dokundu.

“Biz hep misafir gibi yaşadık.” dedi.

“Bir gün ‘Gidin.’ denilecekmiş gibi.”

Sözleri boğazıma oturdu.

“İşte bu yüzden…” dedim.

“Asel Hanım bize bağırdığında cevap vermiyoruz.”

“Bize kötü davrandığında susuyoruz.”

“Çünkü çocukluğumuzdan beri öğrendiğimiz tek şey buydu.”

“Susarsan belki kalmana izin verirler.”

O an Barkın Bey iki eliyle yüzünü kapattı.

“Yeter…” dedi titreyen sesiyle.

“Ne olur yeter…”

Gözlerinden süzülen yaşları artık saklamıyordu.

“Bilmiyordum…”

“Vallahi bilmiyordum…”

Asır Bey de gözlerini silerek ayağa kalktı.

“Bundan sonra…” dedi kararlı bir sesle.

“Hiçbiriniz bunları tek başınıza taşımayacaksınız.”

Tugay elimi biraz daha sıktı.

İlk kez gözlerimin içine bakıp tek kelime söyledi.

“Geçti.”

Acı acı gülümsedim.

“Hayır Tugay…”

Başımı yavaşça iki yana salladım.

“Geçmedi.”

“Biz sadece yaşamayı öğrendik.”

Ben ve Gizem yan yana dururken Barkın Bey yavaşça ayağa kalktı.

Gözleri önce bana, sonra Gizem'e çevrildi.

İkimize de uzun uzun baktı.

“Nehir… Gizem…”

Sesi ilk defa bu kadar titriyordu.

“Bana bakın.”

İkimiz de sessizce gözlerimizi ona çevirdik.

“Bugüne kadar yaşadıklarınızı değiştiremem.”

Derin bir nefes aldı.

“Keşke elimden gelseydi.”

“Keşke o çöpe bırakıldığınız gece orada ben olsaydım.”

“Keşke sizi ilk bulan ben olsaydım.”

“Keşke o yurda hiç gitmeseydiniz.”

“Keşke o insanların eline hiç düşmeseydiniz.”

Başını önüne eğip birkaç saniye sustu.

“Bunların hiçbirini geri alamam.”

“Geçmişi değiştiremem.”

Tekrar gözlerimizin içine baktı.

“Ama bundan sonrasını değiştirmek için elimden geleni yaparım.”

Sesi daha da kararlı çıkıyordu.

“Size söz veriyorum…”

“İkinize de söz veriyorum.”

“Bir daha hiçbiriniz kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz.”

“Bir daha ‘Bizi kim anlayacak?’ diye düşünmeyeceksiniz.”

“Çünkü artık sizi dinleyen, sizi anlamaya çalışan bir aileniz var.”

Gözleri dolmuştu.

“Belki çok geç kaldık.”

“Belki telafisi olmayan yaralarınız var.”

“Ama şunu bilin…”

“Hiçbiriniz o çöpte bırakılan iki bebek değilsiniz artık.”

“Ben karşımda dimdik ayakta duran, bütün yaşadıklarına rağmen insan kalabilmiş iki genç kadın görüyorum.”

Sesi çatallandı.

“Ve bununla gurur duyuyorum.”

Odadaki sessizlik bu kez bambaşkaydı.

Kimse konuşamıyordu.

Çünkü Barkın Bey'in sözleri ilk defa sadece bana değil, ikimize de dokunmuştu.

Barkın Bey'in sözleriyle odanın içine derin bir sessizlik çöktü.

Ben ve Gizem birbirimize baktık.

İkimizin de gözleri dolmuştu.

Aldığım nefesle acı acı gülümsedim.

“Barkın Bey…” dedim.

“İnanın size kızgın değiliz.”

“Hiç olmadık.”

“Biz sadece… korkuyoruz.”

Gizem sessizce başını salladı.

“Korkuyoruz,” dedi. “Çünkü ne zaman birine bağlansak elimizden alındı.”

“Ne zaman 'Tamam, artık ailemiz var.' desek biri çıktı ve bunu elimizden almaya çalıştı.”

Başımı öne eğdim.

“Biz bu yüzden mesafeli duruyoruz.”

