Emanet İhanetler kitap kapağı

18. bölüm / 41

Emanet İhanetler

18.Bölüm/ Darbe

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 18.Bölüm/ Darbe

"Sana bir teklifim var."

Cevabı birkaç saniye sonra, "Gel." oldu. Telefonu kapatıp evden çıktım. Hızla arabaya atlayıp yol almaya başladım.

Bildiğim yoldan ilerleyip kapıyı çalmama gerek kalmadan kapı açılmıştı. Uygar çatık kaşlarıyla bakıyordu.

"Yine uyandırdım, kusura bakma."

"Alışkanlık olmasın da."

"Olmaz."

İçeri geçip oturduğumda Uygar da karşıma geçip oturdu.

"Merak ediyorsun tabii, niye geldiğimi."

Umrunda değil gibi görünüyordu. Bu tavırları canımı sıksa da devam ettim.

"Son üç yıldır masanın mallarını çalıyoruz."

Şaşkınlıkla havalanan kaşları sonrasında çatılmıştı.

"Ne?"

"Doğru duydun. Masanın mallarını çalıyoruz. Her yerde aradıkları kişi benim."

"Neden böyle bir şey yapıyorsun?"

"Hırs. Gözümü kararttım."

Bakışlarını benden çekip bir süre sustu.

"Bana neden söylüyorsun peki?"

Gözlerinin içine bakıyordum. Samimi olduğumu anlamalıydı.

"Çünkü sana güveniyorum. Sen abimin en yakın arkadaşıydın."

Nefesini dışarı verirken oturduğu yerden kalktı. İki adım attıktan sonra tekrar bana döndü.

"Seni öldürürler."

Omuzlarımı silktim, "Muhtemelen."

"Kimse koruyamaz seni."

"Kimseden bunu istemiyorum ki."

"Ne istiyorsun o zaman benden?"

Ekin aklıma gelince gözlerim dolmaya başladı.

"İhanete uğradım. Bu işi birlikte yaptığım kişi tarafından. Birkaç aya kalmadan deşifre olacağım kesin yani, beklediğim sonum beni bulmadan yapmak istediğim şeyler var. Senden istediğim o zaman gelene kadar yanımda olman."

"Kaç git buradan, arkana bakmadan git. Bırak şu işin peşini."

Arkaya yaslanırken başımı iki yana salladım.

"Artık çok geç."

Uygar kalktığı yere yavaşça otururken düşünceliydi. Kısa süren sessizlikten sonra konuşmaya başladı.

"Abinin arkadaşı olduğum için bana gelmeni anlıyorum ama ben doğru kişi değilim. Ben bu işte yokum."

Yaşadığım hayal kırıklığına bir de sinir eklenince kendimi tutamayıp ayağa kalktım.

"Ne demek yokum! Ne istiyorsan veririm. Tek başıma kaldım diyorum neden anlamıyorsun!"

İstifini bozmadan oturuyordu. Benimse ağlamama ramak kalmıştı.

"Kendi işini kendin hallet."

"Allah seni kahretsin be! Sen ne utanmaz bir adamsın. Senin yüzünden başladım lan ben bu işe."

"Ne demek şimdi bu?"

Bağıra bağıra konuşmama karşı hâlâ sakindi, bu hâli sinirimin şiddetini daha da artıyordu.

"Ne demek mi?"

Histerik bir kahkaha çıktı ağzımdan.

"O gün seni öldüreceklerdi, abimi değil. Asıl hedef sendin!"

Gözlerini hüzün kaplayınca, gözlerinde artık başka bir duyguyu görmek biraz olsun iyi hissettirmişti.

"Eğer sen o gün abimi çağırmasaydın abim şu an hayatta olacaktı. Ben bu saçma işlerin içine düşmeyecektim. Sen kimsin lan, ha sen kimsin?"

Gözlerini benden kaçırdıktan sonra ayağa kalkıp gidecekken kolunu tutup kendime çevirdim.

"Bana baksana.."

Yine göz göze geldiğimizde çektiği acıyı daha net gördüm ama öfkem daha da alevleniyordu. Çektiğim tüm sıkıntıları birinin üzerine yıkmak şu an daha kolaydı.

"Sen uğruna ölünecek biri misin?"

Yüzüne haykırdığım cümleyle gözlerimden yaşlar dökülmeye başlayınca kolunu bıraktım. Uygar kolunu bıraktığım gibi arkasını dönüp gitti. Ayakta duramayıp yere çöktüm. Onun evinde ona bağırıp çağırdıktan sonra yine onun evinde bağıra bağıra ağlamaya başladım.

