Emanet İhanetler kitap kapağı

16. bölüm / 41

Emanet İhanetler

16. Bölüm/ Tekrar Tekrar Tanışmalar

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 16. Bölüm/ Tekrar Tekrar Tanışmalar

Torunum Zümra."

Ben de selam vermek için onlara döndüm. Gördüğüm yüzlerle gözlerim kısıldı. Uygar ve Ekin yan yanalardı. İkisinin de gözleri üzerimdeyken bugünün bitmesi bir an önce bitmesi için dua etmeye başladım.

Herkesin gözü üzerimdeydi. Yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirip, "Merhaba, hoş geldiniz." dedim. Miraç'ın babası, "Asıl sen hoş geldin Zümra. Bir gittin pir gittin. Kaç yıl oldu yahu?"

"Evet uzun zaman oldu ama artık buradayım."

"İyi yaptın, böyle zamanlarda babanın yanında olman gerekli."

Başımı salladım, "Evet, çok haklısınız."

"Zümra'nın dönmesi hepimize iyi gelecek." Dedemin konuşmasıyla ona döndüm. Gülerek bakıyordu, ben de güldüm. İçimden umarım diye geçirdim. Umarım gerçekten de hepinize iyi gelirim.

"Sizi de tanıştırayım." Dedem Ekin ve Uygar'a dönünce bende döndüm.

"Fırat, bizim Bahri'nin torunu."

"Bahri?" Diye konuştum sorarcasına.

"Masanın başkanı olan. Fırat'ta masadan."

Dedeme karşı tamam der gibi başımı sallayıp Ekin'e döndüm. Sanki ona benden başka Ekin diyen yoktu, herkes Fırat diyordu.

"Memnun oldum Fırat Bey deyip gülümsedim."

Ekin'in dudağının kenarıyla güldü.

"Asıl ben memnun oldum Zümra Hanım. Adınızı çok duydum."

"Öyle mi? Umarım duyduklarınız kötü şeyler değildir."

"Övgüyle bahsettiler hep."

"Ne mutlu bana."

Ekin yine tüm dikkatiyle gözlerime bakmaya başlayınca bakışlarımı kaçırdım. Sanki beni ilk kez görmüşte çok etkilenmiş gibi bakıyordu. O bakışları yıllarca üzerimde hissetmiştim. Ona bu kadar inanıp güvenmemin mimarıydı o bakışlar.
Ekin gözleriyle içimden geçerken ben bakışlarımı Uygar'a çevirdim. İfadesiz suratıyla bakıyordu. Dedem araya girip bu kez de Uygar'ı tanıttı.

"Uygar, eski bir dostumun oğlu. Sık sık gelip ziyaret eder beni, sağ olsun."

Sık sık ziyaret mi eder? Öyle ya abimin en yakın arkadaşıydı. Dedem tabii ki tanıyıp biliyordur.
Uygar'ın bir şey söylemesine izin vermeden hemen konuştum.

"Uygar Bey'i tanıyorum dedecim. Abimin arkadaşı."

Dedem başını sallayıp, "Evet, Tarık'ın arkadaşı."
Gözlerimi çekmeden bakıyordum. Uygar baş selamı verip, "Hoş geldiniz Zümra Hanım." deyince "Siz de." dedim.
Dedem bu kez diğer adama döndü.

"Ahmet. Uygar'ın abisi."

"Öyle mi? Siz de hoş geldiniz Ahmet Bey."

Sonunda herkesle selamlaşınca dedeme döndüm.

"Ben sizi meşgul etmeyeyim dedecim. İçerde olacağım, izninizle."

Dedem tekrar bana sarıldıktan sonra eve girdim.

Ne kadar süre tek başıma oturdum bilmiyorum ama sıkılınca arka bahçeye çıkmaya karar verdim. Ağır ağır yürürken çantamdan sigara paketimi de çıkardıktan sonra çantamı bir köşeye bıraktım. Bahçedeki dört kişilik masaya doğru giderken pantolonumun cebimdeki çakmağı çıkardım. Sandalyenin birini çekip otururken sigaram ağzımdaydı. Geriye yaslanıp sigarayı içerken içimi tekrar bir sıkıntı basmaya başlamıştı. Artık Ekinle konuşmam gerekiyordu. Evet ama ne konuşacaktım. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi mi davranmalıydım, eğer Ekin'i şimdi karşıma alırsam güçlü bir düşmanım daha olacaktı. Sigaradan bir nefes daha alıp ciğerime inmeden dışarı verdim. Bu kez aklıma Miraç geldi. Şerefsiz adam! Senin defterini öyle bir düreceğim ki aklın hayalin duracak!

