34. bölüm / 54
BENDEN ÇALINAN HAYAT🍯 34. Bölüm 🍯
Bölümler 54Şu an: 🍯 34. Bölüm 🍯
- 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
- 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
- 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
- 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
- 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
- 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
- 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
- 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
- 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
- 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
- 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
- 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
- 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
- 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
- 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
- 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
- 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
- 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
- 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
- 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
- 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
- 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
- 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
- 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
- 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
- 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
- 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
- 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
- 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
- 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
- 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
- 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
- 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
- 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
- 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
- 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
- 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
- 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
- 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
- 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
- 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
- 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
- 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
- 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
- 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
- 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
- 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
- 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
- 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
- 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
- 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
- 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
- 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açmamla eş zamanlı araba durmuştu. Kafamı ona çevirmiştim; bana bakıyordu. "Ne var?" dememle, "Geldik ya," demişti. "Kimsin ya sen?" dememle, "Kimsin ki bana ne yapmam gerektiğini deyip duruyorsun? Hayırdır yani?" diye çıkışmıştım. "Sus be kızım, sus. Geldik ama sen arabada kalmayı planlıyorsan tabii..." demesiyle, "Olur," demiştim. "Ne?" demesiyle, "'Ne?' derken kastın ne?" diye sormuştum. "Sen sordun, ben de cevapladım. Çıkar mısın?" dememle, "Saçmalama," demişti. "Sana mı soracağım? Ne dediysen o. Bunu dedin, şahsen işime gelir." Şaşırdığını bakışlarından anlamamla, "Ne o, sana bunu yapan olmadı mı daha önce?" demiştim. "Bitti mi? Bitti. Hadi abi ya, uzatma ne olur. Anahtar bile istemiyorum işte."
"Ölürüm de in!" diye bağırmasıyla gözlerimi devirmiştim. "Ne lafımı bölüyorsun be?" demiştim. "İn!" dediği an umursamadan tekrar kafamı koyacakken kapıyı açmıştı. Tam düşecekken refleksle kolumdan tutmuş, beni kendine çekmişti. Bir anlığına göz göze kalmıştık. Kaşlarını çatıp derin bir nefes almıştı. "Bir gün de normal insana benzesen şaşıracağım." demesiyle gözlerimi devirmiştim. "Ben düşmüyordum ki." dememle, "Bir saniye geç kalsam asfaltı öpüyordun." diye söylenmişti. "Abartma." dedim. "Abartmıyorum. İnat edeceğim diye kendini yere bırakıyorsun." Dudaklarımı büzüp omuz silkmemle hâlâ kolumu bırakmadığını fark etmiştim. "Hey..." dememle, "Ne?" diye bakmıştı. "Bırak artık." dedim. "Bırakırsam yine kafanı arabaya koyup uyuyacaksın." demesiyle ister istemez gülmüştüm. Gözlerini devirip sonunda kolumu bırakmıştı. "Yürü." demesiyle, "Emir vermeyi ne zaman bırakacaksın?" diye söylenerek arabadan inmiş, umursamadan onu takip etmiştim.
Kapıyı açmasıyla peşinden içeri girip kapıyı kapatmıştım. "Ee?" demiştim. "Kimsin, artık anlat. Hani diyorsun ya güya beni tanıyorsun..." Bir anda her şeyi anlamamla, "Sendin... O ilk gün yurttan çıkmamızla dışarıda bize silah çeken." diye mırıldanmıştım. "Peki o gün Maya'nın yanında 'anne yemekleri' diye dalga geçerken de yanındaki sendin, değil mi?" dememle acı bir gülümseme yerleşmişti yüzüme. "Tabii sendin." dedim. "Peki ne uğruna? İntikam mı? Nefret mi?" diye sormamla lafımı bölmüştü. "Kardeşimi mutlu etmek için."
Söylediği cümleyi sindirmeye çalışarak birkaç saniye boyunca sadece yüzüne bakmıştım. "Sırf kardeşin mutlu olsun diye insanların hayatıyla mı oynadın?" dememle omuz silkmişti. "Gerekirse evet." İstemsizce acı acı gülmüştüm. "Vay be... Demek ilk günden beri attığın her adım planlıydı." dememle, "Evet." diye cevap vermişti. "Dışarıda karşımıza çıkman..." dedim. "Planlıydı." "Maya'nın yanında söylediklerin..." "Planlıydı." "Bana sürekli o gün denk gelmen..." "O da planlıydı." Derin bir nefes alıp başımı iki yana sallamıştım. "Demek hiçbir şey tesadüf değildi." dedim. "Hayır." diye karşılık vermişti.
"Peki kardeşin için bunu yaparken bir kez olsun yanlış yaptığını düşünmedin mi?" dememle bakışları sertleşmişti. "Sen benim yerimde olsaydın, kardeşin için ne yapardın?" diye sormuştu. Sorusuyla birkaç saniye sessiz kalmıştım. Vereceğim cevabı biliyordum ama onun yaptığıyla benim yapacağım şey aynı değildi. "Her şeyi yapardım." dememle dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. "Ama masum insanları hedef almazdım." diye devam etmemle yüzündeki ifade bir anda kaybolmuştu. "İşte aramızdaki fark da bu." dedim. "Sen kardeşini koruyacağım derken başkalarının hayatını hiçe saymışsın."
