BENDEN ÇALINAN HAYAT kitap kapağı

37. bölüm / 54

BENDEN ÇALINAN HAYAT

🍯 37. Bölüm 🍯

Vaveyla Yazarı: Esra İlayda Akkuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 54Şu an: 🍯 37. Bölüm 🍯
  1. 1 🍯 1. Bölüm 🍯4.025 kelime
  2. 2 🍯 2. Bölüm 🍯6.084 kelime
  3. 3 🍯3. Bölüm🍯4.972 kelime
  4. 4 🍯 4. Bölüm 🍯4.624 kelime
  5. 5 🍯 5. Bölüm 🍯4.634 kelime
  6. 6 🍯 6. Bölüm 🍯4.918 kelime
  7. 7 🍯 7. Bölüm 🍯4.151 kelime
  8. 8 🍯 8. Bölüm 🍯4.378 kelime
  9. 9 🍯 9. Bölüm 🍯6.045 kelime
  10. 10 🍯 10. Bölüm 🍯6.301 kelime
  11. 11 🍯 11. Bölüm 🍯4.834 kelime
  12. 12 🍯 12. Bölüm 🍯4.324 kelime
  13. 13 🍯 13. Bölüm 🍯4.826 kelime
  14. 14 🍯 14. Bölüm 🍯3.494 kelime
  15. 15 🍯 15. Bölüm 🍯3.462 kelime
  16. 16 🍯 16. Bölüm 🍯3.451 kelime
  17. 17 🍯 17. Bölüm 🍯3.625 kelime
  18. 18 🍯 18. Bölüm 🍯3.260 kelime
  19. 19 🍯 19. Bölüm 🍯2.491 kelime
  20. 20 🍯 20. Bölüm 🍯2.915 kelime
  21. 21 🍯 21. Bölüm 🍯2.516 kelime
  22. 22 🍯 22. Bölüm 🍯3.508 kelime
  23. 23 🍯 23. Bölüm 🍯3.243 kelime
  24. 24 🍯 24. Bölüm 🍯2.727 kelime
  25. 25 🍯 25. Bölüm 🍯3.718 kelime
  26. 26 🍯 26. Bölüm 🍯3.120 kelime
  27. 27 🍯 27. Bölüm 🍯3.793 kelime
  28. 28 🍯 28. Bölüm 🍯2.800 kelime
  29. 29 🍯 29. Bölüm 🍯3.885 kelime
  30. 30 🍯 30. Bölüm 🍯3.962 kelime
  31. 31 🍯 31. Bölüm 🍯4.235 kelime
  32. 32 🍯 32. Bölüm 🍯4.588 kelime
  33. 33 🍯 33. Bölüm 🍯4.554 kelime
  34. 34 🍯 34. Bölüm 🍯4.118 kelime
  35. 35 🍯 35. Bölüm 🍯3.620 kelime
  36. 36 🍯 36. Bölüm 🍯4.451 kelime
  37. 37 🍯 37. Bölüm 🍯4.131 kelime · Okuduğun bölüm
  38. 38 🍯 38. Bölüm 🍯4.026 kelime
  39. 39 🍯 39. Bölüm 🍯3.085 kelime
  40. 40 🍯 40. Bölüm 🍯3.702 kelime
  41. 41 🍯41. Bölüm 🍯3.741 kelime
  42. 42 🍯42. Bölüm 🍯4.376 kelime
  43. 43 🍯43. Bölüm 🍯3.499 kelime
  44. 44 🍯 44. Bölüm 🍯4.394 kelime
  45. 45 🍯45. Bölüm 🍯5.390 kelime
  46. 46 🍯46. Bölüm 🍯3.987 kelime
  47. 47 🍯47. Bölüm 🍯3.801 kelime
  48. 48 🍯48. Bölüm 🍯3.426 kelime
  49. 49 🍯 49. Bölüm 🍯3.904 kelime
  50. 50 🍯 50.Bölüm 🍯3.854 kelime
  51. 51 🍯 51. Bölüm 🍯4.471 kelime
  52. 52 🍯 52. Bölüm 🍯3.927 kelime
  53. 53 🍯 53. Bölüm 🍯4.100 kelime
  54. 54 🍯54. Bölüm🍯3.228 kelime

Hayat bazen bu muydu diye düşünüyordum. Canım acımıştı. Aldığım nefesle bilgisayarı açarken yaşadığım onca şeyi sanki hiç düşünmemişim gibi yeniden düşünüyordum. Ekrana çıkan şifreyle, "Sabır..." diye mırıldanırken sandalyeyi geri itmiştim. Gördüğüm notla çekmeceyi açmıştım. İçinden çıkan küçük kâğıtta yazan şifreyi görünce kâğıdı elime alıp şifreyi girmiştim. Açılan ekranla, bilgisayardaki dosyaların olduğu klasörü açmamla yanımdaki dosyaları da açmış ve incelemeye başlamıştım. Bilgileri tek tek kontrol ederken gözlerimi ekrandan ayırmıyordum.

Her satırda farklı bir detay, her belgede iş ile alakalı başka bir iz vardı.

Derin bir nefes alıp önümdeki kâğıtları düzenlemiştim.

"Bunca şeyi nasıl bu kadar biriktirirsin Sıraç ?"

diye kendi kendime mırıldanmıştım.

Bir yandan bilgisayardaki kayıtları inceliyor, bir yandan dosyalardaki bilgilerle karşılaştırıyordum. Bazı noktalar birbirini tutuyor, bazı noktalar ise kafamda daha fazla soru işareti oluşturuyordu.

Tam bir belgeyi açmıştım ki gözüm birkaç satıra takılmıştı; çünkü bazıları o kadar birbirini tutmuyordu ki " of dedirtir cinsten" diye mırıldanmamla başıma masaj yapmıştım.

Bir an durmuş, tekrar okumaya başlamıştım.

Çünkü bazı şeyler ilk bakışta göründüğü gibi değildi.

"Demek mesele sadece olanı geçirmek değilmiş..."

diye fısıldamıştım.

Resmen Sıraç'ın yapması gerekeni ben yapıyordum.

