31. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 31. Bölüm 🍯

Esra İlayda Akkuş

"Barkın..." diye duyduğum Asel Hanımın sesiyle, "Şu an değil," dedi. "İlk önce bir hastaneye gidelim."

"Ay, olur," dedim.

"Hayırdır yengeciğim?" diyen Özgür'e dönüp omuz silktim.

"Şimdi şöyle... Siz bana odaklandınız ya, Milascık da kontrol edilir diye şey ettim."

İkizim kaşlarını çattı.

"Emin misin?"

"Ne sandın yavrum?" diye mırıldandım.

O an Asel Hanım'ın bana gözleri dolu dolu baktığını görünce gülümsemem silindi.

"Bir dakika..." dedim kısık bir sesle. "Baba..."

Babama dönüp gözlerinin içine baktım.

"Yalan söylemeyin... Ama ne oluyor?"

Babam derin bir nefes aldı.

"Milas aslanım," dedi yumuşak bir sesle. "İkizlerle hastaneye gidelim, anlatırım babacığım."

"Çok mu kötü?" diye fısıldadım.

Tam o sırada Merih abimin sesi duyuldu.

"Barkın Bey..."

"Abi!" diye cırladım.

"Ne?" diyen abime doğru koşup babamdan ayrılarak sımsıkı sarıldım.

"Deli misin abicim?"

Saçlarımı karıştırmasıyla gülümseyerek,

"Kalbimi kırıyorsun, bırak beni," dedim.

Aklıma gelenle yüzümü buruşturdum.

"Yav ikizim, kurtar beni yav! Bırak!"

Omzuna hafifçe vurunca hiçbir şey olmamış gibi beni bir anda sırtına aldı.

"Ya baba!" diye sızlandım. "Baba, kurtarsana!"

Babam gülerek,

"Hadi," dedi.

"Kızlar..." diye mırıldandım. "Alacağınız olsun, alın ya! Abi, ben çöp poşeti miyim? Attın sırtına aa!"

İkizim gülmesini zor tutarak,

"Bant var mı?" diye sordu.

"Ne bandı?" dedim şaşkınlıkla. "Sattın mı lan beni? Beni, ikizini?"

İkizim kahkaha atıp,

"Evet, seni seni. Az sus diye Bihter'imi sattım, tüh," dedi.

"Ah ah..." diye iç çektim. "Gördünüz değil mi?"

Bu sözümle hepimiz daha fazla dayanamayarak gülmeye başladık.

Abim arabaya yönelip,

"Hadi bakalım, kemerlerinizi takın," dedi.

Başımı onaylarcasına salladım. Arabaya biner binmez ikizime sokulup sarıldım ve camdan dışarıyı izlemeye başladım. Kahkahalar hâlâ devam ediyordu ama içimde, babamın " önce hastaneye gidelim, anlatırım." sözleri sessizce yankılanıyordu. O cümlenin ağırlığı, gülüşlerimin arasına ince bir endişe gibi yerleşmişti. Yine de o an, ailemin yanımda olduğunu hissetmek, korkumun önüne geçiyordu.

İkizimin saçlarımı okşamaya devam ettiği an,

"Anlatsana, nasıl kurtuldunuz?" dedi.

Gülerek Milas'a baktım.

"Sence anlatayım mı, Milas?"

Milas sırıttı.

"Anlat güzelim ama babana, ikizine anlattığın gibi anlatma olur mu?"

Merih abim kaşlarını kaldırdı.

"N'aptınız lan?"

"Ya ne yapacağız abi?" dedim gülerek. "Arabada bomba var, biz içeride saç saça baş başa giriyorduk."

İkizim şaşkınlıkla bana döndü.

"Nasıl la?"

Milas kahkaha atarak,

"Ee, eğlenir tonda konuşuyoruz baldız," dedi.

Merih abim öksürerek ona döndü.

"Duyamadım?"

"He... tamam." diye boğazını temizledi Milas. "Her neyse..."

Sonra bana dönüp anlatmaya başladı.

"Bana diyor ki, 'Yürü git, kurtar kendini. Bana bakma.'"

Gözlerimi devirip,

"Dedim ama dinleyen kim?"

Milas gülerek devam etti.

"Sonra tabii araba uçurumdan aşağı, denize düştü. Ben çıktım, yüzdüm. Bir de baktım ki hanımefendi hâlâ içeride."

Herkes aynı anda bana döndü.

"Ne olmuş biliyor musunuz?" dedi bana bakıp gülerek. "Sesini benim sesim gibi yapmış, 'Ölmeyeceğiz Tugay Çevik, çıldırtma beni!' demez mi?"

Kahkahasını bastıramadı.

"Neyse... Onunla atışa atışa çıkardım."

Hepimiz gülerken omuz silkti.

"Aynı..." dedi. "Aynı Merih abinin bunu taşıdığı gibi taşımış olabilirim."

İkizim koluma hafifçe vurdu.

"Çok fedakâr enişte... Yormuyor mu ya?"

Milas bana bakıp gülümsedi.

"Yormaz olur mu baldız? Ama ne yaparsın... Sevdik bir kere."

"Vallahi enişte haklısın ikizim." dedi gülerek. "Ben de vazgeçemem ama..."

İkisine sırayla bakıp kaşlarımı kaldırdım.

"Ee yuh yani! İki saniyede iyi dedikodum döndü. Hani ben de buradayım ya."

Merih abim güldü.

"Haklısın."

Sonra Milas'a dönüp muzip bir ifadeyle,

"Ne dersin? İndireyim mi şu Çevik'i sırtından?"

Başımı hızla iki yana salladım.

