49. bölüm / 54
BENDEN ÇALINAN HAYAT🍯 49. Bölüm 🍯
Bölümler 54Şu an: 🍯 49. Bölüm 🍯
- 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
- 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
- 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
- 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
- 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
- 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
- 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
- 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
- 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
- 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
- 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
- 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
- 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
- 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
- 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
- 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
- 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
- 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
- 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
- 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
- 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
- 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
- 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
- 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
- 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
- 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
- 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
- 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
- 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
- 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
- 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
- 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
- 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
- 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
- 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
- 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
- 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime
- 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
- 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
- 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
- 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
- 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
- 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
- 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
- 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
- 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
- 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
- 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
- 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime · Okuduğun bölüm
- 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
- 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
- 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
- 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
- 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey, arabanın artık eskisi gibi sarsılmıyor oluşuydu.
Bir süre nerede olduğumu anlamaya çalışarak etrafa bakındım. Herkes hâlâ uyuyordu. Başımı yavaşça cama yaslayıp dışarı baktığımda ise gördüğüm manzara karşısında gözlerim biraz daha açılmıştı.
Yol, dağların arasından ince ve kıvrımlı bir çizgi gibi uzanıyordu. Bir virajı döndükçe başka bir viraj beliriyor, asfaltın kenarındaki ıslaklık sabah ışığını küçük parıltılar hâlinde geri yansıtıyordu. Gece yağan çiğin kokusu, cam kapalı olmasına rağmen sanki arabanın içine kadar süzülmüş gibiydi. Toprak, yosun ve ıslak yaprak kokusunu hayal edebiliyordum.
Dağların yamaçları yemyeşildi. Bazı yerlerde ağaçların arasından ince sis tabakaları yükseliyor, sonra yeniden dalların ve tepelerin arasına dağılıyordu. Sis, manzarayı tamamen kapatmıyor; yalnızca bazı bölümlerini saklayıp bazılarını bir anda ortaya çıkarıyordu. Uzakta kalan tepeler, beyazımsı bir perdenin arkasında silikleşmişti. Güneş henüz tam yükselmemişti ama ışığı sisin içinden süzülerek her şeyi soluk, gümüş rengi bir aydınlığa boyuyordu.
Bir süre sadece dışarıyı izledim.
"Burası Karadeniz mi?" diye fısıldadım kendi kendime.
İlk kez geliyordum.
Daha önce fotoğraflarda gördüğüm manzaralar şimdi gözlerimin önündeydi ama hiçbir fotoğrafın bunu anlatmaya yetmeyeceğini o an anlamıştım. Fotoğraflar yalnızca yeşili ve dağları gösterebilirdi; oysa burada yolun her dönüşüyle değişen ışık, sisin ağır ağır hareket edişi ve havaya sinmiş nem bambaşka bir şeydi.
Arabanın biraz ilerlemesiyle deniz de görünmeye başlamıştı.
Önce dağların arasındaki dar bir boşlukta, kurşuni bir parça gibi belirdi. Sonra yol kıyıya yaklaştıkça genişledi. Sabah ışığı denizin üzerinde kırılıyor, dalgaların sırtlarında ince beyaz çizgiler oluşturuyordu. Deniz sakin görünüyordu ama kıyıya vurdukça duyulmasa bile hissedilen bir hareketi vardı; sanki bütün yol boyunca bize eşlik ediyor, her virajda yeniden kendini gösteriyordu.
Yol bir yanda dağa, diğer yanda denize yaslanmıştı. Bazen kayalıkların arasından geçiyor, bazen küçük evlerin önünden kıvrılıyor, bazen de ikiye ayrılıp dar bir köy yoluna dönüşüyordu. Yol ayrımlarının başında paslanmış tabelalar, kenarlarda yabani otların arasına saklanmış taş duvarlar vardı. Her şey biraz ıslak, biraz eski ve fazlasıyla canlı görünüyordu.
İçimde garip bir heyecan oluştu.
Bunca saat yol geldikten sonra sonunda buradaydık.
Hem de ilk kez...
Başımı cama biraz daha yaklaştırıp dışarıyı izlerken yanımda bir hareketlilik hissettim.
"Uyandın mı?" diye duyduğum sesle başımı çevirdim.
Gözlerimi ovuşturup ona baktım.
"Günaydın," diye fısıldadım.
O da gülümseyerek bana baktı.
"Günaydın, öfkeli civcivim."
İster istemez gülümsedim.
Tam o sırada ön taraftan gelen sesle hepimiz dikkat kesildik.
"Ula, geldik ha!"
Özgür'ün sesini duyunca herkes birer birer doğrulmaya başlamıştı.
Ben ise hâlâ camdan dışarı bakıyordum.
Karadeniz...
İlk kez gördüğüm bu yer, nedense içimde çok eski bir yere dokunmuş gibiydi.
Belki de bazı yerler insana ilk kez görünse bile yabancı gelmiyordu.
Ve ben bunun nedenini henüz bilmiyordum.
Araba ilerledikçe gözlerimi camdan ayıramıyordum.
Her şey ilk kez karşıma çıkıyordu ama nedense bazı manzaralar içimde tuhaf bir yankı bırakıyordu.
Bir süre sonra yolun kenarındaki eski bir taş duvarın önünden geçerken gözlerim istemsizce oraya takıldı.