“Sevmediğimizden değil…”

“Kaybetmekten korktuğumuz için.”

Barkın Bey derin bir nefes aldı.

“Biliyor musunuz…” dedi.

“İnsan bazen sadece kendi acısını görüyor.”

“Ben de öyle yapmışım.”

“Size neden uzak duruyorsunuz diye sordum.”

“Bir kez bile 'Sizi bu hâle kim getirdi?' diye sormadım.”

Başını iki yana salladı.

“İşte bunun için özür diliyorum.”

“İkinizden de…”

Gizem hemen başını kaldırdı.

“Özür dilemeyin.”

“Biz özür istemiyoruz.”

Ben de sözünü tamamladım.

“Biz sadece…”

Derin bir nefes aldım.

“Yanımızda olun.”

“İnanın, bu bizim için yeter.”

Barkın Bey'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Hiç düşünmeden bize doğru bir adım attı.

“Olacağız.”

Sesi bu kez hiç tereddüt etmiyordu.

“Ben olacağım.”

“Üçüzünüz olacak.”

“Asır olacak.”

“Abileriniz olacak.”

“Ve siz istemeseniz bile…”

Gözlerinde hafif bir tebessüm oluştu.

“Biz sizi bırakmayacağız.”

O an ben ve Gizem istemsizce birbirimize baktık.

İkimizin de dudaklarında aynı buruk gülümseme vardı.

İlk defa biri, gitmeyeceğine söz veriyordu.

İlk defa biri, kalacağını söylüyordu.

Ve belki de...

En çok ihtiyacımız olan şey tam olarak buydu.

Barkın Bey bir süre sessiz kaldı.

Sonra derin bir nefes alıp bize baktı.

“Kızlar…” dedi.

“Benim size anlatmak istediğim bir şey var.”

İkimiz de dikkatle ona döndük.

“Sizin bir abiniz daha vardı.”

Bu cümleyle ikimizin de yüzündeki ifade değişti.

“Vardı ama… kayboldu.”

Sesi titremeye başladı.

“Aradım, taradım. Yemin ederim çabaladım. Çabaladık…”

Bir an sustu.

“Ama öldü dediler.”

Başını iki yana salladı.

“Ben inanmadım.”

Gözleri dolmuştu.

“Hiç inanmadım.”

Derin bir nefes aldı.

“Ama Maya annenize öyle bir davrandı ki…”

Acı bir gülümseme oluştu yüzünde.

“Boşanma noktasına geldik.”

“Bir adam getirdi. Güya abinizmiş.”

“Ben bulamamışım da, o bulmuş gibi…”

Bize baktı.

“İki kere DNA testi yaptık.”

“Öyle bir bakmıştı ve öyle bir şey yaptı ki Maya…”

Başını eğdi.

“Sonucu pozitif gösterip bizi ayırmaya çalıştı.”

Bir an sessizlik oldu.

“En sonunda mahkeme ‘Kanıt lazım’ dedi.”

“Test isteyince ancak inandı.”

Derin bir nefes aldı.

“Biliyor musunuz ne dedi?”

Kimse konuşmadı.

“Asel’i öyle bir kandırdı ki…”

“Kaç yıllık eşimi tanıyamadım.”

Gözlerini bize çevirdi.

“O yüzden size bunu anlatıyorum.”

“Çünkü o sizi gördükçe kendi içinde sorguluyor.”

“Bu kızı…”

Küçük bir tebessüm etti.

“Çünkü sizin bir ışığınız var.”

“Siz girdiğiniz ortamın havasını değiştiren insanlarsınız.”

“Neşe getiriyorsunuz.”

Gözleri dolarken gülümsedi.

“Ben size yeni kavuştum be…”

“Babacım.”

O kelimeyle ikimiz de aynı anda ona baktık.

“Barkın Bey…”

Daha fazla dayanamadık.

ikizimle aynı anda ona sarıldık.

O an hiçbir şey söyleyemedik.

Çünkü bazı anlarda kelimeler yetmezdi.

Sadece sarılmak, yıllardır eksik kalan o duyguyu biraz olsun tamamlamaya yeterdi.

Barkın Bey bize sarılmışken bir süre kimse konuşmadı.

