37. bölüm / 41
Emanet İhanetlerBölüm 37
Bölümler 41Şu an: Bölüm 37
- 1 1. Bölüm/ Geri Dönüş1.448 kelime
- 2 2. Bölüm/ İlk Tohum1.248 kelime
- 3 3. Bölüm/ Masaya Düşen Kıvılcım1.888 kelime
- 4 4. Bölüm/ Eve Dönmek1.460 kelime
- 5 5. Bölüm/ Geçmişten Biri1.039 kelime
- 6 6. Bölüm/ Yeni Planlar1.318 kelime
- 7 7. Bölüm/ Asıl Hedef659 kelime
- 8 8. Bölüm/ Kurucu1.068 kelime
- 9 9. Bölüm/ Güvenli liman: Gaye1.224 kelime
- 10 10. Bölüm/ Hangi Taraf1.326 kelime
- 11 11. Bölüm/ Eski Dost854 kelime
- 12 12. Bölüm/ Güvenmek1.142 kelime
- 13 13.Bölüm/ Kötü590 kelime
- 14 14. Bölüm/ İlk Kurşun1.430 kelime
- 15 15. Bölüm/ Karmakarışık1.393 kelime
- 16 16. Bölüm/ Tekrar Tekrar Tanışmalar1.275 kelime
- 17 17.Bölüm899 kelime
- 18 18.Bölüm/ Darbe857 kelime
- 19 19.Bölüm/ Savva1.029 kelime
- 20 20.Bölüm/ Bilinmez Yalanlar1.273 kelime
- 21 21.Bölüm/Yeni Adımlar939 kelime
- 22 22.Bölüm816 kelime
- 23 23.Bölüm/ Rüzgârlı Havalar895 kelime
- 24 Bölüm 24/ Kayıp786 kelime
- 25 Bölüm 251.437 kelime
- 26 Bölüm 26698 kelime
- 27 Bölüm 271.251 kelime
- 28 28.Bölüm647 kelime
- 29 29.Bölüm753 kelime
- 30 Bölüm 30884 kelime
- 31 Bölüm 31810 kelime
- 32 Bölüm 321.337 kelime
- 33 Bölüm 331.014 kelime
- 34 Bölüm 341.098 kelime
- 35 Bölüm 351.088 kelime
- 36 Bölüm 361.365 kelime
- 37 Bölüm 371.376 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 Bölüm 38840 kelime
- 39 Bölüm 39734 kelime
- 40 -Bölüm 40-1.435 kelime
- 41 Yazardan;144 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Avucumun içindeki toprağı burnuma yaklaştırıp kokladım. Peş peşe akan gözyaşlarım elimdeki toprağı ıslatmıştı.
"Hiç sen gibi kokmuyor."
Sessizce içimi çektim.
"Seni çok özledim."
Ne kadar süredir buradayım bilmiyorum ama hava kararmaya gelmişti. Gökyüzünün bir tarafı lacivert diğer tarafı kızıllıktı. Sırtımı mezar taşına yasladım.
Abimin mezarını ziyaret ettikten sonra cesaretimi toplayıp Ekin'in yanına geldim. Mezar taşında ismini görünce yürüdüğüm yol ayağımın altından kayıyor gibi hissettim. Zar zor yanına kadar ilerleyebildim. Şimdi de buradan nasıl ayrılacağımı düşünüyorum.
"Bu yaptığın hiç âdil değildi."
Beni duyup duymadığını bilmiyorum yine de geldiğimden beri ara sıra konuşuyordum.
Bana bıraktığı videoyu izledikten sonra avukatıyla görüşmeye gittim. Kendisi beni beklediğini söyleyip kalan mal varlığıyla ilgili her şeyi anlatmıştı. Kesin bir dille istemediğimi belirtip üstelesem de son isteği bu demişti.
Şimdi yanına gelirken de aklımdan kendini uçurumdan atması gelmişti. İçimi ısıtan o gülümsemesini takınıp kendini geriye bırakması. Tüm suçu bana bırakmamıştı. Gidişinden yarı yarıya sorumluyduk.
"Gitmişsin gibi hissetmiyorum. Sanki bir yolculuğa çıkmışsın da dönecekmişsin gibi. Bazen uykumdan birden uyanıyorum ve aklıma artık seni hiç göremeyeceğim geliyor. Belki de onun acısı uyutmuyordur."