"Yok, yok." dedim gülerek. "Yazık, acıdım garibime."

Milas sahte bir kırgınlıkla elini göğsüne götürdü.

"Bak sen şu işe... Az önce 'çöp poşeti miyim' diye söyleniyordu, şimdi de bana acıyor."

"Acıyorum tabii." dedim kahkaha atarak. "Kolay mı beni taşımak? Allah sabır versin sana."

Bu sözümle birlikte arabanın içini yeniden kahkahalar doldurdu. Az önce yaşadığımız ölüm kalım mücadelesi, yerini birbirimize takıldığımız o tanıdık aile sıcaklığına bırakmıştı. İçimde hâlâ yaşadıklarımızın ağırlığı vardı ama onların güldüğünü görmek, o yükü biraz olsun hafifletiyordu.

Kahkahalarımız bir süre daha arabanın içinde yankılandı. Gülmekten gözümden yaş gelirken başımı hafifçe ikizimin omzuna yasladım.

"Vallahi..." dedim nefesimi toparlamaya çalışarak. "Ölümden dönmüşüz, siz hâlâ benim dedikodumu yapıyorsunuz."

"Ne sandın aşkım? Bunlar hep böyle." dedi Milas.

"Milas..." dedim.

Yutkunup ona döndüm.

"Omzun acıyor mu?"

"Yok güzelim."

"Sus." dedim kaşlarımı çatarak.

Tam o sırada abimin arabayı park etmesiyle hep birlikte indik. İkizimle aynı anda babamın yanına koştuk. Ben sağ omzuna, ikizim de sol omzuna kolunu attı.

"Özlediniz değil mi?" dedim sırıtarak.

Milas arkamızdan gülerek,

"Çok çok... Öldüler özlemden." dedi.

"Sen sus be ya." dedim dönüp ona bakarak. Sonra yeniden babama döndüm. "Baba, hep böyle bu bozuk. Yaş mama."

Milas iki elini kaldırdı.

"Pardon."

"Seni..." dedim gülerek. "Seni çok seviyorum, onu söyledim."

Tam o sırada duyduğum sesle başımı çevirdim.

"Doktor abim gelmiş!" dedim heyecanla.

Doktor abim bize doğru hızla yürüdü.

"Amca..." dedi babama bakarak. "Duyduklarım yalan mıydı? Çok şükür."

"Yok..." dedim gülümseyerek. "Yalnız haksızlık yapmayalım. Doğru abi."

Sonra aklıma gelenle bir anda Milas'ı gösterdim.

"Benim kolum, Milas Tugay'ın omzu..."

Doktor abim başını iki yana sallayıp gülümsedi.

"Geçin..." dedi. "Geçin bakalım vukuatlılar sizi."

"Aşk olsun doktor abim." dedim. "Hep seni görmek için geldik."

İkizim hemen araya girdi.

"Aynen aynen... Aç telefonu, Aras kargo arıyor."

"Ya!" dedim sızlanarak. "Sen benim ikizimsin, korusana beni."

İkizim omzuma yaslanıp güldü.

"Aşkım, korunacak konu yok ki."

"Düştüm sana." dedim dudak bükerek. "Küstüm."

Etraftan yükselen kahkahalarla ben de istemsizce gülmeye başladım.

Doktor abim kapıyı açarken başını bize çevirip,

"Hadi bakalım, önce şu yaralıları bir görelim. Sonra ne kadar konuşacaksanız yine konuşursunuz."

Milas bana göz ucuyla baktı.

"Duydun doktoru güzelim. Bir saat susabilecek misin?"

Kaşlarımı kaldırıp ona döndüm.

"Olur."

"Olmaz."

"Olur dedim."

"İddialaşalım mı?"

"Olur."

Doktor abim ikimizin atışmasını dinleyip derin bir nefes aldı.

"Sizi aynı odaya almakla hata mı yapıyorum acaba?"

Babam gülümseyerek başını iki yana salladı.

"Yok doktor bey..." dedi. "Bunlar böyle atışıyorsa bilin ki iyiler."

Hepimiz yeniden gülmeye başladık. O kahkahaların arasında, hastanenin koridorundan birlikte doktor abimin odasına doğru yürüdük. Az önce yaşadığımız korku hâlâ içimizdeydi ama birbirimize takılabiliyor olmak, hepimize tek bir şeyi hissettiriyordu:

**Bu kez gerçekten kurtulmuştuk.**

Doktor abimin odasına girer girmez hepimiz kendimize yer bulmaya çalışırken doktor abim ellerini iki yana açtı.

"Tamam!" dedi gülerek. "Herkes bir dursun. Burası aile toplantı salonu değil."

Özgür hiç bozuntuya vermeden,

"Abi vallahi biz de öyle sanmıştık." dedi.

Kahkahalar yükselirken doktor abim başını iki yana salladı.

"İlk önce hastalar."

Parmağıyla beni gösterdi.

"Sen."

Ardından Milas'a döndü.

"Sen."

Milas bana bakıp sırıttı.

"Buyur güzelim. Beraber azar işiteceğiz."

"İnşallah sadece azar olur." dedim.

Doktor abim kaşını kaldırdı.

"Bir şey mi dedin?"

"Yok doktorcuğum." dedim masum bir ifadeyle.

"Tamam." dedi gülümseyerek. "Önce seni muayene edelim."

Kolumu kontrol ederken yüzümü buruşturdum.

"Acıyor mu?"

"Yok..."

Doktor abim kaşlarını kaldırınca hemen düzelttim.

"Biraz."

"Biraz mı?"

"Tamam... Birazdan biraz fazla."

Odadakiler yine gülmeye başladı.