Gülerek başımı iki yana sallamıştım. "Gerçi ne bekliyordum ki..." dememle sesimdeki hayal kırıklığını saklamaya çalışmıştım. Elimdeki şeyi ona doğru uzatmıştım. "Al." Birkaç saniye yüzüme bakmıştı. "Al, mutluluklar dilerim." demiştim. "Kardeşinle, kurduğun planlarla... Ne istiyorsan onunla mutlu ol." Bir adım geri çekilip gözlerinin içine bakmıştım. "Ama bu saatten sonra benim için hiçsin, Sıraç." Adını ilk kez bu kadar net söylememle yüzündeki ifade bir anlığına değişmişti. Sonra beklemediğim şekilde gülmüştü. "Evet." demişti sakince.
Kaşlarımı çatıp ona bakmıştım. "Evet ne?" Gülümsemesi biraz daha belirginleşmişti. "Evet, adımı biliyorsun." Birkaç saniye sessiz kalmıştım. "Tabii ki biliyorum." demiştim. Başını hafifçe eğmişti. "Ama bunu senden duymak istedim." Bu cümlemle yüzündeki o rahat ifade bir anlığına kaybolmuştu. Sanki aylardır sakladığı bir şeyin sonunda açığa çıkmasını bekliyordu. "Bunca zamandır biliyordun yani?" diye sormuştu. "Hayır." dedim hemen. "Biliyordun değil... Anlamıştım." Sözlerimle gözlerini kısmıştı. "Aramızdaki fark ne?" diye sormasıyla acı bir şekilde gülmüştüm. "Çünkü sen gerçeği kendi gözlerinle görmek istedin." dedim. "Gerçeği gördüm zaten." Başını hafifçe sallamıştı. "Hayır. Sadece benim yaptıklarımı gördün." "Daha ne görmem gerekiyor, Sıraç?" diye sormamla sesi bu kez daha kararlı çıkmıştı.
"Bütün hikâyeyi."
Derin bir nefes alıp başımı çevirmiştim.
"Bitti."
"Hayır."
Bana gözlerini ayırmadan bakmıştı.
"Daha yeni başlıyor."
"Odamı göster," dememle bana bakmıştı. "Anlamadım," dediği an kaşlarımı kaldırmıştım. "Neyi anlamadığını anlamadım ben de," dememle başını iki yana sallamıştı. "Nehir, sen esirsin. Ne bu tavırlar?" demesiyle gözlerimi devirmiştim. "Esir, doğru. Bak, unuttuğum bir şey vardı diyordum, iyi hatırlattın," demiştim. "Tuvalette mi uyuyayım yoksa salon mu?" diye eklememle yüzünde küçük bir gülümseme oluşmuştu.
"Şakacı insan, takip et beni," demesiyle alaycı bir şekilde, "Emriniz olur, Sıraç Bey," demiştim. Umursamadan onu takip etmeye başlamıştım. "Takip et beni," dediğimi duyunca, "Duyuyorum diyen sesle kulak burun boğaza git mi diyeyim? Bana ne," demiştim. "Sabır..." dediği an kendimi tutamayıp gülmüştüm.
"Geldik, odana," demesiyle iç çekmiştim. "Yarabbi şükür," demişti. Umursamadan kapıya yönelip, "İyi geceler," dedim. Tam odaya girmeden önce arkamı dönüp yüksek sesle, "Umarım anahtar vardır!" diye bağırmıştım.
Kapının önünde birkaç saniye beklemiştim. İçeri girmeden önce elimle kapı kolunu tutmuş, arkamdan gelecek herhangi bir tepkiyi beklemiştim.
Ama Sıraç yine her zamanki gibi birkaç saniye sessiz kalmayı seçmişti.
"Ne o?" dedim başımı hafifçe çevirerek. "Yine susma taktiği mi?"
Sıraç kollarını bağlayıp bana bakmıştı.
"Seninle uğraşmak gerçekten zor."
Kaşlarımı kaldırmıştım.
"Kimse sana kolay olacağını söylemedi."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
"Fark ettim."
Kapıyı açmaya çalışırken bir an durdum. Elimi cebime attım ama anahtarı bulamayınca yüzümdeki ifade değişmişti.
Sıraç bunu fark etmiş olacak ki hafifçe güldü.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Hiç derken?"
Derin bir nefes alıp ona döndüm.
"Galiba gerçekten anahtar yok."
Birkaç saniye yüzüme baktı.
"İnanamıyorum."
"Neye?"
"Az önce 'umarım anahtar vardır' diye bağırıp sonra gerçekten olmadığını görmene."
Omuz silktim.
"Benim şansım."
Başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten farklısın."
"Bunu iltifat olarak mı almalıyım, yoksa şikâyet olarak mı?"
"İkisi de olabilir."
İstemeden gülümsemiştim.
Sıraç cebinden anahtarı çıkarıp bana uzattı.
"Al."
Anahtarı alırken ona baktım.
"Teşekkür ederim."
Bir an şaşırmış gibi yüzüme baktı.
"Ne oldu?"
"Hiç. Teşekkür etmeyi de biliyormuşsun."
Gözlerimi devirdim.
"Bazen."
Anahtarı cebime koyduğum sırada arkamdan sesi geldi.
"Duru."
Durup ona baktım.
"Ne?"
Bir süre sustu. Sanki söyleyeceği şeyi seçmeye çalışıyordu.
"Bu gece olanlardan sonra..."
Devamını getirmedi.
"Ne?"
Bakışlarını kaçırdı.
"Boş ver."
Başımı hafifçe salladım.
"Zaten en iyi yaptığın şey bu. Bir şey söyleyip yarım bırakmak."
Kapıyı açıp içeri girerken son kez ona baktım.
"İyi geceler, Sıraç."
Kapıyı kapatmadan önce onun sesini duydum.
"İyi geceler, Nehir Duru."
Ve ilk defa ismimi söylerken içinde sadece alay değil, başka bir şey de vardı.
