41. bölüm · BENDEN ÇALINAN HAYAT
🍯41. Bölüm 🍯
Çalan kapıyla eş zamanlı gözlerimi açmıştım ama gördüğüm babam ve tanımadığım adamla ikizimle göz göze gelmiştim. Babamın, "Ne gerek, Tuncay?" demesiyle, "Olur mu öyle, abi? Ne yaptım ki? Hem yeğenlerimi görmek hakkım, baksana şunlara," demesiyle göz göze gelmemle, "Merhaba," diye fısıldadım.
"Merhaba, küçük hanım. İyi misiniz?" demesiyle, "İyiyim, siz?" diye mırıldanmamla ikizime dönmesiyle, "Peki siz, hanımefendi?" deyip elini uzatmasıyla, "İsminizi bahşetmek ister misiniz?" demişti.
İkizim gözlerini Tuncay Bey'e çevirdiği an elini tutmasıyla, "Ay Gizem," diye fısıldamasıyla, diğer eliyle beni gösterdiği an, "İkizim," diye fısıldamıştı.
"İkizim, Nehir Duru," demesiyle Tuncay Bey'in ikizimin elini çekmeden diğer eliyle elimi tutmasıyla, "Tuncay, en seveceğiniz amcanızım. Ee..." diye fısıldadığı an, "Baba," diye fısıldamamla aldığım nefesle, "Birazcık konuşalım mı?" diye fısıldamıştım.
Belli etmemeye çalışsam da onu kırabilme ihtimali bile korkutuyordu beni.
Anlamış gibi asansöre binerken, "Söyle, söyle, çekinme," dediği an, "Baba," diye mırıldanmamla koluna yapışmıştım. Yutkunup, "Böyle gidelim mi?" diye mırıldanmamla, "Korkuyor musun?" dediği zaman, "Bizi yetimhaneye verdikleri zaman kızlarla binmiştik, düştü," dediğim an beni çekip sarılmasıyla, "Bilmiyordum," dedi.
"Ama ama biniyordun yani, o gün binmiştin. Belki tuhaf ama hep Milas ve kızlarla binerdik. Hatta kızlarla en son sanırım," diye fısıldadığım an, "İki gün önce bindik, Milas... O yüzden ekstra konuşuyor, ekstra benim kafam dağılsın diye bile bir şey yapar ki," dediğim an asansörün durmasıyla, "Baba," diye fısıldadım.
"Hayır ya," dediğim an, "Hayır, bak, nolur," diye fısıldadım. "Olmayacak bir şey," demesiyle düğmeye basıyordu.
Aldığım nefes yetmezken, "Hayır, hayır ya! Hem bir daha olmaz ki," dememle eş zamanlı, "Sakin ol, bak bana," deyip kafamı kaldırdığı an göz göze gelmemizle, "Düşeceğiz," diye fısıldamıştım.
Aklıma gelenle, "Gene o zamanki gibi," dediğim an beni çekip sarılmasıyla, "Hayır, bak, eminim Tuncay ya da biri gelecek, tamam mı?" demesiyle saçlarımı okşadığı an, "Hem demiştin, sen ben gülmeyeyim diye söz verdirdin ama demedin, neye gülecektim ki?" dediği an duyduğum yabancı sesle, "Merak etmeyin," demişti.
"Merak etmeyin, hemen teknik arıza geliyor," diye fısıldadı.
"Baba, yoksa doktor mu?" deyip saçlarımı yüzümden çekmesiyle, "Gülmeyeceksin ama," dememle, "Söz vermesem?" demesiyle ister istemez gülmüştük.
Aldığım nefesle, "Kalp doktoru," diye mırıldandım.
"Küçüklüğümden beri meraklıyım ki. Misal, nasıl atıyor ya da bir kalbin büyüklüğü ya da ne bileyim, atış sesi gibi," dediğim an diğer olasılık hem acı hem de... Hem de demek istememiştim.
Kafamı kaldırdığım an, "Başlıyoruz," diye ses gelen hoparlörle, "Baba," demiştim.
Sanki duymamış gibi davranıyorduk ikimiz de.
"Efendim, canımın içi?"
"Sence ben olabilir miyim?" diye fısıldadığım an, "Kalp doktoru mu olursun? Ama bir şey diyeceğim," dediği an, "Gülme demiştim ya, baba," diye mırıldanmamla, "Ne var ama? Hem hastaneyi sevmiyorsun hem de..." demesiyle hem saçlarımı okşayıp hem gülmesiyle, "Ya, kim söyledi sana bunu?" dediğim an, "Babacığım, görüyorum ama. Sen bilirsin," diye söylendiği an, "Hiç," demiştim.
Gülmemek için kendimi sıkarken, "Hiç komik değil," demiştim.
"Ya, ben hastaneyi sevmiyor değilim. Ben burada hasta olmayı sevmiyorum," derken gülmüştüm.
"Ya baba," diye fısıldadığım an açılan kapıyla beni kucağına almasıyla, "Kapa gözlerini, dinlen. Bak, kurtulduk," derken serum ayaklığını bir yandan yürütüp bir yandan, "Bir varmış, bir yokmuş..." diye fısıldamıştı.