Çantamdan sigara paketini çıkarırken üzüntüyle ofladım.
Dudaklarımın ucundaki sigaranın yanışını izliyordum.
"Alışmak sevmekten daha güçlüymüş."
Havanın artık tamamen karardığını telefonun sesiyle fark ettim. Dedem arıyordu. Bekletmeyip cevapladım.
"Efendim?"
"Kızım neredesin?"
"Dışarıdayım. Bir şey mi oldu?"
"Yok yok bir şey olmadı. Birazdan yemek yiyeceğiz. Sen de gel."
"Tamam geliyorum."
Telefonu kapatıp oturduğum yerden kalktım.
"Yine geleceğim."
Kapının önündeki arabalara bakarak eve girdim. İçerden konuşma seslerine bakılacak olursa dedemle baş başa değildik yemekte. Salona girdiğimde Uygar'ı gördüm. Dedemle hem konuşup hem gülüşüyorlardı.
"İyi akşamlar." Gözleri bana dönünce dedem ayağa kalktı.
"Zümra da geldiğine göre yemeğe başlayabiliriz."
"Ellerimi yıkayıp geleyim."
Onlar masaya geçerken ben salondan çıktım.
"Demek gençler artık bunları seviyor? Bizim zamanımızda da at yarışları vardı."
Dedemle Uygar araba yarışları hakkında konuşuyordu. Sesimi çıkarmayıp yemeğime devam ettim.
"Sen de gelsene Zümra. Değişiklik olur sana da."
Suyumu içerken bakışlarımı Uygar'a çevirdim.
"Benlik değil."
"Önceki sefer çok heyecanlı görünüyordun."
"Öyleyse git kızım. Kafan dağılır hep evdesin."
Gözlerim ikisi arasında gidip gelirken, başımı salladım.
"İşim olmazsa giderim."
Dedem küçük cebindeki saatini çıkarıp baktıktan sonra ayaklandı.
"Vakit çıkmadan namazımı kılayım. Size afiyet olsun. Kahvelerimizi de bahçede içelim."
Dedem gittiğinde Uygarla yalnız kaldık. Yemek yemeyi bırakmış bana bakıyordu.
"Neredeydin?"
"Ne zamandan beri sana hesap vermeye başladım?"
"Bu hesap sormak değil, seni merak ettim."
"Etme."
Ortada sinirlenecek bir şey yoktu ama yine de sinirleniyorum. Uygar'ın benimle ilgilenmesi, beni düşünmesi sinirimi bozuyordu. İstem dışı onu tersliyordum. Belki de bu hareketleri Ekin'in hareketlerine benzediği için. Beni düşünen tek kişi oydu ve kimsenin onun yerine geçmesini istemiyorum.
"Mezarlığa mı gittin?"
Kaşlarımın gerildiğini hissettim.
"Nereden biliyorsun?"
"Geldiğinde üzerin topraklıydı."
Bakışlarım normale dönerken gözlerimi Uygardan çektim.
"Evet, oraya gittim."
"Nasılsın?"
"Daha iyi."
"Kötü hissettiğinde yanında olmak istiyorum."
İç çekip sırtımı sandalyeye yasladım.
"Yanımda olduğunda iyi mi olacağım?"
"Belki."
Ayağa kalktım.
"Bahçeye çıkalım."
O da kalktığında yürümeye başladık.
"Ablam evleniyormuş."
Yan yana yürüyorduk, ellerini cebine atmış karşıya bakarak ilerliyordu.
"Duydum."
"Annem.."
Annemin git dediğini söyleyecektim ama son anda vazgeçtim.
"Annen?"
"Annem söyledi bana da, yeni öğrendim."
"Ortalıkta yoktun. Söyleyecek vakti olmamıştır."
Ben ortalıkta yokken düğün hazırlığı mı yapıyorlardı diye geçirdim içimden. Sanki zihnimde başka bir pencere açılmış gibi hissettim. Herkes gündelik hayatına devam ederken ben neden böyle bir hırsla dolmuştum. Ne için çabaladım ki? Her şey değer verdiğim insanı kaybetmek için miydi? Aklımdan geçen düşünceleri öteleyip konuyu değiştirdim.