Aklıma gelenle tam ikizimi arayacakken ekranda gördüğüm düşen aramayla duraksamıştım. Aramayı görünce, "Sevgilim," dememle karşıdan gelen sesle içim biraz olsun rahatlamıştı. "Nehir'im," demesiyle derin bir nefes almıştım. "Bana kızmadın mı?" diye sormamla, "Hem korkuyordum hem de merak ediyordum, Milas," demiştim. "Kızdım ama haksız mıyım?" demesiyle, "Mecburdum, yemin ederim," demiştim.
"Nehir'im, ne vardı o kağıtta?" demesiyle yutkunmuştum. "Milas, söyleyemem." dememle, "Hayatın, Milas," demiştim. "Durum bak canımın içi, kaç kere diyeceğim?" demesiyle kısa bir sessizlik olmuştu. "O," demiştim. "Onun Arda abiyle ya da o adamla bir kan bağı yokmuş."
Bunu söylememle aldığım nefes boğazımda düğümlenmişti. "O..." demiştim tekrar. "Sıraç," diye mırıldanmıştım. "Barkın Bey'in ölmüş bildiği oğlu bu yazıyordu," diye fısıldamıştım.
"Ee, sen anlat. Ne yaptınız benden sonra?" diye mırıldanmıştım. "Yapma bunu. Ne dedi sana?" demesiyle gözlerimi kapatmıştım.
"Maya'yı çok seviyor. Hatta onun için bizi öldürmek isteyecek kadar."
Kısa bir sessizlik olmuştu.
"Peki ne uğruna, Milas?"
Derin bir nefes almıştım.
"Baban bilerek bizi o adama satmış."
Sözlerim ağır ağır dökülüyordu.
"Ne senin yüzünden, ne benim yüzümden... Hayatımız kaymış. Ne komik ama... İlk önce Sıraç'ı almışlar ailesinden, yani ailemden. Sonra baktı sanırım hâlâ mutlular... bizi satmış."
Aldığım nefesle sesim titremişti.
"Bana ne dedi biliyor musun?"
"Ne dedi?"
"Ben dedi... ben kardeşim için her şeyi yaparım, Milas."
"Gizem duymamalı burada olanları. Bu dediklerini affetmez ki."
"Yapma," demesiyle sustum.
"Bana sen kimsin dedi."
Yutkundum.
"Ben... ben sanırım abimi istiyorum, Milas."
Kısa bir sessizlik olmuştu.
"Ben... ben Merih abimi istiyorum."
" Güzelim. "
"Arda abi demiyorum, farkındaysan," demiştim. "Diyemiyorum ki."
Sesim titremeye başlamıştı.
"Ben ne Sıraç'ı, ne Barçın'ı, ne Arda'yı..."
Gözümden düşen yaşı silmeye çalışmıştım.
"Ben abimi istiyorum."
Bir nefes almıştım.
"Çünkü biliyorum ki... biliyorum işte. Benim için, bizim için aynı Sıraç'ın Maya'ya yaptıklarını yapar, Milas."
Hıçkırığım duyulunca sesi değişmişti.
"Kapat."
"Ne?"
"Kapat güzelim. Dönerim ben sana."
"Ne oldu ki?"
"Sorma canımın içi."
Onu onaylamamla telefonu kapatmıştım. Yastığımdan ayrılıp camı açmamla eş zamanlı battaniyenin altına girip yastığa sarılmıştım. Tam o sırada gelen görüntülü aramayla ekrana bakmıştım.
Telefonu açmamla ekranda gördüğüm abimle göz göze gelmiştim.
"Abi," demiştim.
"Abim diyen ses..."
Sesiyle birlikte içim biraz olsun rahatlamıştı.
"Nabıyormuş benim güzel kardeşim?" demesiyle dayanamayarak,
"Abiii," demiştim.
"Anlatsana, uzun uzun bir şeyler anlat."
"Bebeğim, güzel kızım, anlatırım. Ama bu gece sen anlat be abim."
demesiyle hafifçe gülümsemiştim.
"Neredesiniz?" diye sormamla, bir anda,
"Bu var ya..." deyip kamerayı çevirmişti.
Sevdiği adamı göstermemle tebessümle izledim.
"Gecenin on biri demeden Barkın Bey'in kapısına dadandı. Neymiş? Benimle görüşmek istiyormuş."
"Baban ne dedi biliyor musun ?"
"İstesin abi," dememle gülmeye başlamıştım.
"Hayır ama..." deyip telefonu biraz uzaklaştırmış, sonra tekrar gülmeye başlamıştı.
"Valla ya... Olan yine bana oluyor. Bir de demez mi, 'Kızımı bırak, Merih'i veririm.' diye."
"Yok," demiştim hemen. "Vermem ben onu."
"Aldın mı abi cevabını?"
"Ha verse tövbe ya."
"Abi oha," dememle aynı anda ikisi de gülmüştü.
"Valla," demişti abim.
"Valla Milas, ben kadınlardan hoşlanıyorum."
"Ee yuh ama, sevgilim var ya burada abi."
Milas'a bakıp gülmüştüm.
"Hem merak etme, ben de Nehir Duru'yu seviyorum."
Bu sözlerle istemsizce gülmekten karnım ağrımaya başlamıştı.
"Ya abii..." diye mırıldanmıştım.
Onlar da benimle birlikte gülmeye başlamıştı.
Bir süre daha gülmeye devam etmiştik. O an, saatlerdir içimde biriken ağırlığın biraz olsun hafiflediğini hissetmiştim.