"Sabır..."

diye mırıldandığım an çalan telefonumla ekranda gördüğüm isimle gülümsemiştim.

Sevgilimdi.

Telefonu gülümseyerek açmamla,

"Efendim yakışıklı."

diye mırıldanmıştım.

Tam o sırada aklıma gelenle,

"Bir dakika."

diye fısıldamıştım.

Cebimdeki kulaklığı çıkarıp telefona bağlamamla eş zamanlı kulağıma takarken,

"Sesim geliyor mu?"

diye sormuştum.

"Geliyor aşkım."

demesiyle gülümsemiştim.

"O Sıraç iti bir şey yaptı mı?"

demesiyle ister istemez gülmüştüm.

"İsmini nasıl öğrendin?"

diye fısıldamıştım.

Gülerek,

"Maya cırladı. Gizem'le kavga ederlerken."

demesiyle kaşlarımı kaldırmıştım.

"Nasıl?"

diye fısıldamıştım.

"Gizeme bir şey yapmadı değil mi?"

diye sormamla Milas'ın sesini duymuştum.

"Sence bitanem? Bir kavga etmiş baldızım var ya... Sanki kavga etmemiş gibi bizim yanımıza gelip çekirdek çitleyerek 'nasıl ama?' dedi."

demesiyle kahkaha atmıştım.

"İşte..."

diye fısıldamıştım.

"Benim ikizim ya."

dememle Milas gülmüştü.

"Valla aynı sen gibiydi. Ee sen anlat canımın içi."

demesiyle kaşlarımı kaldırmıştım.

"Hayırdır, yenge mi buldun Tugaycığım?"

demiştim.

Tam o sırada duyduğum abimin sesiyle istemsizce kahkaha atmıştım.

"Aynı zamanda ulan off..."

diye mırıldanmıştım.

"Evrak yok resmen ya. Nerede bu dosya?"

diye kendi kendime söylenmemle Milas hemen sormuştu.

"Ne dosyası aşkım?"

"Sus sus, sen konuşma."

demiştim.

Abimin eğlenen sesiyle daha da gülmüştüm.

"Abi, güldürme."

dememle ayağa kalkmıştım.

Klasörlerin olduğu çekmeceyi açmamla dosyaları karıştırmaya başlamıştım.

Milas'ın sesi kulağımda yankılanmıştı.

"Ne yaptım ki?"

"Ne mi yaptın?"

demiştim.

"Aramadın lan beni dün. Yani aşkım, bekledim."

dememle gülümsemiştim.

Tam bulduğum dosyayı alıp açacakken gözüme takılan başka bir dosyayla durmuşum.

"Bir dakika."

diye mırıldanmıştım.

Üzerindeki isim dikkatimi çekmişti.

Milas'ın sesi hâlâ kulağımdaydı.

"Nehir'im..."

demesiyle istemsizce kaşlarımı çatmıştım.

Telefona hitaben, " bir dakika."

diye fısıldamıştım.

Umursamadan almam gereken dosyayı almamla, o takıldığım Sıraç Aslaner yazan dosyaya bakıyorken kendi kendime,

"Sanane be kızım."

diye mırıldanmıştım.

Milas'ın sesini duymasıyla,

" Aşkım sen arasaydın ?"

demişti.

"Ne?"

diye fısıldamıştım.

"Seviyorum şu çocuğa sarmayı..."

diye içimden geçirirken istemsizce gülümsemiştim.

"Oyunu bozmadan müsait miydim?" dememle,

"Ula hiç mi merak etmiyorsun?"

derken dosyayı açmıştım.

Aldığım nefesle kalem aramak için çekmeceyi açtığım an, kapatacakken gözümün takıldığı şişeyle durmuştum.

"Güzelim..."

Aldığım nefesle " bir dakika."

demiştim.

Belki yanlıştı, belki kötüydü ama o an düşünmeden kutuyu elime almıştım.

Kutuyu çevirip üzerindeki yazıya baktığım anda gözlerim isme takılmıştı.

"Diazepam..."

diye mırıldanmıştım.

"Milas Tugay."

dememle sesimdeki ciddiyeti fark etmişti.

"Bana diazepam ilacını araştırsanıza."

demiştim.

Kutudaki ilaç sayısına baktığımda gördüğüm yirmi sayısıyla kaşlarımı çatmıştım.

"Ne oluyor ya?"

diye fısıldamıştım.

"Bu ne?"

Milas'ın sesi kulağımdan gelmişti.

"Güzelim, bu ilaç..."

demesiyle,

"Ee?"

diye karşılık vermiştim.

"Tamam canımın içi, bakacağız ama ne oluyor?"

demesiyle derin bir nefes almıştım.

"Sıraç..."

diye fısıldamıştım.

"Sıraç'ı ilaca bağlamışlar."

Bir an susup elimdeki kutuya bakmıştım.

"Şu zamana kadar direkt ilaç diyemem ama... Bu ilacı verdikçe beynindeki boşlukları bize olan nefretiyle doldurmuşlar."

demiştim.

"Hem o aşağılık üvey babam... Hem belki Maya da işin içinde."

"Sıraç..."

diye tekrar etmiştim.

Son iki günü düşünmüştüm.

Bana karşı tavırları...

Beni koruması...

Bana inanması...

"Sıraç..."

demiştim.

"O sarsılmaz düşmanımız olan abim var ya..."

Gözümden süzülen yaşı silmeye çalışmıştım.

"Sırf uyuyamıyorum diye benimle Tangled izledi Milas."

demiştim.

"Ben ölesiye nefret etmesinin sebebi..."

diye fısıldayıp cümlemi tamamlayamamıştım.

"Abi..."

diye ikisine birden seslenmiştim.

"Milas."

İkisi de beni dinliyordu.

"Araştırın."

demiştim.

"Lütfen."

Tugay'ın sesi gelmişti.

"Duru..."

Sevdiğim adamın sesiyle ona hitaben, " lütfen" diye mırıldanmıştım.

"Sana iyi davranıyorsa, seni buraya gönderir. Kendine çekmek için yapıyor olabilir."

demesiyle başımı iki yana sallamıştım.

