Emanet İhanetler kitap kapağı

25. bölüm / 41

Emanet İhanetler

Bölüm 25

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Bölüm 25

Telefon parmaklarımın ucundan kayıp düşerken bakışlarımı Uygar'a çevirdim.

"Ecrin.."

Uygar hızla yanıma gelip yanıma çöktü.

"N'oluyor?"

"Kardeşim yok."

Kaşları havalanırken, "Nasıl yok?"

"Yok. Eve gidememiş."

"Zümra ne olduğunu anlat ki yardımcı olabileyim."

"Yolda tuzağa düşürmüşler, başka bir şey bilmiyorum."

Uygar ellerimi tuttuğunda fark edebildiğim titrediğimi.

"Tamam, bundan sonrasını ben halledeceğim."

Sadece onaylama adına başımı salladım.

Aradan geçen iki saatte Gaye'ye konuştum. Ve yine bir şey bilmediğimi söyledim. Polise gideceklerini söyleyip kapatmıştı. Hastaneye Savva'nın yanına gidemedim. Milan ortalarda gözükme demişti. Savva'nın vurulduğunu söylemişti ve hâlâ ameliyatta olduğunu. Her şeyin birden tersine dönmesini idrak edebilmiş değildim. Her şey hâlâ kâbus gibiydi.

Oturduğum yerden kalkıp bahçeye çıktım, Uygar'ın evindeydim. Ortalık tamamen kararmıştı. Etrafta çok fazla ışık olmadığından yıldızlar olabildiğince görünüyordu. Uzun zaman önce tüm vücudumu kaplayan o his yine kendini belli etmişti. En son ne zaman bu kadar çaresiz hissetmiştim? Bu histen ne zaman kurtulacaktım, kim bilir belki de hiç. Boğazımdaki yumrudan kurtulabilmek adına yutkunmaya çalıştım, bu kez de gözlerim dolmaya başladı. İpleri elimden ne ara kaçırdım da olaylar bu hâle gelmişti?

Ağır adımlarla içeri girip sehpanın üzerindeki telefonumu aldıktan sonra tekrar bahçeye çıktım. Ekin'in ismine gelince arama tuşuna bastım. Ne zaman çıkmaza düşsem hep onu aramıyor muydum zaten, yine ona ihtiyacım vardı. Uzun uzun çalan telefona cevap veren olmadı. İyi ki de olmadı, belki de uzun bir aradan sonra ilk kez her şeyi göz ardı edip kendi aklımla bir şeyler yapacaktım. Aramayı kapatıp Miraç'ın numarasına tıkladım. Telefon yine uzun uzun çaldı. Tekrar aradım yine açan olmadı ve tekrar aradım. Aramalarıma cevap veren olmamıştı. Birden soğuk rüzgârın esmesiyle tüylerim diken diken olunca durduğum yerde titredim. Elim boynumdaki kolyeye gidince kendi kendime konuştum.
"Peki."

Kitap şeklindeki kolyeyi boynumdan çıkarıp içindeki yedek kartı elime aldım.

Karttaki rehberde sadece üç numara vardı. İlki Savva'nındı. Diğerleri isimle bile kayıtlı değildi. İkinci sıradaki numarada 'P' yazıyordu. Bu kişiyle yüz yüze tanışmıştık. Üçüncü sıradaki numarada ise '3' yazıyordu. Bu numaranın sahibinin sesini bile duymamıştım. Savva '3' için eğer öleceğinden eminsen ara, yoksa meşgul etme demişti. '3' ü geçip, 'P' nin numarasının üzerine tıkladım. P, Savva'nın güvendiği bir isimdi ve bizim için çalışsın diye çantalarla para ödüyorduk. Kendisi tetikçiydi. Telefonu ikinci çalışınca açmıştı.

"Dinliyorum."

Umursamaz sesiyle konuşmuştu yine.

"Savva vuruldu."

"Öyle mi? Kötü olmuş."

"Buraya gelmen gerek."