Neden baktığımı bilmiyordum.
Sadece birkaç saniye boyunca gözlerimi o duvardan ayıramadım.
"Duru?"
Yanımdaki sesle başımı çevirdim.
"Ne oldu?"
"Bir şey yok," dedim. "Sadece..."
Cümlemi tamamlayamadan yeniden cama döndüm.
O taş duvar çok sıradandı.
Ama nedense bana, daha önce görmediğim bir şeyi hatırlatmıştı.
Ve en garip olanı da buydu.
Hatırladığım şeyin ne olduğunu ben bile bilmiyordum.
Milas'ın elini uzatmasıyla içimde sıcak, tanıdık bir his belirdi. Elini tuttum. Parmaklarının arasındaki güven içimi sakinleştirdi.
"Ee?" dedim.
"Ee'sini sen anlatsana, canımın içi," diye karşılık verdi.
Sesindeki yumuşaklık yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşturdu. Ona bakarken içimdeki karmaşayı toparlamaya çalıştım.
"Milas," diyebildim yalnızca.
"Çok değişik hissediyorum," diye mırıldandım. Bu his, merakımı artırırken açıklayamadığım huzursuzluğu da derinleştiriyordu.
Tam o sırada arabanın durmasıyla başımı kaldırdım. Ay Işığım ile üçüzümle göz göze gelmemle içimdeki gerginlik dağıldı; yüzüme sıcak bir gülümseme yayıldı.
"Günaydın. Siz ne zamandır beni izliyorsunuz?"
Onları görünce içimde tanıdık bir yakınlık ve koruma isteği uyandı.
"Haydi," dedim, bakışlarımı onlardan ayırmadan. "İnelim artık. Bizi bekleyen bir yer var."
"Üçüzüm, anlamış gibi neresiymiş orası, hem de bizsiz?" dediği an,
"Sen," demiştim.
"Evet, ördek hanım. Ben," demesiyle,
"Lan," demiştim. "Ulan Pika Pika, tam güzel bir şey diyeceğim!"
dememle beraber inmesiyle peşinden inmemle birlikte ona çarpmıştım.
Gözleriyle gözlerimi taradığı an,
"İyi—"
"Evet, lafımı bölen iyidir uşağım. O, gel bakayım şöyle, biricik torunum," diyen babaanne idi.
Öyle mi der gibi bakarken Adar'ın öksürmesiyle kendine gelmiş gibi onu çekip sarılmasıyla babam ve annemle göz göze gelmiştik.
Annemin yüzündeki ifadeden, ikizimi kolumun altına alırken onu izlediğini anladım.
"Anne," diye uyarır gibi seslenmişti. Ardından kendini bize siper edercesine,
"Uy, e bu gelini de mi geturdun ula oğlum?" demişti.
"Anne, niye öyle diyorsun ki?" diye karşılık vermişti babam.
"Bak hele," dedi babaanne. "Aynı Maya gibi değul mi bu kızlar? Adımızı çıkara—"
Babamın,
"Anne!" diye bağırmasıyla sözünü yarıda kesmişti.
Ben de gülerek babaanneme baktım.
"Ne o, adımızı mı çıkaracağız?"
Ardından ikizimi gösterip,
"Tüh," dedim. "Bak babaannem, Maya iki, Maya üç."
Parmağım ikizime uzandığı anda içimdeki neşe ince bir yerinden çatladı. Bir anlığına aramızdaki benzerlik, yüzüne ait olmayan bir gölge gibi üzerime kapandı. Gülümsemem sürdü ama artık bana ait değildi.
"Tüh," dedim. "Üzerine kusuyordum. Mide işte."
Tam o sırada sert bir tokmak sesi patladı. Bahçedeki konuşmalar bir anda kesildi; ses, havayı yarıp aramızda görünmez bir çizgi çekti.
"Ula," dedi ve elini bana doğru uzattı.
"Nil'um, dedenun elini öpmeyecek misun?" diye sordu.
Nil, sanki anlamış gibi benim tarafıma gelirken,
"Uyy, dedem, ver eluni öpeyim. Taş olur öpmeyen," demesiyle aynı anda ikizimle geri çekildik.
Aklıma gelen şeyle sevdiğimin yüzüne bakamıyordum. Çocuğumun fark etmiş gibi bakmasıyla, aldığım nefesle, anlamış gibi,
"Nehir," demesiyle kendine gel, demekti bu. Yoksa acımam, diyordu.
Ulan, ulan... Gel de sevme şimdi bunu.
"En güzel iyi ki'msin," diye düşünmemle babamın öksürüp,
"O zaman kızım, taş olmayacak sadece kardeşlerin değil, ben de olayrum," demesiyle,
Bir insan kaç kez daha düşerdi ulan?
Ay Işığım'la göz göze gelmemle,
"Baba," diye fısıldamıştım.
"Banane," der gibi bakmasıyla,
"De hayde, bahçede mi kalacağuk?" demişti.
"Ula, seni kötekte yatırmak vardı da dua et, Nil'ume, Barçın'uma kıyamayrum," dediği an üçüzüm yanımıza gelmişti.
İkimizi de yanına almasıyla,
"Yapma," demiştim.
Ama o kadar kısa ve sessizdi ki bir an ne olduğunu anlayamamıştım.
Saçımın çekildiğini hissetmemle ona vurmuştum.
