18. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 18. Bölüm 🍯

Esra İlayda Akkuş

"Uykun mu geldi canımın içi?" diyen sevdiğim adamla göz göze gelmemle dudaklarımı büzüp, "Git, küsüm sana," demiştim. Küssün diye sözümü tekrar etmesiyle kaşlarımı çatıp, "Hıhım, dalga geçtin benimle," dememle gülmüştü. "Ne yaparsam barışırsın?" diye sormasıyla başımı hafifçe yana eğip, "Tam olarak düşünmem lazım," diye mırıldanmıştım. Bunun üzerine rahat bir tavırla arkasına yaslanıp, "Düşün bakalım," diyen sevdiğim adamla göz göze gelmemle istemsizce gülümsememi saklamaya çalıştım.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi bana bakıyor, yüzündeki o sakin ifadeyle cevabımı bekliyordu. Ben ise küs kalmaya çalıştıkça daha çok zorlanıyordum. Birkaç saniye boyunca düşünüyormuş gibi yapınca merakla bana doğru eğildi.

"Evet?" diye sormasıyla omuz silktim.

"Karar veremedim."

"Bu kadar zor olmamalı."

"Olur. Çünkü haksızlığa uğrayan taraf benim."

"Öyle mi?" dedi gülmesini bastırmaya çalışarak.

"Kesinlikle öyle."

Başını sallayıp ciddiymiş gibi davranınca gözlerimi devirdim. "Peki, hanımefendi. Hatanın telafisi için ne yapmam gerekiyor?"

Bir an düşünüp, "Bilmiyorum," dedim.

"Bir ipucu?"

"Yok."

"Bir ihtimal?"

"Yok."

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Söylediklerime rağmen yüzündeki gülümseme eksilmeyince bu kez ben de gülmemek için başka tarafa baktım. Tam o sırada yumuşayan sesiyle, "Ama hâlâ benimle konuşuyorsun," demesiyle gözlerimi tekrar ona çevirmiştim.

"Bu barıştığımız anlamına gelmiyor."

"Biraz geliyor sanki."

"Gelmiyor."

"Yüzde on?"

"Hayır."

"Yüzde beş?"

"Hayır."

"Yüzde bir?"

Kendimi tutamayarak gülmemle gözleri parladı. Zafer kazanmış gibi gülümseyip, "Tamam, işte bu. Demek ki küs değilmişsin," dediği an başımı iki yana salladım.

"Yanlış anlama, sadece komik duruma düştün."

"Tabii canım."

O an ikimizin de gülmesiyle küs kalma çabamın yavaş yavaş kaybolduğunu hissederken, o da bunu anlamış gibi bana bakıp sessizce gülümsedi. Birkaç saniye sonra ise her zamanki o yumuşak sesiyle, "İyi ki bana küs kalamıyorsun," diye mırıldandı. Bunun üzerine kalbim gereksiz yere hızlanırken, ona bakmamaya çalışıp başımı başka tarafa çevirmiştim.

Abimin, "Bölüyorum ama geldik," demesiyle hepimiz dönüp ona baktık. Tam o sırada Merih abim; abime dönüp "La sen abisin abi, az ağırlığını koysana," diye söylendi. Bunun üzerine abim ellerini iki yana açıp gülerek, "Neye göre, kime göre? Ben nasıl bunlara bağırıp çağırayım ya da onları ayrı ayrı oturtayım?" dedi. Hepimizin yüzüne tek tek bakınca kahkahamı zor tuttum.

"Yia, çekirdek kola da ister misin?" diye eklemesiyle omuz silktim.

"Varsa olur aslında."

"Lan biz otel önünde iyi makara yaptık, hadi inelim," dedi Merih abi, abime dönmesiyle birlikte.

Arabadan inerken akşamın serinliği yüzüme çarptı. Kızlarla göz göze gelip gülüşürken erkekler çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı bile. Abim başını iki yana sallayıp, "Bir gün de normal davranın," diye söylense de yüzündeki gülümseme söylediklerini ele veriyordu.

"Normal davranıyoruz zaten," dedim masum bir ifadeyle.

"En çok korktuğum cümle de bu işte."