Kapıdan çıktığımız anda gözlerimi kapalı tutmaya çalışsam da istemsizce etrafa bakmıştım. Babamın beni hâlâ kucağında taşıdığını fark edince, "Baba..." diye mırıldanmıştım.
"Efendim?"
"Beni indirebilirsin."
"Yok."
"Neden?"
"Çünkü az önce asansörde korkudan kolumu koparıyordun. Şimdi seni yere bırakırsam yine bir şey bulup korkarsın."
İster istemez gülmüştüm.
"Abartıyorsun."
"Ben mi?"
"Evet."
"Peki. O zaman şu serum ayaklığını da sen taşı."
Başımı çevirip serum ayaklığına bakmamla, "Yok, sen taşı baba," demiştim.
"Ben zaten seni taşıyorum."
"E, o zaman sorun yok."
Babam başını iki yana sallayıp gülmüştü.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan gelen Kerim abiyi görmemle gözlerimi büyütmüştüm.
"Baba..."
"Hı?"
"Kerim abi geliyor."
"Görüyorum."
"Beni indir."
"Neden?"
"Çünkü beni böyle görürse kesin dalga geçecek."
Babam tam cevap verecekken Kerim abi yanımıza ulaşmıştı.
"Ben hiçbir şey demiyorum," demesiyle şüpheyle ona bakmıştım.
"Daha hiçbir şey demeden yüzün konuşuyor."
Kerim abi gülerek başını iki yana sallamıştı.
"Ben sadece hastamın durumunu kontrol etmeye geldim."
"Hasta gayet iyi."
"Onu görüyorum da..."
Bakışlarını serum ayaklığına, ardından babamın kucağına çevirmişti.
"Bu taşıma şekli yeni tedavi yöntemi mi?"
Babam kahkahasını tutamamıştı.
"Doktor bey, kızım bugün yeterince yoruldu."
"Belli oluyor."
Ben de dudaklarımı büzüp, "İkiniz de çok komiksiniz," diye mırıldanmıştım.
Kerim abi elindeki dosyaya bakıp gülümsemişti.
"Kalp doktoru olmak isteyen bir hastamız varmış."
Bir anda babama dönmüştüm.
"Sen söyledin!"
Babam ellerini kaldırmıştı.
"Ben hiçbir şey söylemedim."
"Baba!"
Kerim abi gülerek, "Bence güzel bir hedef," demişti.
Bir an susup ona bakmıştım.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Ama önce hastane koridorunda kendi başına yürümeyi öğrenelim."
"Ben yürüyebiliyorum."
"Öyle mi?"
"Evet."
Babam bana bakıp kaşlarını kaldırmıştı.
"İndir o zaman."
Bir an ikisine de bakıp, "Yok, böyle daha iyi," demiştim.
Kerim abinin kahkahası koridorda yankılanırken babam da gülmeye başlamıştı.
"Az önce seni indireyim diye yalvarıyordun."
"Fikrim değişti."
"Tabii."
Başımı babamın omzuna yaslayıp gülümsemiştim.
"Baba?"
"Efendim, canımın içi?"
"Kalp doktoru olursam beni hastaneye hasta diye yatırmazsınız, değil mi?"
Babam bir an susmuş, sonra gülerek alnıma küçük bir öpücük kondurmuştu.
"Sen doktor olursan ben de her gün sırf seni görmek için hasta numarası yaparım."
"Baba!"
Kerim abi araya girmişti.
"Ben de o zaman şimdiden yeni doktor arkadaşıma, kardeşime hazırlıklı olayım."
Kahkahamı tutamamıştım.
"Tamam," diye fısıldamıştım. "Ama önce beni odaya götürün. Bu hastane macerası bugünlük yeter."
Odaya girmemizle eş zamanlı ikizimin, "İyi misin sen?" demesiyle bense dün gece gidip şu an karşımda bana sırıtan Sıraç'a bakıyordum. Aldığım nefesle, "Hiç konuştuk öyle," diye fısıldadığım an aklıma gelenle Kerim abiye dönüp, "Kerim abi, nolur ya. Bak, valla turp gibiyim. Gidelim," diye mırıldanmamla, "Olmaz," dediği an yüzümü buruşturmuştum.
"Olmaz," demesiyle yüzümü buruşturmuştum.
"Niye olmaz?"
"Çünkü turp gibi olduğunu söyleyen insanlar genelde turp gibi olmuyor."
"Ben ciddiyim ama."
Kerim abi dosyaya bakıp sonra bana dönmüştü.
"Sen daha az önce asansörde korkudan babanın koluna yapıştın."
"Detay."
"Detay mı?"
"Evet."
İkizim kahkahayı tutamamıştı.
"Duru, bence hiç uğraşma. Kerim abi seni bugün bırakmaz."
Sıraç da koltuğunda oturmuş bizi izliyordu. Yüzündeki o sırıtmaya bakınca kaşlarımı çatmıştım.
"Sen de sus."
"Ben bir şey demedim."
"Yüzün dedi."
Sıraç başını eğip gülmüştü.