Sanki yıllardır içimizde biriken bütün kelimeler, o an sessizliğe dönüşmüştü.

Ben gözlerimi kapatmış, ilk defa birinin sarılışında “gidecek” korkusunu hissetmeden duruyordum.

Ama yanımda duran Gizem’in nefes alışını fark ettim.

Farklıydı.

Sanki içinde yıllardır tuttuğu bir şey vardı ve artık onu daha fazla taşıyamıyordu.

Yavaşça geri çekildi.

Barkın Bey ona baktı.

“Gizem…”

Gizem başını kaldırdı.

Gözleri doluydu ama yüzünde küçük bir tebessüm vardı.

“Biliyor musunuz…” dedi kısık bir sesle.

“Ben bu kelimeyi çok düşündüm.”

Barkın Bey kaşlarını hafifçe çattı.

“Hangi kelimeyi kızım?”

Gizem’in dudakları titredi.

“Baba.”

O an odadaki herkes sustu.

Ben de nefesimi tuttum.

Çünkü Gizem’in bu kelimeyi ne kadar zor söylediğini biliyordum.

“Ben yıllarca…” dedi.

“Bu kelimeyi başkalarının ağzından duydum.”

“Başka çocuklar babalarına koştuğunda baktım.”

“Birileri ‘babam geldi’ dediğinde içimden hep aynı şeyi sordum.”

“Benimki nerede?”

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Ama sonra kendime kızdım.”

“Çünkü yokluğuna bile alışmıştım.”

“Bir insan hiç sahip olmadığı bir şeyi nasıl özler, biliyor musunuz?”

Barkın Bey’in gözleri doldu.

Gizem devam etti.

“Ben sizi ilk gördüğümde kızgındım.”

“Çünkü düşündüm ki…”

“Yine biri bizi buldu ama yine geç kaldı.”

Başını eğdi.

“Ama bugün anladım.”

“Bazen insanlar geç kalabilir.”

“Bazen yollar çok uzun olabilir.”

“Ama bazı insanlar geldiğinde…”

Derin bir nefes aldı.

“İçindeki o boşluk ilk defa susuyor.”

Barkın Bey'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Gizem…”

Gizem başını kaldırdı.

“Ben size hemen alışabilir miyim bilmiyorum.”

“Size bir anda yıllardır beklediğim gibi sarılabilir miyim bilmiyorum.”

“Çünkü ben bunu hiç öğrenmedim.”

Sesi kırıldı.

“Ama…”

Bir adım attı.

“Denemek istiyorum.”

Barkın Bey hiçbir şey söyleyemedi.

Sadece ona baktı.

Gizem dudaklarını araladı.

Ve yıllardır içinde tuttuğu o kelimeyi ilk defa korkmadan söyledi.

“Baba…”

O tek kelimeyle odadaki herkesin gözleri doldu.

Ben olduğum yerde kaldım.

Çünkü Gizem’in yüzündeki ifadeyi görüyordum.

Sanki küçük bir çocuk yıllar sonra ilk kez aradığı yere ulaşmış gibiydi.

Barkın Bey’in gözyaşları artık durmuyordu.

Kollarını açtı.

Gizem hiç düşünmeden ona sarıldı.

“Ben buradayım kızım…” dedi titreyen sesiyle.

“Geç kaldım belki.”

“Ama artık buradayım.”

Gizem onun omzunda ağlarken ben de gözyaşlarımı tutamadım.

Çünkü ilk defa ikimizin de aynı anda sahip olduğu bir şey vardı.

Bir aile.

Yanıma baktığımda Tugay’ın da gözlerini kaçırmaya çalıştığını gördüm.

İkizim sessizce elimi tuttu.

Ben ise Barkın Bey ve Gizem’e bakarken içimden tek bir şey geçti.

Belki geçmişimizi geri alamazdık.

Belki kaybettiğimiz yılları yaşayamazdık.

Ama bazı insanlar hayatımıza geç girse bile…

Eksik kalan yerleri tamamlamaya başlayabilirdi.

Ve o an…

Gizem’in söylediği tek kelime, yıllardır içimizde duran bütün sessizliğin cevabı olmuştu.

“Baba…”

Gizem hâlâ Barkın Bey’in kollarındaydı.