"Sizin yarış hazırlıkları ne durumda?"
"Her şey hazır."
"İyi."
"Senin yerin de hazır."
"Benim yerim mi?"
"Evet. İlk geldiğinde oturduğun yer."
O zaman aklıma gelince gülümsedim.
"Bana çok tuhaf bakıyordun."
"Tuhaf bir durumdu çünkü."
O da gülümsüyordu.
"Gelmeni bekleyeceğim."
Ben cevap veremeden dedemin sesiyle arkaya döndük.
"Hadi gelin bakayım."
Ceketimi omzuma atıp evden çıktım. Alışkanlıktan hızlı yürümeye çalışsam da giydiğim ince uçlular buna pek müsade etmiyordu. Kendi kendime sürekli acelem yok diye hatırlatmaya başladım. Artık biraz sakin yaşamam gerekiyor.
Arabamdan inip galeriye ilerledim. Bugüne özel bir alış veriş yapmak istiyordum. Arabalardan pek anlamasam da en iyisi en pahalısıdır diyerek tercih yaptım. Ivır zıvır kağıt işleri beklediğimden uzun sürse de sabah erken kalkıp geldiğimden planım aksamamıştı. Eski arabamı evime göndermelerini rica edip Uygar'ın evine sürdüm.
Yarış alanına geldiğimde beklediğimden fazla kalabalık olduğunu gördüm. Arabamı park edip indim. Birkaç göz arabama çevrilmişti. Kartla giriş yapıldığından kapının önünde uzun bir sıra oluşmuştu. Telefonumu çıkarıp Uygar'a geldiğime dair bir mesaj attım. Bir dakika geçmeden kapının yanındaki görevli adamlardan biri bana doğru gelmeye başladı.
"Zümra Hanım, hoş geldiniz. Uygar Bey sizi bekliyor."
İlerleyip kapının önüne geldiğimde diğerlerinin de baş selamlarıyla içeri girdim. Yanımdaki adamın yönlendirmesiyle yürümeye devam ettim. Sonunda açık parti alanına gelince, adam geriye dönüp gitmişti. Burasının bu kadar büyük olmasına hâlâ şaşırıyordum.
Uygar misafirleriyle ilgilenirken kenara çekilip bekledim. Gözleri etrafı taramaya başladığında beni hemen bulmuştu. Yanındakilere birkaç bir şey söyleyip bana doğru gelmeye başladı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
"Çok bekletmedim umarım."
"Hayır. Yeni geldim."
"İyi görünüyorsun."
"Sen de."
Üzerinde siyah takımı vardı. O da ben de baştan aşağı siyahtık.
"Uygar." Yan taraftan gelen sesle ikimizde döndük. Bir yerlerden tanıdığım sarışın kadın kırmızı mini elbisesinin içinde kuğu gibi süzülerek geliyordu. Yanımıza geldiğinde uzun parmaklarını Uygar'ın boynuna dolayarak sarılınca kaşlarım havalandı.
"Uzun zaman oldu." Konuşurken bana göz atıp tekrar Uygar'a döndü.
"Geleceğini bilmiyordum."
Uygar'ın başından savar gibi konuşmasına kahkaha attı.
"Seni görmek istedim."
Kadın, beni görmezden gelip yok sayıyordu. Onlar konuşurken gözüme kestirdiğim boş masaya ilerledim. Oturmadan önce de yanımdan geçen garsonun elindeki tepsiden adını bilmediğim bir içecek aldım. İlk yudumu aldığım sırada Uygar masama gelmişti.
"Kusura bakma."
"Ne için?"
Seslice nefeslenip yanıma oturdu.
"Peki. Bir şey söylemedim varsay."
Elimdeki kadehi hafifçe kaldırdıktan sonra dudaklarıma götürdüm.
Sonrasında Uygar gelen misafirleriyle ilgilenmek için gitse de gözlerini sık sık üzerimde hissediyordum. Tabi hissettiğim tek gözler onunkiler değildi. Yarışın başlasına yarım saat kaldığı anonsu geçince herkes izleme alanına gitmek için ayaklandı. Anladığım kadarıyla bu parti alanında sadece önemli kişiler vardı. Bunlar Uygar'ın teker teker selamladığı kişilerdi. Birkaç tanesini önceki yarıştan hatırlıyordum. Siyasetçilerin çocukları.