"Tamam, sustum."
Kerim abi dosyayı kapatıp yatağın yanına gelmişti.
"Bak, Nehir. Şimdi ciddi konuşuyorum. Kendini iyi hissediyor olabilirsin ama daha yeni toparlandın. Serumun da tamamen bitmesini beklememiz gerekiyor."
"Bitti sayılır."
"Sayılmaz."
"Biraz kaldı."
"Biraz dediğin ne kadar?"
Seruma bakıp, "Çok az," demiştim.
Kerim abi başını iki yana sallamıştı.
"Sen doktor olsaydın bütün hastaları on dakikada taburcu ederdin."
"Olabilir."
"Olabilir değil, kesin."
Babam kenardan gülerek, "Kızım, bırak adam işini yapsın," demişti.
"Baba, sen benim tarafımda olacaktın."
"Oluyorum zaten."
"Hiç öyle görünmüyor."
"Ben de seni seviyorum ama doktoru dinliyorum."
"İhanet."
Babam kahkaha atmıştı.
Kerim abi de gülümseyerek, "Bak, enerjin yerinde. Bu güzel," demişti. "Ama yine de biraz daha bekleyeceksin."
Derin bir nefes alıp başımı yastığa yaslamıştım.
"Peki."
Sıraç kaşlarını kaldırmıştı.
"Bu kadar kolay mı?"
Ona dönüp gözlerimi kısmıştım.
"Ne demek o?"
"Hiç. Sadece şaşırdım."
"Şaşırmaya devam et."
Gizem araya girip, "Bence beş dakika sonra yine pazarlık başlar," demişti.
"Ben pazarlık yapmam."
Herkes aynı anda bana bakmıştı.
"Ne?"
İkizim gülerek, "Sen mi pazarlık yapmazsın?" demişti.
"Ben sadece hakkımı arıyorum."
Kerim abi kahkaha atıp sandalyeyi çekmişti.
"Tamam. Şöyle yapalım."
Herkes ona dönmüştü.
"Eğer serumun bitene kadar değerlerin iyi kalırsa, baş dönmen olmazsa ve biraz daha dinlenirsen..."
Bir anda doğrulmaya çalışmıştım.
"Evet?"
"Çıkmana izin vereceğim."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Bugün mü?"
"Evet."
Gözlerim parlamıştı.
"Kerim abi, sen var ya..."
"Dur, daha bitirmedim."
Tekrar susmuştum.
"Çıkmana izin vereceğim ama doğrudan eve gidiyorsun. Yorulmak yok. Koşturmak yok. Uzun süre ayakta kalmak yok."
"Tamam."
"İlaçlarını aksatmak yok."
"Tamam."
"Kontrolünü ihmal etmek yok."
"Tamam."
"Ve en önemlisi..."
"Ne?"
"Bir daha hastaneden kaçmaya çalışmak yok."
Sıraç kahkahayı patlatmıştı.
Ben de ona dönüp, "Sen niye gülüyorsun?" demiştim.
"Çünkü bu madde özellikle senin için yazılmış."
"Sus."
Kerim abi gülerek başını sallamıştı.
"Bir de yanında biri olacak."
"Biri zaten var."
Bakışlarımı babama çevirmiştim.
Babam hemen, "Ben varım," demişti.
"Bir de Sıraç"
Sıraç'ın yüzündeki gülümseme bir anda silinmişti.
"Ben mi?"
Kerim abi ona bakıp, "Evet, sen," demişti. "Hastayı yalnız bırakmayacaksın."
Sıraç başını sallamıştı.
"Tamam."
Ben ise istemsizce gülümsemiştim.
"Gördün mü?"
"Ne?"
"Sen de benimle geliyorsun."
"Başka çarem var mı?"
"Yok."
İkizim gülerek, "Bence asıl hasta sizsiniz," demişti.
Tuncay amcam hemen, "Kesinlikle," diye eklemişti.
Ben de gülerek, "Kerim abi, bunları da taburcu et," demiştim.
"Onları ben değil, aileleri alacak."
Babam, "Ben alırım," demişti.
"Baba!"
Odadaki herkes gülmeye başlamıştı.
Kerim abi son kez değerlerime bakıp başını sallamıştı.
"Tamam. Biraz daha bekliyoruz. Her şey böyle giderse çıkışını hazırlatırım."
"Yaşasın!"
"Abartma."
"Ben abartmıyorum. Sadece özgürlüğüme kavuşuyorum."
Sıraç bana bakıp gülümsemişti.
"Daha kapıdan çıkmadan özgürlük ilan etti."
Ona bakıp hafifçe gülümsemiştim.
"Çünkü bu sefer gerçekten çıkıyorum."
Kerim abi kapıya doğru ilerlerken dönüp parmağını kaldırmıştı.
"Ve Nehir..."
"Hı?"
"Turp gibi olduğunu bir daha bana söyleme."
"Niye?"
"Çünkü turpları da kontrol etmeden hastaneden çıkarmıyoruz."
Bir saniye sessiz kalıp sonra kahkahayı patlatmıştım.
"Kerim abi!"
"Ne var? Doktor şakası."
