BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

47. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯47. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯47. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime · Okuduğun bölüm
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Gözlerimi kapatıp açtım, ardından başımı hafifçe yana eğdim. Dudaklarımda beliren muzip gülümsemeyle,

"Ya tamam ula, bozmayruk moralimizi uşağım," dedim.

Sözlerim havada asılı kalırken Çağlar'ın kaşları şaşkınlıkla yukarı kalktı. Bir an ne diyeceğini bilemez gibi yüzüme baktı. Sonra gözlerini kısıp o bildik alaycı ifadesini takınarak,

"Lan, sen hani demiyordun?" dedi.

Omuzlarımı umursamazca silkip şaşkınlığını biraz daha körüklemek istercesine,

"Neyi? Karadeniz şivesini mi, yav? Nereden bileyim? Enişten sağ olsun. Sinirlenince, kıskanınca, trip modunda ara ara şive kayıyor. Denk gelemediniz tabii," dedim.

Çağlar'ın yüzündeki alaycı ifade bir anlığına silindi. Bakışları ikizime kayarken sesine belli belirsiz bir gerilim yerleşti.

"Yav, adam akıllı görmediniz tabii. Ya aşağıda Gökçe'yle bir olup benimle nasıl uğraştılar, bir bilseniz," dedim.

Sözlerimle birlikte aşağıda yaşananlar aklıma gelince yüzümdeki gülümseme yavaşça sönüverdi. Az önce kahkahayla dolan ortamın üzerine kısa ama ağır bir sessizlik çöktü.

O sessizliği daha fazla taşımak istemeyip,

"Henüz ben de fazla duymadım, bilir misiniz?" dedim.

Çağlar başını hızla bana çevirdi. Gözlerinde hem inanmazlık hem de yakalamış olduğu bir açığın keyfi vardı.

"Laa, hadi oradan. Sen daha üç kelime Karadeniz şivesi duysan bütün aile soy ağacını Karadeniz'e taşırsın. Bir de 'fazla duymadım' diyor," dedi.

İkizim hemen araya girdi. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.

"Yok," dedi. "Birkaç kere yaptı. Değil mi, Nehir?"

Bakışları üzerime çevrilince içimdeki huzursuzluk yeniden kıpırdadı. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sonra gerilimi yine alaya vurarak,

"Yav, fırsat bulamadık ki. Aa, baş başa kalalım ha," dedim.

Cümlem biter bitmez Çağlar'ın yüzünde yavaşça yayılan o anlamlı sırıtışı gördüm. Kaşlarını kaldırıp ikimize birden baktı.

"Baş başa kalsanız... Tüh. Demek mesele şive değilmiş," dedi.

"Çözdü ya," diye geçirdim içimden. "Bu işi çözdü."

"Ula, pika pika," dememle,

"Başta demiştim, Milas Karadenizliydi la. Biz harbi sürpriz yumurtadan çıkmışız gibi," dedim.

Bir an sonra aklıma başka bir şey gelmiş gibi kaşlarımı çattım.

"Yalnız, biz böyle gidiyoruz da biz bir şeyi unutmadık mı?"

"Lan!" diyen ikizimle ona dönüp,

"Ben değil," dedim gülerek. "Siz unuttunuz."

Pika pika'nın bana bakıp,

"He tabii, ben unuttum. Hem bana dizdir hem de ben unutmuşum gibi davran. Ulan!" demesiyle,

"İster miydin?" dedim.

"Neyi?" demesiyle eş zamanlı olarak koşarak merdivenleri inmeye başladım.

"Neyi olacak?" dedim gülerek. "Unutmamı ister miydin? Hani benim valizim hâlâ yukarıda ya? Gökten düşecek sanırım."

"Ne?" demesiyle,

"Ne duyduysan o," dedim.

Koşarak merdivenleri inerken kahkahamı tutamıyordum. İçimde az önceki sıkıntıdan eser kalmamıştı.

Sonunda odama girip valizimin yanına yöneldim. Peşim sıra açılan kapıyla birlikte ikisi de odama girdi. Daha kapının eşiğini geçmeden ikisini de karşımda görünce kaşlarımı kaldırdım.

"Ooo, gelir miydiniz?" dedim.

"Maalesef. Düştük, hata yaptık," dedi biri.

Bir yandan da valizimi yerden alıp taşımaya başladı.

Hemen arkasından seslendim:

"Taşı taşı. Çizme ha valizimi."

"Tabii ki, üçüzüm. Her yere sürerim. Sen yeter ki iste."

"Ula, pika pika."

"Söyle, yavru ördek."

Kaşlarımı çatıp ona döndüm.

"Yav, niye yavru oldum?"

Yanındaki hemen lafa karıştı:

"Harbi, niye yavru oldu bu? Kedicik?"

İkisine birden bakıp iç çektim.

"Ya, Ay Işığım. Al şu ikizini. Pis bunlar. Zorbalar. Zorbacıklar."