Sonunda gözyaşım bitip de sakinleştiğimde çöktüğüm yerden kalkıp çantamı aldıktan sonra kapıya yürüdüm. Arabama binip yola koyulana kadar hıçrıklarım devam etti. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Neresi olursa olsun uzaklaşmak istiyordum sadece, en uzak neresi olursa..

Parmaklarımdaki sigaradan uzun bir nefes çekip, çalan telefonumu cevapladım. Miraç arıyordu.

"Ne var?"

"Yanlış zamanda aradım galiba."

"Uzatma da konuş lan."

"Peki.. sana söylediklerimi düşündün mü?"

"Hangi söylediklerin?"

"Ne demek hangi söylediklerim? Eğer masanın başına geçmeme yardım edersen, abinin katillerini söyleceğimi söyledim ya sana."

Söylediklerine gülümserken sigaradan bir yudum da çektim.

"Düşündüm."

"Ee?"

"Tamam. Yardım edeceğim. Önümüzdeki toplantıda başkan siz olacaksınız."

"Sen akıllı kızsın, doğru kararı vereceğini biliyordum."
Telefonu kapatırken, "Göstereceğim sana akıllı kızı, piç." diye söylendim.

Uçurumun kenarındaki arabama binip eve doğru sürdüm. Gaye ile konuşmam gerekiyordu. Artık sadece onunla konuşabilirdim zaten. Evin önüne gelince elime yüzüme çeki düzen verip arabadan indim. İçeri girerken odama çıkacağım sırada mutfaktan gelen annemin sesiyle mutfağa girdim. Tüm dikkatiyle önündeki işle uğraşıyordu. Yanına gidince fark ettim pasta yaptığını.

"Nereden esti birden pasta yapmak?"

Pişirdiği kekleri düz tahtanın üzerine özenle koyarken kendi kendine gülümsedi.

"Tarık çok severdi bu pastayı."

Pastaya acı acı baktım. Bir şey söyleyemedim.

"Canım oğlum benim."

Annemle aramızda böyle bir konuşmanın geçeceğini hiç düşünmemiştim, annem acısı hep içinde yaşadı. Hâlâ yaptığı pastayla ilgileniyordu. Bende onun hareketlerini izliyordum.

"Dünyanın en büyük acısı neymiş biliyor musun?"

Yine başını kaldırmadan işine bakıyordu.

"Neymiş?"

"Evlat acısıymış. Önceden de duymuştum bunu ama bu denli olacağını tahmin edemezdim."

Önündeki kavanozları açmaya başladı. İçlerinde pasta süsleri vardı.

"İnsan ne yapacağını şaşırıyor. Başta ne olduğunu anlayamıyorsun. Kabullenemiyorsun."

Hâlâ tüm dikkatiyle pastayla ilgileniyordu.

"İçini yakan ateş dinmiyor. En ufak bir azalma bile olmuyor o ateşte. Alışıyorsun zamanla ama bazen bir sızı oluyor belki birkaç saniyelik. Her şeyini yitirmiş gibi hissediyorsun. Bu dediklerimi anlayabilir misin sen Zümra?"

Sakin sakin konuşması sinirlerimi bozuyordu. Sanki günlük şeylerden bahsediyordu. Cevap vermedim yine bekledim.

Pastayı süslemeye devam ediyordu.

"Senin canın benimki kadar yanabilir mi Zümra?

Dakikalar sonra ilk kez başını kaldırıp bana baktı. Konuşmalarında olduğunu gibi sakin değildi gözleri. Sinirliydi hem de bu zamana dek hiç görmedim türden bir sinirdi.

"Tarık senin abin olmadan önce benim oğlum. Canımın parçası. Ben onun annesiyim. Senin canın benimki kadar yanabilir mi söylesene?"

Ne demek istediğini anlamadım.

"Anne n'oluyor?"

"Sen kimsin ki babandan ve benden daha çok acı çektiğini savunabilesin? Sen neye dönüştün böyle Zümra!"

Artık sakin konuşmuyordu. Siniri sesine yansımaya başlamıştı. Söylediği cümleler canımı yakıyordu ve konun ne olduğunu hâlâ anlamamıştım.

"Anne anlamıyorum ne demek istiyorsun?"

Cümlemi bitirmemle annemin tokat atması bir olmuştu. Hissettiğim acı tokatın etkisinden mi yoksa tokatı annemden yediğimden mi bilmiyorum ama canım çok acıyordu.

"Babana bunu nasıl yaparsın?"

🤚🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

103okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.