Başımı iki yana sallarken gülümsemeye devam etmiştim.
"Tamam. Bekliyorum."
Kerim abi kapıdan çıkarken, "Aferin. İşte böyle," demişti.
Ben de arkasından, "Ama birazdan izin vereceksin, değil mi?" diye seslenmiştim.
Kapıdan sadece sesi gelmişti.
"Evet, Nehir. İzin vereceğim."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım.
"Duydunuz mu?"
İkizim gülerek, "Duyduk."
Sıraç da başını sallamıştı.
"Duyduk."
Ben de yatağa biraz daha yaslanıp gülümsemiştim.
"Sonunda."
Sıraç'ın, "Kızlar," dediği an kapının açılmasıyla Selin'in, "Sonuçlar!" diye bağırmasıyla ikimizde bir anda, "Lan!" demiştik.
İkizimle aynı anda birbirimize bakıp, "Bugün ayın kaçı ya? Yaa, açıklandı mı? Kesin çıkacak puan yok, değil mi?" diye fısıldamıştık.
"Valla yok," diyen Selin'e dönüp, "Ne demek yok? Vardır ya," dememle Selin'in elindeki telefona bakmıştık.
"Aç bakalım."
"Özür dilerim valla," demesiyle Ay'ın hemen araya girip, "Şaka! Hadi, güldük, eğlendik," demesiyle hepimiz ona bakmıştık.
Sıraç'ın telefonunu uzatmasıyla, ikizim de kendi telefonunu çıkarıp Safari'yi açmıştı.
İkimiz de aynı anda arama kısmına "YKS sonuç sorgulama" yazmıştık.
Bir an odada çıt çıkmamıştı.
Ekrana bakarken ikizimin elinin titrediğini fark etmemle, "Ay..." diye fısıldamıştım.
"Ne?"
"Ben bakamayacağım."
"Ben de."
Selin hemen yanımıza sokulmuştu.
"İkiniz de aynı anda açın."
"Hayır!"
"Evet."
"Selin!"
Gülerek ellerini kaldırmıştı.
"Tamam, tamam. Ben açarım."
Sıraç koltuğundan bize bakıp, "Bence hepiniz önce bir nefes alın," demişti.
İkizim ona dönüp, "Sen konuşma. Senin yüzünden zaten yeterince stresliyiz," demişti.
Sıraç kaşlarını kaldırmıştı.
"Ben ne yaptım?"
"Telefonu sen verdin."
"Sonuçları ben açıklamadım ki."
Gizem nerden bulduğunu anlamadığım çekirdek paketini kaldırıp, "Ben açılmasını bekliyorum," demişti.
"Sen hâlâ çekirdek mi çitliyorsun?" diye sormuştum.
"Stresliyim."
"Senin stresin de bir başka."
Tam o sırada Selin ekrana bakıp bir anda susmuştu.
Hepimiz ona dönmüştük.
"Ne oldu?"
Selin gözlerini ekrandan ayırmadan, "Açıldı," diye fısıldamıştı.
İkizimle göz göze gelmiştik.
"Yandık."
"Duru..."
"Hı?"
"Ben korkuyorum."
Elini tutmuştum.
"Ben de."
Sıraç telefonu biraz daha yaklaştırıp, "Hazır mısınız?" demişti.
İkimiz de aynı anda derin bir nefes almıştık.
"Hayır."
Sıraç gülümseyip, "O zaman beraber bakıyoruz," demişti.
"Hayır ya, hangi ara aldın? Versene," dememle, "Ne be, ne cırlıyorsun?" dediği anda ona dönmüştüm.
"Ya Sıraç, sonuç ne?" diye fısıldadığım anda yutkunmuştum.
Kendime gelmemle birlikte, "Ee... oha," diyen Sıraç'a dönüp, "Ne ohası ya? Olmamış işte," dememle ikizimin, "Yapmışım!" dediği an, "Ne?" diye fısıldamıştım.
Gülerek ona sarılmıştım.
"Kıl payı yapmışım! Resmen o sınavda 495 yapmışım lan! Ben yapmışım!"
Bana sımsıkı sarılmasıyla, "Tam tersini düşünmen hataydı ki," diye mırıldanmamla eş zamanlı, "Ee, kutluyor muyuz?" demiştim.
İkizimin, "Nehir," demesiyle, "Hm?" dediğim an Sıraç'ın ona dönüp, "Sus," demesiyle, "Harbi söyleme, valla tadım kaçtı bak. Selin'le güle güle," dememle Sıraç'ın, "Nehir, alıp bakar mısın ulan?" demesiyle, "Ya hayır, anladık daha. Hem Selin bakmış, olmamış diyor ya," demiştim.
"Ee, çüş," dediği an, "Valla," demişti. "Bu puanla da olmazsa atın yani."
Kafamı kaldırıp ona bakmamla, "En kötü 500 olması gerek, Sıraç. Doktor diyorum, tıp diyorum," dememle babamın, "Bir baksan mı?" demesiyle, "Al işte," demiştim.
Telefonu elime alıp ekrana bakmamla birkaç saniye susmuştum.
