Emanet İhanetler kitap kapağı

40. bölüm / 41

Emanet İhanetler

-Bölüm 40-

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: -Bölüm 40-

Sanki aynı olayları durumları tekrardan yaşıyormuş gibi hissettim. Yayı yere indirirken Uygar'a döndüm.

"Onun gibi davranıyorsun."

"Kim gibi?"

Gözlerimi kaçırdım. Aklıma Ekin gelmişti ama durumu toparladım.

"Abim. Onun gibi davranıyorsun. Atış yaparken o da yanıma gelip öğrenmek istediğini söylerdi."

Yaklaşıp sarıldı.

"Biliyor musun senin küçüklüğünü hatırlıyorum."

Gözlerimi devirirken Uygar'a döndüm.

"Ben de seni hatırlıyorum."

"Gerçekten mi?"

"Ağaçtan düşerken kurtarmıştın beni."

"Gerçekten hatırlıyorsun." Heyecanla söylendi.

"Tam kucağıma düşmüştün." Diye ekledi gülerken.

"Senin yüzünden."

"Tarık'ın kardeşi olduğunu bilmiyordum."

"Abim şu anki hâlimizi görse ne derdi?"

Kollarını daha da sıkı sardı.

"Ağzımı burnumu kırardı."

"Abim öyle biri değildi." Diye karşı çıktım.

"Sen öyle san. Mahallenin tüm çocukları korkardı ondan."

"Sen de mi?"

"Ben de." Sesi cılız çıktı. Bir süre konuşmadık. Uygar bana biraz daha sarıldıktan sonra ayrıldı.

Fırından çıkardığım keki soğuması için tezgâha bıraktım. Kokusu tüm evi sarmıştı. Sanırım yapabildiğim en iyi tatlı da buydu.

"Çok iyi kokuyor."

Uygar kekin başına gelince, "Sıcak." dememe kalmadan köşesinden bir parçayı alıp ağzına atmıştı bile. Belli etmesem de heyecanla ne diyeceğini bekledim. Yüzünü ekşitir gibi olsa da hemen eski hâline döndü.

"Çok güzel olmuş, eline sağlık."

Yalan söylediğini anlamıştım.

"Beğenmedin, değil mi?"

Yaşadığım hayal kırıklığı sesime de yansımıştı.

"Yok beğendim, çok güzel olmuş. Hepsini bitireceğim soğudunda."

"Yalan söylemene gerek yok."

Nefesini dışarı verdi.

"Kötü değil sadece ben tarçını pek sevmiyorum. Yoksa çok lezzetli olmuş."

Bakışlarımı keke çevirdim.

"Ben de sevmem."

"Niye koydun o zaman içine?"

Bu sırada Uygar'ın telefonu çalınca "Hemen geleceğim" deyip mutfaktan çıktı. Gözüm hâlâ kekteydi. Sevmiyorsam niye koydum ki?

"Annem hep böyle yapardı, çok lezzetli olacak. Sen de beğeneceksin."

Ekin'in sesi kulaklarımda yankılandı. O severdi, hem de çok.
Öyle iştahla yerdi ki sevmesem bile bana bile kusursuz gelirdi tadı. Kekin ucundan küçük bir parça alıp ağzıma attım. Tadı öncekiler gibiydi ama hiç lezzetli değildi. Tarçının tadı buram buram geliyordu.
Olduğum yerden soyutlanıyormuş gibi hissettim. Yani Ekin gitti diye onun için sevebildiğim şeyler de mi benden uzaklaşıp gidiyordu?