"Şaşırmadım." dedi doktor abim. "Canı yansa bile 'iyiyim' diyen tiplerden."

Babam iç çekti.

"Çocukluğunda da böyle miydi ? "

Başımı önüme eğip usulca gülümsedim.

Doktor abim omzuma hafifçe bastırınca istemsizce irkildim.

"Tamam." dedi. "Zorlamışsın ama ciddi bir durum görünmüyor."

Derin bir nefes verdim.

"Şükür."

Sonra Milas'a döndü.

"Gelsene, bakalım kahraman."

Milas ayağa kalktı.

"Kahraman dedin ya doktor, onu bir daha söyle."

"Hemen şımarma."

"Geç kaldın."

Doktor abim hafifçe gülerek Milas'ın omzunu kontrol etmeye başladı.

"Demin 'iyiyim' diyordun."

"İyiyim."

"Kolunu kaldır."

Milas kolunu kaldırmaya çalıştığı anda yüzü istemsizce ekşidi.

Ben hemen kollarımı bağladım.

"Hah!"

Milas bana baktı.

"Ne hah?"

"Hani iyiydin?"

"İyiyim."

Doktor abim başını iki yana salladı.

"İkiniz de birbirinizden betersiniz."

"Doktorcuğum." dedim gülerek.

"Efendim?"

"Buna biraz büyük iğne yap."

Milas gözlerini açtı.

"Güzelim!"

"Ne var?"

"Az önce beni seviyordun."0

"Seviyorum."

"E?"

"İğne olsun."

Odadakiler yine kahkahaya boğuldu.

Doktor abim reçeteyi yazarken gülümseyerek,

"Siz ikiniz aynı evde nasıl yaşıyorsunuz?"

Milas hiç düşünmeden cevap verdi.

"Bol sabır ve bol kahve."

Ben başımı iki yana salladım.

"Yalan söylüyor."

"Ne?"

"Kahveyi ben içiyorum."

"Sabrı da ben."

Merih abim dayanamayarak güldü.

"Doğru konuştu ilk defa."

Milas elini göğsüne götürdü.

"Bak doktor... Şahit ol. Bu aile bana toplu saldırıyor."

İkizim kıkırdadı.

"Enişte, alış artık."

Milas derin bir iç çekip dramatik bir ses tonuyla,

"Sevildiğim evde zorbalanıyorum."

Ben kahkaha atarak koluna hafifçe vurdum.

"Sus ya."

Tam o sırada doktor abim reçeteyi masaya bırakıp hepimize baktı.

"Şaka bir yana..." dedi bu kez ciddi bir ifadeyle. "İkiniz de bugün büyük bir tehlike atlatmışsınız. Birkaç gün dinleneceksiniz. Özellikle sen..." diyerek Milas'ı işaret etti. "Omzunu kesinlikle zorlamayacaksın."

Ben kaşlarımı çatıp hemen Milas'a döndüm.

"Duydun mu?"

Milas başını eğdi.

"Duydum."

"İtiraz yok."

"Yok."

"Bir yere tek başına gitmek de yok."

Gülümseyerek bana baktı.

"Emredersiniz güzelim."

Bu kez ben de istemsizce gülümsedim. Az önceki kahkahaların yerini, içimi rahatlatan sessiz bir huzur almıştı. Doktor abimin "ciddi bir şey yok" demesi, sanki omuzlarından görünmez bir yükü alıp götürmüştü. Şimdi tek yapmamız gereken şey, birlikte eve dönmek ve uzun zamandır ilk kez korkmadan aynı sofraya oturmaktı.

Doktor abimin odasından çıktıktan sonra reçeteleri alıp hastanenin kapısından dışarı adım attık. Akşam serinliği yüzüme çarparken derin bir nefes aldım.

"Var ya..." dedim gökyüzüne bakarak. "Şu temiz havanın kıymetini bugün anladım."

"On dakika sonra yine susmazsın ama." dedi Milas.

Dönüp gözlerimi kıstım.

"Ben sana bir şey dedim mi?"

"Demedin."

"Ee?"

"Diyeceğini biliyorum."

İster istemez güldüm.

"Ya sen çok sinir bozucusun."

"Teşekkür ederim güzelim."

"Bu iltifat değildi."

"Ben öyle kabul ettim."

Hepimiz gülerken Merih abim arabanın kilidini açtı.

"Hadi bakalım. Bu sefer herkes uslu uslu binsin."

Özgür hemen araya girdi.

"Abi bu cümleyi yanlış kişilere söyledin."

"Kesinlikle." dedi ikizim. "Şurada uslu olan tek kişi benim."

Aynı anda hepimiz ona döndük.

Üç saniyelik sessizliğin ardından...

"Sen mi?"

Kahkahalar patladı.

İkizim elini göğsüne koydu.

"Evet ben."

Özgür başını iki yana salladı.

"Bir insan bu kadar kendini övemez."

"Övmedim."

"Naptın?"

"Gerçeği söyledim."

Ben dayanamayarak koluna girdim.

"Gel buraya ya."

Arabaya biner binmez yine aynı düzen oluştu. Babam direksiyona geçti. Abim ön koltuğa oturdu. Ben, ikizim, Milas ve Özgür'le tam karşımıza yerleşti.

Emniyet kemerimi takarken Milas bana döndü.

"İyi misin?"

Başımı salladım.

"İyiyim."

"Emin misin?"

"Sen?"

"Ben de iyiyim."

Omzuna baktım.

"Yalan."

"Abartıyorsun."

"Doktor ne dedi?"

Milas gözlerini kaçırdı.

"Dinlen."

"Bir daha?"