Sözüm biter bitmez ikisi de aynı anda bana döndü. Öyle bir baktılar ki bir an ne diyeceğimi unuttum. Sonra toparlanıp çenemi kaldırdım.

"İkizim," dedim.

Ardından Ay Işığım'a dönüp sordum:

"Senin valizin nerede?"

Pika pika bir anda durdu. Elindeki valizle birlikte olduğu yerde kalıp bana baktı.

"Yalnız, sana acı bir haberim var," dedi. Sonra ikizimi parmağıyla gösterdi. "Benim ikizim o. Seninki Adar. Hatırlatayım dedim."

"Yok."

"Bana mı sordular? Aa."

"Yok. Onunla sen ol. İzin veriyorum. Ama benim ikizime dokunma."

Pika pika, sanki hayatının en önemli kararını vermiş gibi başını salladı.

"İnanır mısın, Ördek? Artık benim o."

Gözlerimi devirdim.

"Ne o be, çikolata mı? Benim ikizim."

"Ha ha ha. Espri yaptı, Balkabağı."

"Çok komik," diye mırıldandım.

Merdivenlerden inmeye devam ettik. Ben önden yürürken ikisi arkamdan atışmayı sürdürüyordu. Biri valizimi taşırken diğeri sürekli laf yetiştiriyor, ben de neredeyse her iki cümlede bir dönüp onları susturmaya çalışıyordum.

İkizim gülmemek için kendini zor tutuyordu. Dudaklarını birbirine bastırmış, gözlerini kaçırıyordu. Ama sonunda dayanamadı; kısa bir kahkaha patlattı.

"İyi hoş da benimkini biz indirdik. Haydi, gidelim mi?" dedi.

Basamakların sonunda durup kollarımı göğsümde bağladım. İkisine de sırayla baktım.

"Ya, tek tek gelin. İkiniz bir araya gelince çekilmiyorsunuz."

"Ya ya. Bir de bizi suçla."

Bunu söyler söylemez hızlanıp öne geçti. Ben de arkasından yetişmek için birkaç adımda yanına vardım.

"Fırsat mı veriyorsun?" dedim.

"Milas, açsana bagajı," demesiyle bana dönüp,

"Ben mi fırsat vermiyorum ula? Susmuyorsun ki! Big big konuşuyorsun, muhabbet kuşu gibi lan," dedi.

"Oha," dedim. "Ya sevgilim!"

Sevgilime dönüp kaşlarımı çatmıştım.

"Resmen benzetmedikleri hayvan kalmadı ikisinin de. Önce ördek, sonra kedi, şimdi kuş. Ula, üç hayvan etti beni. İnsafsız."

Çağlar hiç beklemeden,

"Daha yeni başladık. Hayvanat bahçesine çevirmeden durmam. Hem bak, senin için isimlendirmeye başladım bile. Ördek, kedi, muhabbet kuşu... Akşama doğru filan da ekleriz," dedi.

"Enişte," diye araya girdi ikizim. "Bence sus."

"Niye?"

"Sonuçta üçüzüm," dedi Çağlar. "Duru'yu istemeye geldiğin gün babam bana onay soracak, değil mi?"

"Lan, bir susun!"

Eş zamanlı olarak gidip Çağlar'ın arkasına saklandım. Omzuna birkaç kez vurup,

"Beni tutmayın aa! Şu çocuğu sustur!" dedim.

Çağlar arkasına saklandığımı fark edince beni kolundan hafifçe çekerek kendine doğru çevirdi.

"Lan, lan! Ne yapıyorsun?"

"Üçüz bozuntusu!"

"Buyur, Ördek?"

"Bozuk yaş mama!"

"Yeni mi buldun bunu?"

"Bozuk maya!"

"Bu daha iyi. Devam et."

"Ya bırak beni!"

"Yok. Şu an çok eğleniyorum."

"Aaa! Arkadan niye ters görüyorum diyorum ya! Milas!"

"Efendim, Ördek?"

"Kurtarsana!"

Milas tam bir şey söyleyecekken Çağlar araya girdi:

"Enişte, karışma. Kızın eğitimini veriyoruz."

"Ne eğitimi lan?"

"Üçüzle uğraşmanın bedeli olduğunu öğreniyor. İlk ders: Ağzına geleni söylemeden önce karşındaki üçüzün sabrını hesaplamak."

"Enişte," dedi ikizim. "Bence gerçekten sus."

"Bak, sen bile taraf değiştiriyorsun."

"Ben taraf değiştirmedim. Sadece Duru'nun birazdan sizi öldüreceğini düşünüyorum."

"Duydun mu?" dedim. "İkizim bile benim tarafımda."

"Hayır," dedi ikizim. "Ben sadece başımıza geleceklerden korkuyorum."

"İhanet!"

Çağlar kahkahayla,

"İşte gerçek aile böyle bir şey," dedi.

O cümleyle birlikte içimde küçücük bir sıcaklık yayıldı.

Belki de gerçekten buydu.