"Ne istiyorsun?"

Gözlerim sık sık boşluğa dalmaya başlayınca kalkıp yüzümü yıkadım. Uygar işim var deyip dışarı çıkmıştı. Saat çoktan gece yarısı geçmişti.
Milan'ın söylediğine göre Miraç adamlarını toplayıp bizimkilerin peşine düşmüştü. Ne oldu da kararını değiştirmişti bilmiyorum. Tek bildiğim Ecrin yine onun elindeydi. Gaye mesaj atıp değişen bir şey olmadığını polislerin kameralara baktığını söylemişti. Babam da boş durmamış işi kendi yöntemleriyle çözmeye çalışıyordu. Kalktığım yere tekrar otururken Uygar da eve girmişti.

"Bir şey bulabildin mi?" O kadar yorgundum ki sesim çıkmamış bile olabilirdi.

"Net bir şey yok."

Gözlerimi kapatıp başımı arkaya yasladım. Başım çatlamak üzereydi.

"Biraz uyu, dinlen. Kardeşine bir şey olmayacak."

"Öyle mi dersin?"

"Neden ailene söylemiyorsun Miraç'ın yaptıklarını?"

"Benim yüzümden oldu hepsi."

"Bundan bahsetmiyorum."

"Zaten aramız iyi değil, söylersem tamamen koparız."

Uygardan ses gelmeyince bende sustum.

Sıçrayarak uyandım. Nefes nefese kalmıştım. Hava aydınlanmıştı. Duvardaki saat 5.40 ı gösteriyordu. Uygar karşımdaki kanepeye uzanmış uyuyordu. Sessizce kalkıp telefonumu aldıktan sonra yavaş adımlarla bahçeye çıktım.

Saat 6 olduğunda P'yi arayacaktım. Ben onu aramak için vakit geçirirken bahçenin kapısı açıldı.

"Ne yapıyorsun burada?"

"Hava alıyorum."

Uygar sandalyenin birine oturunca bende karşısına oturdum.

Saatin 6 olmasına üç dakika vardı.

"Birinden arama mı bekliyorsun?"

"Evet."

İki dakika.

"Kim?"

Cevap vereceğim sırada telefona üst üste bildirim sesleri gelince hemen ekranı açtım.

[P'den 8 fotoğraf]

Fotoğrafları tek tek inceledim. Altı tanesi depo, biri Miraç'ın evi diğeri de Miraç'ın aile eviydi. Ve hepsi yanıyordu.

Ekranı kapatıp telefonu masaya bıraktım.

"Gerek kalmadı."

Uygar belli belirsiz gülümsedi.

"Yine bir şeyler çeviriyorsun."

"Bilmem."

"Tabii, hiç bilir misin?"

"Herhangi bir gelişme var mı?"

"Baban ortalığı ayağa kaldırmış. Masadakiler de yardım ediyor. Bana kalırsa kardeşin bugün bitmeden bulunacak. Benim asıl anlamadığım Miraç neden böyle bir işe kalkıştı? Önünde sonunda yakalanacağını biliyordu."

"Bunun sebebini ben de bilmiyorum."

İkimizde sessizleştik. Uygar ayağa kalkıp içeri doğru yürürken, "Yiyecek bir şeyler hazırlayacağım." dedi. Peşinden ben de kalktım.

Mutfağın yüksek sandalyesine yerleşip oturdum.

"Ne yemek istersin?"

Önümedeki sürahi ve bardağa uzanırken, "Yemeyeceğim."

"Yersin."

İçtiğim su boş olan midemi bulandırdı.

"Birazdan çıkacağım."

Uygar omzunun üzerinden bana baktı.

"Nereye?"

"Savva'yı görmeye."

"O adam senin için çok mu önemli?"

Elimdeki bardağı masaya bırakırken başımı salladım.

"Çok önemli."

Buzdolabından kahvaltılıkları teker teker çıkarıp masaya dizmeye başladı. Ben sadece onu izliyordum.

"Bu evde tek kalıyorsun değil mi?"