"Omzunu zorlama."

"Bir daha?"

"Tamam ya."

İkizim gülmeye başladı.

"Eniştem sorguya çekiliyor."

"Sen karışma baldız."

"Karışırım."

"Karışma."

"Karışırım."

Ben ikisine bakıp kahkaha attım.

"Siz ikiniz birleşince var ya..."

Özgür hemen tamamladı.

" ikizimin ömrü kısalıyor."

"Vallahi." dedi Milas. "Biriniz yetiyordu zaten."

Ben masum masum baktım.

"Ben ne yaptım?"

Hepsi aynı anda,

"Her şeyi."

dedi.

"Düşmanlarım çok."

Babam dikiz aynasından gülümseyerek bana baktı.

"Yok kızım."

"Neymiş?"

"Seni sevenlerin sayısı daha fazla."

Bir an sustum.

Babamın o cümlesi içime sıcacık oturdu.

Konuşamadım.

Milas usulca elimi tuttu.

Başımı ona çevirdim.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece gülümsedi.

Ben de hafifçe gülümsedim.

Sessizliği bozan yine Özgür oldu.

"Eee..."

"Hayırlısı?" dedi Özgür.

"Bunca olaydan sonra acıktım."

Merih abim derin bir nefes aldı.

"Sen gerçekten başka bir seviyesin."

"Neden?"

"Adamlar ölümden dönüyor."

"Evet."

"Sen yemek düşünüyorsun."

"Evet."

"Vicdansız."

Özgür omuz silkti.

"Aç insan mantıklı düşünemez."

Ben kahkaha attım.

"Ne yiyeceğiz?"

Abim arkasını döndü.

"Eve gidince mantı yaparım."

Hepimiz aynı anda,

"Oooo!"

diye bağırdık.

Milas iki elini havaya kaldırdı.

"İşte bu!"

İkizim kaşlarını kaldırdı.

"Az önce omzum ağrıyor diyordun."

"Ağrıyor."

"Şimdi?"

"Mantıyı duyunca geçti."

Özgür eliyle Milas'ı gösterdi.

"Bak abi."

Merih abim başını salladı.

"Bunlar gerçekten aynı."

"Niye?"

"Birinin sevgisiyle ağrısı geçiyor."

"Biri de mantıyla."

Arabanın içi yeniden kahkahalarla doldu.

Ben gülmekten karnımı tutarken telefonum çalmaya başladı.

Ekrana baktım.

Arayan Selindi.

Kaşlarımı kaldırdım.

"Selin burada."

İkizim telefona baktı.

"Hoparlöre al."

Açtım.

"Alo?"

Telefondan telaşlı bir ses geldi.

"Nerdesinz!"

"Efendim?"

"Korkuttunuz bizi."

"İyiyiz ki ."

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Derin bir nefes alışını duyduk.

"Bir daha böyle şey yapmayın."

Gözlerim doldu.

"Tamam."

Telefon kapanınca arabada kısa bir sessizlik oldu.

Milas kolunu omzuma attı.

"Bak."

"Hı?"

"Merak edenin çok."

Başımı onun omzuna yasladım.

"İlk defa..."

"Neyi?"

"Bu kadar kalabalık bir ailem olduğu için mutlu hissediyorum."

Babam aynadan bize baktı.

Sesi yumuşacıktı.

"Bu daha başlangıç kızım."

Abim gülümseyerek sözünü tamamladı.

"Şimdi eve gidiyoruz."

İkizim elimi sıktı.

"Sonra hep birlikte yemek yiyeceğiz."

Babam ekledi.

"Sonra da kimse hiçbir yere gitmeyecek."

Özgür kıkırdadı.

"Milas hariç."

Milas kaşını kaldırdı.

"Niye ben?"

"Çünkü sen bulaşığı yıkayacaksın."

Milas şaşkınlıkla doğruldu.

"Ne alaka lan?"

"Evde yeni damat kontenjanı."

"Ben daha damat olmadım."

Ben sırıtarak ona döndüm.

"Olursun."

Arabadaki herkes aynı anda "Ooo!" diye bağırınca yüzüm kızardı.

Milas ise bana bakıp muzipçe gülümsedi.

"Bak güzelim..."

"Hı?"

"Bu lafını herkes duydu."

"Duysun."

"Sonra kaçışın yok."

Kollarımı bağlayıp gülümseyerek başımı kaldırdım.

"Kaçan kim?"

Bu sözümün ardından araba bir kez daha kahkahalarla doldu. Dışarıda gece yavaş yavaş şehri sararken, içeride yıllardır özlenen o sıcaklık vardı. İlk kez kimse geçmişi konuşmuyordu; herkes, aynı yöne giden bu yolun tadını çıkarıyordu. Çünkü bazen insanın en güvenli yeri, dört duvar değil, birlikte gülebildiği insanlardı.

Merih abim aynadan bize bakıp başını iki yana salladı.

"Yemin ediyorum..." dedi gülerek. "İkinizi on dakika yalnız bıraksak nişan tarihini bile konuşursunuz."

Milas hiç bozuntuya vermeden omuz silkti.

"Abi, biz hazırız."

"Milas!" dedim gözlerimi açarak.

"Ne var güzelim? Adam soru sormadı ki."

Arabanın içi yine kahkahaya boğuldu.

Özgür ön koltuğa eğilip bana döndü.

"Sen buna 'evet' dersen bunun ayakları yere basmaz."

Milas hemen araya girdi.

"Şu an da basmıyor."

"Niye?"

"Bulutların üstündeyim."

"Allah'ım..." dedim elimi alnıma götürerek. "Bir kurtarın beni şundan."