Birbirini kızdırmak, sonra yine yan yana durmak. Birbirinin sinirini bozmak ama aynı anda birbirini bırakmamak. Hiçbir şeyin kusursuz olmadığı ama herkesin birbirine ait hissettiği o karmaşık hâl...

Başımı iki yana sallayıp düşüncelerimi dağıttım.

"Sen sus!"

"Ben susarsam bu evde eğlence kalmaz."

"Sen zaten eğlence değilsin, baş belası birisin."

"Baş belası ama sevilen."

"Kim seviyor seni?"

"Sen."

"Hayatta sevmem."

"Az önce bana sarılıyordun."

"Çünkü düşecektin!"

"Sevgiye bahane bulma, Ördek."

"Milas!"

"Ben karışmıyorum."

"Oha ya!"

Milas'ın beni hâlâ kurtarmak yerine seyretmesiyle sesim iyice incelmişti.

"Yav, ben senin sevgilinim! Beni satamazsın! Kurtarsana be adam!"

Milas gülerek,

"Ben seni satmadım ki," dedi.

"Resmen pazarlık konusu oldum!"

Çağlar hemen araya girdi:

"Merak etme, Ördek. Seni kimse almıyor."

"Ulan Çağlar!"

"Ne var? Piyasa değerin düşmüş."

"Senin piyasanı ben düşürürüm!"

"Bak, yine tehdit. Sonra da bana neden Pikachu diyorsun diye soruyor."

"Sen Pikachu'sun çünkü sarısın!"

"Sen de ördeksin çünkü bağırıyorsun."

"Ben neden ördeğim?"

"Çünkü her cümlenin sonunda vak vak ediyorsun. Hatta şu an bile ses tonun yükseldi. Birazdan kanat çırpmaya başlayacaksın diye korkuyorum."

"Ben seni..."

Tam o sırada etraftan yükselen kahkahaları duyunca sustum.

Başımı yavaşça sesin geldiği tarafa çevirdim.

Herkes bize bakıyordu.

Bir an öylece kaldım.

"...Siz ne zamandır buradasınız?"

Üçüzüm hâlâ beni bebek gibi kollarında tutarken, sanki ben orada değilmişim gibi bize laf atan kişiye dönüp,

"Efendim, abisi?" dedi.

Adar'ın,

"Ne çabuk uyum sağladın," demesiyle gözlerimi ona çevirdim.

Bakışlarımı üzerinde tutmaya çalıştım ama içimdeki sıkışma yeniden kendini hissettirdi. Az önceki kahkahaların yerini yine o tanıdık ağırlık almıştı.

Bir an gülümsemeye çalıştım.

"Adar," dedim. "Takriben ne zaman durursun? Yorulmadın mı?"

Sesime gülümseyen ama acısını saklayamayan bir ton yerleşmişti.

"Hadi, bizi geç. İstemiyorsun, tamam. Ama sakın..."

Bir an durdum.

Söyleyeceklerim boğazımda düğümlendi. Yine de devam ettim.

"Sakın bu çocuğu üzme," diye fısıldadım. "Beni mi istemiyorsun? Tamam. Görüşmem seninle, yüzüne bile bakmam. Ama sakın... Benim yüzümden ne Çağlar'ı sil ne Ay Gizem'i. Beni Maya gibi mi görüyorsun? Okey, devam et. Ama onlara bunu yapma."

Sözlerimin sonunda gözlerimi kaçırdım.

"Çağlar ve Ay sizinle gelecek. Ben yokum, merak etme."

"Nehir!"

Aynı anda iki kişinin sesini duymamla gözlerimi kapattım.

"Ne olur," dedim. "Hatırım için zaman geçirin. İkiz, yapma Gizem. Lütfen... Ben olmasam da siz olun."

Sonra Çağlar'a baktım.

"Çağlar, ne olur indir sen de beni."

Beni bırakmasını beklerken,

"Size iyi yolculuklar," dedim.

"Milas..."

Adını söylememle Çağlar sanki ne diyeceğimi anlamış gibi başını iki yana salladı.

"Yok, öyle bir dünya."

"Ne?" diye fısıldadım.

"Duydun işte, Duru. Yok öyle bir dünya. Madem o arabada olalım istiyorsun, sen de olacaksın."

"Hayır," diyecekken Adar'ın sesiyle duraksadım.

Ona dönmeden,

"Çağlar, lütfen," dedim.

"Yok."

Ay Işığım'ın sesi de hemen ardından geldi.

"Çağlar ne yapar bilmiyorum ama yok. Sensiz mi? Asla."

Gözlerimi onlara çevirdim.

"Duydun mu?" dedi Ay. "Ben kardeşimi de aileyi de sevdim. Çağlar, seni bilemem ama ben Duru'yu harcatamam. O yüzden gitmek isteyen gitsin. Ama kalmak isteyen..."

Bir an durup ikimize baktı.

"Arabaya binelim mi?"