Suyun kaynamasını beklerken konuşmadan başını evet anlamında salladı.

"Tek yaşamak için biraz büyük değil mi?"

"Pek yalnız kaldığım söylenemez."

Gözlerim kısılırken bakışları başka tarafa çevirdim.

"Anladım."

Karşımdaki sandalyeye oturup yemeye başlayınca ocağın üzerindeki demliğe baktım.

"Olmadı henüz, beklemen gerek."

"Çay sevmem." Diye geçiştirdim.

Önüme iki dilim ekmek koyup yemeye devam etti.

"Ye, kafanı daha hızlı toplarsın."

Önümdeki ekmekten bir parça koparıp ağzıma attım. Uygar çatalıma uzanıp peynire batırdıktan sonra çatalı elime tutuşturdu. Peyniri de ağzıma attım. Yemek yedikçe başımın ağrısı geçmişti. Kahvaltımız kapının çalınmasıyla bölündü. Uygar ağzına büyük bir ekmek parçasını atıp mutfaktan çıktı. Yine peşine düştüm. Kapıda bir adamla konuşuyordu, gizlenme gereği duymadan dinlemeye başladım.

"Emin değiliz ama fiziksel özellikleri benziyor."

"Nerede peki?"

Kalp atışlarım yine hızlanmaya başlamıştı. Birkaç adım daha attığımda Uygar'ın hemen arkasındaydım.

"Ecrin mi?"

Uygar arkasını dönünce göz göze geldik.

"Hadi çıkalım."

Alacak bir şeyim olmadığından hızla dışarı atıldım. Araba kullanacak hâlde değildim. Uygar'ın peşindeydim yine. Önümüzdeki arabanın bizi nereye götürdüğünü bilmiyordum ama içimdeki korku artık dayanılacak gibi değildi. Nefes almam zorlaşıyordu.

Araba yavaşlayınca etraftaki kalabalığa bakınmaya başladım. Polis arabaları ve ambulans vardı. Arabadan insem de yürüyemedim. Uygar yanıma gelip elini sırtıma koyduğunda adım atabilmiştim. Yaklaştıkça gözlerim dolmaya başladı. Ambulans ekiplerinin sedyeye koydukları kızın üzerini örttüğünü görünce olduğum yerde donup kaldım. Uygar'a tutmasaydım düşecektim. Gözlerimden yaşlar akmaya başladıkça nefes almam zorlaşıyordu. Bir adım daha atacağım sırada gözüm sedyenin üzerindeki kızın ayaklarına kaydı. Ayakkabıları ve çorabının teki yoktu. Çıplak ayağını ve parmaklarını görünce hızla arkamı döndüm.

"Kardeşim değil."

"Daha bakmadın ki."

"O değil dedim."

Ben arabaya doğru yürürken, Uygar sedyenin yanına ilerliyordu. Birkaç dakika sonra arabaya gelip çalıştırırken, "Nasıl anladın?" diye gözlerim tekrar dolmaya başladı. Cevap vermeyip dışarıyı izlemeye başladım.

Uygar'ın evine geldiğimizde arabadan inip kendi arabama ilerledim.

"Nereye?"

"Hastaneye."

"Birlikte gidelim."

"Senin başka işin yok mu?"

"Yok."

"İyi gidelim o zaman."

Uygar çalan telefonunu cebinden çıkarırken başıyla arabasını işaret etti.

Yavaş yavaş yanına gittim. Konuştuğu kişi ne söylediyse birden kaşlarını çatmıştı. En son tamam deyip telefonu kapattıktan sonra oflayarak bana döndü.

"N'oldu?"

"Birkaç yerde yangın çıkmış." Dedi arabaya binerken.

"Var mı bir alakan?"

Kemerimi takarken başımı salladım.

"Var."

"Sormam hataydı."