"Tugay..."

demiştim.

"Ben o kovsa bile artık gitmem."

Gözümdeki yaşı silerken bunu söylerken bile sesim titremişti.

Çekmeceyi tekrar açıp ilacı cebime koymuştum.

Tam kapattığım sırada kapının açılmasıyla irkilmiştim.

"Kapıyorum sevgilim."

diye fısıldamıştım.

Başımı kaldırdığımda Sıraç'ı görmüştüm.

"Ne oldu?"

demiştim.

"Güvenmiyor musun?"

diye fısıldamamla yüzünde küçük bir gülümseme oluşmuştu.

"Yok."

demişti.

"Ne kadar yol kat ettin bakmak istedim."

"Bak bakalım." diye fısıldadığım an yanıma gelmesiyle, "Olmuş mu?" demesi bir olmuştu. "Ya, ne oluyor Sıraç?" dememle, "Efendim." demişti. "Sıraç, daha ne kadar burada tutsak kalacağım?" dediğim an, "Tutsak mı?" diye sormasıyla gözlerimi ona çevirmiştim. "Ne bekliyorsun? Dün ya da Maya burada diye iyi davrandığını görünce sana abi mi diyeceğim?" dememle, aldığı nefesin ardından gerçekten şaşırmış bir şekilde, "Gerçekten mi?" demişti. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" diye sormasıyla ona bakmış, "Sen..." demiştim. "Sen bizi öldürmeye çalıştın ya, ne bekliyorsun?" diye eklemiştim.

Sözlerim havada asılı kalırken yüzündeki ifade bir anda değişmişti. Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana bakmış, sanki kurduğum cümleyi sindirmeye çalışıyormuş gibi derin bir nefes almıştı.

"Ben..." diye başlamıştı ama kelimeleri tamamlayamamıştı.

"Ne?" demiştim, sesimdeki kırgınlığı gizleyemeden. "Şimdi bana ne söyleyeceksin Sıraç? Bir açıklaman mı var?"

Bakışlarını kaçırmasıyla içimdeki öfke daha da büyümüştü. Çünkü bazen insanın susması, söyleyeceği her şeyden daha ağır geliyordu.

"Senin için o kadar kolaydı değil mi?" demiştim. "Bir gün hayatıma girip her şeyi altüst etmek, sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak..."

Sıraç başını kaldırıp bana baktığında gözlerinde ilk defa savunma değil, pişmanlık görmüştüm.

"Hiçbir şey benim için kolay değildi." demişti alçak bir sesle.

Gülümsemem acı bir hâl almıştı.

"Benim için de değildi." dememle aramızdaki sessizlik daha da ağırlaşmıştı. "Ama yaşadıklarımı unutmuş gibi yapamam Sıraç."

Bir adım yaklaşmıştı ama bu sefer geri çekilmiştim.

"Yaklaşma." dememle olduğu yerde durmuştu.

"Ne kadar nefret etsen de..." diye fısıldamıştı.

"Bu nefret değil." diye sözünü kesmiştim. "Bu, sana güvenememek."

Sıraç gözlerini kapatıp kısa bir süre sessiz kalmış, sonra derin bir nefes almıştı.

"Belki de haklısın." demişti. "Ama bilmediğin şeyler var."

Ona dönmemle, "Bahane mi? Gerçekten mi?" demiştim. "Senin de bilmediğin onca şey var ki... Ben sana gelip de bunu bahane ediyor muyum?" dememle yüzündeki ifade değişmişti.

Bir an sessiz kalmış, sonra aklıma gelenle bakışlarımı kaçırmıştım.

"Doğru ya..." demiştim alaycı bir şekilde. "Yok, dimi? Unutmuşum bir an."

Sıraç ne demek istediğimi anlamaya çalışırken ona bakmıştım.

"Çünkü sen her şeyi biliyormuş gibi davranıyorsun ya..." demiştim. "Benim yaşadıklarımı, hissettiklerimi, nelerden geçtiğimi bilmeden karar veriyorsun."

Sözlerimden sonra aramızda kısa bir sessizlik oluşmuştu. Sıraç cevap vermek için ağzını açmış ama yine susmuştu.

"İşte bak." demiştim. "Yine sustun."

Başını hafifçe eğmesiyle içimdeki kırgınlık daha da ağırlaşmıştı.

"Çünkü bazen gerçekleri söylemek, kabul etmekten daha zor geliyor sana Sıraç." dememle gözlerini bana çevirmişti.

"Ben seni..." diye başlamıştı ama cümlesinin devamı gelmemişti.

"Ne?" demiştim. "Beni ne Sıraç?"

Cevap vermesini beklemeden başımı iki yana sallamıştım.

"Yeter." demiştim. "Bitti."

O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissederek ona bakmıştım.

"Bundan sonra düşmanız." dememle aramızdaki sessizlik daha da ağırlaşmıştı.

Sıraç bir şey söylemek için bana doğru bakmıştı ama ben çoktan kararımı vermiştim. Aldığım derin nefesle gözlerimi kısa bir an kapatmıştım.

"Senin deyiminle..." demiştim, sesim kırgın ama kararlı çıkmıştı. "Eskisi gibi olabiliriz."

Bu sözler ağzımdan çıkarken bile bunun mümkün olmadığını ikimiz de biliyorduk.

Son bir kez ona bakmış, aldığım nefesle arkamı dönmüştüm.

Hiçbir şey söylemeden kapıya yönelmiş ve odadan çıkmıştım. Kapıyı kapattığım anda içimde tuttuğum bütün duygularla baş başa kalmıştım.

Odama girip kapının arkasına çöktüğüm an hıçkırıklarım boğazıma düğümlenmiş, gözyaşlarımı durduramamıştım. Elimdeki ilaç şişesini yeniden alıp üzerindeki yazıyı dikkatlice incelemeye başlamıştım. "Neden?" diye fısıldadığım an çalan telefonumla irkilmiştim. Telefonu aynı anda açmamla, "Efendim?" diye fısıldamıştım. Kendime gelebilmek için derin bir nefes almıştım ama gözlerim hâlâ elimdeki şişedeydi. Karşı taraftan gelen ilk cümleyle yüzümdeki ifade bir anda değişmişti. Aldığım nefesle, "Ne demek istiyorsun?" diye fısıldadığım an karşı taraftan gelen sözlerle elimdeki şişeye bakakalmıştım. "İlaç..." diye fısıldamıştım. Ardından duyduğum cümleyle gözlerim şişeye kilitlenmişti. "Bu ilaç mı? O demekmiş..." diye kendi kendime mırıldanmıştım.

