Emanet İhanetler kitap kapağı

15. bölüm / 41

Emanet İhanetler

15. Bölüm/ Karmakarışık

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 15. Bölüm/ Karmakarışık

Sinirlerimi dizginlemeye çalıştım. Koltuğun ucuna doğru oturup işaret parmağımı Uygar'a uzattım.

"Sen hayatını abime borçlusun ve ben karşılık olarak o pislik içindeki bölgelerinizi değil, bunu yapanların canını istiyorum."

Uygar parmağıma bir bakış atıp gözlerimin içine baktı.

"Benden ne istiyorsun Zümra?"

"Uzun zamandır burada değildim, işlerin nasıl yürüdüğüne dair pek bilgim yok. Yardıma ihtiyacım olduğunda yardım etmeni istiyorum. Bunu abim için yapacağını düşünüyorum."

Uygar geriye doğru yaslanırken bakışlarını benden çekip az önce elimde tuttuğum çerçeveye çevirdi gözlerini.

"Abin için, öyle mi?"

"Öyle."

"Yanlış anlamanı istemem ama kazanın üstünden yıllar geçti ve ailen bu durumu çoktan kabullendi bile, sadece hayatına bakamaz mısın? Eminim Tarık da bunu isterdi."

"Sana düşünceni sormadım, yardım edip etmeyeceğini sordum." Diye söylendim.

Konuşmadan yüzüme bakıyordu. Sonra birden ayağa kalktı. Yerimden kımıldamadan oturmaya devam ettim. Hâlâ cevap vermemişti.

"Halletmem gereken işlerim var. Sana yardım etmem konusuna gelince.."

Başımı kaldırıp devamını bekledim.

"Etrafa sorup soruşturacağım. Bunun dışında eğer yardım isteyecek ya da soru soracak olursan önce beni ara. Evime gelme."

Göz devirip oturduğum yerden kalktım.

"Burada yaşadığını bilmiyordum, senin meraklın değilim yani."

Arkasını dönüp, "Çıkmam gerek." dediğinde kapıya doğru yürüdü. Ben de az önce baktığım fotoğrafa doğru yürüdüm. Çerçeveyi tekrar elime alıp abimin gülümseyen yüzüne baktım. İşaret parmağımı dudaklarıma bastırdıktan sonra abimin fotoğrafına dokundum. Onu çok özlüyordum. Her geçen gün bizden daha da uzaklaşıyordu. Çerçeveyi yerine koyup kapıya döndüm. Uygar bana bakıyordu. Kapıya doğru yürüyüp yanından geçip gittim. Dışarı çıkınca üzerimi arayan kadının beklediğini gördüm. Çantamı kadından alıp arabamın yanında durdum. Aklıma gelen şeyle Miraç'ı aradım. Ben telefonu kulağıma götürüp beklerken Uygar son model arabasıyla yanımdan geçti. Giderken başıyla selam vermeyi de ihmal etmedi.

Bu sırada Miraç telefonu açmıştı.

"Alo, Zümra."

"Konuşmamız lazım."

"Konuşalım."

"Yüz yüze."

"Bir şey mi oldu?"

"Aslında telefonda söylenecek şey değil ve acil."

"Bir şey mi oldu Zümra?" Endişeli sesiyle keyiflendim.

"Birisi tehdit notu göndermiş, dün gece arabamın camına sıkıştırmışlar."

"Ne yazıyordu?"

Başımı çevirip Uygar'ın evini izledim. Yüksek duvarlardaki kameralara baktım tek tek.

"Miraç yüz yüze konuşmamız lazım."

Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi. Arabaya yaslanıp Miraç'ın konuşmasını bekledim.

"Tamam hemen çıkıyorum evden. Geçen seferki yerde buluşalım."

"Hayır orası olmaz."

"Neden?"

"Ben biraz gezeyim derken çok uzaklaşmışım. O taraf çok ters kalıyor."

"Peki, sen bana konum atarsın."

"Tamam, görüşürüz."

Miraçla hatta diğer herkesle sürekli aynı yerlerde görüşmek benim için riskti.

Telefonu kapatınca tuttuğum nefesimi dışarı verdim. Evet, Miraç bir şeyler biliyordu ama bildiği her şeyi anlatmıyordu. Kazaya kimin sebep olduğunu bildiklerini ve bunu sakladıklarını düşünüyordum.
Uygar'ı öldürmek isteyen biri vardı, abim o gece Uygar'ın yanına gitmeseydi Uygar ölecekti. Sonrasında işler saçma sapan bir hâl alıp kan parasına döndü. Masadakiler Kurucu'ların bölgelerine çöktü. O bölgeler şimdi Ekin'in elinde.. Bir şeyleri gözden kaçırdığımı farkındaydım ama neresi?

