19. bölüm / 54
BENDEN ÇALINAN HAYAT🍯 19. Bölüm 🍯
Bölümler 54Şu an: 🍯 19. Bölüm 🍯
- 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
- 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
- 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
- 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
- 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
- 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
- 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
- 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
- 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
- 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
- 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
- 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
- 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
- 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
- 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
- 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
- 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
- 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
- 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
- 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
- 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
- 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
- 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
- 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
- 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
- 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
- 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
- 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
- 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
- 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
- 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
- 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
- 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
- 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
- 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
- 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
- 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
- 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
- 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
- 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
- 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
- 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
- 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
- 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
- 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
- 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
- 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
- 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
- 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
- 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
- 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
- 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
- 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Aşkım..." diye mırıldanıp elimi tuttuğu anda attığı vitesle araba hafifçe öne doğru süzüldü. Arka koltuktan Özgür etrafa bakıp,
"Geldik sanırım," dedi.
Ben de bir an düşünüp sevdiğime döndüm.
"Şey... Tugay, tanıdığın varsa çağırsana da sayımız eşit mi olsun?"
Sevdiğim bana yan gözle bakıp hafifçe kaş kaldırdı. Dudaklarının kenarında o tanıdık gülümseme belirirken göz kırptı.
"Ne demiştim?" diye mırıldandım kendi kendime.
"Tugay..." dedim şüpheyle.
Milas Tugay hemen eliyle kalbini tutmuş gibi yapıp,
"Canımın içi, Milas de be..." dedi dramatik bir ses tonuyla.
Kahkahamı tutamayarak ona döndüm.
"Ama ama... Senin yanaklarını sıkarım ki!"
"Ben bunu tehdit olarak algıladım," dedi gülerek.
Sonra arabayı yolun kenarına çekti. Motorun sesi hafifçe azalırken bana dönüp,
"Ara bitanem."
dedi.
Tam telefonu çıkaracakken arka kapı açıldı.
"Selam millet!"
Selinin sesi duyulurken hemen ardından Gökçe de arabaya bindi.
"Yer var mıydı acaba?" dedi sırıtıp.
Ben arkaya dönüp iki elimi açtım.
"Hoş geldiniz ballarım!"
Selin hiç beklemeden boynuma sarılırken,
"Biz gelince ortam güzelleşti yine."
dedi.
"Yine mi?" diye güldü Gökçe.
"Her zaman."
Özgür başını iki yana sallayıp,
"Şu özgüvene bak."
diye söylenirken arabadaki herkes aynı anda gülmeye başladı. Birkaç dakika önceki sessizlik dağılmış, arabanın içi kahkahalarla dolmuştu. Tugay ise direksiyona yaslanmış, bir yandan bizi izliyor bir yandan da gizlemeye çalıştığı gülümsemesiyle başını sallıyordu.
"Tamam," dedi sonunda.
"Şimdi ekip tamamlandıysa birileri bana nereye gittiğimizi de anlatsın."
"Sevgilim, nereye gidelim?" diye sormasıyla hiç düşünmeden:
"Bowling?" demiştim.
İkizim bir anda başını iki yana sallayıp:
"Enişte, bazen sana üzülüyorum." demişti.
Kaşlarımı çatıp onlara dönmüştüm.
"Ne?" dediğim an ikizim kahkahasını zor tutarak bize dönüp bakmasıyla;
"Baldız özellikle onunla uğraşırken..." deyip ikizime baktı.
Tugay daha ben bir şey diyemeden gülümseyerek sanki az önce konuşmamış gibi söze girmişti:
"Hem onun benimle uğraşması fena ya."
Başımı çevirip ona bakmıştım.
"Ne diyorsun bayım, ne?" dedim.
Tugay masum bir ifadeyle omuz silkti.
"Yalan mı güzelim? Daha sabah başladın."
"Ben mi başladım?"
"Evet, sen."
"Sen başladın."
"Bak, yine başladı."