O sarılışın içinde yılların özlemi, kırgınlığı ve bekleyişi vardı.

Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.

Çünkü bazı anlar vardır…

Bir cümleyle değil, sadece sessizce izleyerek yaşanırdı.

Ben gözlerimi onlardan ayıramıyordum.

Gizem’in yüzündeki o ifadeyi ilk defa görüyordum.

Her zaman güçlü duran, herkesin yükünü taşıyan, benim yanımda dimdik duran Gizem…

İlk defa sadece benim yanımda değil de birinin yanında da küçük bir kız çocuğu gibi duruyordu.

Aldığım nefesle gözlerimi sildim.

Barkın Bey yavaşça Gizem’in saçlarını okşadı.

“Biliyor musun kızım…” dedi.

Gizem başını kaldırdı.

“Ben yıllarca bir gün abinizi bulacağımı düşündüm.”

Sesi titriyordu.

“Her kapı çaldığında içimden bir ses ‘belki odur’ dedim.” Dedi.

“Her haber geldiğinde umutlandım.”

“Sonra her seferinde biraz daha kırıldım.”

Derin bir nefes aldı.

“Ama hiçbir zaman vazgeçmedim.”

Gizem’in gözlerinden yeniden yaşlar süzüldü.

“Ben sana inanıyorum baba…”

Bu kelime Barkın Bey’i yeniden durdurdu.

Sanki o kelimeyi her duyduğunda ilk defa duyuyormuş gibi bakıyordu.

“Biliyor musunuz…” dedi Gizem.

“Biz çocukken bir hayal kurardık.”

Bana baktı.

“Değil mi ikizim?”

Başımı salladım.

“Evet…”

Gizem hafifçe gülümsedi.

“Bir gün biri gelip bizi bulacak derdik.”

“Bizi seçecek.”

“Bize ‘kızım’ diyecek.”

Sesi çatladı.

“Ama büyüdükçe hayal kurmayı bıraktık.”

“Çünkü insan beklediği şey gelmeyince, beklememeyi öğreniyor.”

Barkın Bey gözlerini kapattı.

Sanki her kelime ona dokunuyordu.

Ben dayanamayarak yanlarına yaklaştım.

“Gizem…”

O bana baktı.

Gülümsedi.

“İyiyim Duru.”

Ama sesindeki titremeden aslında ne kadar dolu olduğunu anlamıştım.

Barkın Bey bu kez bana döndü.

“Nehir…”

O ismi duyunca gözlerim doldu.

“Sen de…”

Sözünü tamamlayamadı.

Ben sadece başımı eğdim.

“Ben biliyorum,” dedim.

“Biliyorum Barkın Bey.”

“Gizem’in söylediklerinin aynısını ben de hissettim.”

Bir an sustum.

“Biz ikimiz de yıllarca aynı şeyi bekledik.”

“Birinin bizi seçmesini.”

“Birinin bizi bırakmayacağını söylemesini.”

Barkın Bey’in gözleri yeniden doldu.

“Ben sizi seçiyorum.”

Sesi kararlıydı.

“Her gün yeniden seçeceğim.”

“İkinizi de.”

O an boğazımdaki düğümü yutamadım.

Çünkü hayatım boyunca duyduğum en basit ama en değerli cümleydi.

“Bizi seçiyorum.”

Gizem elimi tuttu.

Ben de onun elini sıktım.

İkimiz de ağlıyorduk ama bu seferki gözyaşları eskisi gibi değildi.

Bu sefer acıdan değil…

Bir şeylerin gerçekten değişebileceğine inanmaya başladığımız içindi.

Tugay sessizce yanımıza geldi.

“Çevik…” dedim gülümseyerek.

O da gözlerini kaçırıp,

“Ne var?” dedi.

“Sen de mi ağlıyorsun?”

Hemen toparlanmaya çalıştı.

“Yok ya, gözüme bir şey kaçtı.”

Gizem ilk defa o an güldü.

“Tabii… hepimizin de gözüne aynı şey kaçtı.”

Odadaki herkes hafifçe güldü.

Ve belki de uzun zamandır ilk defa…

Bu evin içinde sadece acı değil, gerçek bir aile sıcaklığı vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18