-1 Hafta Sonra-

Uygar bir haftadır yarışlarla ilgileniyordu. İlk günkü gibi özel davetlileri yoktu ama yine her yer çok kalabalıktı. Bugün yarışların son günüydü. Bu bir hafta boyunca ortalıkta görünmedim. Evden çıkmıyordum. İçime daha da kapanmama sebep olan şey; Savvayla olan konuşmamızdı. İlaçları araştırıp antidepresan olduğunu öğrenince biraz daha araştırma yapıp beni aramıştı. Ekin'in son iki yıldır psikologa gittiğini, bir yıldır da ilaçları kullandığını söyledi. Doktorunu bulup konuşmaya gittiğini de ekleyip, Ekin'in üç ay önce doktora gitmeyi bıraktığı da söyledi. Tüm bunların içinde canımı en çok yakan şeyde, doktorun Ekin'in öldüğünü öğrenince "İntihar mı?" diye sormuş olması.

Etrafımdaki herkes hayatımı yaşamamı söyleyip duruyor. Yapabilsem zaten yaparım. Hiç kimse zihnimin içini bilmiyor, duymuyor.

"Zümra?"

"Efendim?"

"İyi misin?"

"Evet. Neden?"

"Birkaç kez seslendim, duymadın galiba."

"Dalmışım. Kusura bakma."

Uygar gelip yanıma oturdu. Kendimi koluna yasladım.

"Ablanın düğünü yaklaştı."

"Evet iki gün kaldı. Gitmek istemiyorum."

"İstersen ben de geleyim."

"Olur."

"Canını sıkan bir durum mu var?"

Başımı kaldırıp yanağını öptüm.

"Hayır. Sadece biraz yorgun hissediyorum."

"Hastaneye gidelim?"

"Uyursam geçer."

"Seni yatağa taşıyayım o zaman."

Kalkmak için hareketlenince durdurdum.

"Burası daha rahat." Başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım.

"Ben uyuyunca sakın beni bırakıp gitme." diye de ekledim.

Müzik başlayınca başımı girişe çevirdim. Gaye ve Tolga el ele içeri girerken herkes alkışlamaya başladı. Gaye gerçek prensesler gibi görünüyordu. Düğüne son dakika geldiğimiz için yanına gidememiştim. Onu gelinlikle ilk görüşümdü. Provalarına birkaç kez çağırmıştı ama gidemedim. Onlar dansına başlarken göz ucuyla Uygar'a baktım. Bakışları etrafta geziniyordu. Annemle babam bizi yan yana görünce suratlarını asmışlardı. Dedem de onların tam aksine ikimizi de kucaklamıştı.

Danslar, halaylar, yiyecekler, içecekler, tebrikler, hediyeler...

Günün sonuna doğru gelirken Gaye'nin yanına gittim.

"Tekrardan hayırlı olsun. Umarım hep mutlu olursunuz."

Kaşlarını çatarken beni kendine çekip sarıldı.

"Bu kadar mesafeli konuşma, biz kardeşiz."

Sarılışına karşılık verirken gülümsedim.

"Biz de gidiyoruz. Sonra yine konuşuruz."

"Onu gerçekten seviyor musun?"

Gözüyle Uygar'ı işaret etti.

Onaylarcasına başımı salladım.

"İki buz dağı yan yana. Üperdim."
Gülerken elimdeki paketi uzattım.

"Küçük bir hediye."

Gaye'nin hediyesi verip Ecrin'i de görmek için annemlerin masasına gittim. Annemle babam misafirleri uğurluyordu. Ecrin ona doğru gittiğimi görünce ayaklandı.

"Gidiyor musunuz?"

"Evet."

"Abla artık daha sık görüşelim lütfen. Gaye ablam da gidiyor evden. Ben tek kaldım."

"Mızmızlanma hemen."

Dudağını büzüp kollarını uzattı.

Göz devirip ben de kollarımı uzattım.

"Kendine dikkat et."

Geriye çekileceğim sırada bırakmayıp sarılmaya devam etti.

"Sen de abla."

Sarılmamız bitince çantamdaki anahtarı çıkarıp uzattım.

"Bu ne?"

"Kendime bir araba almıştım ama beğenmedim. Senin olsun."

"Dalga mı geçiyorsun?"