"Bak hele, bak! Daha şimdiden nasıl evladum bu? Sana şimdiden başlar, ula!" demesiyle babamın,
"Baba!" diye bağırmasıyla acımasızca son kez,
"Son kez uyarayrum. Sakın, sakın onlara tek kelime etme. Giderum, bilirsun. Yaparum. Hem bu da benum en güzel yenilgim olur," demişti.
Babaanne acımasızca,
"Ula, demuştu bunlar yüzünden oğlun öldü senun. Toprağu Sıraç'ın..."
Kafamı ona kaldırmamla devamını dinlemek istememiştim ama o kadın acımasızca devam etmişti.
"Daha toprağu soğumedi hâlâ. Ne'miş o? Bana asıl sen... Bak evladum, biz senun atanız. Kendune gel."
Babamın,
"Kızlar..." demesiyle arabalara—
"Hayır," deyip lafını bölmüştüm.
"Hayır. O senin ailen. Hem baba, biz buraya eğlenmeye, zaman geçirmeye geldik."
Kafamı o dedeye çevirmemle,
"Gitmeyruk," demiştim.
Bir adım öne çıkıp kollarımı bağlamıştım.
"Bu ev senun olduğu kadar babamın da. Ula, buradayık."
Ardından babama dönüp,
"Evi göstersene," demiştim.
Babamın bakışlarıyla verdiği onayın ardından kimseyi umursamadan Milas'ın elini tutup,
"Hadi," demiştim.
"Neydi o, Gökçe?" dememle arkamı dönüp ona bakmıştım.
"Heh, hatırladım. De hayde."
Aklıma gelmiş gibi devam etmiştim:
"Ne düşündüğünüzle ne de yaptığınızla ilgileneyrum. Bu tatlı zorlamaya evet. Yaptığım saygısızlık gözünüzde ama siz de kaç saattir aynısını yapaysunuz. Afedersiniz yine de."
"Baba," demiştim aklıma gelenle.
"Kızlar, hadi," diye mırıldanmamla Selin,
"Yalnız Milas kız değil," derken,
"Efendim?" demiştim.
Ne demek istediğini anlamamla,
"Ee, oha," derken ister istemez kimseyi umursamadan gülmüştüm.
İçeri adımımı atar atmaz Milas'ın elimi bırakmasıyla ona dönüp gülümsemiştim. Yüzündeki mahcubiyetin az önce sıktığı yumruğun acısından mı, yoksa babamla karşılaşmanın verdiği tedirginlikten mi kaynaklandığını anlayamamıştım.
Babamın yanına dönüp,
"Kusura bakmayın," demesiyle babam kaşlarını kaldırmıştı.
"Ne için? Nehir'i korumak için sıktığın yumruk için mi, yoksa kızımın elini tuttuğun için mi?" demişti.
Milas'ın yüzü bir anda gerilmiş, ben de babamın bu kadar doğrudan konuşması karşısında ne diyeceğimi bilememiştim.
Babam, Milas'ın eline bakıp başını iki yana sallamıştı.
"Nehir senin için elini tuttu. Baksana, elin ne hâle gelmiş. Bence hâlâ kavga edecek hâlin var. Ne dersin, kızım? Bir tur daha mı atsınlar?" demişti.
"Baba, sen ne diyorsun?" diye sormuştum şaşkınlıkla.
Babam, sanki söylediklerinin gayet normal olduğunu düşünüyormuş gibi omuz silkmışti.
"Ne var? Hak ettiler, evlat. Hem sen duymadın mı söylediklerini? Bırak da biraz akılları başlarına gelsin," demişti.
Milas, hemen araya gireceğini fark etmiş gibi,
"Her şeyi boş verin, Milas," demişti.
Babam ona dönüp bu kez daha sakin ama kararlı bir sesle konuşmuştu.
"Sen boş ver, evlat. Ben seni biliyorum. Ne yaptığını da neden yaptığını da biliyorum. Bundan sonra ne yapacağını da az çok tahmin ediyorum. Merak etme, sonuna kadar arkanızdayız."
Babamın sözleriyle Milas'ın yüzündeki gerginlik biraz olsun çözülmüştü. Ben de ona bakıp gülümsemiştim.
"Değil mi, abi? Yalnız, iyi övdün," demişti.
Babam daha cevap veremeden koridordan gelen sesle hepimiz aynı anda dönmüştük.
"Tuncay!"
Sesi duyar duymaz gözlerimi kapatıp başımı iki yana sallamıştım.
"Hayda," derken istemsizce gülmüştüm.
Milas'la babam, ne demek istediğimi anlamış gibi bana dönmüşlerdi. Babamın yüzünde hafif bir şaşkınlık, Milas'ın yüzünde ise yeniden beliren bir tedirginlik vardı.
Tam karşımda duran kadınla göz göze gelmemiz uzun sürmemişti. Kadın, odadaki herkese tek tek bakıp ellerini iki yana açmıştı.
"Neler oluyor Allah aşkına? İnsan bir şey söyler," demişti.
Ben cevap vermeden önce babamla Milas'a bakmış, ardından kadına dönmüştüm.
Kadın, yüzünde meraklı bir ifadeyle,
"Ya, insan böyle güzellikler için yaptıklarını anlatmaz mı? Nedir bu sessizlik?" demişti.
Ardından elini bana uzatmıştı.