Kahkahalar arasında yürümeye başlamamızla Meriç abimin, "Bak gördün mü? Söz geçmiyor sana," demesi üzerine abim omzuna hafifçe vurdu.

"Geçsin diye uğraşmıyorum zaten."

"İşte sorun da o."

Onların atışmasını dinlerken istemsizce gözlerim sevdiğim adama kaydı. O da sanki baktığımı hissetmiş gibi dönüp bana baktı. Göz göze geldiğimiz an dudaklarının kenarında beliren o küçük gülümsemeyle hızlıca başka tarafa bakmıştım. Bunu fark eden Selin dirseğiyle koluma hafifçe dokununca ona dönüp kaşlarımı kaldırdım.

"Ne?"

"Hiç," dedi sırıtarak.

"O bakış neydi?"

"Bir şey demedim ki."

İkizimin gülmesini gizleyemeyince ikisine şüpheyle bakmıştım. Onlar ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ederken içimde yaklaşan sorgunun huzursuzluğu yavaş yavaş büyümeye başlamıştı. "Kesin bir şey çevirecekler," diye düşünürken ikisinin de aynı anda masum masum gülümsemesi hiç güven vermiyordu.

İkisinin de aynı anda masum masum gülümsemesi hiç güven vermiyordu. Şüpheyle gözlerimi kısıp bir süre yüzlerine baktım ama ikisi de hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etti. Bu da onları daha da şüpheli yapıyordu zaten.

"Tamam," dedim sonunda. "Kesin bir şey biliyorsunuz."

"Biz mi?" dedi Selin, kendini göstererek.

"Evet siz."

"Ne bilelim kızım?"

İkizim gülüşünü bastırmak için başını eğmesiyle gözlerimi ona çevirdim.

"Bak işte! Sen de gülüyorsun."

"Çünkü çok komiksin."

"Hiç inandırıcı değil."

Tam o sırada önden gelen kahkaha sesleriyle dikkatimiz erkeklere kaydı. Merih abi bir şey anlatıyor, abim de gülmekten kendini zor tutuyordu. Sevdiğim adam ise başını hafifçe eğmiş onları dinlerken ara sıra dönüp bizim tarafa bakıyordu. Her yakaladığım bakışta sanki suçüstü olmuş gibi gözlerimi kaçırıyordum.

"Bak yine baktı," diye fısıldadı Selin.

"Kes sesini."

"Baktı ama."

"Selin!"
Özgür kolunu omzuma atıp kahkahasını tutamayınca üçüne de ters ters baktım. Tam cevap verecekken Merih abimin sesi duyuldu.

"Arkada toplantı mı var?"

"Yok," dedik dördümüz aynı anda.

Bu kez herkes dönüp bize bakınca daha da utandım. Abim kaşlarını kaldırıp şüpheyle bize bakarken Meriç abi kahkahayı bastı.

"Kesin bir işler çeviriyorlar."

"Çevirmiyoruz," dedim hemen.

"En tehlikeli cümle de bu."

Merih abim bunu söyler söylemez hepimiz gülmeye başladık. Birkaç dakika sonra otelin girişine doğru ilerlerken kalabalığın ve ışıkların arasında yürümeye devam ettik. Tam kapıya yaklaşmıştık ki sevdiğim adam bir adım yavaşlayıp benimle aynı hizaya geldi.

"Barışma oranı kaç olmuştu en son?" diye sordu alçak sesle.

Bir an ne diyeceğimi bilemeyip ona baktım.

"Hatırlamıyorum."

"Ben hatırlıyorum."

"Kaçmış?"

"Elli bir."

Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.

"Demek takip ediyorsun."

"Önemli bilgiler unutulmaz."

Kalbim gereksiz yere hızlanırken gözlerimi kaçırdım. Tam o sırada önden gelen abimin sesi ikimizi de durdurdu.

"Haydi ama! Siz gelene kadar yaşlanacağız."

Bunun üzerine sevdiğim adam hafifçe gülüp başını salladı. Ben ise belli etmemeye çalışsam da yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadan diğerlerinin peşinden içeri doğru yürümeye devam ettim.

Abimin, "Evet, yemek yiyelim hadi," demesiyle birlikte duyduğum sesle kafamı çevirmiştim.