Abim ekrana tekrar bakıp,
"Tamam, tamam. Gülme krizini bitir de anlat bakalım."
demesiyle yüzümdeki gülümseme yavaşça kaybolmuştu.
"Ne anlatayım abi?"
"Her şeyi."
Bir an sessiz kalmıştım.
"Biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum," demişti sakince. "Ama senin ağzından duymak istiyorum."
Derin bir nefes almıştım.
"Abi... çok karışık."
"Karışık olan hayatın mı, yoksa insanların yaptıkları mı?"
Bu sorusuyla gözlerimi kaçırmıştım.
"İkisi de."
Abim bir süre yüzüme bakmıştı.
"Yine tek başına taşımaya çalışıyorsun."
"Abi..."
"Yok, yok. Bana 'iyiyim' deme. Seni tanıyorum."
Sesi her zamanki gibi sakindi ama içinde endişesi vardı.
"Ben sadece... çok yoruldum."
Bunu söylememle odanın içinde kısa bir sessizlik olmuştu.
Milas da ekrana yaklaşmıştı.
"Nehir."
Sesini duyunca ona bakmıştım.
"Buradayız."
Gözlerim dolmuştu ama bu kez kendimi tutmaya çalışmıştım.
"Biliyorum."
Abim hafifçe gülümsemişti.
"Bak, şu an sana kızmam gereken çok şey var."
Kaşlarımı kaldırmıştım.
"Ne?"
"Yine kendini düşünmeden herkesin yükünü almışsın."
"Abi ama..."
"Ama'sı yok."
Sonra sesi yumuşamıştı.
"Sen benim kardeşimizsin. Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin."
Başımı eğmiştim.
"Bazen unutuyorum."
"Biz de sana hatırlatmak için varız zaten."
Bu sözle istemsizce gülümsemiştim.
Milas başını sallayıp,
"Gördün mü? Ben demeden abilik yaptı yine."
demişti.
"Sen de az değilsin," dememle ikisi de gülmüştü.
Ama o an fark etmiştim.
Ne kadar karmaşık olursa olsun, hâlâ sığınabileceğim insanlar vardı.
Ve iyi ki vardı. Düşünüyorum da... iyi ki Milas benimleydi.
Aldığım nefesle abime bakmıştım.
"Ee güzelim?" demesiyle gülerek ona bakmıştım.
"Gizem nasıl?" diye sormuştum.
"Uyudu ya da..." diyecekken duyduğum sesle duraksamıştım.
"Nehir mi?"
"İkizim," diye mırıldanmıştım.
"Uyumadın mı sen?" diye soran abimle gözlerimi ekrana çevirmiştim.
İkizim ona dönüp,
"Uyuyamadım. İçim daraldı, hava almaya çıktım. Sonra Tugay'ın motorunu görünce iyi misiniz diye mırıldandım," demişti.
"Asıl sen iyi misin Nehir? Ben iyi değilim. Bu demek oluyor ki sen de değilsin. Noluyor be canımın içi?" demesiyle ona bakmıştım.
"Bir şey olmuyor... Yoruldum sanırım," demiştim.
"Yeme beni," demişti. "Ne dedi o Sıraç? Barçın gibi kardeşim de kardeşim deyip duruyor, değil mi?"
"Bu da mı?" dememle,
"Bu da güzelim," demişti.
Yutkunmuştum.
"Olamaz..." diye mırıldanmıştım.
Gizem'in sesi gelmişti.
"Ne dedi?"
Bana dönüp fısıldamıştı.
"Asel Hanım savunuyor, biliyor musun?" Demesiyle,
Gülerek,
"Nefret etmeyeyim diye anlatmayacak mısın?" demiştim.
"Sende aynısını yapıyorsun," diye fısıldamasıyla gözlerimi cama çevirmiştim.
"Oha..." demiştim.
"Yağmur yağıyor."
"Abi," diyen ikizimin sesiyle gülümsemiştim.
"Bize masal anlatsana."
"Biz uyuruz ki ikimiz de yorulduk hem," demesiyle başımı sallamıştım.
"Sanırım..."
Kısa bir sessizlikten sonra gülümseyerek,
"Ne sanırımı? İyi ki varsın be kızım," diye mırıldanmıştım.
Milas anlamış gibi gülümsemişti.
"Bülbül gibi mi sesin, abi?" demesiyle abimin kaşları çatılmıştı.
"Çık git lan."
"Yok, bu gece buradayım. Hadi, ben de dinlerim ki."
demesiyle ikizim abimin dizine yatmıştı.
Ben de yastığa sarılıp rahatlamıştım.
"Dinliyorum abi," demiştim.
Abim ekrana bakıp derin bir nefes almıştı. İkizimin başını dizine koymasıyla yüzündeki ifade yumuşamıştı. O an, ne kadar büyürsek büyüyelim bazı anlarda hâlâ onun gözünde çocuk kaldığımızı fark etmiştim.
"Tamam," demişti abim. "Madem masal istediniz..."
Milas hemen araya girmişti.
"Bak yalnız, öyle iki cümlelik şey yok. Madem başladın, hakkını vereceksin."
Abim gözlerini devirmişti.
"Sen de sus. Daha demin gitmiyordun, şimdi masal dinlemeye kaldın."
"Merak ettim abi. Belki güzel anlatıyorsundur."
"Benim anlatımıma laf eden adam burada oturmuş dinlemeye çalışıyor."
İster istemez gülmüştüm.
"Abi, başlayacak mısın yoksa siz ikiniz sabaha kadar atışacak mısınız?"
dememle abim gülümsemişti.
"Tamam güzelim, başlıyorum."
Bir an sustu. Sanki gerçekten eski bir anıyı hatırlamaya çalışıyordu.