İkizim kahkahayı patlatırken Selin de gülmeye başlamıştı.
"İşte bundan bahsediyorum." dedi ikizim. "Enişte ne dese ters köşe oluyor."
Tugay iç çekiyormuş gibi yapıp başını salladı.
"Görüyor musunuz? Ben burada tamamen mağdurum."
"Tabii canım." dedim alayla.
"O kadar mağdurum ki bazen destek hattı arayasım geliyor."
Bu kez Özgürle birlikte kızlar da gülmeye başlamıştı.
Gökçe gülerek "Yok enişte," dedi. "Sen kendi isteğinle girdin bu savaşa."
Tugay elini kalbinin üzerine koyup bana baktı.
"Ben savaşa girmedim ki. Bir gün 'merhaba' dedim, kendimi burada buldum."
"Abartma."
"Abartmıyorum."
"Abartıyorsun."
"Bak yine yaptı."
Kahkahalar arasında Tugay elini uzatıp benim elimi tuttu.
"Yine de şikâyetçi değilim ama."
"Niye?"
Göz kırpıp hafifçe gülümsedi.
"Çünkü benimle uğraşan kişi sensin." dedi.
İkizim o an iki elini havaya kaldırmıştı.
"Tamam, tamam. Biz yine üçüncü teker olduk. Hadi bowlinge gidelim de şu romantik bölümü geçelim." Demesiyle bizimkiler kahkaha atmıştı.
"Vallahi haklı. Beş dakika içinde yine birbirlerine döndüler."
Ben gözlerimi devirmiştim.
"Abartıyorsunuz."
"Yok," dedi Özgür. "Biz gayet objektifiz."
Tugay elimi bırakmadan:
"Ben objektif değilim." diye mırıldandı.
"Şaşırdık mı?" dedim.
"Hayır."
"Hayır."
"Hayır."
Beşi de aynı anda cevap verince gülmemek için dudağımı ısırmıştım.
Bowling salonunun önüne geldiğimizde Tugay kapıyı açarken:
"Hanımefendi buyurun." dedi.
"Teşekkür ederim bayım."
İkizim arkamızdan:
"Bunlar gerçekten durmuyor."
diye söylenirken içeri girmiştik.
Ayakkabıları alıp pistlere doğru yürürken Selin:
"Kızlar erkeklere karşı olsun mu?" diye sordu.
"Olur." dedim.
Özgür hemen itiraz etmişti.
"Bir dakika. Bu haksızlık."
"Nedenmiş?" diye sordum.
"Çünkü siz daha başlamadan birlik olup bize laf atıyorsunuz."
İkizim omzunu silkmişti.
"O da bizim yeteneğimiz."
Tugay gülerek top rafına yaslandı.
"Benim tek korkum var."
"Neymiş?" diye sordum.
"Sen kazanırsan bir hafta bununla övüneceksin."
"Bir hafta mı?"
"İki hafta."
"Bir ay."
"Tamam işte!" diye güldü. "Gördünüz mü?"
Toplardan birini elime alırken:
"Korkuyorsan söyle."
demiştim.
"Korkmuyorum."
"Korkuyorsun."
"Korkmuyorum güzelim."
"O zaman ilk atışı sen yap."
Tugay kaşlarını kaldırmıştı.
"Sinsi."
"Teşekkür ederim."
"Bu iltifat değildi."
"Ben iltifat olarak aldım."
Arkamızdan gelen kahkahalarla birlikte Tugay topu eline aldı.
"Peki." dedi. "İlk atış benden."
Hepimiz piste bakarken topu göndermişti.
Top şerit boyunca ilerleyip çoğu lobutu devirdiğinde Özgür ıslık çalmıştı.
"Fena değilmiş ikizim."
Tugay dönüp bana bakmıştı.
"Şimdi sıra sende."
"Elbette."
"Sonra ağlamak yok ama."
"Kaybedersem konuşuruz."
"Bu özgüvenin kaynağı ne?"