İkizim kollarını bağladı.

"Olmaz."

"Neden?"

"Biraz da sen uğraş."

"Sen benim ikizim değil misin?"

"Öyleyim."

"Ee?"

"Eniştemden yanayım."

Şaşkınlıkla ağzım açık ona baktım.

"Sen..."

"Ne ben?"

"Beni sattın."

"Yok."

"Nasıl yok?"

"Kiraladım."

Arabada bir anda kahkaha koptu.

"Ya!" diye bağırdım. "Siz nasıl insanlarsınız?"

Milas gülmekten gözünden yaş silerken,

"İşte bu yüzden bu aileyi seviyorum." dedi.

Babam dikiz aynasından bize bakıp gülümsedi.

"Biz de seni seviyoruz oğlum."

Araba bir anda sessizleşti.

Milas'ın yüzündeki gülümseme hafifçe duruldu. Babama baktı.

"Sağ olun..."

Babam başını salladı.

"Teşekküre gerek yok. Sen bugün sadece kızımı değil..." dedi kısa bir duraksamayla. "Bizi de kurtardın."

Milas hemen başını iki yana salladı.

"Estağfurullah Barkın Bey. Ben olması gerekeni yaptım."

Ben usulca elini tuttum.

"Yine de teşekkür ederim."

Bana dönüp gözlerimin içine baktı.

"Bir daha teşekkür edersen darılırım."

"Neden?"

"Çünkü sen olsan aynısını yapardın."

Hiç düşünmeden cevap verdim.

"Yapardım."

"Asla bırakmazdın beni."

"Bırakmazdım."

İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık.

Sessizliği yine Özgür bozdu.

"Tamam tamam!"

Hepimiz ona döndük.

"Şimdi romantizm kotam doldu."

Merih abim gülerek cama hafifçe vurdu.

"Ben de diyecektim ne zaman araya gireceksin diye."

Özgür omuz silkti.

"Ne yapayım? Bunlar bakışarak yarım saat geçirir."

Milas sırıttı.

"Geçiririz."

"Bak!" dedim dirseğiyle dürterek.

"Ne?"

"Utan biraz."

"Niye?"

"Herkes burada."

"Eee?"

"Milas!"

"Tamam sustum."

Aradan tam üç saniye geçti.

"Bu arada..."

"Milas!"

"Ne var güzelim?"

"Sus dedim."

"Tamam."

Bir saniye sonra...

"Acaba eve gidince—"

"Yeter!" diye hepimiz aynı anda bağırınca araba kahkahadan adeta sallandı.

Milas iki elini kaldırdı.

"Tamam, pes."

Abim gülmekten gözündeki yaşı silerken,

"Ben bu çocuğa bayılıyorum." dedi.

Ben kaşlarımı kaldırdım.

"Az önce bana bozuk diyordunuz."

"Doğru."

"Şimdi?"

"Şimdi iki bozuk oldunuz."

"Abii!" dedim gülerek.

İkizim bana dönüp kısık sesle,

"Vallahi haklı."

"Sen de sus."

"Ben niye?"

"Canım istedi."

"Bak gördün mü enişte?"

Milas ciddi ciddi başını salladı.

"Evde söz hakkım hiç yok."

"Olmayacak da."

"Tamam güzelim."

"Bu kadar mı?"

"Bu kadar."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"İlk defa hemen kabul ettin."

Milas yüzünde muzip bir ifadeyle bana döndü.

"Çünkü eve gidince intikamımı alacağım."

Kaşlarımı çattım.

"Nasıl yani?"

"Çayın yanındaki bütün tatlıları ben yiyeceğim."

Bir an durup ona baktım.

Sonra yüksek sesle,

"Baba!"

"Efendim kızım?"

"Bak tehdit ediyor beni."

Babam gülerek,

"Oğlum..." dedi.

"Buyurun?"

"Tatlının yarısı kızımın."

Milas itiraz etti.

"Olur mu Barkın Bey?"

"Olur."

"Neden?"

"Evde kural bu."

Ben zafer kazanmış gibi gülümsedim.

"Duydun mu?"

Milas derin bir iç çekti.

"Daha aileye geleli birkaç gün oldu..."

"Hı?"

"Şimdiden herkes senin tarafında."

İkizim kahkaha atıp omzuna vurdu.

"Enişte..."

"Efendim?"

"Buna alış."

Milas bana bakıp gülümsedi.

"Alışırım."

"Neden?"

"Çünkü..." dedi usulca elimi sıkarken. "Bu tarafın içinde sen varsın."

Sözleriyle birlikte yüzüm istemsizce kızardı. Camdan dışarı bakmaya çalışsam da gülümsememi gizleyemiyordum.

Arabanın içinde yine kahkahalar, takılmalar ve küçük atışmalar devam ederken, kimse yolun ne kadar sürdüğünü fark etmiyordu. Uzun zamandır ilk kez, herkes aynı arabada, aynı yöne gidiyor; korkunun yerini huzur, sessizliğin yerini ise aile olmanın o sıcacık gürültüsü alıyordu.

Aldığım nefesle arabanın durmasıyla aynı anda,

"Vardık..." dedim.

İkizim hemen bana dönüp sakin bir sesle,

"Sakin ol, olur mu?" dedi.

Ona baktım. Kaşlarımı hafifçe çattım.

"Bunu benim demem gerekmiyor muydu?" dedim.

İkizim küçük bir tebessümle başını salladı.

"Biz ikiziz." dedi. "Bazen kimin kimi sakinleştirdiği belli olmuyor."

Tam o sırada babam bize doğru dönüp ikizime baktı.