Eğer işler umduğum gibi giderse Miraç konuşmamızı kime anlatırsa anlattığı kişiyi bulup, bu kördüğümden bir düğüm daha çözmüş olacaktım. İçimden bu düşünceler geçerken, aklıma başka bir düşüncenin gelmesiyle her şey bir anda durdu. Etrafımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi olduğum yerden soyutlandım. Kalbimin atışlarını durabiliyordum.

Ya Uygar'ı öldürmek masadakilerden çıkmış bir kararsa?
Ve abimin sorumluları gerçekten de masadakilerse?

Beynimde beliren bu ihtimal başımı ağırtmaya başlayınca hemen arabaya atladım. Yine nereye ya da kime gideceğimi bilmiyordum. İstediğim tek şey biraz huzur bulabileceğim bir yerdi.

Yavaş yavaş yol alırken telefonum çaldı. Her ne kadar konuşmak istmesem de açtım.

"Efendim anne?"

"Zümra neredesin sen?"

Annemin hem sinirli hem endişeli sesini duyunca kendime kızdım.

"Dedemin yanına gidiyorum anne."

"Kızım neden haber vermiyorsun? Arıyorum açmıyorsun da."

"Sabah çok erken çıktım, uyandırmak istemedim."

"Zümra eğer böyle başına buyruk hareket etmeye devam edersen, peşinde iki araba dolusu adamla dolaşmak zorunda kalırsın haberin olsun!"

"Tamam anne, kapatıyorum şimdi."

Annemle tartışmanın hiç zamanı değildi, telefonu kapatıp yola devam ettim.

Yoldayken Miraç'a gittiğim yeri mesaj attım. Etrafımda kimsenin olmamasını istediğimden ormanlık alana çağırdım. Açık hava kendimi daha iyi hissettirir diye düşündüm öyle de oldu.

Miraç yarım saat sonra geldiğinde ben de arabadan indim.

"Zümra, iyi misin? Sesin kötü geliyordu."

"Yürüyelim mi biraz?"

Miraç cevap vermeden yürümeye başladım.

"Anlat artık ne olduğunu."

"Dün dışarı çıkmıştım, gece 10-11 gibi eve dönmek için arabama bindim. Önünde bir kağıt parçası vardı.."

"Ne yazıyordu?"

Yürümeyi bırakıp Miraç'a döndüm.

"Senin de sonun abin gibi olacak, yazıyordu."

Miraç'ın kaşları çatılırken, her hareketini dikkatle izleyip beynime kazımaya çalıştım. Açık verecek tek bir kelime tek bir hareket bekliyordum.

"Birisi seni korkutmaya çalışmış."

"Korkutmak mı? Miraç benim abimi öldürdüler. Sana diyorum ki birisi ya da birileri beni öldüreceklerini söylüyor. Sen de bana seni korkutmaya çalışmışlar diyorsun."

"Zümra haklısın ama o konu çoktan kapandı."

"Mâdem o konu kapandı, neden yıllar sonra bana gelip aslında abin başkasının yerine öldü diyorsun?"

Miraç'ın suratı düşünce biraz daha üzerine gittim.

"Bir çıkarın var değil mi, benden bir şey isteyeceksin? Bildiğin daha fazla şeyler var ama sen kuru kuruya söylemek istemiyorsun."

"Zümra böyle konuşma lütfen."

Kendimi tutamayıp güldüm. Histerik kahkaham boşlukta yakılandı.

"Doğru değil mi lan, aynen böyle düşündün aşağılık!"

"Laflarına dikkat et."

Bir adım daha yaklaştım, "Etmezsem n'olur, ne yaparsın?"

Miraç arkasını dönüp arabasına doğru giderken peşini bırakmadım.

"Bana bak, yoksa o notu da sen mi gönderdin?"

Ortada ne not vardı ne de beni tehdit eden birileri. Otlayı attım ve mutlaka birileri sazan gibi atlayacaktı.

Birden arkasını dönünce yine karşı karşıya geldik.

"Hayır! Ne saçmalıyorsun sen?"

"Neden kaçıyorsun o zaman? Sen bana kazayla ilgili yardım edince seni iyi biri sandım."

Miraç pes etmişçesine nefesini verdi.
"Evet sana yardım etmeye çalışıyorum ve edeceğim ama.."

"Ne ama?"

"Doğru senden istediğim bir şey var?"

İçimden suratına bir yumruk atmak gelse de tek yapabildiğim sakinleşmek için gözlerimi açıp kapatmak oldu.

"Ne istiyorsun?"

Ellerini cebine atıp duruşunu dikleştirdi.

"Biliyorsundur belki yakında masanın başkanı değişecek."

Bilmiyordum.

"Ee?"

"Başkanlığın bizim aileye geçmesini istiyorum."