"Bir zamanlar..."
Milas hemen kaşlarını kaldırmıştı.
"Abi ciddi misin?"
"Ne var?"
"Gerçekten böyle mi başlayacaksın?"
"Bölmezsen öğrenirsin."
İkimiz de gülmüştük.
"Bir zamanlar," diye tekrar başlamıştı abim. "İki tane küçük kız varmış. Biri biraz daha sakin görünürmüş ama aslında ikisi de aynı derecede inatçıymış."
İkizim hemen başını kaldırmıştı.
"Biri kesin Nehir."
"Ben de onu diyecektim," dememle gülmüştü.
"Bak daha başlamadan suçlama geldi."
"Çünkü doğru."
Abim başını sallamıştı.
"Bu iki kız ne zaman üzülse birbirinden saklamaya çalışırmış. Biri 'iyiyim' dermiş, diğeri onun iyi olmadığını anlarmış."
Bu sözle yüzümdeki gülümseme biraz solmuştu.
Çünkü ne kadar değişsek de bazı şeyler hiç değişmiyordu.
İkizim bana bakmıştı.
"Bak hâlâ öyle."
"Ne?"
"İyi değilken iyiymiş gibi yapıyorsun."
Gözlerimi kaçırmıştım.
"Sen de yapıyorsun."
"Ben senden öğrendim."
Bu cevabıyla ikimiz de kısa bir süre susmuştuk.
Abim araya girmişti.
"İşte masalın en önemli yeri burası."
Bize bakmıştı.
"İnsan bazen güçlü olmak zorunda olduğunu düşünür. Ama bazen güçlü olmak, birinin elini tutmasına izin vermektir."
Sözleriyle içimde bir şeyler düğümlenmişti.
Milas sessizce beni izliyordu.
"Abi..." diye fısıldamıştım.
"Efendim güzelim?"
"Sen ne zaman bu kadar bilge oldun?"
Gülerek başını sallamıştı.
"Ben hep böyleydim."
Milas hemen atlamıştı.
"Yok abi, bunu kabul etmiyorum. Beş dakika önce adamla kavga ediyordun."
"Sen karışma."
"Ben gerçekleri söylüyorum."
İkizim gülmeye başlamıştı.
"Abi, bence Milas haklı."
Abim şaşkın bir ifadeyle bakmıştı.
"Sen de mi?"
"Evet."
"Harika. Kendi kardeşlerim bana karşı birleşti."
"Alış artık," dememle hepimiz gülmüştük.
Bir süre sonra abimin sesi tekrar sakinleşmişti.
"Şimdi söyleyin bakalım."
"Ne?"
"Bugün yaşadığınız her şeyden sonra... hâlâ birbirinize güveniyor musunuz?"
Sorusu karşısında ikizimle birbirimize bakmıştık.
Cevabı biliyorduk.
"Evet," demiştim.
İkizim de aynı anda,
"Evet," demişti.
Abim gülümsemişti.
"Bunu duymak yeter."
Milas sessizce başını sallamıştı.
O an fark etmiştim.
Belki hayatımızda çok fazla kırgınlık, çok fazla soru ve çok fazla yarım kalmış hikâye vardı.
Ama bazı insanlar vardı ki...
Onların yanında insan, bütün cevapları bulmasa bile biraz olsun nefes alabiliyordu.
"Abi," dememle ekrana bakmıştı.
"Efendim?"
"Hâlâ masaldan kaçıyorsun, hatırlatırım."
dememle esnemiştim.
"Anlatsana zaten... Uyuya kalırım hadi."
Sözlerimle gülmüştü.
"Peki," demişti.
İkizimin saçlarını okşamaya başlamıştı. Bir yandan ona bakarken yüzündeki ifade yumuşamıştı.
"İyi geceler," deyip kameraya doğru öpücük atmasıyla gülümsemiştim.
Ben de aynı şekilde öpücük göndermiştim.
İkizimi saçından öpmesiyle içimde sıcak bir his oluşmuştu.
Sonra abim tekrar ekrana bakıp derin bir nefes almıştı.
"Hazır mısınız?"
demesiyle gülümsemiştim.
"Hazırım abi."
İkizim de gözlerini kapatıp daha rahat bir şekilde onun dizine yerleşmişti.
Abim hafifçe gülümseyerek anlatmaya başlamıştı.
"Bir zamanlar..."
Milas hemen araya girmişti.
"Yine mi böyle başlıyoruz?"
Abim gözlerini devirmişti.
"Masal anlatıyorum, bölme."
"Tamam abi, sustum."
demesiyle istemsizce gülmüştüm.
Abim başını sallayıp devam etmişti.
"Bir zamanlar iki küçük kız varmış. Bu kızlardan biri ne kadar yorulursa yorulsun güçlü görünmeye çalışırmış. Diğeri de onun yorulduğunu herkesten önce anlarmış."
Gözlerimi hafifçe kapatmıştım.
Çünkü hangi masalı anlattığını biliyordum.
Aslında anlattığı şey bizim hikâyemizdi.
"Bu iki kızın en büyük sırrı neymiş biliyor musunuz?"
diye sormuştu.
İkizim gözlerini açmadan,
"Ne?"
demişti.
"Birbirlerinin yaralarını kimse görmeden iyileştirmeleri."
Sessiz kalmıştık.
Milas da bu kez hiçbir şey söylememişti.
Sadece bizi izliyordu.
Abim gülümsemişti.
"Ve ne olursa olsun... ikisi de hiçbir zaman yalnız kalmayacakmış."
O an gözlerim dolmuştu.
Ama bu kez acıdan değil.