"Gökçe..." diye mırıldandığım an,

"Kardeşim ya!" deyip boynuma sarılmıştı.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan geri çekilip, "Ben ayrılmadan ondan şu şırfıntı tutturdu," demesiyle kaşlarımı çatmıştım.

"Biliyor mu bizi?" diye sordum.

"Yok be salak," dedi Gökçe hiç beklemeden. "Sataşmaya adam arıyordu. Üzüleyim mi, ağlayayım mı bilemedim, sizi buldu. Asıl sizin otelde ne işiniz var?"

"Ne demek o?" diye araya girmişti abim.

Gökçe anında ona dönüp,

"Şunun kapatma tuşu yok mu?" dedi.

Tam o sırada biraz ileriden,

"Efendim abi?" diye seslenen kızla göz göze gelmemek için ikizimin elini tutmuştum. Bilerek yapıyordu.

Kızın abisi ise bize dönüp gayet sakin bir şekilde,

"Doğru, lütfen bizimle kalın. Gökçe'nin kardeşi bizim de kardeşimizdir," dedi.

"Abiii!" diye cırlamıştı kız.

Merih abim iki elini açıp dramatik bir şekilde gökyüzüne bakar gibi yapınca,

"Çok şükür böyle değiller," dedi.

Buruk bir tebessümle gülmemizle ortam bir anda dağılmıştı.

Tam bir şey söyleyecekken abim önüme geçmişti. Görülmemişti ama gülmemek için kendini zor tuttuğu belliydi.

"Güzelim olur aslında ama..." deyip kızın abisine dönmüştü.

"Bu ekip full gelir, kabul edersiniz artık."

Adamın yüzündeki ifade değişirken,

"Tövbe estağfurullah," dedi.

Merih abim kahkahayı basarken Selin , İkizim, Özgür gülmeye başlamıştı.

Tam o sırada kızın gözlerini Tugay'a çevirip göz kırpmasıyla içimde bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim.

Refleksle bir adım atacaktım ki omuzlarımdan tutulmuştum.

"Abi..." diye mırıldandım.

Abim arkamda durmuş, iki elini omuzlarıma koymuştu.

"Dur."

"Abi bırak."

"Hayır."

"Abi."

"Hayır dedim."

Arka tarafta olanları izleyen Merih abimin dudağının kenarı titriyordu.

"Merih..." dedi abim uyarı dolu bir sesle.

"Gülüyorum ama saygılı bir şekilde gülüyorum abi."

"Sus."

"Tamam."

Hiç de susacak gibi görünmüyordu.

Ben ise hâlâ omuzlarımı tutan abime dönmeye çalışırken karşı taraftaki kızın sırıtarak bize baktığını görünce daha da sinirlenmiştim.

Gökçe ise olanları izleyip başını iki yana salladı.

"Yemin ederim senden bıktık be kızım. Ne diye kızın sevgilisine bakıyorsun?" demesiyle birlikte aldığı nefesle saçını çekmişti.

"Toz vardı."

Demesiyle gözlerimi devirmiştim. Tam o kız Gökçe'ye bir şey söyleyecek gibi olunca sertçe ona dönmüştüm.

"Dua et." demiştim.

Saçını çekti , abim araya girmeseydi neler yapardım düşünmek bile istemiyordum. Gözlerimi kısmış, başımı iki yana sallamıştım.

"Utanmaz mısın kızım ya?"

İkizim, Tugay ve ben arkadan onları takip ederken hâlâ o kızın bitmeyen enerjisini izliyordum.

"Abiii!" diye yeniden cırlamasıyla gözlerimi devirmiştim.

Yanındaki adam ise alışmış gibi,

"Efendim?" dedi.

İkizimin bir anda durmasıyla ben de refleksle durmuştum. Sanki ayakkabımın bağı çözülmüş gibi aşağı bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Tam o sırada Tugay'ın önümde çömeldiğini fark ettim.

Bir saniye...

İki saniye...

Gerçekten ayakkabı bağımı çözmüştü.

Hiçbir şey demeden bağı bağlamasıyla şaşkınca ona bakarken işini bitirip ayağa kalkmıştı. Üstelik bir de göz kırpmıştı.