"Susmamın sebebi... hatta gözlerimi kaşımamın sebebi..."
Başımı kaldırıp onlara bakarak gülmüştüm.
"Oha."
Bir an herkes susmuştu.
"Valla rüya ama... çok güzel," demiştim.
Gökçe yanıma gelip beni cimciklemesiyle, "Lan," diye mırıldanmıştım.
Ekrana tekrar bakıp gözlerimi kocaman açmıştım.
"500."
Bir saniye durup yeniden ekrana bakmıştım.
"O sınavdan... onca olan şeye rağmen... tam beş yüz!"
"Yuh!" demiştim.
Hemen ikizime sarılmıştım.
"Hani?" diye fısıldamıştı. "Hani olmazdı? Nolduuu?"
Gülerek Selin'in verdiği telefona bakmamla 480'i görmemle, "Geliyor mu ya? Nolur, hepimizin gelsin," dediğim an, "Gel lan buraya, sarılacağım," dememle eş zamanlı ona sarılmıştım.
"Başardık," demiştim.
Üçümüz aynı anda birbirimize sarılmıştık. Gözlerim dolu dolu, "Merih abi..." diye fısıldadığım an, "Ya da bugün çıkıyorum ya..." deyip kafamı eğmemle eş zamanlı, "Pasta alıp kutlasak mı?" diye mırıldanmıştım.
"Yiaa, Gökçe, gelsene sen de. Hadi!" demiştim.
Gökçe'nin bize doğru gelmesiyle kollarımı açıp gülerek, "Hadi, dörtlü sarılma!" demiştim.
Dördümüz birbirimize sarıldığımız anda kahkahalarımız odayı doldurmuştu. Gözlerimdeki yaşları silmeye çalışırken, "Valla bugün ağlamayacağım diyordum ama bu başka," diye mırıldanmıştım.
Selin gülerek, "Sen ağlamıyorsun, gözlerin kutlama yapıyor," demişti.
"Kesinlikle."
Gökçe de araya girip, "Pasta konusunda ciddiyiz ama," demişti.
Başımı kaldırıp ona bakarak gülmüştüm.
"Sonuna kadar ciddiyiz. Bugün bu hastaneden çıkacağım ve ilk işimiz pasta."
İkizim hemen, "Ama pastayı ben seçerim," demişti.
"Olmaz."
"Neden?"
"Çünkü geçen sefer seçtiğin pasta hâlâ aile içinde travma."
"Lan, niye niye aa?" diye söylenmemle, "Hem tadı da güzeldi ki," diye mırıldanmamla, anlamadım diyen Sıraç'la, "Neyi? Pastanın diyorum. Hani Gizem beğenmemiş ya," diye mırıldanmamla tam bir şey diyecekken, "Bitti mi serum?" demesiyle Sıraç ayağa kalkmışken, "Seruma baksana," dememle, "Ha, ben ayakçı oldum," dediği an gülerek , "Evet, nereden bildin?" diye mırıldanmamla, "Bak sen," dediği an, "Sen bakmasan da olur," diye fısıldadığım zaman açılan kapıyla Kerim abinin, "Serum bitti mi?" demesiyle, "Bitti, bitti, bak," demiştim.
Kerim abim yanıma gelip seruma bakmasıyla, "Evet, bitmiş," diye mırıldanmıştı. Ardından bana dönüp, "Tamam, o zaman çıkarabilirsiniz," demesiyle yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Sıraç hemen, "Ben çağırayım hemşireyi," demesiyle ona bakıp, "Sen gerçekten ayakçı olmuşsun," diye gülmüştüm.
"Ne yapayım? Sen emir veriyorsun."
"Ben emir vermiyorum."
"Seruma baksana dedin."
"E, o emir sayılmaz."
Kerim abimin gülerek başını iki yana sallamasıyla, "Siz daha taburcu olmadan başladınız yine," demişti.
Hemşire içeri gelip serumumu çıkarmıştı. Koluma pamuk bastırırken, "Biraz böyle tutun," demesiyle başımı sallamıştım.
Kerim abim dosyasına birkaç not alıp bana bakmıştı.
"Şimdi yavaşça ayağa kalk."
Yataktan doğrulurken Sıraç hemen yanıma gelmişti.
"Dur, ben yardım edeyim."
"İyiyim."
"Biliyorum."
"O zaman niye tutuyorsun?"
"İyi olduğundan emin olmak için."
Gülerek ona bakmıştım.
"Sen bugün fazla telaşlısın."
"Sen de birkaç gündür bizi fazla korkuttun."
Bu sözleriyle bir an susmuştum.
"Tamam," diye fısıldamıştım. "Bir daha korkutmayacağım."
Kerim abim bizi izleyip, "Baş dönmesi var mı?" diye sormuştu.
"Yok."
"Bulantı?"
"Yok."
"Başka bir şikâyet?"
Başımı iki yana sallamıştım.
"Yok."
"Güzel. Birkaç adım yürü bakalım."
Yavaşça ayağa kalkıp birkaç adım atmıştım. Sıraç da yanımda yürüyordu.
"Bırakabilirsin."
"Gerek yok."