Şişeyi avucumun içinde çevirip üzerindeki etikete bir kez daha bakmıştım. Gözlerim yazılarda dolaşırken dudaklarımdan tek bir kelime dökülmüştü.

"Diazepam..."

Bir süre hiçbir şey söylemeden etiketi okumaya devam etmiştim. Etkin madde kısmında diazepam yazıyordu. Altında ise tabletin yardımcı maddeleri ve kullanım bilgileri sıralanmıştı.

Kaşlarımı hafifçe çatıp şişeyi biraz daha yaklaştırmıştım.

"Bu ilaç mı..." diye fısıldamıştım.

O an telefonda duyduğum sözler yeniden aklıma gelmiş, elimdeki şişeye bakarken yüzümdeki şaşkınlık yerini yavaş yavaş endişeye bırakmıştı.

"Milas..." diye mırıldanmıştım.

Telefonun diğer ucundaki sessizlikle kaşlarımı çatmış, "Yani..." diye devam etmiştim. "Bu ilaç dolaylı yoldan mı etkilemiş?"

Bir an duraksayıp elimdeki şişeye bakmıştım.

"Eee, sence neden iki gün boyunca almadı da bana iyi davranıyor?" diye mırıldanmıştım.

Karşı taraftan hemen bir cevap gelmemişti. Bu sessizlik içimdeki şüpheyi daha da büyütmüştü.

"Milas?" diye tekrar fısıldamıştım.

Sonunda sesi duyulmuştu.

"Ben de tam olarak bundan korkuyorum."

"Ne demek istiyorsun?"

"İki şeyin aynı zamana denk gelmesi tesadüf olmayabilir."

Elimdeki şişeye bakarken boğazım düğümlenmişti.

"Yani Sıraç'ın davranışlarının bununla bir ilgisi olduğunu mu düşünüyorsun?"

"Henüz bilmiyorum," demişti Milas. "Ama öğrenmemiz gereken bir şey var: Bu şişe neden orada ve Sıraç'ın bununla ne ilgisi var?"

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım.

"Öyleyse..." diye fısıldamıştım. "Bunu kendim öğrenmem gerekecek."

Kapıya doğru bakıp sesimi daha da alçaltmıştım. "Ama bunu Sıraç'ın bulunduğu ortamda yapamam."

"Zaten yapma." demişti sevgilim hiç düşünmeden. "Şimdilik hiçbir şey bildiğini belli etme."

"Nasıl davranacağım peki?" diye fısıldamıştım.

"Normal davran. Şişeyi de ortada bırakma."

Bir an elimdeki şişeye bakmıştım. "Milas, ya gerçekten bununla bir bağlantısı varsa?"

"Varsa bile hemen sonuca varma." demişti. "Önce gerçeği öğrenmemiz lazım."

Tam cevap verecekken koridordan gelen ayak sesleriyle irkilmiştim. Ses giderek yaklaşırken telefonun diğer ucundaki Milas da susmuştu.

"Milas..." diye fısıldamıştım.

"Ne oldu?"

Ayak sesleri kapımın önünde durmuştu.

Gözlerimi kapıya dikmiş, elimdeki şişeyi hızla cebimin içine koymuştum.

"Sıraç burada." diye fısıldamıştım.

Kapıya iki kez vurulmasıyla nefesimi tutmuştum.

"Duru ?"

Sıraç'ın sesini duyduğum an kalbim hızla çarpmaya başlamıştı.

Milas'ın sesi telefondan son kez duyulmuştu.

"Hiçbir şey söyleme."

Telefonu hopörlere alıp yatağın üzerine bırakmış, kapıya doğru birkaç adım atmıştım.

"Efendim?" diye karşılık vermiştim.

Kapının diğer tarafında birkaç saniyelik sessizlik olmuştu.

"Konuşabilir miyiz?" demişti Sıraç.

Elim kapının koluna giderken az önceki konuşma yeniden aklıma gelmişti.

"Hiçbir şey bildiğini belli etme..." diye mırıldanmıştı. "Sabır... Bilmiyordum yani." Kendi kendime söylenip derin bir nefes almıştım.

Elimi kapının koluna götürmüş, birkaç saniye öylece beklemiştim. Sonra sesimi mümkün olduğunca sakin tutarak,

"Ne hakkında?" diye sormuştum.

Karşımda kollarını birbirine bağlamasıyla bana bakmıştı.

"Var mı öyle kaçmak?" diye fısıldadığı an, istemsizce gülmüştüm.

"Kaçmak mı Sıraç?" diye fısıldamıştım.

"Sahi..." demiştim. "Gözünde bu kadar mıyım?"

İçeri girmesiyle yüzündeki ifadeye bakmıştım.

"Evet, ne sanıyorsun ki Duru?" dediği an bir anda kendime gelmiştim.

"Nehir be adam! Nehir!" diye bağırmamla birlikte içimde biriken her şey yeniden ortaya çıkmıştı.

Gözlerime bakmasıyla sadece,

"Sıraç..." diye mırıldanmıştım.

"Sen de kardeşin kadar iğrençsin. Sen de onun gibisin." demiştim, sesim titrerken. "Güya tanıyordun, seviyordun ya... Güldürme beni. Her kelimeniz yalan."

Başımı eğmiş, birkaç saniye sessiz kalmıştım.

"Senin farkın var sanmıştım." diye fısıldamıştım.

"Naptım lan sana?" demesiyle gözlerimi kaldırmıştım.

"Yalan söyledin." demiştim. "Beni oyalıyorsun. Belki de hâlâ söylemeye devam edeceksin."

Sesim kırılmıştı.

"Hani tanıyordun Sıraç? Hani bizi takip ediyordun? Hani biliyordun?"