"Oyarım o gözünü," dedim hiç düşünmeden.

Zaten sinirliydim.

Tugay ise sanki bunu bekliyormuş gibi dudaklarının kenarını kaldırdı.

Tam ayağa kalktığı sırada göz göze geldiği abim kaşlarını kaldırmıştı.

"Hayırdır ya? Gene ne oldu?"

"Hiçbir şey."

"Hiçbir şey olduğuna inanacak son kişiyim."

Özgür'ün yanımıza gelmesiyle konu tamamen dağılmıştı.

"Abi," dedi Milas Tugay'a bakıp. "Bu gidişle Arda abi sana uzaklaştırma kararı çıkartacak."

Kendimi tutamayarak gülmüştüm.

Tugay ise elini kalbine götürüp bana dönmüştü.

"Aşkolsun Nehir'im."

Sonra biraz eğilip alçak sesle,

"Ee, baldız baldan tatlı. Nasılsın?" dedi.

"Enişte."

Kelime ağzından çıkar çıkmaz yüzü değişmişti.

"Çok acı."

Bu kez ben gülerken abimin bize baktığını fark ettim.

Tam o sırada Merih abim,

"Görüyor musun? Üşür Ay Gizem," deyip üzerindeki ceketi çıkarmıştı.

"Lan!" diye çıkıştı abim.

Merih abim durmuştu.

"O benim kardeşim. Uzaklaş."

"Ne var ya? Abiyim ben."

"Hayır."

"Nasıl hayır?"

"Hayır işte."

Kahkahalar yükselirken istemsizce gözlerim karşı tarafa kaymıştı.

O adamla göz göze gelmiştim.

Bir anlığına etraftaki sesler uzaklaşmış gibi olmuştu.

Öyle bir bakıyordu ki...

Sanki onu ilk gördüğü an gibiydi, görmek istediğim gibi ya da öyle sanmam .

Sanki bütün karmaşanın arasında sadece ben varmışım gibi.

Nefesimi tuttuğumu fark ettiğim sırada yan taraftan gelen hareketle irkilmiştim.

"Abim!" diye bağıran kız koşarak o adama sarılmıştı.

Bir anda kendime gelmiştim.

Bakışlarımı kaçırırken kalbimin neden bu kadar hızlı attığını anlamamaya çalışıyordum.

Karşı tarafta kız hâlâ adama sarılmış bir şeyler anlatırken Tugay hafifçe bana yaklaşmıştı.

"İyi misin?"

"İyiyim."

"Emin misin?"

"Evet."

Tugay birkaç saniye yüzüme baktı.

İnanmamıştı.

Bunu gözlerinden anlayabiliyordum.

Ama neyse ki tam o sırada Meriç abimin sesi duyulmuştu.

"Arkadaşlar!"

Hepimiz ona döndük.

"Yemek yiyecektik ya hani?"

"Evet?"

"Ben açlıktan karakter gelişimi yaşıyorum artık."

Bir anda yükselen kahkahalarla üzerimdeki garip gerginlik biraz olsun dağılmıştı. Ancak gözlerim istemsizce son bir kez karşı tarafa kayarken o adamın da bana baktığını görünce kalbim yeniden tekledi. Bu sefer bakışlarımı ilk kaçıran ben olmuştum.

"Abii, ben de açım!" diye cırlayan kızın sesiyle istemsizce Meriç abime dönmüştüm. Tam o sırada karnımın guruldamasıyla yüzümü buruşturdum.

Sevdiğim bunu duyar duymaz elimi tutup,

"Abi, yesek mi de devam etsek?" dedi.

Kızın abisi başını salladı.

"Aslında annem güzel yemek yapmıştı. Gökçe geliyor diye hazırlık da yaptı. Eğer yemek isterseniz..."

Sözünün devamı boğazımda düğümlenmişti.

"Canım pizza çekti," dedi kız bir anda.

Anne yemeği...

O iki kelime içimde öyle bir yere dokunmuştu ki.

Anne yemeği demek istedim.

Nasıl bir şeydi acaba?

Birinin seni düşünerek yemek hazırlaması...