"Sıraç..."
"Ne?"
"Ben yürüyebiliyorum."
"Biliyorum."
"E o zaman?"
"Yine de bırakmıyorum."
İster istemez gülmüştüm.
Kerim abim dosyasını kapatıp, "Tamam, gayet iyi. Son kontrollerini de yaptım," demesiyle gözlerim ona çevrilmişti.
"Ee?"
"Ee ne?"
"Çıkıyor muyum?"
"Evet, çıkıyorsun."
Gözlerim bir anda parlamıştı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Ama bir şartla."
"Ne?"
"Bugün dinleniyorsun. Kendini yormuyorsun. Söylediğim ilaçları da aksatmıyorsun."
Başımı hızlıca sallamıştım.
"Tamam."
"Ve herhangi bir sorun olursa hemen haber veriyorsunuz."
"Tamam."
Sıraç hemen, "Ben dikkat ederim," demesiyle ona dönüp gülmüştüm.
"Sen zaten başıma dikildin."
"Dikileceğim."
Kerim abim gülerek, "O zaman anlaşmışsınız," demişti.
Tam o sırada yanımızda bekleyen ikizim içeri girip, "Çıkıyor muyuz?" diye sormuştu.
"Çıkıyoruz," dememle yüzü aydınlanmıştı.
"Sonunda!"
Gökçe arkadan, "Pasta kutlaması da devam ediyor mu?" diye sorunca gülerek, "Senin aklın hâlâ pastada," demiştim.
"Tabii. Az önce Gizem beğenmedi diye tartışıyorduk."
Gizem hemen, "Ben sadece fikrimi söyledim," demişti.
Sıraç kahkaha atarak, "Bir pastadan bile olay çıkardınız," demişti.
Kerim abim kapıyı açıp, "Hadi bakalım, çıkış işlemleriniz hazır. Hastamız evine gidiyor," demişti.
Bir an olduğum yerde durmuş, hastane odasına bakmıştım.
Sonra derin bir nefes alıp gülümsemiştim.
"Sonunda."
Selin elimi tutmuştu.
"Hazır mısın?"
Ona bakıp başımı sallamıştım.
"Hazırım."
İkizim diğer koluma girmişti.
"Bu sefer hep beraber."
"Evet," diye fısıldamıştım. "Hep beraber."
"Yalnız," diye mırıldanmamla Selin ve ikizim anlamış gibi gülmüşlerdi.
"Sevdiğim nerede ya? Haber mi vermediniz ki?" diye mırıldanmamla Selin, "Bilmem, şahsen ben vermedim," demişti.
"Neden verseydin ya?" dememle Sıraç, "Hayırdır, ikiz misiniz?" diye sormuştu.
"No, tabii ki. Olmak da istemezdim. Malum, ikize nikâh düşmüyor ya," dememle birlikte babamın öksürmesiyle Gökçe'ye dönüp, "Gökçem," diye fısıldamıştım.
"Kız, niye öyle bakıyorsun? Gelsene," dememle onun omzuna kolumu atmıştım.
Poşeti bana uzatmasıyla gözlerim parlamıştı.
"Yiaaa, getirdin mi, kuşum?" deyip ona sarılmıştım.
"Tabii ki getirdim, birtanem," diye mırıldanmasıyla sımsıkı sarılıp ayrılmıştım.
"Ayy, hadi giyinip çıkalım," diye fısıldadığım an, koşarak lavaboya yönelmiştim.
"Koşma, babam! Koşma!" diye seslenmesiyle arkamı dönüp gülerek, "Ben de seni seviyorum!" demiştim.
Sonra yeniden lavaboya girip kapıyı kapatmıştım.
Lavaboya girip kapıyı kapatmamla aynaya bakıp derin bir nefes almıştım. Birkaç saniye kendime bakıp istemsizce gülümsemiştim.
"Sonunda gidiyorum," diye fısıldamıştım.
Tam o sırada kapının ardından ikizimin sesi gelmişti.
"Nehir, iyi misin?"
"İyiyim."
"Emin misin?"
"Evet kızım, iki dakikada bir kontrol etmeyin beni."
Gülerek, "Tamam, tamam. Sadece merak ettim," demişti.
"Ben çıkıyorum şimdi."
Lavabodan çıkıp koridora döndüğümde herkesin beni beklediğini görmüştüm. Babamın elinde çantam, Sıraç'ın yanında ise Gökçe ve diğerleri vardı.
Babam bana bakıp başını iki yana sallamıştı.
"Sen gerçekten koşarak mı girdin?"
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, koşarak."
"Daha yeni taburcu oldun."
"Baba, iyiyim."
Sıraç araya girip, "Ben de söyledim ama dinlemedi," demişti.
Ona dönüp kaşlarımı kaldırmıştım.
"Sen benim tarafımda olacaktın."
"Ben senin tarafındayım zaten. O yüzden söylüyorum."
"Peki."
Babam çantayı bana uzatırken, "Hazır mısın?" diye sormuştu.
Çantayı alıp gülümsemiştim.
"Hazırım."
İkizim yanıma gelip koluma girmişti.