Bir adım yaklaşmıştı ama ben olduğum yerde kalmıştım.

"Mavi'yi seversin Duru..." demesiyle kaşlarımı çatmıştım.

"Ne?" diye fısıldamıştım.

"Gizem beyaz hastasıdır. Sen gökyüzünü izlemeyi seversin. Gizem ayı, yıldızları, geceyi sever. Deniz havası aldığınızda..." dedi ve derin bir nefes aldı.

"Canınız sıkkınken tek bir yere gidersiniz. O sevdiğin uçurumun oraya... Gece oturur, müzik söyler, dertleşirsiniz."

Sözleriyle yüzümdeki ifade değişmişti.

"Hepsini geç..." dedi Sıraç. "Kafanı toplamak için nereye gittiğinizi bile biliyorum."

Bir an ne diyeceğimi bilememiştim.

Çünkü söylediği her şey, benim sandığım kadar uzak olmadığını gösteriyordu.

Gülerek, "Evet, nefret ediyorum." demesiyle cümleme devam etmiştim.

"Dostunu yakın tut, düşmanını daha da yakın..." diye fısıldadığım an, "Duru..." demişti.

"Ne duymak istiyorsun?" demesiyle yüzüne bakmıştım.

"Benim cezam bu mu, Sıraç?" diye mırıldanmıştım gülerek. "Beni psikolojik olarak mı öldürmeyi düşünüyorsun?"

Bir an susmuş, gözlerini benden ayırmamıştı.

"Arda'nın yerini sen mi devraldın?" diye sormuştum.

"Ne?" demesiyle gözlerinin içine bakmıştım.

"Ne, ne?" diye fısıldamıştım. "Sen."

"Sen bize silah çektin." Gülerek başımı iki yana sallamıştım. "Tehdit ettin, yetmedi... tehditlerini eyleme döküp canımıza kastettin. Evet, hakkımızda bildiğin her şey doğru."

Sıraç'ın yüzündeki ifade değişirken ona bakmaya devam etmiştim.

"Düşmanını iyi tanımışsın..." diye fısıldamıştım. "Ama değer mi?"

Bir an duraksayıp gözlerinin içine bakmıştım.

"Değer mi onlar için bizi bitirmeye?" demiştim. "Arda bize güven vermişti. İnanmıştık ona. Biliyor musun, abi dedik ya... Her şeyimizi anlattık."

Sesim titremeye başlamıştı.

"Güya o da bizi bilmiyormuş. Öldü demişler, sonra bizi bulmuş..." demiştim. "Ama bir şeyi merak ediyorum. Bizi neden üvey babamı kaçırdı diye biliyoruz? Kimi saklıyorsunuz?"

"Sus." demişti.

"Sus..." diye tekrar etmiş, acı bir gülümsemeyle başımı sallamıştım. "Aynen. Ne güzel ya, bulmuşsun çözümü."

"Nehir, dur."

"Durmuyorum." diye fısıldamıştım. "Durdur, sıkıysa. Et hadi gene bir tehdit."

"Nefret edersin..." demişti.

"Senden mi, Sıraç?" diye karşılık vermiştim. "Edemiyorum. Hele böyle davranmana ayrı bir uyuz oluyorum."

Bir an nefesimi tutup gözlerimi ondan kaçırmıştım.

"Koruma ya beni." demiştim. "Bana kötü davran. Kötü davran ki seni silebileyim."

"Nehir..." demesiyle başımı kaldırmıştım.

"Ben..." diye başlamış, kelimeleri toparlayamamıştım.

Sonra gözlerimin içine bakarak, "Ben birine daha güvenmek istiyor muyum diye sordun mu hiç bana?" demiştim.

Başımı iki yana sallayıp sesimi alçaltmıştım.

"Ya bırak... Bırak."

Bir an gözlerimi kapatmış, son kez fısıldamıştım.

"Bana iyi davranmayı bırak."

"Evet." demişti.

Sesinden sinirli olduğu her hâlinden belliydi. Boynundaki damar belirginleşmiş, çenesini sıkmıştı.

"Evet." diye tekrar etmişti. "O zaman söyleyeyim. Seni kim babama verdi, para karşılığında biliyor musun?"

Bir an susup gözlerimin içine bakmıştı.

"Milas Tugay Çeviğin öz babası. Yani..." demişti, sesi daha da sertleşirken. "Evet, geleceğini buna rağmen kuracaksan, kayınbaban."

Sözlerinin ardından gülmüştüm. Artık gözümde o kadar aciz geliyordu ki...

"Teşekkür ederim." diye fısıldamıştım.

Kaşlarını çatıp bana bakmasıyla gülümsemem silinmişti.

"Teşekkür ederim, Sıraç." demiştim. "Senden nefret etmem için bana bir sebep verdiğin için."

"Nasıl?" diye fısıldamıştı.

"Acizsin, Sıraç." demiştim, gözlerimi ondan ayırmadan. "Bir babanın yaptığı suçu oğlunun yapmış gibi gösterdiğin için."

Sıraç birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme bakmıştı. Çenesini sıkmış, boynundaki damar hâlâ belirginleşmişti.

"Sen gerçekten hiçbir şeyi anlamıyorsun." demişti sonunda.

"Gerek yok." diye karşılık vermiştim. "Anlamak istemiyorum artık."

"Ben babamın yaptıklarını savunmuyorum."

"Hayır." demiştim, acı bir gülümsemeyle. "Ama onun yerine bedelini bize ödetiyorsun."

"Öyle değil."

"Öyle." diye sözünü kesmiştim. "Çünkü sen onun yaptıklarının hesabını bizden soruyorsun."

Sıraç bir adım yaklaşmıştı.

"Ben seni korumaya çalışıyorum."

"İstemiyorum."

Bu kez hiç düşünmeden söylemiştim.

"Korumanı da istemiyorum, iyiliğini de istemiyorum. Çünkü ne zaman size güvenmeye kalksam, altında başka bir yalan çıkıyor."

Gözlerini kaçırmasıyla başımı iki yana sallamıştım.