"Neden?" diye fısıldadım. "Neden izin vermiyorsun? Yakın olmak istemişiz, bunda ne var?"

Sözlerim ağzımdan dökülürken Çağlar, Adar'a dönüp,

"Çok yazık, biliyor musun?" dedi. "Hayatında öyle bir şeyden mahrum kalmışsın ki... Bizi gördükçe kıskanacaksın. Hatta bir gün bunun için pişman olacaksın. Bak, şu an değilse bile illaki bir gün... O gün köpek gibi pişman olacaksın."

Adar bir süre sessiz kaldı.

Bakışları önce Çağlar'a, sonra Ay'a kaydı. Ardından gözlerini bana çevirdi.

Yüzündeki sertlik hâlâ yerindeydi ama bu kez bakışlarında başka bir şey vardı. Sanki söyleyeceği kelimeyi tartıyor, vereceği kararın ağırlığını ölçüyordu.

Uzun süren sessizliğin ardından derin bir nefes aldı.

"Kabul," dedi.

"Ne?" diye fısıldadım.

"Nehir için değil," dedi. "Sizin için. Sizi ikinizi tanımak için kabul. Sizinle geleceğim ama sadece sizin için."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Az önce göğsümün ortasında duran o ağır taş sanki biraz olsun yerinden kalkmıştı.

Tam rahatlayacakken içimdeki şaşkınlık yerini yine sinire bıraktı.

"Milas!"

Sevgilime dönüp,

"Ulan, yeter! Duydun mu? Bu kızın da bu çocukların da kalbi var! Anladın mı?" diye bağırdım.

"Çağlar," dedim.

"Ehliyetin var mı? Ya da... Dur."

Bir anda Milas'a dönüp,

"Milas, sen çağırmıştın ya. Özgür geliyor mu?" diye sordum.

Milas bana bakıp başını salladı.

"Çağırdım. Gelir birazdan."

"Ha, tamam."

Tam o sırada Çağlar araya girdi:

"Enişte."

"Yapma. Ver bakayım güzelimi."

"Hayır, enişte. Üçüzüm o benim."

"Benim de sevdiceğim," dedi sevgilim.

Başımı kaldırıp ikisine baktım.

"Ciddi misiniz siz? Şu an mı?"

"Sence, üçüzüm?" dedi Çağlar.

"Aha," dedi ikizim.

"Ya ama... Biriniz sevgilim, biriniz üçüzüm. İkinizi de döveyim mi? Gel lan buraya!"

İkisine birden vurmaya çalışırken Çağlar beni tutmaya uğraştı.

"Onu da döveceğim! Bırak beni!"

"Dövmezsen küserim," dedi Pikachu.

"Söz," diye fısıldadım.

Bunun üzerine beni indirdi.

Hiç vakit kaybetmeden Milas'ın sırtına sırtına vurmaya başladım. Tam o sırada üçüzüm bana ıslık çalınca ona dönüp,

"Saygılar," dedim ve bir öpücük gönderdim.

Ardından koşarak arabaya doğru ilerledim.

Arabaya binmeden önce arkamı dönüp,

"Yalnız, iyi lak lak yaptık. Herkes çıkmış resmen, en sona kaldık," dedim.

Beni omuzlarımdan tutan sevgilim yanağımdan öpünce ona dönüp,

"Barkın babama ben yazdım. Nerede kaldığımızı, birazdan çıkacağımızı söyledim. Siz burada didişiyordunuz ya, bölmek istememiş adam. Kral işte," dedi.

Bir an ona bakıp kaşlarımı kaldırdım.

"Afedersin, sen babama ne dedin?"

"Babam."

"Aşkım, ne diyeyim?"

"Aferin. Alış böyle. Helal."

Bunu deyip daha fazla beklemeden koşarak arabaya bindim.

Peşim sıra gelen bizimkilerle birlikte arabaya yönelirken Pikachu öne bakıp,

"Önü kapmış," deyince duraksadım.

"Yia, Pika Pika, Bluetooth'la bağlanabiliyoruz, bak," dedim.

Tam o sırada Özgüre dönüp kaşlarımı kaldırarak,

"Lan, demiştim ya. Şey... Yani, o çok sevgili sevgilim sürmeyecek mi?" diye sordum.

"Yoo, aşkım. Oha ya, lan! İt... Yani, canım ikizim, seni arkaya alalım," dedi.

Ağzı hiç bozuk olmayan sevdiceğim böyle deyince ona şaşkın şaşkın baktım. İkizim de ne demek istediğini anlamış olacak ki başını sallayıp güldü ve kolunu Selin'in omzuna attı.

"Ah, Selin'im, ah be Gökçe'm! Harcanıyorum, bak bak," dedim.

Ardından başımı iki yana sallayıp kulaklarımı gösterdim.

"Bu kulaklar var ya..."

Sevgilim koluma hafifçe vurunca ona döndüm.

"Ne diyorsun canımın içi?" diye sordu.