Ben de tebessüm ederek elini tutmuştum.
"Bahar," demişti.
"Nehir Duru," dememle elimi bırakmıştı.
Ardından hiç beklemeden ikizime dönüp elini uzatmıştı.
"Ya ama siz çok mu sessizsiniz?" derken Bahar yengem Gökçe'ye dönüp,
"Kızım, hiç mi öğretmedin? Azıcık konuşsanıza be kızım," diye söylenmişti.
Aklıma gelenle,
"Çağlar," demiştim.
Karşı tarafta sırıtan kişiye bakıp,
"Şerefsiz, sen misin sırıtan?" diye fısıldadıktan sonra Bahar yengeme dönmüştüm.
"Çağlar da yeğenin, biliyor musun?" demiştim.
"Kızlar," diye seslenen Bahar yengem,
"Bu Çağlar," demişti. "Özellikle istedi valla. Ben normalde unutmazdım onu. Ama bu çocuk kendini öyle bir unutturuyor ki insan ister istemez merak ediyor. 'Acaba bugün de başımıza bela olacak mı?' diye."
"Ulan Pika Pika," dememle Çağlar'ın sırıtışı daha da büyümüştü.
"Gel buraya. Gel, gel bakalım. Şu an kim alacak seni elimden? Lan, gelsene!"
Karşı karşıya gelince Çağlar hemen babama dönüp,
"Baba, alsana kızını yav! Valla gülelim diye şey yaptım," demişti.
"Göstereyim sana gülmeyi. Gelsene, valla güldüreceğim seni lan!" deyip ona doğru bir adım atmıştım.
"Ah, amca! Ya, biriniz 155 polisi arar mısınız? Resmen tehdit var canımla!" demişti.
"Canımla ediliyorum ya! Baba, sana da aşkolsun. Biricik oğluna neler neler yapıyorlar, gıkın çıkmadan gülüyorsunuz lan!"
Babamın yalnızca gülmesi üzerine Çağlar ellerini iki yana açmıştı.
"Baba, bir şey desene!"
Babam omuz silkip arkasına yaslanmıştı.
"Gördün mü?" demiştim. "Kendi baban bile seni kurtarmıyor."
"Sen sus," demişti Çağlar.
"Niye?"
"Çünkü birazdan başına iş açacaksın."
"Zaten sen açacaksın."
"Lan ördek, dur! Durduğun yerde!"
"He," demiştim.
Olduğum yerde durup kollarımı iki yana açmıştım.
"Bak, şu an durdum."
Çağlar birkaç saniye şüpheyle beni süzmüştü.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Kaşlarımı çatıp ona bakmıştım.
"Ben neyim?"
Çağlar'ın yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
"Ne?"
"Eşek başı mıyım ulan? Pikaçhu! Lan, gel buraya!"
Üzerine hamle yapınca Çağlar geri çekilmişti.
"Ben sana demiştim ki—"
Sözünü tamamlayamadan ona atılmıştım. Tam düşecekken beni tutmasıyla dengemi toparlamaya çalışmıştım.
"Hilenin daniskası bu!" demiştim.
"Ne hilesi? Seni düşmekten kurtardım."
Elimi saçlarına atıp hafifçe çekmiştim.
"Lan, acıyor! Duru!" diye bağırmıştı.
"Daha bir şey yapmadım bile."
"Duru, bırak!"
Tam o sırada yüzündeki ifade değişmişti. Sanki aklına bir şey gelmiş gibi bana bakmıştı.
"Sen istedin ama."
"Ne istedim?"
Cevap vermesine fırsat kalmadan beni gıdıklamaya başlamıştı.
"Lan!"
Kahkahaya boğulunca saçını bırakıp ellerini üzerimden çekmeye çalışmıştım.
"Ya dur! Dur!"
"Az önce çok cesurdun!"
"Çağlar, dur diyorum!"
"Sen de beni bırakmıyordun ama!"
"Çünkü—"
Cümlemi tamamlayamadan yeniden gıdıklayınca kahkahalarım yükselmişti.
"Lan, ya! Dur!"
"Yok!"
"Çağlar!"
"Efendim?"
"Durdur şunu!"
"Niye?"
"Çünkü gıdıklanıyorum!"
"Ben de onu yapıyorum zaten."
"Ya, dur!"
Kendimi geri çekmeye çalışırken koltuğa takılıp sendelemiştim. Çağlar da beni bırakmaya çalışırken dengesini kaybetmişti.
"Düşüyoruz!"
"Sen düşüyorsun!"
"İkimizi de düşürüyorsun!"
Son anda koltuğa tutunarak ikimiz de dengemizi toparlamıştık.
Salondan yükselen kahkahalarla başımı kaldırıp etrafa bakmıştım. Bahar yengem ağzını kapatmış gülüyordu. Gökçe kahkahadan iki büklüm olmuştu. Sevgilim ile Ay Işığım da koltuğun kenarında birbirlerine bakıp gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. Selin ise sahnedeymişiz gibi bir köşesinde bizi izlerken kahkahasını bastırmaya çalışıyordu. Babam ise hâlâ hiçbir şey olmamış gibi bizi izliyordu.
Çağlar bana bakıp sırıtmıştı.
"Gördün mü?"
"Neyi?"
"Kim alacakmış seni elimden?"
Gözlerimi kısıp ona bakmıştım.