"Ve en kötüsü ne biliyor musun?" diye fısıldamıştım. "Bunca şeye rağmen hâlâ senden bir açıklama bekliyorum."

Sıraç yeniden gözlerime bakmıştı.

"Çünkü hâlâ bana inanmak istiyorsun." demişti.

Bir an susmuştum.

Sonra acı bir gülümsemeyle başımı eğmiştim.

"Hayır." demiştim. "Sadece bir kere olsun yanılmak istiyorum."

O cümleden sonra odanın içindeki sessizlik ikimizin arasına ağır bir duvar gibi çökmüştü.

Aklıma gelenle başımı kaldırıp, "Sıraç..." diye fısıldamıştım.

"Sen de suçlusun o zaman."

Kaşlarını çatıp bana bakmasıyla devam etmiştim.

"Hani gözünde Milas suçlu ya..." demiştim. "O zaman sen de suçlusun."

"Duru, anlamıyorsun." demesiyle gözlerimi ondan ayırmadan karşılık vermiştim.

"Anlatamıyorsun o zaman." demiştim.

"Gerçekten mi? Bir erkek için abini mi harcayacaksın?" demesiyle kahkaha atmıştım.

"O benim her şeyim." demiştim. "Ve abi... Ben biliyorum ama gerçekten..." diye mırıldanmıştım.

Aklıma gelenle yüzüne bakıp devam etmiştim.

"Demek ki bunu senden değil, güyası ailem varmış ya öğrenmem gereken..." demiştim. "Sizden değil, ailemden öğrendim. Yani sevdiğim adamdan."

Bir an susup gözlerinin içine bakmıştım.

"Var mı diyeceğin bir şey?"

Sıraç'ın yüzündeki ifade bir anda değişmişti. Söylediklerimi anlamaya çalışıyor gibiydi.

"Sevdiğin adam mı?" diye fısıldamıştı.

Gülümsemem yarım kalmıştı.

"Evet." demiştim. "Yanlış duymadın."

"Sen..." diye başlamış, sonra susmuştu.

"Ne oldu?" demiştim. "Şimdi de bunu mu sorgulayacaksın?"

"Ben sadece..."

"Hayır, Sıraç." diye sözünü kesmiştim. "Artık açıklama yapmak zorunda olan ben değilim."

Bir adım geri çekilip ona bakmıştım.

"Sen bana gerçeği anlatmadın. Ben gerçeği başka birinden öğrendim. Şimdi gelip bana neyi, kimi seçmem gerektiğini söyleme."

Sıraç derin bir nefes almıştı.

"Ben seni seçmek zorunda bırakmak istemiyorum."

"Geç kaldın." demiştim.

"Çünkü beni zaten bir seçimin ortasında bıraktın."

Sözlerimle sessizleşmişti.

"Ya seni..." diye başlamıştım, sonra duraksayıp başımı iki yana sallamıştım. "Hayır. Ben kimseyi harcamıyorum."

Gözlerinin içine bakıp son kez fısıldamıştım.

"Ben sadece artık kimin yanımda, kimin karşımdaki olduğunu bilmek istiyorum."

"Sıraç..." diye mırıldanmamla bana bakmıştı.

"Sen..." demiştim. "Sen Milas'ı tanımıyorsun."

Gülerek ona baktığım an devam etmek istemiştim.

"O benim için senin bile yapamadığın—" deyip bir anda durmuş, gülümseyerek başımı iki yana sallamıştım.

"Pardon, unutmuşum." demiştim. "Maya için yaptığın abiliği... Beni sevdiği için benden vazgeçerek yaptı."

Bir an susmuştum. Gülümsemem yüzümden silinirken sesim titremeye başlamıştı.

"Ama en acısı neydi, biliyor musun?"

Sıraç'ın gözlerine bakmıştım.

"Öyle bir anda gitti ki..." diye fısıldamıştım. "Neden diye bile peşinden koşamadım."

Sıraç'ın yüzündeki ifade değişmişti.

"Be abisi..." demiştim, gözlerimi ondan ayırmadan. "Neyi anlatıyorsun?"

"Hani gerçek aşk bırakamaz ya, Sıraç?" dememle gülerek başımı iki yana sallamıştım. "Ne o bırakabildi ne de ben gerçi."

Bir an durup ona bakmıştım.

"İstedik mi, Sıraç?"

Elimi kalbimin üzerine götürüp iki kez hafifçe vurmuştum.

"Bu kalp var ya..." demiştim gülerek. "Onunlayken çok ritimsiz ama bir o kadar da muhteşem atıyor."

Sıraç'ın yüzüne baktığımda gözlerindeki ifadeyi görmüştüm.

"O bana öyle bir bakıyor ki..." diye devam etmiştim. "Ben var ya, hani şu ukala, burnu havada, bildiğin kız..."

Gülümsemem büyümüştü.

"Onunlayken beş yaşındaki kız çocuğu olabiliyorum."

Bir an sustuktan sonra başımı hafifçe yana eğmiştim.

"Daha sayayım mı?"

Sıraç'ın vereceği cevabı beklemeden gülümsememi silip gözlerinin içine bakmıştım.

"Ve evet..." diye fısıldamıştım. "Ben her şeyi biliyorum."

"Sıraç, git artık... Düşmanız biz." diye fısıldadığım an gözlerimi ondan kaçırmıştım.

"Benim artık..." demiştim, sesim titrerken. "Benim artık sizin için atan bir kalbim yok. Defol git."

"Öldürüyor musun?" deyip gülmesiyle ona bakmıştım.

"Öldürdüğünü farzet." demiştim gülerek. "Hiç tanışmadığımızı farzet. Öldürdüm onu de. Ben kazandım de ve git."

Bir an sustuktan sonra gözlerinin içine bakmıştım.

"Çünkü başardın." diye fısıldamıştım.

"Ben Arda değilim." demişti.

"Onun suçlarını bana yükleyemezsin."

Gülerek başımı iki yana sallamıştım.

"Yüklemek mi, Sıraç?" demiştim. "Yüklemedim. Yaptıklarını ve bir daha yapma demek için bazı şeyleri söyledim. Bu kadar."