Ben topu elime alırken hafifçe gülümsemiştim.
"Senin beni tanıyor olman lazım artık."
Sevgilim başını eğip güldü.
"İşte bu cümleden sonra başımıza kesin bir şey gelecek."
Ve herkes merakla benim atışımı beklemeye başlamıştı.
Topu elime alıp pistin başına geçtiğimde herkes susmuştu.
"Baskı yapmayın." dedim.
"Kimse bir şey demiyor ki." dedi Tugay.
"Bakışlarınız bile baskı."
Selin gülmeye başlamıştı.
"Haydi kızım."
Derin bir nefes alıp topu bıraktım. Hepimizin gözleri aynı anda piste çevrilmişti. Top düz gidiyordu, sonra hafifçe sağa kaydı ve birkaç lobut ayakta kaldı.
"Off!"
diye söylendim.
Özgür hemen alkışlamaya başlamıştı.
"Güzel atış ama."
"Teselli istemiyorum."
"Daha ilk tur."
Tugay yanıma gelip omzuma hafifçe dokundu.
"Benimkinden kötü değil."
Şüpheyle ona baktım.
"Yalan söylüyorsun."
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, birazdan fazla."
Kahkaha atmama engel olamamıştım.
İkinci atış için hazırlanırken Tugay sessizce yanıma eğildi.
"Şu kalanları alırsan saygım artacak."
"Artmıyor mu zaten?"
"Artıyor ama ekstra artacak."
"Ne büyük lütuf."
"Rica ederim."
Gözlerimi devirip topu tekrar göndermiştim. Bu kez kalan lobutlar da devrilince Selin sevinçle bağırmıştı.
"İşte bu!"
Ben zafer kazanmış gibi iki kolumu havaya kaldırınca özgür:
"Bir lobut değil sanki dünya kupası kazandı."
demişti.
"Başarı başarıdır."
"Birazdan bunu da anlatırsın artık."
"Anlatacağım tabii."
Tugay başını sallayıp güldü.
"Bakın, daha ilk turdan başladı."
Sonraki birkaç tur boyunca salonun yarısı bizim kahkahalarımızı duyuyordu. Kim kazanıyordu, kim kaybediyordu çok da önemli değildi. Herkes birbirine laf yetiştiriyor, her başarılı atışta ortalık karışıyordu.
Bir ara Tugay'ın topu elinden beklediğinden erken çıkıp yana doğru gidince fırsatı kaçırmamıştım.
"Bayım?"
"Efendim?"
"Bu stratejik bir hamle miydi?"
Selin , Gökçe ve ikizim gülmekten kırılmıştı.
Tugay gözlerini kısıp bana baktı.
"Dalga geçiyorsun."
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, birazdan fazla."
Bu kez kendi sözlerini ona karşı kullanınca kahkahalar daha da büyümüştü.
Tugay başını iki yana sallayıp yanıma geldi.
"Bunu unutmayacağım."
"Ne yapacaksın?"
"Uygun zamanı bekleyeceğim."
"Tehdit mi bu?"
"Hayır."
"Peki ne?"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
"Sabırlı bir intikam planı."
"Çok korktum."
"Olman lazım."
Tam o sırada Özgür uzaktan seslenmişti:
"İkiniz flörtleşmeyi bırakıp oyuna dönseniz mi?"
Bir saniye sessizlik olmuş, sonra hepimiz aynı anda gülmeye başlamıştık. Tugay ise elimi kısa bir an sıkıp:
"Tamam güzelim, önce şu oyunu bitirelim."
demişti. Salonun içindeki kahkahalar yeniden yükselirken herkes tekrar piste dönmüştü.
Gökçe elindeki topu döndürüp:
"Şimdi izleyin." demesiyle ikizim hemen:
"Güveniyoruz sana kuzenim. Birileri gibi el vermezsin sen."
demişti.
Selin'e kolumu atıp:
"Ne diyor ya bu?" demiştim.
