Emanet İhanetler kitap kapağı

20. bölüm / 41

Emanet İhanetler

20.Bölüm/ Bilinmez Yalanlar

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 20.Bölüm/ Bilinmez Yalanlar

Birkaç saniye yüzüne baktıktan sonra gülümseyip yoluma devam ettim. Bana acımaya başlamıştı. Ne büyük bir hata ama!

Eve geldiğimde hemen benim için hazırlanan odaya çıktım. Başımın ağrısı artınca yatağa uzandım. Uyumaya çalışsam da uyuyamadım. Tavanı izlerken ilk kez zihnimin içini boş hissediyordum ya da uyuşuk. Duygu hissetmemek rahatlatıcıydı. Odaya yaklaşan adım seslerini duyunca gözlerimi tavandan çektim. İki kez tıklatılan kapı açıldığında karşımda dedem vardı. Ağır adımlarla içeri girdiğinde yatakta toplandım.

"Daha iyi misin?"

"Evet." Dedim kısık sesle.

"Annenin siniri birkaç güne geçer."

Omuz silktim.

"Yapacak bir şey yok."

"Kalk seninle dede torun yemek yiyelim."

Oturduğum yerden kalktıktan sonra dedemin koluna girip yürümeye başladık. Masada sadece ikimiz vardık. Masanın üzerindeki plaktan kısık sesli bir türkü çalıyordu. Dedem yemek boyunca küçüklüğümüz hakkında bir şeyler anlatmıştı, ben de gülerek dinledim. Buraya geldiğimden beri en mutlu olduğum anlardandı. Yemekten sonra bahçeye çay içmeye çıktığımızda aklıma gelen şeyle dedeme döndüm.

"Dede bu Miraç ve ailesi nasıllar?"

Dedem bardağını masaya bırakıp bana döndü.

"Güçlüler."

"Çok mu?"

Başını sallarken, "Evet." dedi.

Arkama yaslandım.

"Neden sordun?"

"Miraç'ın hareketlerin pek haz etmiyorum."

"Bir yanlışı mı oldu sana?"

Dedem oturduğu yerde dikelmişti. Ona gülerken başımı iki yana salladım.

"Hayır, sadece hoşlanmadım ondan."

"O çocuk babası gibi değil. Babası iyi adamdır, güvenilirdir."

"Öyle mi?"

Çayından bir yudum daha alırken, "Öyle." dedi. Sohbetimizi çalan telefonum böldü. Telefonu sessize alıp dedeme döndüm. Bardağındaki son yudumu içip ayaklandı.

"Sen işine bak, ben de biraz dinleneyim."

"Tamam." Derken telefonumu elime aldım. Ekin aramıştı ve yine arıyordu. Telefonu cevapladım.

"Efendim?"

"Zümra nasılsın?"

"İyiyim, sen nasılsın?"

"Bildiğin gibi."

"Yarın buluşalım mı? İşin yoksa."

"Tabi tabi, önemli bir işim yok. Çok mutlu olurum."

"Tamam o zaman. Sen bir şey mi diyecektin?"

"Hayır, sesini duymak istedim."

Cevap vermedim.

~~3 yıl önce~~

Elimdeki bardağı masaya bırakıp kendimi koltuğa bıraktım. Başım zonkluyordu. Kapıda bekleyen adamları saymazsam evde yine tektim. Savva iş kontrolü için İstanbul'a gitmişti. Birkaç pürüz var deyip telefonu kapatmıştı. Zar zor uzanıp yerdeki telefonu elime aldım. Yarım açık gözlerimle ekrandaki tuşlara basıp telefonu kulağıma götürdüm. Uzun uzun çalsa da cevap veren olmayınca telefonu tekrar yere attım. Başımın ağrısını unutmaya çalışıp gözlerimi tamamen kapattım.

Uzaktan gelen sesle gözlerimi açmaya çalışsam da başaramadım. Kalkmaya hâlim olmadığı için de uyumaya devam ettim.
Kolumda hissettiğim temasla tek gözümü araladım. Kapıda bekleyen abilerden biriydi.

"N'oldu?"

"Telefonlara cevap vermiyormuşsunuz, merak etmişler."

"Telefonum nerede bilmiyorum."

Abi yanımdan ayrılıp telefonumu aramaya koyulunca gözümü tekrar kapattım. Birkaç saniye sonra tekrar kolumu dürtünce yine açtım gözümü, telefonumu uzatıyordu. Masayı işaret ettiğim hâlde telefonu masaya bırakmayınca tek kaşımı kaldırıp bakmaya başladım.