"Zümra Hanım siz de mi buradaydınız?"

Arkamdan gelen sesle düşüncelerimden sıyrıldım. Ekin ve Miraç birlikte gelmişlerdi. Hemen sonra da Uygar göründü arkalarında.
Ekin'e karşılık olarak konuştum.

"Evet Ekin Bey, sigara içmeye çıkmıştım."

"Eşlik edebilir miyiz?"

Elimle sandalyeleri gösterdim.

"Tabii buyrun."

Ekin ve Miraç gelip otururken Uygar birkaç saniye çatık kaşlarla bana baktı. Bende ona bakarken beynimde çarpan şimşekle dişleri sıktım. Az önce Ekin demiştim. Fırat demem gerekirken.

Üçüde oturduğunda sessizce bekledim. İlk konuşan olmak istemiyordum hatta şu an kimseyle konuşmak istemiyordum. Uygar kollarını önünde bağlamış ciddi bir şekilde duruyordu. Ekin direkt bana bakarken, Miraç kaçamak bakışlar atıyordu. Eğer yanılmıyorsam bu üç adamda birbirinden hiç haz etmiyordu. Aklıma gelen fikirle Miraç'a döndüm.

"Ee Miraç görüşmeyeli nasılsın?" Gereksiz bir neşeyle sorduğum soruyla diğerlerinin bakışları da Miraç'a döndü. Miraç şaşkınlıkla bana bakarken belli belirsiz gülümsemeye çalıştı.

"İyiyim Zümra, sen nasılsın?"

"Hiç sorma pek iyi değilim."

Uygar bakışlarını önüne çevirirken, Ekin'in bakışları benimle Miraç arasında gidip geliyordu. Miraç'ın gerilen yüzü hoşuma gitmeye başlayınca sigaramdan bir nefes daha çektim.

"Öyle mi neden?"

"Neden olacak konuştuklarımızdan dolayı."

Miraç'ın gözleri kocaman açılırken sigaramdan son nefesimi de çekip sigarayı söndürdüm. Ekin artık dayanamayıp araya girdi.

"Canınızı sıkan bir şey varsa halledelim."

"Çok sağ olun fakat bu Miraçla bizim aramızdaki bir mevzu. Pek de önemli bir şey değil doğrusu. Ben biraz abartıyorum."

Miraç da gülerek bana arka çıkınca az önceki gergin hava dağılır gibi oldu.

"Siz üçünüz önceden tanışıyorsunuz galiba?"

Uygar'ın sorusuyla hepimizin bakışları birbirimizde gezindi. İlk konuşan Miraç oldu.

"Babamla, Zümra'nın babası iyi arkadaşlar. Zümrayla yıllar önce tanıştık. Sonrası mâlum.."

"Ben ilk kez toplantıya geldiğinde gördüm. Miraç'ın da dediği gibi sonra buralardan gitti Zümra."

Ekin de cümlesini bitirince Uygar bana döndü.

"Ortalıkta bir söylenti dolanıyordu ama umursamamıştım. Masadakileri tehdit etmişsin, öyle diyorlardı."

"Bir çocukluk yapmış bulundum. Hatadan başka bir şey değildi."

Miraç'ın kahkahasıyla bakışlarımı Uygar'dan çektim.

"Bakma şimdi böyle dediğine, o gün hepinizi asacağım keseceğim diyordu. Masadakiler bunu ciddi bir tehdit olarak gördüğü için sürdüler ülkeden."

Miraç'a iğrentiyle bakarken gülümsemeye çalıştım.

"Çocukluk işte, ben ne anlarım asmaktan kesmekten."

Ekin'in yarım ağız gülümsemesi dikkatimi çekince bir süre bakışlarımı çekemedim. Üzerimde Uygar'ın bakışlarını hissedince kendimi toparladım. Ortam yine sessizleşirken oturduğum yerden kalktım.

"Ben bir dedeme bakayım, size de iyi günler."

Ön bahçeye doğru yürürken arkamdan gelen adım sesleriyle duraksayıp geriye baktım. Uygar geliyordu. Önüme dönüp yavaş yavaş yürürken bana yetişmişti.

"Neden geldiniz buraya?"

Uygar eli cebinde rahat rahat yürürken bakışları karşısındaydı.

"İş için."

"Dedemle sizin ne gibi işiniz olabilir ki?"

"Her şeyi bilmek zorunda değilsin."

"Bu ne demek şimdi?"