Kapıyı işaret edip son kez fısıldamıştım.

"Çık."

Birkaç saniye gözlerimin içine bakmıştı.

"Bitti." demiştim.

Benim gibi, gözlerimin içine bakıp " Bitti" demişti.

"Bitti," demesiyle birlikte içimde sanki görünmez bir şey çat diye kırılmıştı; kaburgalarımın arasında ince bir cam çatlağı gibi yayılan o ses, bütün bedenime işlemişti. O an, "Ne bekliyordun?" diye fısıldadım. Sesim bile bana ait değilmiş gibi titrek ve uzak gelmişti. O ise sadece, sanki hiçbir şey olmamış gibi, "Peki," dedi. "Nasıl istersen."

Kapıyı kapatıp çıktığı an, evin içi bir anda boşalmadı; sanki hava bile çekilip gitmişti. Elime aldığım bardak, parmaklarımın arasında bir an tereddüt etti. Sonra sinirle, kontrolsüz bir refleksle duvara çarptım. Camın patlayışı odayı doldurdu; keskin, ani ve acımasız bir ses... Parçalar yere saçılırken içimde de bir şeyler aynı şekilde dağıldı. Nefesim kesildi, boğazımda düğümlenen öfke ve çaresizlikle bir an olduğum yerde kaldım.

"Ne bekliyorsun, Duru?" diye kendi kendime mırıldandım. Sesim kırık dökük, sanki ben de o camla birlikte parçalanmıştım. Tam o sırada telefonumu aldım. Ekranda bir arama vardı. Parmaklarım titreyerek hoparlörü kapatmaya çalışırken, onun sesi sızdı içeri: "Canımın içi..."

Donup kaldım. O ses, odanın soğukluğundan bile daha keskin bir şekilde içime işledi. "Ne kadarını duydun?" diye fısıldadım; ama fısıltım bile havada eriyip gitti.

Camı açtım. Dışarıdan içeri dolan soğuk hava yüzüme çarptığında, sanki biri tenimi ince ince bıçaklıyormuş gibi hissettim. Nefes aldıkça ciğerlerim yanıyordu. Umursamadan yatağa girdim, battaniyeyi başıma kadar çektim; ama o soğuk, kumaşın içinden bile sızıyordu. Sanki dışarının kışı değil, içimin kışıydı bu.

"Masal okuyayım mı? Kapat yüzünü, göreyim canımın içi," dedi.

"Özledim be adam," diye fısıldadım. Sesim battaniyenin içinde boğulmuş, neredeyse yok olmuştu.

"Bir de bana sor," dedi. "Yemin ederim ben de çok özledim ama göremiyorum ki, zalimin kızı."

Bunu duyunca görüntülü aramayı açtım. Telefonu bir yere yasladım. Ekranda yüzü belirince içimde bir şey daha çözüldü; sanki günlerdir sıkı sıkı tuttuğum bir ip gevşedi.

"Uyu," diye mırıldandım.

"Yok," dedi.

"Ne yok? Aşkım, uyu," diye tekrar fısıldadım. Sesim bu kez daha yumuşaktı ama içimdeki kırılganlık hâlâ oradaydı.

"Masal okuyacağım sana, güzelim," dedi.

"İyi ki," dedim. "İyi ki benim her şeyimsin."

Gülerek, "Kapat gözlerini," dedi.

"Becerebilecek misin?" diye sordum.

"Aşk olsun," dedi. "Ben Milas'ın... Aa, sorduğuna bak."

"Ne ya, bir şey demedim. Dinliyorum," dedim.

Tam o anda "Güzelim," deyip öksürünce kahkaha attım. O kahkaha, az önce kırılan bardağın sesiyle aynı evde ama bambaşka bir dünyadaydı sanki.

Ve o an, ona sarılmak istemem... normal miydi?

Öksürüğü geçtikten sonra ekrana biraz daha dikkatli bakmıştım. Gülümsemesi hâlâ yüzündeydi ama gözlerinin altında belli belirsiz bir yorgunluk vardı; sanki gün boyu taşınmış bir ağırlık, kirpiklerinin ucuna kadar inmişti. Ekranın soluk ışığı tenine vuruyor, odanın loşluğunda yüz hatlarını daha da yumuşatıyordu.

"İyi misin?" diye sormamla kaşlarını kaldırmıştı. Sesim odada hafifçe yankılanırken, kendi yorgunluğumun da farkına varmıştım.

"İyiyim," demişti hemen. Ama kelime ağzından çıkarken bile aceleciydi; sanki havada fazla kalırsa dağılacakmış gibi.

"Yalan söyleme."

"Sen de her şeyi fark etmek zorunda mısın?" demişti bu kez, ama sesinde kızgınlıktan çok bitkin bir kabulleniş vardı.

Omuzlarımı hafifçe silkerken, "Evet," diye mırıldanmıştım. Battaniyenin kumaşı tenime sürtünürken çıkan ince hışırtı bile odadaki sessizliği daha belirgin yapmıştı.

Bir süre sessiz kalmıştı. Sonra derin bir nefes alıp ekrana bakmıştı; nefes alışı bile yavaşlamış, sanki o an kendini toparlamaya çalışıyordu.

"Bugün çok yoruldun."

"Sen nereden biliyorsun?"

"Sesinden."

Bu kez cevap verememiştim. Boğazımda bir şey düğümlenmiş gibi olmuştu. Battaniyeyi biraz daha üzerime çekip gözlerimi kapatmıştım; kumaşın sıcaklığı, dışarıdaki soğuk dünyayı biraz daha uzaklaştırmıştı.

"Tamam," diye fısıldamıştım. "Masalı oku."

"Hazır mısın?"

"Hazırım."

Sesini dinlemeye başladığımda odanın sessizliği yavaş yavaş değişmişti. Az önceki öfkem, kırılan bardağın keskin sesi ve içimde birbirine çarpan düşünceler sanki duvarların arasından çekilip gitmişti. Onun sesi, odanın köşelerine sinmiş loşluğu bile yumuşatıyordu.

Bir süre sonra fark etmeden gözlerim ağırlaşmıştı. Kirpiklerim her kırpışta biraz daha uzun kalıyor, ekranın ışığı bulanık bir su gibi dağılıyordu.