Eve girdiğinde kokusunu duyman...

Masanın hazır olması...

Normal insanlar için sıradan olan şeyler bana hep uzaktan bakabildiğim şeyler gibi gelmişti.

Bir anlığına boğazım düğümlendi.

Gözlerim dolarken başımı hafifçe eğdim.

Yapamadığım...

Yaşayamadığım...

Özlediğimi bile itiraf edemediğim hayat bir anda karşıma çıkmıştı sanki.

Derin bir nefes aldım.

Tam o sırada abimin bana baktığını hissettim.

Anlamıştı.

Yüzüme bakışından anlamıştım.

Hiçbir şey sormadan, hiçbir şey söylemeden anlamıştı.

"Aslında anne yemeği güzel olur," dedi sakin bir sesle.

O an ağlamak istedim.

Gerçekten.

Çünkü bunu benim için söylediğini biliyordum.

Gözlerimi kaçırdım.

Karşı taraftan bana yönelen birkaç bakış hissetmiştim.

Özellikle o adamın bakışı...

Sanki yüzümdeki değişimi görmüş gibiydi.

Tam o sırada Gökçe hızlıca araya girdi.

"Evet ya. Hem Asel teyzenin yemeği yenmez mi abi? Hadi gidelim."

Belli ki konunun uzamasını istemiyordu.

Şüphe çekmeyelim diye uğraşıyordu.

Ama kız çoktan dudaklarını bükmüştü.

"Ya ben yemiyorum abi. Canım pizza istiyor. Hem ben senin biricik kız kardeşinim."

İkizimin elimi sıkmasıyla ona döndüm.

Gözleri bendeydi.

Beni izliyordu.

Hem de dikkatle.

"Abi..." diye mırıldandım.

Ben neyseydim de...

Onun canının yanmasına dayanamıyordum.

Çünkü benim ne hissettiğimi anlamıştı.

Ve o his yüzünden üzülüyordu.

Bir nefes aldım.

"Pizza yiyelim," dedim.

İkizimin bakışları değişti.

Fark etmişti.

Benim onun için karar değiştirdiğimi fark etmişti.

"Hadi ama..." diye devam etmeye çalışırken,

"Yok bir şey," dedi hemen.

Ve elini elimden çekti.

O hareket içime daha çok oturdu.

Hiç düşünmeden yeniden elini tuttum.

Bu kez bırakmadım.

İkizim bana baktı.

Ben sadece başımı salladım.

Konuşursam sesimin titremesinden korkuyordum.

O sırada abim telefonu çıkarıp etrafa bakındı.

"Buralarda bildiğin yakın bir pizzacı var mı?"

Masadakiler konuşmaya başlarken ben sessizce oturuyordum.

Tam o sırada karşımdan gelen bakışları hissedip başımı kaldırdım.

O adam bana bakıyordu.

Ama bu kez merakla değil...

Üzülmüş gibi.

Sanki biraz önce söylemediğim şeyi anlamış gibi.

Göz göze geldiğimiz an bakışlarını kaçırmadı.

Ben ise boğazımdaki düğümü yutmaya çalışırken istemsizce gözlerimi indirmiştim.

Çünkü o an ilk kez biri, hiçbir şey anlatmadan da ne kadar kırıldığımı görmüş gibiydi.

Özür dilerim ama annenizi mi kaybettiniz?" dediği an Selin'in öksürük krizine girmesiyle olduğum yerde kalmıştım. Birkaç saniye nefes alamadan yutkunup cevap vermeye çalışırken abimin sesi duyuldu.

"Annem sevmez kız kardeşlerimi."

Masadaki herkes bir anda sessizleşmişti. Kız şaşkınca abime baktı.

"Özel değilse neden?" diye sordu çekinerek.

Gözlerimi önümdeki şişeye indirirken buruk bir gülümseme yerleşti yüzüme.

"Biz..." dedim sessizce. "Biz sizin gibi anne-kız ilişkisi yaşamadık."

Kızın kaşları çatılırken anlamaya çalışıyordu.

"Nasıl yani?"

Bu kez ikizim derin bir nefes aldı.