Selin gülerek:
"Valla haksız mı? Çizgiye bastığını demesen sayı bizimdi."
deyip koluma hafifçe vurmuştu.
"Ya haksız rekabet diye şey ettim. Siz de yani iyice beni satıcı ilan ettiniz."
dediğim an Özgür:
"Yengem be..." diye söze girmişti.
"Sus Özgür ya. İyi ki yanlışlıkla 'aşkım çizgi' demişim yani."
demiştim.
İkizim hemen:
"Verdik la öyle eli ya."
demişti.
Başımı iki yana sallayıp Gökçe'ye dönmüştüm.
"Ya haksız mıyım?"
Gökçe topu eline alırken omuz silkmişti.
"Haklı be kızlar, kabul edelim. Eski enişteniz şu an yanımda olsa ben bile yapardım. Hem kız aşkta mı kaybetseydi?"
demişti.
Yutkunup bir an ona bakmıştım.
"Lan..."
deyip dönmemle Gökçe kahkahayı basmıştı.
"Uzun hikâye, anlatırım bir ara. Oyuna dönelim mi?"
Tam o sırada Özgür:
"Sıra sende."
demişti.
Gökçe başıyla onaylayıp piste doğru yürüdü.
Hepimiz gözümüzü topa dikmiştik.
"Haydi kuzen!" diye seslendi ikizim.
"Baskı yapmayın."
"Yapacağız."
"Yapmayın."
"Yapacağız."
Gökçe derin bir nefes aldıktan sonra topu bıraktı.
Top düzgün bir şekilde ilerledi.
Bir saniye...
İki saniye...
Ve bütün lobutlar aynı anda devrildi.
"Strike!"
diye bağırdı Selin.
İkizim iki kolunu havaya kaldırmıştı.
"İşte benim kuzenim!"
Gökçe zafer kazanmış gibi dönüp eğilmişti.
"Teşekkürler, teşekkürler."
Ben alkışlayarak:
"Tamam, kabul. Hava atmayı hak ettin."
dedim.
"Bunu duymak güzeldi."
"Bir daha duyamayacaksın."
"İşte gerçek Nehir Duru geri döndü."
dedi Gökçe.
Tugay da gülüyordu.
"Bir dakika, herkes Gökçe'yi kutluyor da ben ilk turda iyi attığımda bu ilgiyi görmedim."
Özgür hemen:
"Çünkü sen beklenen performanstın."
demişti.
"Bu iltifat mı?"
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Hayır."
Bunun üzerine kahkahalar yeniden yükselmişti.
Milas skor ekranına bakıp:
"Şu an durumlar ilginçleşti yalnız."
dedi.
"Nasıl yani?" diye sordum.
"Gökçe geldiğinden beri sizin takım öne geçti."
İkizim anında:
"Demek ki eksik parça Gökçe'ymiş."
demişti.
Gökçe gururla başını kaldırırken ben:
"Bir strike attın diye havalanma."
dedim.
"Bir strike mı?"
dedi Gökçe.
"Birazdan bir tane daha atarım."
"İddialı konuşuyorsun."
"Kuzenini tanımıyorsun galiba."
dedi ikizim.
Gökçe göz kırpınca salondaki herkes yeniden gülmüş, Selin de eliyle piste işaret etmişti.
sevgilimin, aklına gelmiş gibi bana dönüp bakmasıyla;
"Tamam gençler. Muhabbet güzel de oyun kendi kendine bitmeyecek. Sıradaki gelsin."
demesiyle hepimiz tekrar piste dönmüştük.
Tam topu almak için eğilecekken Gökçe arkadan seslenmişti:
"Bu arada ben hâlâ haklıyım."
Başımı çevirip ona baktım.
"Neyde?"
"Çizgi konusunda."
"Of ya."
İkizim hemen fırsatı yakalamıştı.
"Bak, tarafsız jüri de kararını verdi."
"Tarafsız mı?" dedim.
"Evet."