Kaşlarımı kaldırıp masum bir ifadeyle,

"Bu kulaklar var ya, neler duydu," dedim.

Tam o sırada Çağlar araya girdi. Yüzünde alaycı bir gülümsemeyle,

"Çirkin ördek," dedi.

"Ee, çüş! Ördekten ne güzel sözlere dönmüşsün, maşallah. Ay Işığım, duyuyor musunuz? Ayaklı zorbam yine iş başında, Gökçe'm ve Selin'im" dedim.

Sözlerimin ardından gözlerim aynaya kaydı ve Adar'la göz göze geldim. O ise bakışlarını kaçırmadan, sanki hiçbir şey duymamış gibi ifadesizce önüne döndü.

Ben de bu sessizliği daha fazla uzatmadan dudaklarımı büzüp,

"Ya, o değil de... Artık çıksak mı?" diye mırıldandım.

Sevgilim anlamış gibi tuşa basıp arabayı çalıştırmasıyla göz göze gelmiştik.

"Güzelim," demesiyle kaşlarımı kaldırıp,

"Anlamış gibi sen de tak," dememle aynı anda emniyet kemerini takmıştık.

Ardından arkama dönüp,

"Ee, bağlıyorum o zaman telefonumu," dedim.

Telefonumu Bluetooth'a bağlamaya çalışırken Çağlar'ın sesi geldi.

"Ne konuşuyorsun, pika pika?"

"Diyorum ki, sen hangi ara masum Özgür'ü buraya postaladın, la? Sen böyle bir insan mıydın? Sana mı çekmişim?"

Aynaya bakmamla ekledim:

"Abimsin ya, kan mı çekmiş, abim?"

"Sen," demişti. "Sen gerçekten çok tehlikelisin."

"İltifat olarak alıyorum," derken aklıma gelenle yüzümde masumiyet namına ne varsa takınıp,

"Ee, Özgür kuşum, senden naber? İnsan yengesini görmezden gelir mi hiç? Ayıp ama," dedim.

Dikiz aynasından ona bakarken dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme vardı.

"Yengem benim, kim yapmış öyle bir şeyi? Ben mi?" diye karşılık verdi. Koltuğuna yayılmış, ellerini masumca iki yana açmıştı.

"Abi, yine iftira," dedi.

"Hadi oradan."

"Valla," diye söze girdi abi, arka koltukta hafifçe öne eğilerek. "Resmen kuru iftira. Sizi bölmemek için sustum. Yoksa yengem, seninle bir olup abimi kudurtma ha! Pardon, pardon... Bizim abimle uğraşma işimiz var. Canım yengem, sen de az değilsin. Daha ilk dakikadan tarafını belli ettin."

Aracın içinde kahkahalar ve laf atışmaları birbirine karışırken sevgilim gözlerini kısa bir an dikiz aynasına kaldırdı.

"Efendim, Özgür?" diye seslendi.

"Ne var? Çocuk haklı. Hem daha biz onunla neler neler yapacağız, değil mi?"

"Neler neler yapıyorsunuz?" diye sordu ve ardından kırmızı ışıkta durdu.

Frenle birlikte araç hafifçe öne eğildi. İçerideki konuşmalar bir anlığına kesildi.

"Anlatsana güzelim, biz de hazırlığımızı yapalım. İnsan plansız programsız yola çıkar mı?"

"Ya Milas, sen hep böyle miydin? İnsan biraz maceracı olmaz mı? Hayatında bir kere de plansız programsız bir şey yap."

"Ben mi sıkıcıyım?" diye sordu.

Kaşlarını hafifçe kaldırmış, gözlerini yoldan ayırmadan aynadan bana bakıyordu.

"Evet," dedim.

"Hep böyle ciddi ciddi olmaz, aşkım. Biraz gül diye söylüyorum yav."

"Git oradan."

"Ne yapayım?"

"Aşkım," dedi, direksiyona parmaklarıyla hafifçe vururken, "müzik açsana. Belki ortam biraz şenlenir. Yoksa senin suratına bakıp hepimiz usulca yaşlanacağız."

"Yok."

"Yav, ben çok mu konuşuyorum? Hepinizi sıkıyor muyum?"

"Çok mu? Sen mi?" diye atıldı Selin.

Ön koltukların arasından ona doğru eğilip gözlerimi devirdim.

"Sen hiç konuşur musun? Yalvar yakar ağzından iki kelime alıyoruz. Onları da sanki devlet sırrıymış gibi zorla veriyorsun."

Gökçe de lafa girdi.

"Ya harbiden sessiz, ciddi, çıt kırıldım. Daha sayayım mı, yoksa bu kadarı yeter mi? İstersen karakter analizine de geçebilirim."

Sözleriyle birlikte araçta yeni bir kahkaha dalgası yükseldi.

"Hiç, benim tam zıttım," diye ekledi ikizim.

"Enişte," diye seslendi.

"Yormuyor mu bu seni? Ver bakayım," dedim ve elimi uzatırken göz ucuyla ona baktım.