"Arkanızdayım." dedi yumuşak bir sesle. "Çekinmeyin, olur mu?"

Babama baktım. İçimdeki merak daha da büyümüştü.

"Baba..." dedim. "Ne oluyor?"

Sonra kendi kendime mırıldandım.

"Bu sefer neyi kaçırdım ki?"

Tam o sırada Özgür araya girdi.

"Her neyse..." dedi omuz silkerek. "Öğreneceksin be kardeşim."

Başımı hafifçe salladım.

"Doğru ya..." dedim.

Ve onaylarcasına başımı sallarken, içimdeki o küçük huzursuzluk yeniden kendini göstermeye başlamıştı. Çünkü bazen insanın en çok korktuğu şey bilinmeyen değil; cevabını beklediği sorunun ne kadar büyük olduğunu hissetmesiydi.

Açılan kapıyla Gökçe telaşla yanıma geldi.

"İyi misin?" diye sordu.

Başımı hafifçe salladım.

"İyiyim ya... Sen?"

Barçın acı acı gülümsedi.

"Sırf seni korumak için öz kardeşime iftira atıldı... Sence iyi miyiz?"

Kaşlarım istemsizce çatıldı. Başımı yavaşça Barçın'dan ikizime çevirdim.

İkizim buruk bir gülümsemeyle başını salladı.

"Vay be..." diye mırıldandı. "İftira demek ha..."

Tam o sırada Asel Hanım derin bir nefes aldı.

"Yeter." dedi titreyen sesiyle. "Barkın... Test yapacağız, değil mi?"

Şaşkınlıkla bir ona, bir babama baktım.

"...Ne testi?"

Kimse cevap vermedi.

Kaşlarımı çattım. İçimde büyüyen huzursuzluk, odadaki o ağır sessizlikle birlikte daha da büyüyordu.

"Ne testi ya?" dedim bu kez sesim yükselerek. "Siz daha taş çatlasa iki saat önce birbirinize sarılıp ağlamıyor muydunuz? Gözleriniz dolu doluydu."

Bakışlarım tek tek yüzlerinde dolaştı.

"Allah aşkına... Biri bana ne olduğunu anlatsın."

Ama yine cevap yoktu.

Sadece sessizlik...

Öyle ağır bir sessizlikti ki, sanki herkes aynı anda nefes almayı unutmuştu. Sanki odadaki herkes bir gerçeği taşıyor, ben ise o gerçeğin kapısının önünde tek başıma bekliyordum.

Babam gözlerini kaçırdı.

Asel Hanım'ın gözlerinden süzülen yaşları gördüm.

Barçın'ın elleri yumruk olmuştu.

İkizim...

İkizim sadece bana bakıyordu.

Ama o bakışta öyle çok şey vardı ki...

Acı vardı.

Pişmanlık vardı.

Sanki yıllardır birlikte taşıdığımız bir yükün altında eziliyordu.

O an anladım.

Benim bilmediğim bir şeyi herkes biliyordu.

Ve içimde yıllardır susturduğum o küçük kız yeniden konuşmaya başladı.

Senelerim böyle geçti işte. Bütün o süre boyunca kabuğumu kırmayı beklediğimi söylemek isterdim ama korkarım zamanın sonuna dek bütün o kör acılardan başka bir şey olmayacağına inanarak akıntıyla sürüklenip durdum.

Öyle çok yoruyormuş ki... Bir süre sonra insan umut etmeyi bile unutuyormuş.

Yutkundum.

İkizimin gözlerine baktım.

O da benim gibi ağlamamak için direniyordu.

Çünkü bu sadece benim yaşadığım bir şey değildi.

Bu, bizim hikâyemizdi.

Bizim yarım kalan çocukluğumuzdu.

Bizim sustuğumuz gecelerdi.

Bizim kimseye anlatamadığımız yaralardı.

Gözlerim tekrar odadakilere döndü.

Bize öyle bakıyorlardı ki...

Sanki karşımızda iki çocuk değil de yıllardır kaybolmuş iki insan duruyordu.

Dudaklarım titredi.

İkizimin eli yavaşça benimkine dokundu.

Hiçbir şey söylemedi.

Ama o dokunuşla "Ben buradayım." dediğini hissettim.

Derin bir nefes aldım.

Sesim kısık çıktı ama odadaki herkes duydu.

"Biz..."

Bir an durdum.

Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım.

"Biz çocukken sadece bir kere sevilmek istemiştik."

Odadaki herkesin gözleri doldu.

"Sadece bir kere..." dedim.

Sesim kırıldı.

"'Kızım.' denmesini istemiştik."

Gözlerimden süzülen yaşları silemedim.

"Birinin saçımızı okşayıp..."

Yutkundum.

"'Ben buradayım.' demesini istemiştik."

İkizim başını eğdi.

Çünkü o da aynı cümleleri yıllarca içinde taşımıştı.

Ben devam ettim.

"Biz çok şey istemedik."

Sesim titriyordu.

"Bir aile istedik sadece."

"Bir yere ait olduğumuzu hissetmek istedik."

Odanın sessizliği daha da ağırlaştı.

Başımı kaldırıp hepsine baktım.

"Şimdi..."

Derin bir nefes aldım.

"Şimdi bize hangi gerçeği söyleyeceksiniz?"

Gözlerim doldu.

"Hangi gerçek, yaşamadığımız çocukluğu geri getirebilir?"

İkizimin gözünden süzülen yaş yanağına düştü.

Elimi daha sıkı tuttu.

Çünkü ikimiz de biliyorduk...

Bazı yaralar kapanmazdı.

Sadece insan, o yarayla yaşamayı öğrenirdi.