"Az önce kuzenim diye desteklediğin kişi mi tarafsız?"
Özgür kahkaha atmıştı.
"Orada bir mantık hatası var."
"Teşekkür ederim Özgür."
"Rica ederim yenge."
"Sen de başlama."
Selin omzuma yaslanıp gülüyordu.
"Bence kabul et artık."
"Etmeyeceğim."
"Niye?"
"Prensip."
"Suçlu prensibi."
"Selin!"
Gülüşmeler arasında topu elime almıştım.
Tam atış için hazırlanırken elimdeki topu Tugay'a uzatmıştım.
"Al bakalım, sıra sende yakışıklı."
dememle bir an durup bana bakmıştı.
Tugay'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
"Yakışıklı mı?"
"Evet?"
"Bir şey isteyeceksin galiba."
İkizim uzaktan:
"Tanıyor artık."
demişti.
"Ya susun bir."
diye söylenmiştim.
Tugay topu alırken gözlerini benden ayırmamıştı.
"Yoksa bugün ilk kez iltifat mı aldım?"
"Abartma."
"Not edin arkadaşlar, tarihî an."
Özgür hemen telefonunu kaldırıyormuş gibi yapmıştı.
"Kayda geçiyorum."
Selin kahkaha atmıştı.
"Bir daha duyamayabilirsiniz."
Ben gözlerimi devirirken Tugay topu elinde çevirip:
"Peki güzelim, madem yakışıklıyız, mahcup etmeyelim."
demişti.
"Büyük konuşma."
"Güven bana."
"İşte en korkutucu cümle."
Gökçe hemen atılmıştı:
"Kesin şimdi çizgiye basacak."
"Gökçe!"
"Ne var? İstatistik konuşuyor."
Salondakiler yeniden gülmeye başlamıştı.
Tugay başını iki yana sallayıp piste yönelmişti.
"Bu kadar baskı altında kim oynar?"
"Başarılı insanlar."
demişti Selin.
"Sağ olun abi, hiç yardımcı olmadınız."
Tugay derin bir nefes alıp topu bıraktı.
Hepimiz piste döndük.
Top düzgün ilerliyordu.
İkizim:
"Haydi enişte, yapama !"
diye bağırmıştı.
Top son anda hafifçe kıvrılıp lobutlara çarptığında büyük kısmı devrilmişti.
"Güzel!"
dedi Özgür nispet yapar gibi.
Ben de alkışlamıştım.
"Fena değilmiş yakışıklı."
Tugay dönüp bana bakmıştı.
"Bir iltifat daha mı duydum?"
"Şımarma."
"Geç kaldın."
"Ne?"
"Çoktan şımardım."
Özgür hemen:
"Bunu biz de fark ettik."
demişti.
Kahkahalar arasında Tugay yanıma gelip hafifçe eğilmişti.
"Bu arada."
"Ne?"
"Yakışıklı kısmını tekrar duymak istiyorum."
Bir an durup ona baktım.
Sonra gülümseyip başımı iki yana salladım.
"Rüyanda görürsün."
Bunu duyan Gökçe ve ikizim aynı anda kahkahayı patlatırken Tugay da gülerek:
"Tamam, bunu da not ettim."
demişti. Oyun devam ederken laf atışmaları da hız kesmeden sürüyordu.
Tugay'ın:
"Tamam, bunu da not ettim."
demesiyle kaşlarımı kaldırmıştım.
"Bir dosya mı tutuyorsun benim için?"
"Tabii."
"Ciddi misin?"
"Evet."
Özgür hemen araya girmişti.
"Başlığı da belli: 'Nehir Duru ' nun Suç Dosyası'."
"Özgür!"
"Ne var yenge?"
Selin kahkahasını bastırmaya çalışırken:
"İlk madde: Çizgi olayı."
demişti.
"Yeter artık şu çizgi meselesi!"
Gökçe iki elini kaldırmıştı.
"Hayır, tarih bunu unutmayacak."