"Şöyle düşün," dedi sakin bir sesle. "Bir insanın annesi vardır ama çocukluğu boyunca kendini annesiz hisseder ya... Biz biraz öyle büyüdük."

Masanın etrafındaki sessizlik ağırlaşmıştı.

"Annemiz bizi hiç sevmedi demiyorum," dedim istemsizce. "Ama sevdiğini de hissettirmedi. Karnımız doydu, üstümüz başımız oldu ama sadece bir kaç hafta ya da taş patlasın gün..." Sesim titreyince sustum.

"Anne olmak sadece bunlar değil," dedi abim cümlemi tamamlayarak.

Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerinde her zamanki o sakin ifade vardı ama ben ne demek istediğini biliyordum.

Çünkü geceleri korkup uyuyamadığımda yanıma gelen ikizimdi.Abim de yoktu ki dememle ama abim ve ikizim demiştim...

Sınav sonuçlarımı heyecanla bekleyen kızlardı, Merih abimdi. Ama abim dedim...

Ağladığımda saçımı okşayan, düştüğümde kaldıran da kızlardı Merih abimdi. Ama abim dedim...

Karşımdaki kız gözlerini kaçırdı.

"Gerçekten özür dilerim," diye fısıldadı.

"Özür dileme," dedim hafifçe gülümseyerek. "Bilmiyordun sonuçta."

Abim elini omzuma koyarken ikizim de sessizce başını salladı.

"Biz alıştık," dedi Selin.

"Hayır," diye düzeltti abim. "Alışmadılar. Sadece güçlü olmak zorunda kaldılar."

O an boğazımdaki düğüm daha da büyümüştü.

Ve masadaki herkes sessizleşirken ben istemsizce abime baktım.

Belki annemiz bize sarılmamıştı.

Ama hayat boyunca düştüğümüz her yerde bizi tutan bir çift el olmuştu, demiştim. Sonra içimden acı bir gülümseme geçti. Hayır, olmamıştı. Belki de içten içe kabullenemediğim tek gerçek buydu. Aldığım nefes boğazımda düğümlenirken gözlerimi kıza çevirdim. Bazen birinin bakışlarının altında ne olduğunu hissedersin ya, işte öyleydi. Yüzünde gülümseme vardı ama gözlerinde başka bir şey dolaşıyordu. Sinsi sinsi etrafı süzüp sonra abisine döndü.

"Abi, abi... Annem de pizza yapmıştı, onu mu yesek?" dedi.

Abisi kısa bir an ona baktı. O bakışın içinde onaydan çok uyarı vardı sanki. Tam o sırada ikizim araya girip,

"Siz yiyin, biz dışarıda yeriz abi. Siz geçin," dedi.

Ben de fırsatı kaçırmadan hemen başımı salladım.

"Hem Tugay da bize burayı gösterir. Siz yiyin, olur mu?" dedim.

Kızın yüzündeki memnuniyet saniyesinde belirirken Özgür kaşlarını kaldırdı.

"Ben de mi gelsem?" diye sordu.

"Olurrr," dedim uzatarak.

Abim önce bana, sonra ikizime baktı. Sanki gerçekten istediğimizden emin olmaya çalışıyordu. Birkaç saniye sonra başını hafifçe salladı.

"Tamam o zaman."

Telefonumu çıkarırken içimde garip bir rahatlama hissettim. Sanki biraz önce bulunduğum ortamdan uzaklaşmak istiyordum da kendime bahane bulmuştum. Hızlıca ekranı açıp gülümsemeye çalışarak,

"Konum atın o zaman," dedim.

Belki onlar için sıradan bir akşamdı. Birkaç dilim pizza, biraz sohbet ve bolca kahkaha... Ama benim için öyle değildi. Çünkü ben insanların aile yemeklerini, annelerinin hazırladığı sofraları, "Geç kalmayın" diye peşlerinden seslenişlerini hep uzaktan izlemiştik. Sanki camın diğer tarafında duran biri gibi. Vardım ama ait değildim.

Tugay'ın "Hadi gidiyoruz o zaman," demesiyle düşüncelerim dağıldı. İkizim koluma girip heyecanla bir şeyler anlatırken istemsizce gülümsedim. Belki de ilk kez bir yere giderken içimdeki sessizlik bu kadar bağırmıyordu.