"Ben masanın varisi bile değilim, senin için ne yapabilirim ki?"

"Evet öyle ama baban ve dayını ikna edebilirsin. Eğer sen onları ikna edersen, sana hem abini kimlerin öldürdüğünü söylerim hem de masaya oturmanı sağlarım."

Miraç'ın söylediği her kelime zihnime çakıldı. Evet Miraç her şeyi biliyordu.

"Miraç şu an ne istiyorum biliyor musun?"

Konuşmadan bekliyordu.

"Kafanı dağıtmak ve sen önümde geberip giderken izlemek."

Arkasını dönüp arabasına bindi. Gitmeden önce, "İyi düşün, haber ver." demişti.

Miraç yanımdan ayrılır ayrılmaz Savva'yı aradım.

"Savva, Miraç yola çıktı. Uzaktan takip et, bugün bitine kadar da peşinden ayrılmayın."

"Anlaşıldı."

İşler iyice karmakarışık bir hâl almıştı.
Miraç kendi hırsları uğruna beni öne sürmeye çalışıyordu. Uygar'ın yardım edip edemeyeceği meçhul. Ve tam şu dönemde deli gibi ihtiyacım olan Ekin hain konumundaydı.
Temiz havayı içime çekip ne yapacağımı düşünmeye başladım. Evet, umutsuz bir durumun içindeydim ama bu beni yolumdan döndüremezdi. İstediğim tek şey kısasa kısastı. Önüme çıkan tüm engelleri ortadan kaldıracaktım, önüme çıkan kim olursa olsun ortadan kaldıracaktım. Gözümden düşen yaşları silip arabaya bindim. Ekin'i bu kadar çok severken ihanetle nasıl başa çıkacaktım peki?

Dedemin yanına gelene kadar Ekin iki kez aramıştı. İsmini gördüğümde hem gözlerim doluyor hem de sinirim artıyordu. Şu an öyle bir hâldeydim ki sanki bir bataklığın tam ortasına düşmüşüm de her geçen dakika dibe batıyor gibiydim.

Arabayı durdurup bahçeye girerken gördüğüm kişilerle adımlarım yavaşladı. Miraç'ın babası, dayım, dayımın yanında tanımadığım bir adam ve dedem bahçede oturuyorlardı. Kimseye görünmeden bahçenin arkasına geçtim. Bahçedeki beni tanıyan birkaç adam baş selamı verip geri çekilince dedemin benim burada olduğumu bildiğini fark ettim. Onların konuşmaları bitinceye kadar bahçede ağaçların arasında gezindim. Küçükken sürekli burada vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. Ağaçlar çiçek açınca bu bahçenin cennete dönüştüğünü düşünürdüm. Abim ve ablamla meyve toplayıp sonra o meyveleri birbirimize attığımızı hatırlayınca gülümsedim. Hatta bir keresinde abim, Gaye'nin başına elmayı öyle hızlı atmıştı ki elma paramparça olmuştu. Gaye ortalığı ayağa kaldırınca abim kaçıp saklanmıştı. Bir- iki saat boyunca da saklandığı yerden çıkmamıştı. Hâlâ gülümserken arkamdan birisi, "Zümra." deyince. Arkamı dönerken ağzımdan, "Efendim abi?" cümlesi döküldü. Ne söylediğimin farkına varırken gülümsemem sanki yüzümde donmuştu. Aklım bir anlığına karışmıştı. Eski zamanları düşünürken abim hâlâ burada gibi hissetmiştim.
Oğuzhan da yüzümdeki üzüntüyü fark etmiş olacak ki hüzünle gözlerime baktı. Yanıma gelip sıkıca sarılınca aynı şekilde karşılık verdim.

"Hoş geldin."

"Hoş buldum."

"Nasılsın?"

"Gördüğün gibi. Sen?"

"Seni görünce daha iyi oldum. Gel dedemin yanına gidelim."

Başımı sallayıp yürümeye başladım. Dedemin yanı şimdi daha kalabalıktı. Az önceki kişilerin yanına üç kişi daha gelmişti. Yaklaştıkça Miraç'ı gördüm. Yüzü bana dönüktü. O da beni görünce gözlerini hemen başka tarafa çevirdi. Dedem beni görünce ayağa kalkıp, "Hoş geldin kızım." deyince diğerleri de ayağa kalktı. Dedemin yanına gidip sarıldım. Gelmeme çok sevinmişti. Bu coşkulu karşılamanın ardından diğerlerine döndü.

"Torunum Zümra."

Ben de selam vermek için onlara döndüm. Gördüğüm yüzlerle gözlerim kısıldı. Uygar ve Ekin yan yanalardı. İkisinin de gözleri üzerimdeyken bugünün bir an önce bitmesi için dua etmeye başladım.

🤚🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

101okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.