"Bir strike atınca kendini tarihçi ilan etti."
"Ettim."
Özgür başını sallayarak gülmüştü.
"Sizin enerjiniz hiç bitmiyor mu?"
"Bitiyor." dedi Özgür.
"Hangi durumda?"
"Yemek görünce."
Bu kez hepimiz gülmeye başlamıştık.
Tam o sırada skor ekranına baktım.
"Bir dakika."
"Ne oldu?" dedi Selin.
"Aramızda çok fark yok."
İkizim hemen yanıma gelmişti.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Demek ki son turlar belirleyecek."
Tugay ekrana göz gezdirip:
"Bu kadar konuşup hâlâ başa baş gitmemiz ilginç."
demişti.
"Çünkü yetenekliyiz."
"Çünkü şanslısınız."
"Bahane üretme."
"Şimdiden hazırlık yapıyorum."
Gökçe gülerek topunu almıştı.
"Bakın, kaybeden tarafı şimdiden belli etmeyin."
"Sen kimin tarafındasın?" diye sordum.
"Eğlencenin."
"Güzel cevap."
"Biliyorum."
Sıra yeniden değişirken ikizim eliyle piste işaret etmişti.
"Hadi bakalım, sonlara yaklaşıyoruz."
Tugay bu kez bana dönüp hafifçe başını eğdi.
"Hazır mısın?"
"Neye?"
"Kaybetmeye."
Bir an ona baktım.
Sonra gülümseyip:
"Sen hazır mısın?"
dedim.
"Ben mi?"
"Evet."
"Niye olmayayım?"
"Çünkü eğer biz kazanırsak bunu aylarca dinleyeceksin."
Özgür hemen araya girmişti.
"Aylarca mı? Yıllarca."
"Sağ ol Özgür."
"Rica ederim."
Tugay derin bir iç çekmiş gibi yaptı.
"Bakın, herkes bana karşı birleşmiş."
Selin omzunu silkti.
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, tamamen."
Bu sözle birlikte hepimiz yeniden kahkahaya boğulurken, bowling salonunun diğer tarafındaki insanlar bile dönüp bize bakmaya başlamıştı. İkizim bunu fark edip gülerek:
"Biraz daha devam ederseniz salonun yarısı sizin oyuna ortak olacak."
demişti.
Selin de hemen:
"O zaman seyirci desteği de alırız."
deyince yeni bir kahkaha dalgası salonun içinde yankılanmıştı.
Gülerek, "Onlar da zaten Gizem kazansın diye diyordu, değil mi?" diyen Selin'le, "Sen ne diyorsun be?" demişti. Selin beni kolunun altına alıp, "Bak, durum şu; ikizin hep böyle." demesiyle, "Aaa, ayıp! Bak, beni kime şikâyet ediyor, görüyorsun değil mi?" deyip Gökçe'yi yanına çekmişti.
"Bak, görüyorsun değil mi ikizim?" diyen Özgür'e, Tugay, "Görmez olur muyum kardeşim?" dediği an, "Biz onlar kazansa bile haksız rekabet etmişiz. Dörde iki, valla buna rağmen aldık." demişti.
"Tugay!" dememle koşup sırtına atlamıştım. Beni döndürmesiyle buruk bir tebessüm edip kulağına eğilmiş,
"Ne demiştin sen?" demiştim.
Tugay beni sırtında döndürmeyi bırakıp yavaşça yere indirmişti. Yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı.
"Hangisi?" diye sormasıyla gözlerimi kısmıştım.
"Hani az önce Özgür'e dediğin şey."
Bir an düşünüyormuş gibi yapıp omuz silkti.
"Çok şey dedim."
"Ya Milas Tugay Çevik."
Gülmesiyle Selin uzaktan,
"Kesin yine bir şeyler çeviriyorlar!" diye seslenmişti.
"Çevirmiyoruz!" diye bağırırken Tugay'ın kahkahası duyulmuştu.
Sonra tekrar bana dönüp biraz eğilmişti.