"Sen kendini çok güvende sanıyorsun."
"Sanıyorum."
"Yanlış sanıyorsun."
"Bence doğru sanıyorum."
"Pika Pika..."
"Efendim, ördek?"
"Kaç."
Çağlar bir an durmuştu.
"Ne?"
"Kaç dedim."
"Niye?"
"Çünkü birazdan seni yakalayacağım."
Çağlar'ın gözleri büyümüştü.
"Baba!"
Babam kahkahayı tutamayarak başını iki yana sallamıştı.
"Kaç oğlum."
"Baba, sen de mi?"
"Ben karışmıyorum."
"Amca!"
Babam bu kez açıkça gülmeye başlamıştı.
"Sen ettin, sen buldun."
Çağlar bana bakıp geri geri çekilmişti.
"Tamam, konuşarak çözelim."
"Geç kaldın."
"Duru..."
"Koş."
Çağlar arkasını döner dönmez peşinden atılmıştım.
"Lan Pika Pika, gel buraya!"
"Yenge! Baba! Biriniz yardım edin!"
Bahar yengemin Tuncay amcamın yanına geçmesiyle Gökçe'yi de yanlarına çekmişlerdi. Kahkahaları bütün salona yayılırken Sevgilimle Ay da Selin'i yanlarına çekip kenara geçerek bize yol açmışlardı.
"Koş Çağlar, ben seni görmüyorum!" demişti Bahar yengem.
"Yenge!"
Ben de onun peşinden koşarken gülmekten doğru düzgün konuşamıyordum.
"Gel buraya! Bu daha başlangıç!"
"Koş Çağlar, gözüm görmesin seni!" diye seslenmişti Bahar yengem.
"Yenge, sen de mi karşı tarafa geçtin?"
Çağlar salonda bir o yana bir bu yana kaçarken ben de peşini bırakmamıştım.
"Gel buraya, Pika Pika!"
"Duru, bir sakinleş hele!"
"Sen dur da ben de sakinleşeyim!"
"Ben durursam başıma ne geleceğini biliyorum!"
"Zaten bütün mesele de bu!"
"Baba!"
Tuncay amcam kahkahalar arasında başını iki yana sallamıştı.
"Ula oğlum, ayaklarına kuvvet! Kızım seni birazdan yakalayacak."
"Baba, insan evladına böyle mi destek olur?"
"Destek oluyorum ya işte. Kaç diyorum."
"Sen benim babamsın, onun antrenörü değil!"
"Bugünlük tarafımı değiştirdim. Kızım haklı."
"Amca, siz de mi beni sattınız?" diye seslenmişti.
Tuncay amcam iki elini birden kaldırmıştı.
"Ben karışmadum, kendi kendine yakalanıyorsun."
"Az önce kaçmamı söylediniz!"
"Ben öyle bir şey demedum."
"Dedin ama!"
"Ben duymadum."
"Bahar yenge, bari siz söyleyin şuna!"
"Ben mi? Ben şu an bu çocuğu tanımıyorum."
"Yenge, yirmi beş dakika önce telefonda benle görüştün!"
"Görüştüğüm herkes akraba olmuyor, Çağlar."
"Bu nasıl bir vefasızlık?"
Bahar yengemin kahkahası salona yayılırken Çağlar yeniden fırlamıştı. Ben de hiç beklemeden arkasından koşmuştum.
"Pika Pika, kaçma artık!"
"Duru, bak gerçekten başına iş açacaksın!"
"Benim değil, senin başına açılacak!"
"Şaka yaptık, konu kapandı!"
"Ben kapatmadım!"
"Son kez söylüyorum, peşimi bırak!"
"Ben de son kez söylüyorum, olduğun yerde kal!"
"Senin son kezlerin hiç bitmiyor!"
Tam köşeyi dönerken Çağlar'ın ayağı halının kenarına takılmış, bir anda öne doğru sendelemişti. Ben de arkasından yetişince ikimiz birlikte dengesimizi kaybetmiştik.
"Tamamdır, yakaladım!"
"Yok öyle bir şey!"
"Kolum boynunda, daha ne olması gerekiyor?"
"Bu teknik olarak yakalanmak sayılmaz."
"Nasıl sayılmaz?"
"Ben kendi isteğimle durmadım. Halı beni durdurdu."
"Sonuçta durdun mu? Durdun."
"Bu, oyunun kurallarında yoktu."
"Kuralları sen mi yazdın?"
"Evet, çünkü mağdur olan benim."
"Mağdurmuş! Bir de utanmadan söylüyor."
"Hayat bazen insanı böyle köşeye sıkıştırır, Pikaçhu."
Çağlar birkaç saniye boyunca yüzüme bakmıştı.
"Sen bu lakabı bırakmaya hiç niyetin yok, değil mi?"
"Hiç yok."
"Bir gün bunun hesabını soracağım."
"Önce beni yakalayabilecek hâle gel."
"Sen öyle san."
Çağlar bir anda üzerime doğru hamle yapınca refleksle geri sıçramıştım.
"Lan, ne yapıyorsun?"
"Rövanş başlıyor!"
"Ben rövanş kabul etmedim!"
"İtirazın varsa yakalanmadan kaç!"
Salondaki kahkahalar yeniden yükselirken bu kez ben geri geri kaçmaya başlamıştım.
"Sevgilim!"