İzleme alanına gitmek için Uygar'ın yanıma gelmesini bekledim. Yanıma geldiğinde ben de kalktım. Yürüken elini belime koydu. Yürüdükçe gözler bize çevriliyordu. İkimiz de umursamayıp ilerledik. En önde bulunan koltuklar dışında her yer dolmuştu. Biz de yerimize geçince, yarış için son beş dakika anonsu duyuldu.
"Bu sıra niye boş?"
En önde sadece biz oturuyorduk.
"Böyle daha rahat olur diye."
"Az önce herkes bizim birlikte olduğumuzu düşündü, farkındasın değil mi?"
Dudağının kenarıyla gülümsedi.
"Biraz emrivaki oldu. Kusura bakma."
Göz devirip önüme döndüm.
"Sonra başım belaya girmesin."
Az önceki sarışını kastettiğimi anlamıştı.
"O eski bir hikaye."
"Kitabın üzeri toz tutmamış gibi ama."
"Tozdan adı bile görünmüyor, merak etme sen."
"Etmiyorum zaten."
Göz ucuyla baktığımda güldüğünü gördüm.
Yarış bittiğinde önemli kişiler tayfası kendilerine ayrılan parti alanına geri döndü. Uygar giden kişileri uğurluyordu. Ben yine köşedeki masada tek başımaydım. Canım sıkılınca telefona bakmaya başladım. Yanıma gelen garsonun sesiyle başımı kaldırmıştım.
"Uygar Bey sizi salonda bekliyor."
Eşyalarımı alıp içeri geçtim. Salona yaklaştıkça konuşma sesleri yaklaşıyordu. Biraz dikkatli dinleyince sesin sahibinin sarışın kadın olduğunu anladım. Salonun kapısına geldiğimde de beni görmesiyle Uygar'ın dudaklarına yapıştı. Uygar ilk şokunu atlatınca hemen uzaklaşsa da karşısındaki kadın tekrar öpmek için öne atıldı.
"Azra kes şunu!"
Sarışının küçük oyununu kapıya yaslanıp izlemeye devam ettim.
"Biz birbirimizi seviyoruz Uygar."
"Ne saçmalıyorsun sen?!"
Kısa bir ıslık çaldım. İkisi de bana dönünce güldüm.
"Beni üçlü yapalım diye mi çağırdın?"
Kendi söylediğime kahkaha atıp geldiğim yola geri döndüm.
Bahçeden çıkarken önüme beni içeri alan görevli geçti.
"Uygar Bey, gitmeden önce sizi görmek istiyor."
Sinirle küfür edecek gibi oldum ama karşımdaki kişinin sadece işini yapan biri olduğunu bildiğimden başımı sallayıp eve geri döndüm. Bu kez Uygar yalnızdı.
"Sen canın her istediğinde yoluma birilerini mi çıkaracaksın?"
Nefesini seslice dışarı verip ayağa kalktı.
"Az önceki şey, ben istemeden oldu."
Göz devirip yanına yaklaştım.
"Aptal değilim. Gördüm ne olduğunu."
O da bana doğru birkaç adım attı.
"Onunla bir daha karşılaşmayacaksın."
Alayla gülümsedim.
"Umrumda değil."
Bir adım daha attığında aramızda hiç mesafe kalmamıştı. Omuzlarımda asılı duran ceketi alıp koltuğa fırlattı. Parmaklarıyla önüme düşen saçlarımı geriye ittirirken diğer eli belime gitti. Hareket etmeyip sadece onu izliyordum. Dudaklarını boynuma yaklaştırınca kendimi geri çektim. Az önce sarışın tarafından öpülmüştü ve dudaklarında o kadının ruj izi vardı. Tiksintiyle ruj izine bakarken parmaklarım dudaklarına gitti. Baş parmağımla kalan izleri temizlemeye çalışırken Uygar ellerini benden çekip cebine attı. Çatık kaşlarıyla ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Rujun markası iyi olacak ki zar zor çıkıyordu. Daha da bastırıp sildim. Tamamen temizlediğimde gözlerimi kaldırıp Uygar'a baktım. Dudağının kenarı kıvrılmıştı. Ceketinden tutup kendime çektikten sonra dudaklarımızı buluşturdum.
Bölüm etkileşimi