"Nihayet güzel bir soru sordun ha, aşkım."

"Yav," dedi Özgür, arka koltukta yer değiştirip kemerini düzeltirken, "sırf meraktan soruyorum lan, benim ikizim niye şu an kaynıyor? Tencere misin sen? Birazdan düdük öttürüp hepimizi mi salacaksın?"

"Özgür," diye seslenip ona döndüm.

"Ya Pika Pika, bana hakaret ediyorlar. Hani abimdin? Hani beni koruyacaktın? Yoksa sen de mi karşı tarafa geçtin?"

Dudaklarımı büzüp sahte bir kırgınlıkla ona baktım.

"Bak," dedi, koltuğuna yeniden yaslanırken, "işine gelince nasıl da 'abim' diyor. Az önce adam yerine koymuyordun. Şimdi de sanki çocukken seni ben büyütmüşüm gibi arkamda saklanıyorsun."

Gülerek ona baktım. Aracın içindeki gerginlik çoktan dağılmış, yerini sıcak ve neşeli bir uğultuya bırakmıştı.

"Ne sandın? İlk ve sondu," deyince ister istemez hepimiz güldük.

Milas'ın sağ şeride geçmesiyle birlikte,

"Su verir misiniz, hostes hanım?" diye seslendi.

"Ha?" Başımı ona çevirdim. "Sen önüne gelene böyle mi yürüyorsun? Ne o be? Yol geçen hanı mısın?"

"Oha!" diyen Adar'a döndüm.

"Sen bir susar mısın? Daha yeni başladık."

Çağlar hemen araya girdi:

"Enişte, bazen sana gerçekten üzülüyorum. Hatta Duru'yu direkt sana vermeyi bile düşünüyorum."

"Ne?"

"Ne, ne?" diye karşılık verdi.

"Hem acıyıp hem üzülüp bir de benden, Nehir Duru'dan vaz mı geçiyorsun? Hüğ! Anladım ben seni, Pikachu. Demek bütün bu sevgi gösterileri yalanmış."

"Vay be."

Gözlerimi Ay'a çevirdim.

"Ay Işığım, duydun, değil mi? Şahit ol. Bir gün lazım olur."

Gözümdeki sahte yaşı silerken Selin'in Ay'ı dürttüğünü gördüm. İster istemez başımı onlardan çevirdim.

Camı açıp dışarı baktım.

"Yazık," diye mırıldandım. "Yazık ya bana. İnsan kendi ailesinden böyle darbe yer mi?"

Gülmemek için telefondan bir şarkı açmadan hemen önce ekledim:

"Bu şarkı sana, Pika Pika. İyi dinle, duygulanırsın."

Telefondan şarkıyı açıp sesi sonuna kadar yükselttim. Camdan dışarı bakarak yolun akışını izliyordum.

"Muhabbet kuşu," dedi Çağlar.

Selin gülerek,

"Valla, geçmiş olsun. Ama geçiyor. İki dakika ver ona," deyince ben de gülümseyip dikiz aynasından ona baktım.

Gökçe de gülerek,

"Nehir," dedi. "Seninle uğraşıyorsa sana değer veriyordur. Benimle de uğraştı, oradan biliyorum."

Birden aklına bir şey gelmiş gibi öne eğildi.

"Ay, sende çekirdek vardı. Hâlâ var mı?"

İster istemez güldüm. Gülüşümü bastırmak için dudaklarımı birbirine bastırsam da gözlerimin kenarındaki kıvrılmayı saklayamadım.

"Ee, yuh. Başka?" dedim.

"Başka ne istersiniz?" diye sordum.

Milas hemen atıldı:

"Hayatım, hani susmasının sebebi..."

"Çağlar'ın neti, şeyi..." diye tamamladı.

"Ohhh," dedim. Sesimdeki eğlenceyi gizlemeye çalışsam da başaramadım.

"Efendim?" diye karşılık verdi Çağlar.

"Ah be, Pikachum," diyerek Milas'a döndüm. "Hemen veriyorum, hayatımın anlamı."

"Çüş," dedi Çağlar.

Özgür de kendini tutamayıp araya girdi:

"Abi, bu ne şimdi?"

"Ula, abiyim ben!" diye çıkıştı Çağlar. "Biraz çekinin be!"

Gökçe kahkaha atarak,

"Yalnız bunlar amcamın yanında böyle. Şimdi mi çekinecekler?" dedi.

Milas'a suyunu uzatırken yüzümün ısındığını hissettim. Şişeyi ona verirken parmaklarımı gereğinden uzun süre kapağın üzerinde tuttum. Sanki elimdeki işle oyalanırsam yüzümde beliren ifadeyi de gizleyebilirmişim gibi...

Yanaklarımın kızardığını fark edince gözlerimi hemen kaçırdım. Aynadaki yansımama bakmamak için başımı cama çevirdim ama dudaklarımın kenarındaki gülümsemeyi de bir türlü silemedim.