Adımlarını durdurup bana doğru döndü. Ben de durdum. Boyu benden uzun olduğundan başımı hafifçe kaldırıp gözlerine baktım.

"Beni bir oyunun içine çekmeye çalışıyorsun.."

Alaylı şekilde gülüp gözlerine bakmaya devam ettim.

"Öyle mi yapmaya çalışıyorum?"

"Ben senin parmağında oynattıklarına benzemem." derken gözleriyle arka tarafı işaret edince gülümsemem genişledi.

"Eğer seni parmağımda oyuncak yapmak isteseydim, bu düşünce senin aklının ucundan bile geçmezdi. Peşimdekileri kör etmek gibi bir süper gücüm var da ayıptır söylemesi."

"Tarık için elimden geleni yapacağım, onun dışında etrafımda dolanmanı istemiyorum."

Kaşlarım alaylı şekilde havalanırken önüme döndüm.

"Seninle başka bir işim olamaz zaten."

Cevap vermeyip yürümeye devam etti. Ben dedemin yanına doğru adımlarken Uygar çıkışa doğru yürüdü. Bahçenin kapısından çıkarken bir kez daha dönüp Uygar'a baktım. Abisiyle konuşuyordu eğer şansım varsa dedemden neden geldiklerini öğrenebilirdim. Tekrar önüme dönüp dedemin yanına gittim.

"Artık bana da zaman ayırabilir misiniz Cevat Bey?"

Gülerek söylediğim cümleye dedem de gülerek karşılık verdi.

"Tabii Zümra Hanım, buyrun oturun."

Dedemin karşısına otururken önümüze de çaylar koyulmuştu. Sıcak çaydan bir yudum alıp gözlerimi dedeme çevirdim.

"Neden çağırdın onları buraya?"

"İş için."

Uygar da aynı cevabı vermişti.

"Orasını anladım da, ne işi?"

Dedem cevap vermek yerine konuşmadan direkt karşıya bakıyordu. Neye baktığını görmek için dönüp bende baktım. Oğuzhan, Ekinle Miraç'ı yolcu ediyordu.

"Uygarla ne zaman tanıştınız?"

Dedeme döndüm.

"Ecrinle yarış izlemeye gitmiştik, orada."

Başını tamam der gibi sallayıp çayından bir yudum aldı.

"Uygar'a ne zaman baksam Tarık'ı görüyorum."

Dedemin gözleri dolmaya başlayınca gözlerimi ondan çektim. Dedem derin bir nefes çektikten sonra tekrar konuştu.

"Bugün burada kal."

Başımı salladım, "Olur ama biraz işim var dışarıda."

"Ne işi?"

"Arkadaşımla buluşacağım."

Dedemin yanından ayrıldıktan sonra Savva'yı ve Milan'ı aradım. Buluşacağımız otele gittiğimde onlar çoktan gelmişlerdi. Savva Miraç'ın peşindeydi, en azından Miraç dedemin evine gelene kadar. Sonrasında iş yerlerine gitmişlerdi. Umduğum gibi olmamıştı, bu olayı daha çirkin şekilde çözmemiz gerekebilirdi. Gözlerim Milan'a kayarken onunda bana baktığını gördüm.

"Bunu sen halledebilirsin."

Milan oturduğu yerde geriye yaslanırken hafifçe gülümsedi.

"Yakışıklı mı bari?"

Ben söylediğine gülerken Savva, Miraç'ın fotoğraflarını Milan'a uzattı. Milan dikkatle fotoğrafları inceliyordu.

"Ne zaman başlıyoruz?"

~

Önümdeki kapıyı iki kez tıklatıp kenara çekildim. Yaklaşan adım seslerinden sonra kapı açıldı. Ekin yüzündeki gülümsemeyle beni tutup içeri çekti. Ben daha ne olduğunu anlamadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Biraz geri çekilip, "Neden telefonlarımı açmıyorsun?" dediğinde hâlâ çok yakındık ve sıcak nefesi yüzüme vuruyordu. Ona bu kadar yakınken beynim çalışmıyor gibiydi. Konuşmayıp sadece sarıldım. Başımı göğsüne yaslayınca gözümden bir damla yaş düştü. Gözlerimi kapatıp Ekin'in kokusunu içime çektim. İçine düştüğüm duygusal boşluktan bu hâlde olduğumu farkındaydım. Ekin'in bana ihanet ettiği gerçeği beynimin en ücra köşesinden çığlık çığlığa bağırınca öfke ve hırsla gözlerimi açtım.

"Ekin?"

"Söyle güzelim."

"Seninle konuşmam gereken bir konu var."

...

🤚🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

103okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.