"Aramalarınıza bakmanız gerekiyor olabilir."

Oflayıp uzandığım yerden oturur pozisyonuna geçtim. Telefonu aldığımda abi de evden çıkmak üzere yürümüştü. Savva ve Ekin aramıştı. Ekin'i ararken bu kez telefon hemen açılmıştı.

"Zümra."

"Efendim?"

Uykulu sesimi açmak için önümdeki masadaki bardağı uzandım.

"Aradım neden açmadın?"

"Sen de ben aradığımda açmadın."

Biraz sessiz kaldıktan sonra konuştu.

"İşim vardı."

"Benim de uykum vardı."

"Hasta mısın yoksa?"

Endişeli sesi gözlerimin uzaklara dalmasına sebep oldu. Başımı hayır anlamında salladım. Göremeyeceğini bilsem de.

"Zümra hasta mı oldun?"

"Hayır." Dedim sessizce.

"Dikkat et kendine."

Cevap vermedim. Konuşan yine o oldu.

"Sen neden aramıştın beni?"

Gözlerim dolarken, "Sesini duymak istedim." dedim.

-Şimdiki Zaman-

Çantamı alıp arabadan indim. Ekin'in gözden uzak evine gelmiştim. Etrafta sadece korumalar vardı. Kapının önüne geldiğimde kapıyı çalmama gerek kalmadan kapı açılmıştı. Ekin tek eli cebinde kapının önünde dikiliyordu. Göz göze geldiğimizde gözlerim dolmaya başlamıştı. Ağlayacaktım. Ekin'in kaşları çatılırken hızla beni içeri çekip kollarını sardı. Gözyaşlarım akmaya başlayınca elimdeki çantayı bırakıp sıkıca Ekin'e sarıldım. Bir eli sıkıca belimdeyken diğer eli saçlarımdaydı. Biraz sakinleştiğimde beni kucağına alıp yürümeye başladı. Gözlerimi kapatıp kucağında daha da küçüldüm. Oturduğumuzda önüme düşen saçlarımı düzeltip gözyaşlarımı silmeye başladı. Gözlerimi açmak istemiyordum, o da zorlamadı. Sildiği yaşların yerine yenisi geldiğinde yavaş yavaş onları da siliyordu. Göğsüne yaslanıp yüzümü gizledim. Ekin bana sıkıca sarılmaya devam ediyordu. Gözyaşlarım bitince gözlerimi açtım. Ekin başını geriye yaslayıp gözlerini kapatmıştı. Kendimden uzak tutmam hatta olabildiğince kaçmam gereken kişinin evindeydim. Ekin'e olan sevgim en büyük sınavım olacaktı. Ondan uzak durmak benim için imkansız gibi bir şeydi. Yaşadığım her saniyeyi onun yanında geçirmek için her şeyi yapabilecekken ondan nasıl uzak duracaktım ki. Üstelik Ekin bana ne yaparsa yapsın, hâlâ onu çok seviyordum. Bir anda dedemin, "İhanetin sonu olmaz." sözü kafamda yankılanınca sıkıntıyla nefesimi verdim.

"Ekin."

Gözlerini açmadı.

"Efendim."

"Bana hiç yalan söyledin mi?"

Yüz ifadesi sertleşmişti. Dikkatle inceliyordum.

"Senin iyiliğin için ne gerekliyse onu yaparım."

"Ne demek şimdi bu?"

Cevap vermedi. Kucağında yükselip yüzüne bakmaya devam ettim.

"Ekin.."

Gözlerini açınca göz göze geldik. Yorgun gözlerini görünce devam etmedim. Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Kendimi tutamayıp yanağına kuru bir öpücük bıraktım. Gülümsemesi daha da büyünüce gözleri kısılmıştı. Elimle yanağını okşarken bende gülümsedim.

"Bana yalan söylemeni istemiyorum."

Derin bir nefes çekti yine cevap vermedi. Kaşlarım çatılırken konuşacağım sırada beni kendine çekip dudaklarımızı birleştirdi.

Dışarıyı izlemeye devam ederken arkadan gelen ayak sesleriyle dikkatim dağıldı. Ekin arkadam gelip sarılınca başımı göğsüne yasladım. Annemle tartışmamızı üstün körü anlatmıştım. Onunla kalmamı istediğini söylese de reddettim. Saçlarımı öpüp sıkıca sarıldı.

"Zümra seni çok seviyorum."

Onun aniden söylediği bu romantik cümlelere alışkındım ama hiçbiri canımı bu kadar yakmamıştı. Ekin'e olan sevgim en büyük sınavımdı ve ben bu sınavı geçemeyecek gibiydim. Yanmaya başlayan gözlerimi kapattım.