Herkesin hâline gülmek istiyor, aynı anda söyledikleri her sözün beni biraz daha mahcup etmesinden kurtulmaya çalışıyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdıkça içimdeki kahkaha daha da kabarıyor, omuzlarımın hafifçe titremesine engel olamıyordum. Ne kadar ciddi görünmeye çalışsam da gözlerimdeki ışıltı beni ele veriyordu.

Kabul, utanıyorum, diye düşündüm ve telefonu Çağlar'a doğru attım.

Telefon elimden çıkar çıkmaz üzerimden bir yük kalkmış gibi derin bir nefes aldım. Fakat rahatlamam uzun sürmedi. Bu kez de herkesin bana bakıp bakmadığını anlamak için göz ucuyla aynaya baktım. Yakalanmamak için hemen yeniden cama döndüm.

Yüzümdeki gülümsemeyi bastırmaya çalışırken yanağımın içini hafifçe ısırdım ama bu da işe yaramadı. İçimdeki eğlence, mahcubiyetimin arasından sızıp duruyordu.

Kendime gelmek ve gülmemek için camdan dışarı bakıyordum. Ancak daha fazla dayanamayarak gülünce Milas,

"Hayatım," dedi.

"Efendim?" diye karşılık verdim. Yüzüme yerleşen gülümsemeyi bastırmaya çalışırken yutkundum.

"İyi misin?" diye sordu.

"İyiyim. Yorgunum sadece. Hep ben mi konuşayım ya?" derken kalbim korkuyla kasıldı.

Sözcükler ağzımdan çıkmıştı ama içimde, neyi sakladığımı bilen bir ses durmadan yükseliyordu.

Bunu ne kadar ertelemeye çalışsam da sevdiğimle göz göze geldiğimde, elini uzatması üzerine buruk bir tebessümle elini tuttum.

Hep tutardım, bundan sonra da tutacaktım.

O, benim gücümdü; ilaç gibi...

Ne tuhaf, değil mi?

Tam da bu düşünceye sığınmaya çalışırken aklıma gelen mesajlarla birlikte,

Babam yapmazdı. Yapamazdı, değil mi?

sorusuna takılıp kaldım.

Zihnimden uzaklaştırmaya çalıştıkça düşünce büyüyor, içimdeki kuşkuyu susturmak yerine daha da besliyordu.

Ama çalışma odasında ne vardı?

Baksam suçlu mu olurdum?

Ya gördüklerim korktuğum şeyi doğrularsa?

Ya hiçbir şey bulamaz ve bütün bu şüphenin yalnızca benim haksızlığım olduğu ortaya çıkarsa?

"Evet," diye mırıldanarak cama yaslandım.

"Evet," diye fısıldadığımda sesim kısıldı. Kendi sesimi duymak bile içimi ürpertiyordu.

"Ben bu haksızlığı yapamazdım ki. Yapmamalıydım. Özellikle babama karşı."

Aynadaki ikizime baktım. Yüzümdeki korkuyu, suçluluğu ve kendime bile itiraf edemediğim kuşkuyu ondan saklayamıyordum.

O fark etmeden başımı çevirip,

"Ne olur," dedim.

Ne olur, ilk defa yanılmayayım.

İlk defa ihanet olmasın.

Olmamalı.

Bu düşünceye tutunmaya çalışırken arka taraftaki konuşmaları duymamaya gayret ettim. Gözlerimde biriken yaşı silip gözlerimi kapattım.

Fakat gözlerimi kapatınca korktuğum şey kaybolmadı.

Aksine, karanlığın içinde daha da belirginleşti.

Çalışma odası...

Aklım yine oraya kaymıştı.

Ne vardı o odada?

Neden o mesajlardan sonra aklıma ilk gelen yer orasıydı?

Belki de hiçbir şey yoktu. Belki bütün bunlar, son zamanlarda yaşadıklarımın üzerimde bıraktığı ağırlıktan başka bir şey değildi. Belki babama haksızlık ediyordum.

Ama ya değilse?

Ya içimdeki o ses boşuna susmuyorsa?

Gözlerimi daha sıkı kapattım.

"Hayır," diye geçirdim içimden. "Böyle düşünmemeliyim."

Tam o sırada elimin üzerindeki sıcaklığı hissettim.

Milas'ın eli hâlâ elimdeydi.

Parmaklarımı istemsizce onun eline biraz daha sıkı geçirdim. Sanki elimden bırakırsam bütün düşüncelerim üzerime üşüşecekmiş gibi...

"Güzelim?"

Sesini duyunca gözlerimi açtım.

Aynadan bana bakıyordu.

"Efendim?"

"Bir şey var."

Soru değildi. Söylediği şey o kadar sakindi ki kaçacak bir yer bile bırakmıyordu.

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

"Ne olacak?"

"Sen söyle."

Bir an sustum.

Bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.

"Hiçbir şey yok."

"Yalan."

Başımı ona çevirdim.

"Ne?"