Camın arkasından Savva'yı izliyordum. İyi görünmüyordu. Doktor, sadece bekleyeceğiz demişti. Yanına girmek istesem de izin vermediler. Üzgündüm, onu bu hâlde görebileceğimi hiç düşünmemiştim. Sanki onun başına hiçbir şey gelemez gibiydi. Sıkıntıyla oflayıp gözlerimi Savvadan çektim. Arkamdan gelen adım sesleriyle Milan'ın geldiğini anlamıştım.

"O iyi olacak."

Sesi yorgundu.

"Umarım." Dedim sessizce.

"Kardeşinden haber var mı?"

"Hayır."

"Babanlar da arıyormuş, eminim hemen bulunacak."

Onaylamak adına başımı salladım.

"Miraç neden böyle bir şey yaptı sence?"

Milan derin bir nefes alıp Savva'ya doğru döndü.

"Yaptı mı yaptırdılar mı, bilmiyorum. Bunu yalnızca Miraçtan öğrenebiliriz."

"Konuştunuz mu hiç?"

"Dinleyiciyi ayarladıktan sonra konuşmamıştık ama.."

"Ama?"

"Dün bir mesaj gönderdi."

Merakla Milan'a döndüm.

"Ne yazmış?"

"Sıra sana da gelecek, yazmış."

Cümleyi bitirirken küçük bir kıkırtı çıkmıştı ağzından.

"Kardeşine hiçbir şey olamayacak, olan bize olacakmış gibi görünüyor."

Gözlerini Savvadan ayırmıyordu. Ben de Savva'ya döndüm.

"Bundan sonra bizden kimseye hiçbir şey olmayacak Milan."

Ağır ağır başını salladı.

"Olmamalı."

Geriye bir adım atıp döndükten sonra çıkışa yürüdüm. Uygar arabasının yanında bekliyordu.

"Nasıl?"

"İyi değil."

Arabaya binerken aklımı kurcalayan sorular git gide büyüyordu.

"Senden bir şey isteyeceğim."

Arabayı çalıştırırken gözlerini bana çevirdi.

"İste."

"Babamı arayıp Ecrin'i kaçıranın Miraç olduğunu söyler misin?"

"Hani söylemeyecektin?"

"Sanırım böylesi daha iyi."

"Emin misin? Bu masadakilerin birbirine girmesi demek oluyor."

"Evet, öyle oluyor."

Telefonunu çıkarıp ekranı kaydırmaya başladı.

"Arıyorum."

Başımı salladım.

Telefon anında açılmıştı.

Uygar, Ecrin'in en son yarış alanında olduğunu kameraları kontrol ettiğinde bir arabanın peşine düştüğünü ve arabayı araştırdığında da Miraç'ın adamları olduğunu öğrendiğini anlatmıştı. Babam hiçbir şey demeden telefonu kapattığında Uygar bana döndü.

"Fitili ateşledin."

Akşama doğru her şey hızlı gelişmişti. Miraç'ın babası Ecrin'i eve bizzat kendi götürmüş. Miraç'ın da kaçtığını söylemiş. Masadakiler acil toplantıyı kararı almışlar. Yanan depolar ve Ecrin'in kaçırılması gerçekten de ortalığı karıştırmıştı. Söylentilere göre Miraç'ın ailesi masadan atılacakmış. Tüm bu kargaşanın içinde aklımı kurcalayan şey Miraç'ın son dakika kararını neden değiştirdiği ve neden hâlâ Ekin'e ulaşmadığım.

Önüme koyulan sıcak fincanı elime alıp geriye yaslandım.

"Kardeşinle konuştun mu?"

"Konuşamadık daha."

"Masa iki gün sonra toplanıyormuş."

"Öyleymiş."

"Ne ara yaktırdın depoları? Adamların elinde hiçbir şey kalmamış."

Fincandan bir yudum içtim.

"Bugün burada kalsam olur mu?"

Sorusuna cevap alamadığı için huysuzca geriye yaslandı.

"Kal."

"Hayır kalamazsın."

Ekin'in sesiyle arkamı döndüm. Birkaç adım geride duruyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

102okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.