Milas'a baktığımda onun koltuğuna yaslanmış, keyifle bizi izlediğini görmüştüm.
"Beni kurtarmayacak mısın?"
"Sen ateşi yaktın, Nehir'im. Şimdi dumanını da çekeceksin."
"Bu sevgililik değil, seyircilik!"
Ay Işığım gülerek araya girmişti.
"Ben hakemim, taraf tutamam."
Selin hemen yanından başını sallamıştı.
"Ben de tanık olarak kalıyorum. Sonra kim kimi yakaladı, anlatırım."
"Harika! Herkes birleşmiş, bir tek ben ortada kaldım!"
Çağlar arkamdan seslenmişti.
"Abartma, ben buradayım. Seni yakalamaya geliyorum!"
"Sen önce kendi ayağına sahip çık!"
"Bu sefer halıya güvenmiyorum, merak etme!"
"Ulan Pika Pika!"
Tekrar ona döndüğümde Çağlar kahkahalarla kaçmaya başlamıştı.
"Ben bu evde bir gün huzur bulacağımı sanmıştım!"
Bahar yengemin sesi salondan yükselmişti.
"Sen bu aileye doğdun oğlum, huzur beklentin baştan hatalı."
"Yenge, insan kendi ailesinden böyle darbe yer mi?"
"Biz darbe vurmuyoruz, seni hayata hazırlıyoruz."
"Bu hazırlık biraz fazla gerçekçi!"
Tuncay amcam kahkahasını bastırmaya çalışarak söze karışmıştı.
"Alışırsun oğlum. Bizde sevgi biraz gürültülü yaşanır."
Çağlar bir an durup arkasına bakmıştı.
"Ben galiba yanlış aileye doğmuşum."
"Yok," demişti Bahar yengem. "Sen tam yerine doğmuşsun."
Çağlar iki elini havaya kaldırmıştı.
"Ben gidiyorum!"
"Git," demiştim.
"Ciddiyim, bu sefer gerçekten gidiyorum."
"Kapı orada."
"Beni durdurmayacak mısın?"
"Yok, yolun açık."
"Duru..."
"Efendim?"
"Beni birazdan ararsın."
"Niye arayayım?"
"Çünkü ben olmayınca evin neşesi düşer."
"Sen olmayınca evin sesi düşer, neşesi değil."
Salondan bir kahkaha dalgası daha yükselmişti.
"Bak, herkes benim tarafımda!"
"Kimse senin tarafında değil, sadece sana gülüyor."
"Bu da bir çeşit sevgi."
"Sen var ya..."
Cümlemi tamamlamama fırsat vermeden Çağlar yeniden kaçmaya başlamıştı.
"Kaçıyor! Yakalayın şunu!"
Bu kez bütün salon kahkahaya boğulurken ben de yeniden peşine düşmüştüm.
"Gel buraya!"
"Yaklaşamazsın!"
"Biraz önce yakaladım seni!"
"O sayılmazdı!"
"Bu sefer saydıracağım!"
"Önce beni bul!"
"Salonun ortasındasın, nereye saklanıyorsun?"
O an, Karadeniz'e geldiğimden beri içimde biriken bütün ağırlık birkaç dakikalığına silinip gitmişti. Etrafımda yükselen kahkahalara karışıyor, ben de uzun zamandır ilk kez bu kadar içten, bu kadar rahat gülüyordum.
Sanki herkesle aramdaki mesafe bir anda ortadan kalkmıştı. Salonun sıcaklığı, birbirimize takılmalarımız ve kahkahalarımızın içtenliği, içimde yumuşacık bir his bırakmıştı.
İster istemez gülerek ellerimi dizlerime koymuştum.
"Tamam," demiştim nefes nefese. "Huh... Ateşkes."
Çağlar da gülerek birkaç adım geri çekilmişti. Yüzündeki muzip ifade, sanki birazdan yeniden bir şey yapacakmış gibi duruyordu.
"Valla mı?"
"Valla."
Ben gülerek bizimkilerin yanına doğru ilerleyecekken Çağlar arkamdan seslenmişti.
"Eğer döversen gıdıklarım."
Bir anda kolunun altına girince dönüp ona bakmıştım. İkimiz de hâlâ gülüyorduk; aramızdaki o çocukça atışma, salondaki herkesin yüzüne de bulaşmıştı.
"Ee?"
Çağlar sırıtarak,
"Sevgili ailem, komik miydi?" demişti.
Gülmemi bastırmaya çalışarak,
"Ya, o değil de..." diye fısıldamıştım.
"Ney?"
"Biz hangi ara üçüncüye seni kovalıyoruz?"
Çağlar birkaç saniye düşünmüş, sonra omuzlarını kaldırıp gülerek,
"En son seni kovalıyordum," demişti.
"Ee?"
"Ee, prensip diyoruz."
"Prensip mi?"
"Evet."
Koluna hafifçe vurunca,
"Yapma!" demiştim.
Ben de kollarımı hemen karnıma saklamıştım.
"Gıdıklama ama!"
Çağlar gülerek ellerini kaldırmıştı.
"Tamam, tamam. Korkma, ateşkes var."
"Senin ateşkesine güven olmaz."
"Ben çok güvenilir biriyim."
"Bunu da herkesin içinde söylemen cesaret."