Kafamı yavaşça salladım.

"Gerçek..." diye mırıldandım. Kendime gelmeye çalışırken gözlerimi Asel Hanım'a çevirdim. "Gerçek diye bahsettiğiniz şey bizim sizin kızınız olma ihtimalimiz mi?" dedim. Asel Hanım'ın gözleri dolarken, içimdeki kırgınlık daha da büyüdü. "O kadar mı istemiyorsunuz?" diye sordum. Barkın Bey hemen araya girdi. "Olur mu kızım?" dedi ama sesindeki kırgınlık bile içimde kopan fırtınayı durdurmaya yetmedi.

Nil başını kaldırıp, "Nereden bilelim? Oynamadığınızı, sonuçlarla oynamadığınızı nereden bilelim?" dediği an ona baktım. Acı bir tebessüm ettim. "Ne diye oynayalım ki?" dedim. "Kimsiniz siz?" Bir an sustum, sonra gülerek devam ettim. "Siz bizi kimsesiz diye ezebileceğinizi mi sandınız gerçekten? Oradan bakınca zavallı mı görünüyoruz lan biz?" dedim. Asel Hanım hemen, "Olur mu öyle şey..." diye karşılık verdi ama artık içimde birikenleri durduramıyordum.

"Ben yokken bu kıza ne dediniz?" dedim gözlerimi ikizime çevirerek. "Gülerek soruyorum... Maya ne söyledi? Hırsız mı dedi?" O an Barçın'ın yüzündeki ifade değişti. "Hemen mi yetiştin be..." diye mırıldandı. Başımı hızla ikizime çevirdim. "Bu yüzden sakin ol dedin, değil mi?" dediğimde abim araya girdi. "Abicim, boş ver." dedi. Başımı iki yana salladım. "Yok. Ben bilmiyorum. Ne demek o?" dedim.

Elimdeki aile fotoğrafını kaldırdım. Fotoğrafa bakıp acı bir kahkaha attım. "Gördüğüm aile resmini almam..." dedim. "Acınacak hâldesiniz lan siz." Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Kimse bana cevap veremiyordu. Derin bir nefes aldım ve bu kez babama döndüm. "Ama en acısı ne biliyor musunuz?" dedim. "Baba, üstüne alınma ama..." Bir an duraksadım. "Eğer daha önceden bulsaydınız bizi... Ya da hiç bunlar yaşanmasaydı... O zaman bizdik bu fotoğraftaki kızlar."

Bir anda aklıma gelenle gözlerim büyüdü. "Gizem anlatmadı..." diye mırıldandım. "Barçın Hancızadeoğlu..." Barçın'a baktım. "Anlatmadı. Onun yerine sadece sakin ol dedi. Ve büyük ihtimalle anlatmazdı. Çünkü sizin gibi düşünerek tahmin ettim." Derin bir nefes alıp Nil' e döndüm. "Peki ya siz?"

"Siz gördünüz." dedim. "Siz o arabanın altındaki bombayı..." Acı bir gülümseme yerleşti yüzüme. "Ben çalmadım arabanızı. Hatta şunu demiştim..." Sesimi alçaltarak devam ettim. "'Sevgili kardeşin bomba bağlatmış.'"

Bir an sustum. Herkesin yüzüne tek tek baktım. "Ve siz gördünüz." dedim. "Ne güzel de yalanlamışsınız."

O an odadaki herkes sustu. Çünkü mesele artık sadece gerçek ailemi bulmak değildi. Mesele, beni bulduklarını söyledikleri hâlde neden hâlâ kendimi kayıp hissettiğimdi.

İkizime döndüm. Gözlerimin dolduğunu hissetmemek için derin bir nefes alıp, "Gidelim mi?" diye fısıldadım. Daha ikizim cevap veremeden babamın sesi duyuldu.

"Ne diyorsun sen?"

Başımı ona çevirdim.

"Ne diyorum baba?" diye mırıldandım. "İstenmiyoruz ki... Kalkmış neler diyorlar."

Babam başını iki yana salladı.

"Onların inadına kalman gerekmiyor mu?"

Kaşlarımı çattım.

"Gerçekten gerekiyor mu?"

Tam o sırada Nil araya girdi.

"Baba gerçekten... Ne sana bu güveni veren?"

Babam derin bir nefes aldı. Önce bana, sonra ikizime baktı. Yüzünde buruk ama gururlu bir tebessüm vardı.

"Ne mi bana o güveni veren?" dedi. "Bakışları... Davranışları..."

Bir an durdu.

"Siz bilmezsiniz tabii. Ama bu kızların çocuklaşması... Hem de bu yaşlarında çocuk gibi olabilmeleri. Birbirlerini her koşulda savunmaları... Gerekirse birbirleri için ölümü göze almaları..."

Acı bir tebessüm etti.

"Komik geliyor değil mi oradan bakınca?"

Kimse tek kelime edemedi.

"Sonra verdikleri güven var..." dedi yavaşça. "Şimdi size gerçekten soruyorum."

Herkes sessizce ona döndü.

"Biz birbirimize hiç tam anlamıyla güvendik mi?"

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

"Affedebildik mi birbirimizi?"

Başını eğdi.

"Yapamadık."

Derin bir nefes aldı.

"Siz kaçtınız..."

Asel Hanım'a baktı.

"Biz Asel'le toplamaya çalıştık."

Bir an durdu.

"Peki yapabildik mi?"

Aras acı bir gülümsemeyle söze girdi.

"Sen yorulma Aras."

Başını iki yana salladı.

"Ben cevap vereyim."

Yutkundu.

"Yapamadık."

Barkın Bey bu kez bana ve ikizime baktı.