Kapıdan çıkacağımız sırada sevdiğim adam özgürle bana dönüp anahtarları elinde çevirip, "Kim öne oturacak kavgası istemiyorum," dedi. Bunun üzerine biz aynı anda konuşmaya başlayınca yol bir anda kahkahalarla doldu.

Ben ise birkaç adım geride durmuş onları izliyordum.

Çünkü bazen insanın canını en çok acıtan şey yalnız olmak değilmiş.

Kalabalığın içinde kendine yer bulamayacağını sanmakmış.

Ve o an, ilk defa, belki de yanılmış olabileceğimi düşündüm. Çünkü ikizim kolumu bırakmıyor, sevdiğim dönüp, "Nehirim, gelsene," diye sesleniyor, Özgür yanımıza oturup bizi bekliyordu. Bense çoktan ikizimin yanına geçmiştim. Özgür'ün, "Böyle düşünme yenge," demesiyle eş zamanlı ikizime dönüp , "Aynen bacım," diye destek çıkması dudaklarımın istemsizce yukarı kıvrılmasına neden oldu. Hepsine tek tek baktıktan sonra boğazımı temizleyip, "Şey... bowlinge gidelim mi?" diye sordum.

İkizimin, "Sen Selin'i ara, biz de yakınlarda nerede var bakalım, olur mu?" demesiyle başımı sallayıp onu onayladım. Telefonumu çıkarıp rehberden "Selin'im 💅🏻" kaydını buldum. İsmi görür görmez yüzümde küçük bir gülümseme oluşurken arama tuşuna bastım. Telefon çalmaya başladığında cihazı kulağıma götürüp cevap vermesini bekledim. Etrafımdakiler de bir yandan bowling salonu ararken göz ucuyla beni izliyordu. Birkaç saniye sonra hattın diğer ucundan gelen sesle istemsizce doğruldum. "Alo?" dedi Selin.

"N'aber bebek?" diye mırıldandığım an karşı taraftan gelen sesle gülümsedim.

"İyidir güzelim, senden?" dedi Selin.

"Selin, bizle bowlinge gel."

"Olur."

"Seni alırız hem. Hem kafamız dağılır hem de erkeklere karşı kızlar takımı kurarız. Hatta Gökçe de gelebilirse gelsin. İkizimin de biraz kafası dağılır."

"Aşkım..." dedi bir anda.

"Ne?"

"Niye bana bütün planı anlatıyorsun? Sövdürtme, gelin alın bizi. Ama bize iki erkek lazım."

Kahkahamı zor bastırdım.

"Hımm... Sana partner bulalım mı?"

"Duru!" diye cırladı.

Gülmeye devam ederek başımı salladım.

"Şaka bir yana, Tugay'a sorarım. Müsaitse çağırır. Ama Gökçe de birini davet edecekse etsin. Siz hazırlanın, geliyoruz."

"Çok duygusal konuşuyorsun ponçik. Kaç dakikaya oradasınız?"

Bir an duraksadım.

"İyi ki varsın," diye mırıldandım.

"Susss! Şu an değil. Duygusal moda girme. Bir saate burada olun."

Gülerek gözlerimi kapattım.

"Anlaştık bebeğim. Kapatıyorum."

Telefonu kapatacakken başımı kaldırmıştım. Tam o sırada sevgilimle göz göze gelmiştim. Kaşlarını kaldırarak aynadan bana bakmasıyla kafasını onaylamaz şekilde iki yana sallamıştım.

"Ne var ya? Abimlerle gitti ya, kızı incelemek için. Hani şu yemekte..." dememle birlikte yürüyerek parka geçmiştik, hani o sıra vedalaştık ya yemek diye.

Duyduğum Selinin sesiyle; "Akşam; ben, sen, Gökçe, siz... abim birşeyler konuşacakmışız?" diye sordu.

"La eşek, plan yaptık işte."

"Gel hele sen buraya," dedim şüpheyle onu dinlerken.

Ben ise telefonumu masum masum dinliyordum

.

"Ne var bebeğim?" dedim, bunun onu daha da sinirlendireceğini bile bile.