İkimizin yeniden gülmesiyle çevremizdekiler de kahkahaya katılmıştı. O an, kimsenin kendini tutmaya çalışmadığı, herkesin birbirine takılıp rahatça güldüğü sıcacık bir anın içinde kalmıştık.
Selin gülmesini bastırmaya çalışarak,
"Ya..." demişti.
Ona dönüp,
"Ne ya?" diye sormuştum.
Selin başını iki yana sallayıp,
"Yazdım oğlum hepinizi aklıma. Elime vermek yerine şunu deyip yanımdakini göstermemle resmen kahkaha attınız," demiştim.
"Ne yaptın sen?"
Selin eliyle yanındaki kişiyi gösterip gülmeye devam etmişti.
"Şunu gösterdim sadece."
"Ya sen de mi?"
Ay Işığım da gülerek başını iki yana sallamıştı.
"Ne yapalım? Çok komikti."
"Bütün salon bir olmuşsunuz!"
Bahar yengem, Tuncay amcamın yanına geçmesiyle Gökçe'yi de yanlarına çekmişti. Üçünün yüzündeki neşeli ifadeyi görünce ben de yeniden gülmüştüm. Kahkahaları bütün salona yayılırken Sevgilimle Ay da Selin'i yanlarına çekip kenara geçerek bize yol açmışlardı.
Kimse kimseyi dışarıda bırakmıyor, herkes bu küçük şakanın bir parçası oluyordu. Salonun içindeki samimiyet, kahkahaların arasına karışan bakışlarda bile hissediliyordu.
Çağlar yanıma gelip omzuma hafifçe vurmuştu.
"Bak, sonunda herkes bizi seviyor."
"Bizi değil, yaşadığımız rezilliği seviyorlar."
"Olur o kadar. Hem rezil olacaksak da hep birlikte oluruz."
Bu sözleri söylerken yüzündeki gülümseme öylesine içtendi ki istemeden ona ben de gülümsemiştim.
"Pika Pika..."
"Efendim?"
"Bir daha gıdıklarsan..."
"Ne?"
Gözlerimi kısıp ona bakmıştım.
"Bu sefer gerçekten kaçamazsın."
Çağlar kahkahayı patlatmıştı. Yanımızdakiler de onun gülüşüne katılınca salon bir kez daha neşeyle dolmuştu.
"Tamam, tamam. Ateşkes bozulmasın."
"İyi düşünmüşsün."
"Ben çok akıllıyım."
"Onu tartışmayalım."
"Ördek!"
"Pikaçu!"
Birbirimize bakıp aynı anda gülmeye başlamamızla salondaki kahkahalar yeniden yükselmişti. O an herkesin yüzünde aynı sıcak gülümseme vardı; sanki uzun zamandır birbirimizi tanıyormuşuz gibi, aynı evin içinde büyümüş, aynı şakalara yıllardır birlikte gülmüş gibiydik.
Bir süre daha birbirimize laf atıp gülüştükten sonra nefesimi toparlamaya çalışarak etrafıma bakmıştım.
Burası hâlâ bana yabancıydı.
Ama nedense az önceki kahkahalarla birlikte yabancılık hissi biraz olsun azalmıştı.
Belki de insan bir yere ait olduğunu, orayı tanıdığı için değil; yanında rahatça gülebildiği insanlar olduğu için hissediyordu.
Tam bunu düşünürken Bahar yengemin sesiyle başımı ona çevirmiştim.
"Ee, kızım? Daha kapıda kaldınız. Evi gezmeyecek misunuz?"
Bir an ne diyeceğimi bilemeden etrafa bakmıştım.
"Evi mi?"
"E tabii. Buraya sadece Çağlar'la kovalamaca oynamaya gelmediniz herhâlde."
Çağlar hemen araya girmişti.
"Ben gayet memnunum ama."
"Sen sus Pika Pika."
"Bak, daha demin barışmıştık."
"Ben seninle barışmadım."
"Az önce ateşkes dedin."
"Ateşkes başka, barış başka."
Çağlar gözlerini kısıp bana bakmıştı.
"Bu kız hukuk okusa ülkeyi yönetir."
"Sen önce kendini yönet."
"Ben kendimi gayet iyi yönetiyorum."
"Evet, salonda üç kere kovalanarak."
Bunu söylememle kahkahalar yeniden yükselmişti.
Çağlar elini göğsüne götürüp,
"Ben bu ailede hiç ciddiye alınmıyorum," demişti.
"Çünkü ciddiye alınacak hâlin yok."
"Baba!"
Tuncay amcam uzaktan gülerek,
"Ula oğlum, kız haklı," demişti.
Çağlar birkaç saniye babasına bakıp başını iki yana sallamıştı.
"Ben bu evde tek başımayım."
Gülerek başımı sallamıştım.
"Acındırma kendini."
Bahar yengem bu kez elini bana doğru uzatmıştı.
"Gel bakayım. Önce size odaları göstereyim."
Ay Işığım hemen yanıma gelmişti.
"Ben de geleyim."
Selin de,
"Ben de," demişti.
Gökçe ise gülümseyerek arkamızdan gelmişti.
Ben daha adımımı atmadan Milas'ın yanımda belirdiğini fark etmiştim.
Elimi tutmasıyla ona kısa bir bakış atmıştım.
"Sen de mi geliyorsun?"
"Evet."
"Niye?"
"Sen gidiyorsun diye."