"Uzatma da al işte. Yarın eve gönderirim."

Heyecanla tekrar sarıldı. Kendimi zar zor kurtarıp annemlere döndüm.

Babam da beni görünce bir şey demeden sarıldı.

Anneme döndüğümde ise masadan biraz uzaklaştığını gördüm. Ben de yanına gittim.

"Gidiyorum." Dedim gözlerimi gözlerine dikerken.

"Herkes için en iyisi bu."

"Benim için değil."

"Şimdilik böyle düşünüyorsun. Ben dön diyene kadar orada kal."

"Çağırsan da dönmeyeceğim."

Sinirle bakıyordu. Umursamadım.

Eve dönerken yağmur başladığından yavaş gidiyorduk. İkimiz de konuşmuyorduk. Sessizlikten rahatsız olup radyoyu açtım.

-Evet sayın dinleyicelerim, gün boyu etkili olacağı söylenen yağmur bazı şehirlerimizde kendini göstermeye başlamış. O zaman biz de bu kasvetli romantik havaya uygun bir şarkı çalalım.-

Konuşan kişinin coşkulu sesini sakin bir müzik aldı.

🎶Bir yaprak daha düştü

Bak yine dalından

Bir sayfa daha kapandı

Bu ömür kitabından

Mevsimlerden sonbahar

Dışarıda yağmurlar🎶

Şarkıyı söyleyen kadının huzurlu sesi arabayı doldurunca başımı arkaya yasladım.

🎶Akıyor durmadan sanki

Gözyaşlarım kadar

Yalvarırım yağma yağmur

Anılarım silinecek

Zaten onsuz yaşanmıyor

Bu ömür nasıl geçecek🎶

Gözlerim yanmaya başladığında kendimi sıktım. Bu hissi biliyorum.

🎶Bir damla daha vurdu

Bak yine camıma

Sanki davet diyor

Beni anılarıma

Öksüz gibiyim şimdi

Sen yoksun diye🎶

Gözlerim dolmaya başladığında başımı Uygar'a çevirdim. Dikkatle yola bakıyordu.

"Uygar."

"Canım?"

"Özür dilerim."

Gözlerini bana çevirip tekrar yola döndü.

"Ne için?"

"Her şey için."

Uzanıp elimi kendine çekti ardından dudaklarına götürdü.

"Aklından yine ne geçirdin bilmiyorum ama artık özür dilemeni istemiyorum."

🎶Ne olur yağmasaydın

Yürüseydik el ele

Yalvarırım yağma yağmur

Anılarım silinecek

Zaten onsuz yaşanmıyor

Bu ömür nasıl geçecek🎶

Şarkı devam ederken gözlerimi kapattım.

"Acaba seninle daha önce tanışsaydık nasıl olurdu?" Ağzımın içinde konuşmuştum. Uygar duydu mu ya da anladı bilmiyorum. Uyku bedenimi sararmaya başladığında şarkının sesi artık uzaktan geliyor gibiydi. Uygar'ın parmaklarını yüzümde hissettiğimde anlamıştım ağladığımı da.

"Buradan dönüş yok. Eminsin değil mi?"

"Evet. Bugün bitirin her şeyi."

Savva ve Milan ayaklanınca tekrar konuştum.

"Bugün işler umduğumuz gibi gitsin ya da gitmesin fark etmez, bu birbirimizi son görüşümüz."

İkisi de kaşlarını çattı.

"Nasıl son?" Milan'ın sesi endişeli çıkmıştı.

"Yollarımızı ayırıyoruz. Ben bu işlerle daha fazla uğraşmayacağım. Siz de nasıl yaşamak istiyorsanız yaşayın."

"Bu bizimle görüşmene engel mi?"

Savva kollarını göğsünde bağlamış hesap sorar gibi konuşuyordu.

"Bizim ortaklığımız iş ortaklığı. İş bitince ortaklık da bitecek."