Kapanan telefonla kahkaha atmıştım...

Sevgilimin "O zaman ilk dolaşalım." demesiyle,

"Alışveriş merkezine gidelim mi?" demiştim.

"Eyvah..." diye mırıldanmıştı Özgür.

"Ne eyvah?" diye sormuştu ikizim.

Durup onlara dönmüştüm. Sonra tekrar sevgilime bakıp,

"Sevgilim, sence bunlar nasıl?" demiştim.

"Eyvah..." demişti Özgür bir kez daha.

"Kardeşim elden gitti, sus." demesiyle sevdiğim adam koluna hafifçe vurmuştum.

Milas Tugay vurduğum yere elini götürüp dramatik bir şekilde iç çekmişti.

"Bak, gitti diyorsun biricik kardeşim."

" ya sap mı kalsınlar yakışmazlar mı?"

" ya o değilde baksana şunlara ne iyi didişiyorlar."

İkizim kahkahasını bastırmaya çalışırken gözlerimi devirmiştim.

" bak bak hele nasıl da tutuyor."

"Abartmıyorum." dedi Özgür. "Daha alışveriş merkezinin kapısından yeni girdik. Ama anca laf vur bana!" İkizim geri kalır mı ? " sanki susup da dinledin beni !" Demişti.

Tam cevap verecekken sevgilim sessizce elimi tutmuştu.

Parmaklarının parmaklarıma değmesiyle bir an duraksamış, ona dönüp bakmıştım.

"Bence güzel." demiştim gözlerinin içine aynadan bakarak oldular bunlar.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Özgür başını iki yana sallamıştı.

"Tamam, biz kaybettik."

"Neyi kaybettiniz?"

"Tartışmayı kaybettim."

Bu kez ikizim açık açık gülmeye başlamıştı.

Ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken sevgilim elimi bırakmamıştı.

"Bence haksızlık yapıyorsunuz." demişti sakin bir sesle.

Özgür hemen kaşlarını kaldırmıştı.

"Bir de bizi savunuyor gibi yapıyor."

Sevgilim hafifçe gülmüş, sonra bana dönmüştü.

"İstediğini sorabilirsin."

Kalbim istemsizce hızlanırken gülümsemiştim.

Özgür ise yüzünü buruşturmuştu.

"Tamam. Bunlar artık kendi dünyalarında."

İkizim de omzuna vurmuştu.

"Sus da mutlu olsunlar." Özgüre dönüp demişti.

Sevgilim elimi biraz daha sıkarken ben de ona biraz daha yaklaşmıştım.

Özgürün karşı taraftan gelen sesiyle gülmemek elde değildi.

"Şahit olun, kardeşim resmen elden gitti." Diye tıslamadı kesinlikle Tugay yapar mı öyle şey.

Ben tam cevap verecekken sevgilim gülerek Özgür'e dönmüş,

"sus abim, sus ikizim, sus baldız... Ama bir tane aşkım var sus sevgilim ." demişti.

Bir anlık sessizlik olmuştu.

Özgür olduğu yerde kalakalırken ikizimin ağzı açık kalmıştı.

"Duydun mu?" diye fısıldamıştı Özgür ikizime.

"Duydum." diye cevap vermişti ikizim.

Ben ise yüzümün kızardığını hissedip sevgilime bakmıştım.

Arabayı yolun sağına çekmesiyle bana dönmüştü.

"İn bakalım, ikiz bozuntusu."

O da hiçbir şey olmamış gibi güzel iltifatlarını sayarken, bana dönmesiyle arabanın arka kapısını açmıştı.

"Seni yerim." diye mırıldanmıştım.

Gülümsemesi biraz daha büyürken hafifçe başını eğmişti.

"Belli oluyor zaten."

"Sus."

"Gerçekleri söylüyorum."

Başımı iki yana sallayıp gülmemle Özgür'e dönüp bakmıştım. Arabaya binmeden önce kapıyı kapatıp, "Bak Özgür, bak..." derken Tugay'a dönmüştüm. Gülerek bana onaylamaz bakışlar atmasıyla yanağına kısa bir öpücük kondurmuş, hiçbir şey demeden direkt arabaya binmiştim.