"Adar..." dedi. "Senin dördüzlerinin bize bakışını gördüm."

Sonra odadaki herkese döndü.

"Onların bize ihtiyacı var sanıyorsunuz."

Başını iki yana salladı.

"Hayır."

Gülümsedi.

"Asıl bizim onlara ihtiyacımız var."

Kimsenin sesi çıkmıyordu.

"Çağlar döndü..." dedi.

"Ona tehdit ederek değil... Koz kullanarak değil... Sadece konuşarak."

Bir an duraksadı.

"Siz gerçekten onun bizim için döndüğünü mü sanıyorsunuz?"

Acı acı güldü.

"Adar senin için mi döndü?"

Başını salladı.

"Güldürmeyin oğlum beni."

Bu kez gözlerini Asel Hanım'a çevirdi.

"Asel..."

Sesi yumuşadı.

"Sana üzülüyorum biliyor musun?"

Asel Hanım şaşkınlıkla ona baktı.

"Neden?"

"Çünkü Maya'nın o sahte, cıvık sevgisinden sonra..."

Bana ve ikizime baktı.

"Nehir'le Gizem'in o çocuk hâllerini göremedin."

Asel Hanım'ın gözleri doldu.

Babam bu kez Barçın'a döndü.

"Ya sen Barçın..."

Gülümsedi.

"Bir gün öyle bir kıskanacaksın ki..."

Merihe abi deyişlerini, ikizleri ve Çağlar'ı işaret etti.

"Onlarla olan yakınlığını kıskanacaksın."

Barçın kaşlarını kaldırdı.

"Neden?"

"Çünkü 'O benim kardeşim.' diyeceksin."

Barçın gülerek,

"Abisi miyim peki?" dedi.

Odanın içinden hafif gülüşmeler yükseldi.

Babam bu kez Nil'e döndü.

"Nil..."

"Sen?"

"Abla kardeş dedikodusu yapmayacak mıydınız?"

Gülümsedi.

"Alışveriş..."

"Kavga..."

"Barışma..."

"Hepsini geçtim..."

Başını bana çevirdi.

"İlk âşık olduğunuz kişiyi birbirinize anlatmayacak mıydınız?"

Tam o sırada Milas boğazını temizledi.

"Yalnız Barkın Bey..."

Babam ona baktı.

"Bak şimdi..." dedi Milas gülerek.

"Seni satacak."

"Kaynatma Milas Tugay ne olur."

İlk kez sesim bu kadar kısık çıkmıştı.

Yutkundum.

"Bunların yanında çocuklaşmak istemiyorum."

Milas bana baktı.

Gözlerimdeki kırgınlığı görünce ne demek istediğimi anladı.

Başını eğdi.

"Özür dilerim Araf amca."

Odanın içini buruk bir sessizlik kapladı.

Tam o sırada babam bana doğru bir adım attı.

"Nehir..."

Başımı kaldırdım.

"Ha gayret canım kızım."

İstemsizce dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı.

Babam da gülümsedi.

"Hah şöyle..." dedi.

"Bazen..."

Bir an durdu.

"Bazen kendi ailene inat gül."

Asel Hanım gözyaşlarını silerek söze karıştı.

"Barkın..."

Sonra bana döndü.

"Sen asıl anneliği bu kızlarla yaşayarak öğreneceksin."

Sesi titriyordu.

"Kızlar..."

Yalvarırcasına baktı.

"Ne olur..."

"Gitmeyin."

O an ikizim elimi sımsıkı tuttu.

"Nehirim..."

Gözlerimin içine baktı.

"Kimse için değilse bile..."

Babamı işaret etti.

"Babamız için deneyelim."

Konuşursam ağlayacağımı biliyordum.

Bu yüzden sadece başımı eğdim.

"Kabul..."

dedim kısık bir sesle.

Sonra yavaşça babama döndüm.

"Baba..."

Derin bir nefes aldım.

"O testi..."

Gözlerimi onunkilerden ayırmadan devam ettim.

"Bir daha onlara inat yaparsan..."

Kısa bir sessizlik oldu.

"...kabul."

Babamın gözlerinden yaş süzülürken dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi.

"Hadi..." dedim usulca.

"Hastaneye gidelim."

İkizimin, "Haklı, hadi," diye mırıldanmasıyla aklıma gelmiş gibi Asel Hanım'a ve yanındaki abiye döndü.

Barçın ile Adar da bana dönünce gülerek önce Barçın'a baktı.

"Sana ne abi" dedi.

Sonra Asel Hanım ve abiye dönüp devam etti.

"Ne abi, ne Asel Hanım, ne anne... Aklıma gelmişken söyleyeyim. Nil, seni unuttum sanma. Ne dünü ne bugünü unuttum." Demişti.

Kısa bir sessizliğin ardından,

"Neyse," dedi. "Gidelim mi?"

Ona döndüğüm an,

"Kelime hatası var," dedim.

Gökçe gülerek Selin'e döndü.

"Başladık. Mısır var mı?"

"Kızlar..." dediğim an gülmemek için kendimi zor tuttum.

İkizime dönmemle beni içine katıp,

"Öyle tekrar et," dedim.

"Deli misin?" diyen ikizime baktım.

"Baba, hadi çıkalım mı?"

Babam bana bakarken,

"Cümleleri kursana," dedim.

Selin ciddi ciddi bana döndü.

"Ciddi misin?"

Gülmemek için ikizime baktım.

İkizim de başını sallayıp Selin'e baktı. Selin ise gülerek,

"Kur güzelim, kur. Da çıkalım," dedi.

O an hepimiz aynı anda gülmeye başladık.