"Şunu dedim..." diye mırıldandı. "Bu kadar kişi bir araya gelip bir oyunu kazanıyorsa normaldir de, dört kişiye karşı iki kişi kazanıyorsa o ikiliden korkmak lazım."
Kaşlarımı kaldırmamla kahkaha atmıştı.
"Yani kendinizi mi övdün?"
"E hak ettik ama."
"Hiç mütevazı değilsin."
"Sen çok öylesin çünkü."
Gözlerimi devirmemle Özgür yanımıza gelip kolunu omzuma atmıştı.
"Bakın, yine başladı bunlar."
"Ne başladık?" dedim.
"Birbirlerine laf atıp sonra haklı çıkmaya çalışıyorlar."
İkizim , Selin , Gökçe'yle ile birlikte yanımıza gelirken,
"Boşuna uğraşmayın. Bunların tartışmasının kazananı olmuyor." demişti.
Tugay başını sallayıp,
"Oluyor aslında."
"Kazanan kimmiş?" diye sordu Gökçe.
Tugay hiç düşünmeden bana bakmıştı.
"Bu."
Bir anlığına herkes susmuş, sonra aynı anda kahkahalar yükselmişti.
"Yalaka!" diye mırıldanmamla Tugay'ın daha da gülmesi yetmişti.
Özgür'ün, "Ya hatırlatmak istemiyorum ama nerede kalacağız?" demesiyle yaşadıklarım aklıma gelmişti. İçimden geçenleri susturmaya çalışsam da kolay değildi.
"Kabul." demiştim usulca.
Bir yanım o eve gitmek istiyor, diğer yanım ise geri dönmekten korkuyordu. İkizime dönüp,
"İkizim, sence?" diye sormuştum.
Gözlerimin içine bakarak,
"Gidelim, Nehir'im." demişti. "Daha ne kadar kaçacağız ki? Hem biz buraya kaçmamak için geldik."
Elimi tutmasıyla derin bir nefes almıştım.
"Her ne koşulda olursa olsun yan yanayız, ikizim."
Sözleri içimdeki düğümün biraz olsun çözülmesini sağlamıştı. Başımı sallayıp etrafımdakilere bakmıştım.
"O zaman..." demiştim dudaklarımın ucunda küçük bir tebessümle. "Maalesef ki malumunuz, karar belli değil mi?"
"Hadi çıkalım mı?" demesiyle tam hareketlenecekken Milas beni tutup, "Siz gitsenize, biz yetişiriz." demişti. "Hayırdır?" diye sormamla "Şşt." deyip parmağını dudağıma koyarak beni susturmuştu. Bizimkilerde gülerek gitmişlerdi...
Ardından önüme eğilip, "Atla bakalım." demesiyle gülerek, "Milas, ya saçmalama." demiştim. Sevdiğim adama dönüp, "Aşkım, anahtar sende mi?" diye sormamla "Lan!" deyip gülmeye başlamıştı. Ben tekrar Tugay'a dönüp, "Bence bekletmeyelim, hadi ya Tugay." demiştim. "Yok, Tugay yok. Milas bak, diyorsun ya..." demesiyle, "Hadi be." diye söylenip gülerek ona sarılmıştım. O anda beni bir bebek tutar gibi kucağına almış, "Hadi gidelim." demişti. Yanağına bir öpücük bırakıp ayrılmamla ağzımdan istemsizce, "Lan." çıkmıştı. Bunun üzerine boynuma eğilip kısa bir öpücük bırakmış, ardından gülerek, "İnsan sevgilisine 'lan' der mi bilader?" demişti.
"Dedi bilader, asker arkadaşım dedi bana bunu!" dediğim an duyduğum Selin'in sesiyle gülerek, "Kız, erik ağacı olduk dedin ya, var mı meyve?" dememle Tugay'ın beni bırakmasıyla hepimiz arabaya binip konağın yolunu tuttuk.
Bölüm etkileşimi