"Duru?"

"Efendim?" demiştim, sesim neredeyse fısıltıydı.

"Uyuyorsun."

"Hayır."

"Sesinden belli."

"Dinliyorum," demiştim inatla, ama kelime ağzımdan çıkarken bile yarım kalmıştı.

Karşıdan hafif bir gülüş gelmişti; sanki beni uyandırmak istemeyen bir sabırla.

"Tamam, dinliyorsun."

Gözlerimi açmaya çalışsam da başaramamıştım. Ekranın ışığı artık sadece sıcak bir parıltıya dönüşmüştü. Son duyduğum şey yine onun sakin sesi olmuştu; odanın içine değil, doğrudan içime konuşur gibi.

"Uyu artık."

Bu kez cevap vermemiştim.

Çünkü ilk defa o gece, düşüncelerimin sesinden daha güçlü bir şey vardı.

Sessizlik.

Duyduğum patırtıyla ve bağrışmayla gözlerimi açmıştım. Bir an nerede olduğumu bile anlamamış, kalbimin göğsümde nasıl hızla çarptığını hissederek olduğum yerde kalmıştım. Yutkunduğum an gözlerim telefona kaymış, ekranda uyuyan sevdiğimi görünce içimdeki bütün karmaşaya rağmen birkaç saniyeliğine ona bakakalmıştım. Kendi sesimi kapatmamla eş zamanlı, "Özür dilerim," diye mırıldanmıştım.

Tam o sırada, "Bak abi, görüyorsun," diye bağırıp odamın kapısını açan Maya'yla irkilmiştim. Gözlerimi ona çevirerek, "Ne oluyor?" demiştim.

Bana bakarak, "Ne mi oluyor? Abim ilacını sakladığımı düşünüyor ya! Ben onun öz kardeşiyim, ne diye yapayım? Bir de sana bak, üvey kardeşisin. Abi, bak, ara bu odayı. Bana soracağına, beni uyandıracağına ilk bunu uyandır!" demesiyle içimde biriken öfke bir anda taşmıştı.

Sinirle abajuru alıp masadan atmamla çıkan ses odanın içinde yankılanmış, "Sus artık!" demiştim. Sesim öyle sert çıkmıştı ki kendi sesimi bile yabancı hissetmiştim.

"Susmazsam..." diyecekken, "Abi, bak, böyle üstüne çıkıyor," demesiyle dişlerimi sıkmıştım.

"Çık git! Abi, yormayın!" dediğim an Arda'nın sesi duyulmuştu.

"Doğru söylüyor abi, kameraya bak."

"Hay senin kamerana!" dediğim an, Sıraç'ın sesi gelmişti.

"Nehir."

O tek kelimeyle içimde bir şey durmuştu.

"Ne? Nehir gerçekten mi ya?" diye bağırdım.

Gözlerimi Sıraç'a çevirmemle cebimden ilacı çıkarıp kutuyu açmış, içindeki ilaçları yere dökmüştüm. Küçük kutuların ve ilaçların zemine düşerken çıkardığı ses, odadaki gerginliği daha da ağırlaştırmıştı. Bana bakışlarını es geçip, "Bunlar sana iyi gelmiyor, Sıraç. Öldürüyor seni," diye mırıldandım.

Sözlerim ağzımdan çıkarken sesimdeki öfkenin altında ne kadar büyük bir korku olduğunu ben bile saklayamamıştım.

"Bunu yapmış olamazsın," demesiyle gözlerimi ondan ayırmadan, "Yaptım," dedim. "Yaptım ama sor niye."

"Yok, o kadar düşmedin. Duru'sun sen ya. Nehir olamazsın ki," demesiyle içimdeki son ip de kopmuştu.

"Yapmadım desene!" diye bağırdığı an, "Yaptım!" diye bağırdım.

Nefesim hızlanmış, ellerim titremeye başlamıştı ama artık geri dönüş yoktu.

"Yaptım çünkü bunlar bebekken seni Hancızadeoğlu ailesinden kaçırmış. Duydun mu? Bunlar senin geçmişini silip yeni bir sen oluşturmuşlar. Duydun mu?" diye bağırdığımda, kendi söylediğim sözlerin ağırlığı bile üzerime çökmüştü.

"Yalan!" demesiyle, "Sus, sus Allah'ın cezası!" demişti.

Gülerek, ama o gülüşün içinde kırılmışlığımı saklamaya çalışarak, "Pişman olacaksın, Sıraç Aslaner," dememle, "Evet," demişti.

"Şu duyduğum iftira ve yalanlardan sonra defol git," demesiyle yüzümdeki gülümseme birkaç saniyeliğine donmuştu.

"Mayadan da iğrençsin. Yazık ulan," demesiyle gözlerimi bir an yere indirmiş, sonra yeniden ona bakmıştım. İçimdeki kırgınlığı belli etmemek istercesine gülerek, "İstenmediğim yerde kalmak huyum değildir. Hadi eyvallah," demiştim.

Aklıma gelmiş gibi, "Köpek gibi pişman olacaksın," dememle umursamadan ceketimi giymiştim. Tam gidecekken aklıma bir şey gelmiş gibi adımlarım durmuştu.

O an içimde garip bir his oluşmuştu. Sanki söylemem gereken son bir cümle vardı ve onu söylemeden buradan çıkarsam, yıllar sonra bile içimde kalacaktı.

Telefonumu alıp, "Kurtuldun benden, kurtuldun bizden, Sıraç ve Arda ve mükemmel kardeş," diye fısıldadığım an boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmıştım.

Merdivenlerden inmeden önce son kez arkama bakmıştım.

"İnanmazsan git test yaptır."

Der demez arkamı dönüp koşarak uzaklaştım oradan. Adımlarım merdivenlerde yankılanırken kalbim hâlâ göğsümün içinde çarpıyordu. Ne söylediklerimin doğru olup olmadığını, bana inanıp inanmayacaklarını düşünmek istemiyordum.

Tek bildiğim şey, artık o odada bir saniye bile kalamayacağımdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18