"Gerçekten eve gidiyoruz."
"Evet."
Gökçe de poşetini kaldırıp, "Benim getirdiklerimi de unutma," demişti.
"Unutmam."
Selin gülerek, "Senin aklın zaten sadece poşette," demişti.
"Hayır."
Sıraç hemen, "Bir de bende," demişti.
Ona bakıp gülümsemiştim.
"Evet, bir de sende."
Sıraç'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyümüştü.
Kerim abim kapının yanında belirip, "Tamam, muhteşem abi kardeş konuşmaları dışarıda yaparsınız. Çıkış işlemleriniz tamamlandı," demişti.
"Gerçekten mi?"
"Evet. Ama sözümü dinliyorsun."
"Dinliyorum."
"Bugün dinleniyorsun."
"Tamam."
"Koşmak yok."
Bir an susmuştum.
Sonra gülerek, "Tamam," demiştim.
Kerim abim gözlerini kısmıştı.
"Bu 'tamam'ın içinde bir şüphe var."
Hepimiz gülmüştük.
Babam yanıma gelip omzuma hafifçe dokunmuştu.
"Hadi kızım."
Başımı ona yaslayıp, "Hadi baba," diye fısıldamıştım.
Sonra hep birlikte hastanenin çıkışına doğru yürümeye başlamıştık.
Bu kez gerçekten eve gidiyordum.
Ve nedense, hastanenin kapısından çıkarken içimde uzun zamandır hissetmediğim kadar hafif bir mutluluk vardı.
Bahçeye indiğim an gördüğüm sevdiğimle, "Lan," diye mırıldanmamla eş zamanlı koşarak sarıldığım an beni etrafında döndürmesiyle, "Yiaaa, eririm ki ben. Çok güzelsin," deyip alnını öpmemle yanaklarını öptüğüm an duyduğum öksürükle, "Sevdiceğim," diye fısıldadığım an, "Yaa, neredeydin eşşek?" dememle, "Unuttum sandın, değil mi güzelim?" demesiyle, "Hayır," demiştim.
Sarılmamla, "Hayır, sadece çok çok fena özlemişim. Konuşamadım ki zalim senle," dediğim an, "gece, sanki hiç konuşmamışız gibi," dediği zaman, "He, öyle mi oldu ya? Bırak, bırak," dememle, "Yoo, kolay mı seni sevmek?" dediği anda, "He, anladım. He, zor yani, öyle mi? Zor diye mi seviyorsun? Zoru mu seviyorsun?" dememle ağzımı eliyle kapatıp kulağıma, "Öptüm say, canımın içi. Baban ve abin var diye yapamadım ama ha, öyle oldu ulan," dememle geri çekilmemle, "Lan,"diye mırıldanmamla çekip sarılmıştım.
"Çok seviyorum ulan," dememle eş zamanlı duyduğum babamın sesiyle, "Milas'ım," demiştim. "Helvamı sen hazırla," dediğim an kafama hafif vurmasıyla, "Yiaa, şapşal sevgilim," dememle gülerek, "Ee, binelim mi?" demiştim.
Babamın, "Artık binelim de sen de şoför mü olsan?" demesiyle gülerek sevdiğime bakmamla, "Olurum ki amca, sen ne istersen. Tabii, istisna hariç durumlar dışında, tabii ki. Ee, hadi gidelim," demesiyle, "He, güzelim, daha fazla yorulmasın," diyen sevdiceğimle, Gökçe'nin, "Baba," diye fısıldadığı an, "Ben mi? Ne yapıyordum Sıraç'a? Şu anlık istisna bir durumdan ötürü sarılmış, zaman geçmesini bekliyordum.
Babamın amcamla göz göze geldiği an bana bakmasıyla, "Yapma, yapmayalım," diye işaret yapmamla, "Hadi be kızım," derken Selin'in göz kırpmasıyla Sıraç'la göz göze gelmemle, "Ee?" demişti. "O şerefsiz bir şey yapmadı, değil mi?" dediği an, "Yok be abi, ne yapacak? Devrim'in zaten amacı intikamdı," diye fısıldamamla sevgilimin, "Göstereceğim ben ona," demesiyle eş zamanlı bir an durup düşünmüştü.
"Devran mıydı?"
Milas'a dönüp kaşlarımı kaldırmıştım.
"Devrim, aşkım."
"Devriz miydi?"
"Yok, sevgilim, Devrim."
"Demir miydi?"
"Yok, aşkım. Devrim'di."
Milas'ın yüzünü aynadan bana çevirmesiyle,
"Anlamadım!"
"Ben de anlamadım!" diye bağırmıştım.
İç çekip, "İnanır mısın..." diye mırıldanmıştım.
Sıraç bana bakıp başını iki yana sallamıştı.
"Tamam."
"Ne tamam?"
"Sus, bir de trip atıyor ulan. Ha Devrim, ha Demir... Ne fark eder?" dediği an Milas'a dönmüştüm.
"İnanır mısın, ben şahsen Maya'yla nasıl aynı havayı soluduğunu merak etmiyorum."
Milas dudaklarının kenarını kaldırmıştı.
"Güzelim..."