Çünkü bazı insanlar sadece yanında olduğu için bile insanın içindeki yükü hafifletirdi.
Abim anlatmaya devam ederken ben yavaş yavaş gözlerimi kapatmıştım.
"Dinliyorum abi," diye fısıldamıştım.
Ve ilk defa uzun zamandır, gerçekten hiç tanımadığım bir yerde güvende hissederek onu dinlemeye başlamıştım.
Abimin sesi odanın içinde sakin bir şekilde yankılanıyordu. Gözlerim kapalıydı ama onu dinlemeye devam ediyordum. Sanki anlattığı her kelime, günlerdir içimde biriken ağırlığı biraz daha azaltıyordu.
"Sonra ne olmuş biliyor musunuz?" diye sormuştu.
İkizim gözlerini hafifçe açıp,
"Ne olmuş abi?" demişti.
"Bu iki kız büyümüş. Hayat onlara kolay davranmamış. Bazen gülmüşler, bazen üzülmüşler, bazen de birbirlerinden gizli ağlamışlar."
Yutkunmuştum.
Çünkü bazı cümleler vardı, insanın kendini içinde bulduğu.
"Peki sonra?" diye fısıldamıştı ikizim.
"Sonra anlamışlar ki... insanın başına ne gelirse gelsin, yanında onu gerçekten seven biri varsa hiçbir şey eskisi kadar korkutucu değilmiş."
Milas sessizce bana bakıyordu.
Onun da bu sözleri dinlediğini hissediyordum.
"Abi," demiştim gözlerimi açmadan.
"Efendim güzelim?"
"Sen bu masalı nereden biliyorsun?"
Kısa bir sessizlik olmuştu.
Sonra gülümseyen sesi gelmişti.
"Çünkü ben o masalın içindeydim."
Gözlerimi açıp ekrana bakmıştım.
Abim ikimize bakıyordu.
"Ben sizin her halinizi gördüm. Kavga ettiğinizi, barıştığınızı, birbirinizi korumaya çalıştığınızı..."
İkizim hafifçe gülmüştü.
"Biz çok mu yoruyorduk?"
Abim hiç düşünmeden,
"Çok," demişti.
Hepimiz gülmüştük.
"Ama," diye devam etmişti. "O yorgunluğa değerdi."
Bu cümleyle içim biraz daha yumuşamıştı.
Milas başını sallayıp,
"Abi, farkında mısın? Beş dakika önce masal anlatıyordun, şimdi duygusal konuşmaya başladın."
Abim ona bakıp kaşlarını kaldırmıştı.
"Sen ağlamamak için dalga geçiyorsun."
"Ben mi?"
"Evet, sen."
Milas hemen itiraz etmişti.
"Yok abi, ben gayet duygusal bir insanım."
İkizim gülerek,
"Kesinlikle değil."
demişti.
"Bakın, yine herkes bana karşı."
demesiyle odada tekrar kahkahalar yükselmişti.
O an fark etmiştim.
Saatlerdir yaşadığım her şey, duyduğum her söz, öğrendiğim her gerçek hâlâ aklımdaydı.
Sıraç...
Maya...
Geçmişimiz...
Hepsi oradaydı.
Ama o an, ilk defa sadece onlara odaklanmıyordum.
Çünkü karşımda bana ait olan insanlar vardı.
Abimin sesi tekrar sakinleşmişti.
"Masalın sonunu da anlatayım mı?"
İkizim hemen,
"Anlat."
demişti.
Ben de hafifçe gülümseyerek,
"Dinliyorum abi."
demiştim.
Abim derin bir nefes almıştı.
"Masalın sonunda iki kız şunu öğrenmiş..."
Kısa bir duraksamadan sonra devam etmişti.
"Bazı insanlar gider, bazı insanlar hata yapar, bazı insanlar yaralar. Ama seni gerçekten sevenler, sen düştüğünde elini tutmak için orada olur."
Gözlerimi kapatmıştım.
Ve o an içimden tek bir şey geçmişti.
İyi ki...
İyi ki hâlâ yanımda olan insanlar vardı.
Gözlerimi sabah birinin hayvan misali kapıya vurmasıyla açmıştım. Daha ne olduğunu anlamadan saate bakmamla gözlerim büyümüştü. Tam o sırada kapanan telefonu fark etmemle elimle kafama vurmuştum.
"Kapı mı çalınır böyle be... Üvey abi, az dur. Gelince başla."
diye söylenmiştim.
Telefonu şarja koymamla battaniyenin altına tamamen kamuflaj yapmıştım. Umursamadan kapıya doğru ilerlemiştim. Tam yumruk atacakken kapıyı açmamla eli havada kalmıştı.
"Evet?" diye mırıldanmıştım.
"Açım ?"
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
"Kahvaltı hazırla."
"Aşçı mıyım ben? Banane be."
"Ne demek banane? Kölesin sen."
demesiyle derin bir nefes almıştım.
"Sabır."
Önden yürümeye başlamamla arkamdan,
"Duyuyorum."
dediğini duymuştum.
"Duy diye söylüyorum zaten."
diye cevap vererek mutfağa girmiştim.
"Ne istiyorsun?" dememle hiç düşünmeden,
"Patates kızartması, köfte."
demişti.
Kaşlarımı kaldırıp ona bakmıştım.
"Zehir var mı? Şu fareleri öldürenlerden?"
"Ne komiksin Duru ya."
demesiyle gözlerimi devirmiştim.
"Bugün evden çalışacağım."
"Banane ya."
demiştim umursamadan.
"Patates ve kıyma yokken nasıl yapacağım acaba?"
dememle sakin bir şekilde,
"Kıyma dolapta. Patates o dolabın içinde."
demişti.