İstemeden gülümsemiştim.
"Bahane."
"Gerçek."
Ay Işığım yanımızdan geçerken,
"Başladınız yine," diye mırıldanmıştı.
"Ne yaptık?"
"Hiç."
Gülerek omuz silktim.
"Biz bir şey yapmadık."
Selin hemen araya girmişti.
"Daha koridorda başladınız, haberiniz yok."
"Selin!"
Kahkahayla önden yürümeye başlamıştı.
Ben de başımı iki yana sallayıp Milas'la birlikte peşlerinden ilerlemiştim.
Koridorda birkaç adım attıktan sonra gözlerim duvarlardaki eski fotoğraflara takılmıştı.
Bir anda adımlarım yavaşlamıştı.
Çünkü o fotoğraflardan birinin karşısında, içimde tarif edemediğim bir his yeniden belirivermişti.
Sanki daha önce görmüştüm.
Sanki bu evin duvarları beni çok önceden tanıyordu.
Ve ben, onları hatırlamıyordum.
Gözlerimi sevdiğim adama çevirmemle,
"Ee," demiştim. "İyi dalga geçtin," diye fısıldadığım an,
"Şşşt, laf yok," demesiyle başımı hafifçe sallamıştım.
"He ya, ondan."
Birkaç saniye sessizce yan yana yürümüş, sonra yeniden ona dönmüştüm.
"Tugay..."
"Efendim?"
"Sen de hissediyor musun?"
Kaşlarını hafifçe çatıp bana bakmasıyla devam etmiştim.
"Sana da burası... Bu ev, hatta bu duvarlar tanıdık geliyor mu?"
Bir an gözlerimi duvarlarda gezdirmiştim.
"Yoksa..." diye fısıldamıştım. "Yoksa kafamda mı kuruyorum?"
Milas birkaç saniye cevap vermeden duvarlara bakmıştı.
Sonra yeniden bana dönmüştü.
"Benim tanıdık geldiğini söylemem doğru olmaz."
Kaşlarımı hafifçe çatmıştım.
"Yani?"
"Yani burayı ilk defa görüyorum."
Başımı eğmiştim.
"Ben de ilk defa görüyorum."
"Biliyorum."
Elimi hafifçe sıkmasıyla gözlerimi ona çevirmiştim.
"Ama senin yüzündeki ifadeyi görüyorum."
Bir şey söylemeden ona bakmaya devam etmiştim.
"Nasıl bir ifade?"
"Bilmiyorum." Kısa bir nefes vermişti. "Sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyorsun."
Gözlerimi yeniden duvara çevirmiştim.
"Ben de tam olarak onu hissediyorum."
Bir fotoğrafın önünde durmamla Milas da benimle birlikte durmuştu.
"Burası..." diye fısıldamıştım.
"Ne?"
"Bilmiyorum."
Fotoğrafa biraz daha yaklaşmıştım.
"Burayı daha önce görmüşüm gibi."
Milas yanıma gelip sessizce fotoğrafa bakmıştı.
"Belki bir yerden hatırlıyorsundur."
"Hayır."
Başımı iki yana sallamıştım.
"Bu öyle değil."
"Nasıl?"
"Bir fotoğrafı görüp hatırlamak gibi değil." Yutkunup duvara bakmaya devam etmiştim. "Sanki... buraya daha önce gelmişim."
Milas bir süre hiçbir şey söylememişti.
Sonra sakin bir sesle,
"Belki de bazı yerler insana kendini hatırlatıyordur," demişti.
Kaşlarımı çatıp ona bakmıştım.
"Bu nasıl bir cümle?"
Gülümsemişti.
"Bilmiyorum. O an aklıma geldi."
Ben de istemsizce gülümsemiştim.
"Saçmaladın."
"Olabilir."
Ama gözlerimi yeniden duvara çevirdiğimde gülümsemem yavaşça silinmişti.
Çünkü içimdeki o garip his hâlâ oradaydı.
Ve nedense bu evin bana anlatacağı bir şey olduğunu düşünüyordum.
Sadece ne olduğunu henüz bilmiyordum.
Duyduğum çocukların sesiyle irkilip başımı kaldırmıştım.
"He, pardon yenge," demiştim. "Dalmışız yine."
Bahar yengem gülümseyince gözlerimi kapatıp kısa bir nefes almış, sonra yeniden açmıştım.
"Neyse ya..."
Bunu deyip önümdeki kapıya yönelmiştim.
Odaya girer girmez birkaç saniye olduğum yerde kalmıştım.
Gözlerimi odanın içinde gezdirirken içimde yine o garip his belirivermişti.
Sanki burası bana yabancı değildi.
Ama neden böyle hissettiğimi bir türlü çıkaramıyordum.
Milas'ın yanımda olduğunu fark edince ona kısaca bakmış, ardından gözlerimi yeniden odaya çevirmiştim.
"Çok sağ ol yenge," diye mırıldanmıştım. "Gerçekten güzel olmuş."
Bahar yengem arkamdan gülerek,
"Beğendunuz mi bari?" diye sormuştu.
Başımı yavaşça sallamıştım.
"Beğendik. Hem de çok."
Ama gözlerim o koridorun bir köşesinde asılı duran eski fotoğrafa takılmıştı.
İçimdeki o tanıdık his, bu kez daha da belirginleşmişti.
Bölüm etkileşimi