"Yok, güzelim."
Başımı cama yaslamıştım.
"Yav, ne demek senin için Tugay ? Kız ayrılalım diye neredeyse adam tutacak," diye mırıldanmamla, "Bir de Tugay Bey'e bak," dememle Tugay , "Milas, Canımın içi..." demişti.
"Ya, ya bir de çay kahve iç," dememle, "Sen de onunla aynı kamerada bana laf dedin," demişti.
"Lan, ne yaptım? Yaptım da farkında mısın? Ben kaçırıldım," diye mırıldanmamla, "Milas," diye fısıldamıştım.
"Ya, şey... Valla..." deyip aldığım nefesle, kimsenin ne dediğini ya da ne yaptığını, hatta ne düşündüğünü bile umursamadan kollarımı arkadan boynuna dolamıştım.
"Kızma, tamam mı?" deyip yanağını öpmüş, ardından aynadan ona bakmıştım.
"Ulan, kızabiliyor muyum?" deyip arabayı sağa çekmesiyle bana dönmüştü.
"Geç otur, bitanem," deyip beni yanağımdan öpmüştü. "Hadi," demişti. "Hadi geç, güzelim de seni evine götürelim."
Amcamın, "İnanmıyorum," demesiyle, "Ayy, aynı benim gençliğim ya," demişti. Gülerek ona bakmamla, "Valla kızım, haksızken nasıl da üste çıkmak varken gidip sarılıp özür diledi," demesiyle, "Amca," demiştim. "Şey... Özür dilemedim," diye fısıldamamla amcamın aldığı nefesle, "Milas Tugay, çok şanslısın. Böyle seven biri bir kez çıkar karşına," demişti.
Ben de, "Şanslıyım ki, amca. Sen bilmiyorsun ama benim için kaç kere kendinden vazgeçti, hayatını hiçe saydı... Sayamadım bile," diye fısıldadığım an babam, "Tuncay, harbi öyle ya. İkisi de ayrı güzel seviyor," demişti.
Amcamın babama dönüp, Milas'a hitaben, "La, harbi sevmiş seni. Yoksa övmezdi, korumazdı seni," demesiyle gülerek, "Her ne yapıyorsan bozma, evlat," demişti.
Milas'ın bir anlığına ne diyeceğini bilemez gibi amcama aynadan bakmasıyla, sonra gözlerini bana çevirmesiyle gülümsemiştim.
"Ne bakıyorsun?"
"Hiç."
"Yine başladı."
Amcam kahkaha atmıştı.
"Ulan oğlum, kız sana bakınca dilin tutuluyor."
Milas başını iki yana sallayıp gülmüştü.
"Ne diyeyim amca?"
"Bir şey deme. Zaten yüzünden belli."
Babam da gülerek araya girmişti.
"Tuncay, sen bunu daha fazla şımartma."
"Abi, şımartmıyorum. Gerçeği söylüyorum."
Gökçe hemen atılmıştı.
"Bence de."
Selin de başını sallamıştı.
"Kesinlikle."
Sıraç ellerini kaldırmıştı.
"Tamam, yeter. Bir kişiyi övecektiniz, bütün arabayı toplantıya çevirdiniz."
Ona dönüp gülmüştüm.
"Sen kıskandın."
"Ben mi?"
"Evet, sen."
"Niye kıskanayım?"
"Bilmem."
Milas bana aynadan bakıp hafifçe gülmüştü.
"Bırak onu. Bugün herkes birbirini kıskanıyor zaten."
"Ben kimseyi kıskanmıyorum."
Babam kaşlarını kaldırmıştı.
"Emin misin kızım?"
"Baba!"
Hepimizin gülmesiyle ben de istemsizce gülmüştüm.
Sonra amcam bana dönüp biraz daha ciddi bir ifadeyle bakmıştı.
"Şaka bir yana kızım, sen iyi misin gerçekten?"
Gülümsemem bir anlığına yavaşlamıştı.
"İyiyim amca."
"Bak, 'iyiyim' demek başka, gerçekten iyi olmak başka."
Bir an Milas'a bakmıştım.
"Şimdi daha iyiyim."
Amcam başını sallayıp gülümsemişti.
"İşte bunu duymak istedim."
Milas aynadan bana göz kırpıp bakmasıyla,
"Ben de" demişti.
ona aynadan bakmamla,
"Sen zaten sus" demiştim.
"Niye?"
"Çünkü biraz daha konuşursan herkesin önünde yine seni suçlayacağım."
"Ben alıştım."
"Ben de."
Babam araya girip gülmüştü.
"Tamam, tamam. Eve geldik. Daha kapıda birbirinizi yemeyin."
"Baba, onu damadın olacak damat adayına der misin? Anca uğraşıyor ya," dediğim an arabadan inmesiyle, babam gittiğini sanıp, "Yapma kızım, valla bazen üzülüyorum," demesiyle eş zamanlı açılan kapıyla, "Niye ki? 'Damadın' dedim diye mi?" dememle eş zamanlı, "Ya babam, ya!" demesiyle, "Hadi bakalım," demişti. "Hadi içeri gidelim."