Gözlerimi kapatıp tekrar derin bir nefes almıştım.
"Sabır."
Gerçekten onu öldürmemek için dün geceyi düşünmüştüm.
Abimi...
İkizimi...
Sevgilimi...
İster istemez gülümsemiştim.
Onun söylediklerini umursamadan patatesleri çıkarıp soymaya başlamıştım.
Patatesleri soymaya devam ederken arkamdan gelen sesi duymuştum.
"Çabuk ol ama."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım.
"Sabah sabah sinirimi denemek gibi bir hobin mi var?"
dememle sandalyeye oturmuştu.
"Yok. Sadece açım."
"Ben de çok merak ettim zaten. Aç olan sensin diye benim de hayatım durdu."
demiştim.
"Bence biraz abartıyorsun."
Bıçağı bırakıp ona dönmüştüm.
"Abartıyor muyum?"
dememle omuz silkmışti.
"Evet."
"Daha dün gece yaşadıklarımı düşününce hâlâ burada sana yemek hazırlıyor olmam bile büyük sabır."
Sözlerimle birkaç saniye susmuştu.
"Dün geceyi düşünüyorsun yani?"
demesiyle elim bir an durmuştu.
"Evet."
Kısa bir sessizlik olmuştu.
Ama hemen toparlanıp patateslere dönmüştüm.
"Sen karışma."
"Ne oldu? Bir anda ciddileştin."
"Çünkü seninle tartışacak enerjim yok."
Gülümsemişti.
"Bence var."
"Bence de yok."
dememle tekrar işime dönmüştüm.
Bir süre sessiz kalmıştı.
Sonra mutfakta dolaşırken,
"Sen gerçekten herkesi düşünüyorsun, değil mi?"
demişti.
Kaşlarımı çatıp ona bakmıştım.
"Ne alaka?"
"Dün gece... Abini, ikizini, Milas'ı düşündün."
Bir an ne diyeceğimi bilememiştim.
"Onlar benim ailem."
Sıraç'ın kardeşi olduğunu hatırlamış gibi yüzündeki ifade değişmişti.
"Evet."
dedi sadece.
Ben de daha fazla uzatmadan patatesleri tavaya koymaya başlamıştım.
"Bak," dedim. "Bugün kavga etmeyelim."
Şaşkın bir ifadeyle bana bakmıştı.
"Sen mi bunu söylüyorsun?"
"Evet."
"İnanamıyorum."
"Niye?"
"Çünkü genelde kavganın başlaması için gereken bütün malzemeyi sen hazırlıyorsun."
Gözlerimi devirmiştim.
"Ne komiksin."
"Biliyorum."
İster istemez gülümsemiştim.
Tam o sırada mutfakta kızaran patateslerin sesi duyulmuştu.
Sıraç bana bakıp,
"Teşekkür ederim."
demişti.
Elimdeki kaşığı bırakmadan ona dönmüştüm.
"Ne?"
"Yemek için."
Birkaç saniye ona bakmıştım.
"Daha yemedin bile."
"Yine de."
Bu beklemediğim cevapla sustum.
Sonra başımı çevirip hafifçe mırıldanmıştım.
"Rica ederim."
Ve ilk defa o sabah, aynı mutfakta bulunmak eskisi kadar ağır gelmemişti.
Aklıma gelenle,
"Bu arada..." demiştim.
"Nereden bildin?" diye fısıldamamla kıymayı yoğurmaya devam etmişti.
"Gülüyordun," diye fısıldamasıyla ona bakmıştım.
"O kadar masum uyumuştun ki."
demesiyle kaşlarımı çatmıştım.
"Odama mı girdin?"
dememle,
"Camı kapattım be, hasta olma diye !"
demişti.
"Bağırma be bana!"
diye ben de bağırmıştım.
"Telefonumu niye almadın?"
dememle gülerek,
"Yasak değil ki."
demişti.
"Kölemsin."
diye eklemesiyle gözlerimi devirmiştim.
"Tamam, seni öldürmeye çabaladım mı? Evet. Ama o kadar değil."
demesiyle kaşlarımı kaldırmıştım.
"Hem banane. Kardeşim istedi sonuçta, mutlu olmamanızı."
Sözleriyle elim bir an durmuştu.
"Nasıl bu kadar eminsin?" diye fısıldamıştım.
Bana bakıp başını iki yana sallamıştı.
"Bu kadar mı körsün be, Sıraç?"
Ne dediğini anlamamla kaşlarımı çatmıştım.
"Maya'yı."
demiştim.
"Maya'yı ne kadar tanıyorsun?"
Sözlerimle yüzündeki ifade değişmişti.
"Çok mu yüz verdim lan sana? Üç kere insanlık yaptık diye bu mu insanlık yapmış halin?"
sinirle lafını bölmemle köfteleri kızartmaya başlamıştım.
Patates kızartmasını da hazırlayıp tabağa koymuş, önüne bırakmıştım.
"Tamam."
demiştim.
"Demedim bir şey."
diye fısıldamamla gözlerimi devirmiştim.
"Başka bir şey yoksa odamdayım."
demiştim.