"Ben seni daha çok seviyorum."

Boynuma öptükten sonra, "Yanılıyorsun, çok yanılıyorsun." dedi. Gözlerimi açmadan gülümsedim. Asıl sen yanılıyorsun diye geçirdim içimden.

Ekin'in yanından ayrılırken Savva'yı aradım. Kalbim hızla çarparken telefon açıldı.

"Dinliyorum."

"Savva.." Derin bir nefes alıp devam ettim.

"Savva, Ekin konusunda sonuna kadar emin miyiz? Bir yanlışlık olabilir mi?"

Savva'dan ses gelmeyince devam ettim.

"Yani bunu neden yapıyor olsun ki, o bana çok iyi davranıyordu."

"Zümra sana kocaman bir dosya verdim. O sana ihanet ediyor. Onu sevdiğini biliyorum ama bu gerçekleri değiştirmiyor."

Cevap vermeden telefonu kapattım. Dedemin evine yaklaşırken önüme çıkan arabayla aniden frene bastım. Kemerimi takmadığım için öne savrulmuştum. Sakinleşmek için nefesimi düzenlerken yan koltuğun kapısı açıldı. Miraç sakince koltuğa otururken sinirle baktım.

"Bu neydi şimdi?"

"Sana ulaşmak bu aralar çok zorlaştı."

Göz devirip önüme döndüm.

"Ne var, ne istiyorsun yine?"

"Kimin yanından geliyorsun?"

Cevap vermeden bekledim.

"Toplantı öne çekildi, haftaya masanın yeni başkanı seçilecek. Ne yapacaksan elini çabuk tut."

"Dedem ailenizin güçlü olduğunu söyledi, sen halletsene çok istiyorsan."

"Seninle bir anlaşma yaptık. Bana bedavadan yardım etmiyorsun. Bu işin sonunda abinin katilini öğreneceksin."

Bakışlarımı Miraç'a çevirdim.

"Seni görmek midemi bulandırmaya başladı."

Umursamayıp gülümsedi.

"Benim için problem değil."

"Eğer beni oyuna getirmeye çalışıyorsan, bu işin sonunda seni öldürürüm."

Komik bir şey söylemişim gibi kahkaha attı. Sinirim daha da artınca arabadan indim. Arabanın önüne geçip yaslandım. Biraz sonra da Miraç arabadan inmişti. Önümde durunca yine göz göze geldik. Ciddi görünüyordu. Birden çenemden sıkıca tutup kaldırdı. Gözleri yüzümde gezindikten sonra gözlerimde durdu.

"Eğer sen beni oyuna getirmeye çalışıyorsan, bu işin sonunda seni abinin yanına gönderirim."

Midemde başlayan yanma hissi çok tanıdık geliyordu. Sanki içim titriyor gibiydi. Elini çenemden çekip gülümsedi. Arabasına doğru yürürken tekrar bana döndü.

"Bundan sonra aradığımda aç."

Tekrar yoluna devam etti.

"Önce seni halledeceğim, manyak piç!"

Arabaya binip telefonu elime aldım.

"Efendim canım."

"Ekin az önce Miraç yolumu kesti."

"Ne? Nerdesin sen?"

"Dedemin evine yakınım."

"Bekle hemen geliyorum."

Ekin'in evi buraya yakın değildi. En az kırk dakika sürer diye beklemiştim ama Ekin yirmi dakika bile olmadan gelmişti. Telefonu elimden bırakıp arabadan indim. Ekin koşar adımlarla yanıma gelirken endişeyle beni süzüyordu.

"İyi misin?"

"İyiyim, bir şeyim yok."

"Doğru söyle bir şeyin yok değil mi?"

"Gerçekten iyiyim."

"O şerefsizi gördüğüm yerde parçalayacağım."

"Ekin bir sakin olur musun?"

"Ne dedi sana, ne istiyormuş?"

"Masanın başkanlığını istiyormuş. Yardım istedi, babamı ve dedemleri ikna etmem için. Eğer yardım edersem abimin katilini söyleyeceğini söyledi. Az önce de beni tehdit etti. Öldürecekmiş beni."

Ekin'in öfkesi gözlerinden fışkırıyor gibiydi. Belimden tutup beni sıkıca sarmaladı.

"Sana hiç kimse dokunamaz. O piçi öldüreceğim!"

Artık Miraçla ben değil Ekin uğraşacaktı ve Ekin'e karşı hiç şansı yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

100okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.