"Çok kaba konuşuyorsun Zümra. Biz arkadaşız."

"Duygusal davranma Milan. Gerçek bu."

Savva şüpheyle beni süzüyordu.

"Bu konuyu işi bitirince konuşalım."

Güneş doğmadan kalkıp toplandık. Bugün yıllardır plandığım, hayalini kurduğum her şey gerçek olacak. Buradan gitmeden tüm işi bitirecektim.

Anahtarı çevirip içeri girdim. Salona geçip televizyonu açtıktan sonra haber kanallarını gezinmeye başladım. Şimdilik bir şey yoktu. Gözüm duvardaki saate takıldı.

06.36

07.18

07.54

08.12

'Son dakika haberleriyle karşınızdayız, iş dünyasını sarsan haberler peş peşe geldi...'

Gözlerimi saatten çekip televizyona çevirdim. Yüzümdeki sırıtmaya mâni olamadım. Dikkatle televizyona bakarken telefonum çalmaya başladı. Uygar arıyordu. Açmadım.
Sigaramı paketinden çıkarıp yaktım. Bugüne kadar içtiğim en keyifli sigaraydı. Televizyonun sesini biraz daha açıp arkaya yasladım. Gözlerimi tavana dikip sigaramdan uzun bir nefes çektim.

'...suikast ihtimali güçlenirken hastaneye götürülen son yaralının da hayatını kaybettiği bildirildi.'

"Ben Zümra. Bugün beni ilk kez gördünüz ve emin olun en zor anınızda hepiniz beni düşüneceksiniz. Belki çoktan unuttuğunuz bir anınızda beyninizde bu söylediklerim yankılanacak ve o gün hayatınızın en çaresiz anını yaşayacaksınız."

Telefonum yine çalmaya başladığında bu kez açtım.

"Zümra neredesin sen?"

Sesi hem sinirli hem endişeliydi.

"İyiyim. Beni merak etme."

"Bu olanlarla senin bir alakan var mı?"

"Bunu konuşmamıza gerek yok. Sana başka bir şey diyeceğim."

"Ne demek gerek yok! Seni öldürecekler!"

"Beni bulamayacaklar."

"Neredeysen sakın oradan ayrılma, gelip seni alacağım."

"Uygar dinle lütfen!"

"Söyle dinliyorum. Nerede olduğunu söyle önce çıkıyorum evden."

Hızlı hızlı attığı adım seslerini, hızla örttüğü evin kapısını hepsini duyuyordum.

"Özür dilerim."

Sessizlik oldu. Yürümeyi bırakmıştı.

"Neden?"

"Yapamadım. Sana söylediğim hiçbir şeyi yapamadım."

"Zümra.."

"Her şey için sağ ol."

Telefonu kapatıp sessize aldım. Ekran peş peşe yanıp sönüyordu. Uygar, annem, babam, Gaye, Ecrin sürekli arıyorlardı. Son arama dedemdendi. Telefonu ters çevirip televizyonu da kapattım. Elimi çantama uzattım.

Odanın kapısını açıp içeriye ışık girmesini sağladım. İki dakika olmadan kapıyı kapattım. Boş odaya son kez bir göz attım.
Yere uzanıp bakışlarımı tavana çevirdim. Elimdeki silahı kalbime hizalarken gözlerim tavanda etrafı parlayan fotoğraftaydı.

~

"Ne yapıyorsun?"

Elimle dışarıyı gösterdim.

"Şuraya baksana! Sanki gökyüzü yanıyor."

Güneş batıyordu. Gökyüzünün bu rengini hiç görmemiştim. Telefonla onlarca çekim yaptım. Çektiklerime bakarken Ekin elini belime atıp beni kendine çekti. Telefonun açısını ayarlayıp, "Poz ver" dediğinde kameraya gülümsedim.

Arkamızda gökyüzü yanıyor gibiydi. Biz gülerek kameraya bakıyorduk.

~

[SON]

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

114okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.