Umursamadan mutfaktan çıkmaya yönelmiştim ki duyduğum, "Köfteleri ben mi çevireyim?" demesiyle derin bir nefes alıp, "Sabır..." diye mırıldanmıştım. Tekrar mutfağa dönüp kevgiri elime alarak köfteleri çevirmeye başlamamla arkamda kollarını göğsünde bağlayıp beni izlediğini fark etmem bir olmuştu. Sessizce birkaç saniye bekledikten sonra, "İnatçısın." diye gülmesiyle gözlerimi devirip, "Yok, sadece mutfağı yakmanı istemiyorum." demiştim. Duyduğum hafif kahkahayla başını iki yana sallamasıyla köftelerin diğer tarafını da kontrol edip altını biraz kısmıştım. Tam tencerenin kapağını uzanıp alacakken benden önce davranıp kapağı uzatmasıyla istemsizce ona bakmıştım. Göz göze gelmemizle sırıtarak, "Bak, yardım ediyorum." demesiyle kapağı elinden çekip, "Yardım etmiyorsun, sinir katsayımı artırıyorsun." diye söylenmiştim. Gülmeye devam etmesiyle kapağı kapatıp tezgâha yaslanmış, birkaç saniye hiçbir şey söylemeden onu süzmüştüm. O ise en ufak rahatsızlık duymuyormuş gibi mutfağın ortasında durmaya devam edince, "Çıkacak mısın mutfaktan, yoksa dekor olarak mı kalacaksın?" diye sormamla omuz silkip, "Dekor olsam da yakışırım." demesi üzerine istemsizce burnumdan soluyup başımı iki yana sallamış, "Gerçekten kendine hayranlık seviyen korkutucu." diye mırıldanarak yeniden yemeğe dönmüştüm.
Köftelerin piştiğinden emin olup ocağın altını kısmamla salata için dolabı açmıştım. Tam marulları çıkaracakken yanıma kadar gelip tezgâha yaslanmasıyla derin bir nefes alıp, "Bir insan hiç mi yorulmaz?" diye mırıldanmıştım. Duyduğum, "Seni izlemek eğlenceli." sözüyle elime aldığım marulları yıkamaya başlamış, "Ücretli gösteri değil bu." dememle hafifçe gülmüştü. "Olsaydı ilk sıradan bilet alırdım." demesiyle başımı iki yana sallayıp bıçağı elime almış, marulları doğramaya koyulmuştum. Birkaç saniye sessizce beni izlemesiyle bu kez dayanamayıp, "Bir şey diyeceksen de, demeyeceksen de karar ver." demiştim.
Kaşını kaldırıp, "Merak ettim." demesiyle kısa bir bakış atmış, "Neyi?" diye sormuştum.
"Sana bu kadar sinirlenmeme rağmen neden hâlâ seni evden kovmadığımı."
Elimdeki bıçağı tezgâha bırakıp birkaç saniye ona bakmış, ardından omuz silkerek, "Kapıyı biliyorum. İstersen giderim." demiştim.
Gülümsemesi büyürken, "Yani göndermiyorum." diye mırıldanmasıyla gözlerimi devirip yeniden salataya dönmüştüm.
"Yanlış anlama. Sana saygısızlık etmek istemiyorum."
" Bana mı saygısızlık etmek istemiyorsun?"
"Şimdilik."
"Sonrası?"
Hiç düşünmeden, "O kısmı tamamen senin davranışlarına bağlı." dememle birkaç saniye sessizlik olmuştu. Beklediğim gibi yine alaycı bir cevap vereceğini düşünürken bu kez sadece gülümseyip başını hafifçe sallamıştı. O sessizlik nedense az önceki tüm atışmalarımızdan daha fazla dikkatimi çekmişti. Ben de bunu belli etmemek için salatayı kâseye alıp köftelerin altını tamamen kapatmış, "Sofrayı kuracaksan tabakları çıkar." demiştim.
Hiç itiraz etmeden dolaba yönelmesiyle istemsizce şaşkınlıkla ona bakmış, "Şaşırdın değil mi?" diye gülümsemesiyle belli etmemeye çalışarak, "Abartma, sadece sonunda işe yaradığını gördüm." demiştim. O ise kahkaha atarak tabakları tezgâha bırakmış, mutfaktaki o gergin hava yerini istemeden de olsa hafif bir sakinliğe bırakmıştı.
Hazır olduğunu görünce umursamadan, "Hazır olduğuna göre afiyet olsun." demiştim. Duyduğum, "Sen yemeyecek misin?" sorusuyla kaşlarımı çatıp, "Ne?" demiştim. Gülümseyerek, "Niye şaşırdın ki? Gel ye. Sonuçta yemeği sen yaptın zaten." demesiyle omuz silkip, "Evet, zaten ben yaptım. Neyse... Olur, yerim." diye mırıldanmıştım. Umursamadan dolaptan bir tabak alıp kendime de servis hazırlamış, masaya doğru yürüyerek, "Geldim." demiştim. Sandalyeyi çekip karşısına oturmamla o da tabağına bakmak yerine birkaç saniye bana bakmaya devam etmişti. Bunu fark edince çatalımı elime alıp, "Yemeğe bakarsan daha faydalı olur." dememle hafifçe gülmüş, "Merak ettim." diye mırıldanmıştı. Kaşımı kaldırıp, "Bu sefer neyi?" diye sormamla, "Yaptığın köfteler kadar inatçı olup olmadığını." demesi üzerine gözlerimi devirip çatalımla bir köfte almış, "Bir lokma ye de konuş." demiştim. Hiç itiraz etmeden bir lokma almasıyla birkaç saniye sessizce çiğnemiş, ardından başını hafifçe sallayıp, "Beklediğimden güzel olmuş." demesiyle istemsizce kısa bir tebessüm edip hemen toparlanmış, "Şaşırmana gerek yok. Yemek yapmayı biliyorum." diye karşılık vermiştim. Gülümsemeye devam etmesiyle başımı eğip yemeğime odaklanmış, masadaki sessizlik bu kez rahatsız edici değil, garip bir şekilde sakin geçmişti.
Bölüm etkileşimi