"Yüzünden belli."

İçimden derin bir nefes aldım. Gülümsemeye çalıştım.

"Yorgunum dedim ya."

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra elimi bırakmadan,

"Tamam," dedi.

Ama o tek kelimeyle bile bana inanmadığını anlamıştım.

Ben de sustum.

Çünkü ne söyleyebilirdim ki?

"Babamdan şüpheleniyorum."

Bunu söylesem ne değişecekti?

Ya haksızsam?

Ya gerçekten babamın hiçbir suçu yoksa ve ben sadece korkularım yüzünden onun arkasından iş çeviriyorsam?

Başımı yeniden cama yasladım.

Dışarıdaki ışıklar camın üzerinde birbirine karışırken gözlerimi yavaşça kapattım.

Bir süre sonra kendime tek bir şey söyledim:

Önce öğren. Sonra karar ver.

Çünkü artık sadece korkarak oturamazdım.

Ama bunu kimseye söylemeden yapmalıydım.

Özellikle de babama.

Araba durunca Milas seslendi:

"Özgür, sen kullanır mısın?"

Duyduğum sesle başımı kaldırdım.

"Neden?" diye fısıldadım.

"Ne nedeni? Hadi, gel bakalım."

"Milas..."

"Sus, güzelim," dedi yumuşak bir sesle. Sesindeki şefkat, içimde tuttuğum her şeyi daha da ağırlaştırmıştı. Gözlerimin ardında biriken yaşları belli etmemek için başımı yeniden eğdim. Ardından ekledi: "İn hadi."

Tam o sırada Çağlar seslendi:

"Muhabbet kuşu."

"Efendim?" diye karşılık verdim.

Başımı bilerek kaldırmıyor, onunla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Çünkü gözlerine baksam, bütün direncimin kırılacağını biliyordum. Kirpiklerimin ucunda biriken yaşları kimse görmesin diye nefesimi tutuyor, yüzümdeki ifadeyi olabildiğince saklamaya çalışıyordum.

İkizim durumu anlamış olacak ki,

"Lan, sen uyudun mu?" diye sordu.

Aslında "Sen ağladın mı?" demek istediğini anlamıştım. Sorusunun ardındaki endişe, saklamaya çalıştığım kırgınlığın üzerine dokunmuştu. Boğazım düğümlendi. Gözlerimi kırpıştırarak yaşları geri göndermeye çalıştım.

Derin bir nefes aldım.

"Ne alaka?" dedim.

Sesim, istediğim kadar sağlam çıkmamıştı. Bunu ben bile fark etmiştim.

Özgür hemen araya girdi:

"Tamam, ikiz. Geçin arkaya."

Sonra bana dönüp,

"Ya, anladık işte. Daha fazla saklama. Hadi, in bakalım," dedi.

Yutkundum. Dudaklarımı birbirine bastırarak içimde yükselen hıçkırığı bastırmaya çalıştım.

"Ulan, Tugay," dedim.

Söylediğimden küfrettiğimi anlamış olacak ki,

"Gel bakalım sen," diyerek arabadan indi.

Biz de yer değiştirdik.

Milas beni ortaya oturtmuştu. Sağımda Çağlar, solumda da kendisi vardı. Sanki iki yanımdan tutup dağılmamı engellemek ister gibiydiler. Ben ise hâlâ gözlerimi kaçırıyor, kimsenin yüzüme dikkatlice bakmasına izin vermiyordum.

"Ya, ne oldu şimdi?" diye sordum.

Sesim titremesin diye kelimeleri yavaşça söylemiştim ama içimdeki kırgınlık, sesimin arasından yine de sızmıştı.

Çağlar hiç beklemeden atıldı:

"Asıl sana ne oldu? Kaç dakikadır Pikachu'mu, Pika Pika'mı duymuyorum."

"Bir şey olmadı ya. Sadece uykum var," dedim.

Yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk. Uykum yoktu; yalnızca biraz daha konuşursam, kendimi tutamayacağımdan korkuyordum. İçimde biriktirdiğim kırgınlık, göğsümün ortasında ağır bir taş gibi duruyordu.

O sırada ikizim dizime vurdu.

"Çağlar," dedi, "Nehir'in telefonunu alıp WhatsApp'a baksana."

Sözleriyle birlikte içimdeki son direnç de kırıldı. Buruk bir tebessümle başımı sevgilimin göğsüne yasladım. Milas'ın sıcaklığına sığınır gibi, yüzümü göğsüne biraz daha bastırdım. Onun kalp atışlarını duymak, içimde kopan gürültüyü bir anlığına susturuyordu.

Kollarının beni sarıp sarmalamasını beklemeden ona sokuldum; çünkü o an ihtiyacım olan tek şey, hiçbir şey sormadan yanımda durmasıydı. Sakladığım gözyaşları sonunda kirpiklerimin arasından süzülürken, sesimi olabildiğince kısarak,

"Bana masal anlatır mısın?" diye sordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18