Emanet İhanetler kitap kapağı

39. bölüm / 41

Emanet İhanetler

Bölüm 39

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Bölüm 39

"Umarım birgün güneşi görürüm."

"Özür dilerim."

Üzgün hissediyorum. Buraya geldiğimden beri hatta. Her şeyi herkesi darmadağın ettim.

"Gerek yok."

"Benim için değerlisin, seni de kaybetmek istemem."

Çakmağın sesini duydum ardından da sigaranın kokusu dağıldı etrafa.

"Vedalaşman bittiyse gidelim."

"Sigaran bitince çıkalım." Dedim sırtımı kanepenin üzerine çevirirken. Kafası karnımın üzerindeydi. Elimi saçlarına götürdüğümde başını bana doğru çevirdi. Yorgun görünüyordu. Sigarasını dudaklarına götürürken bakışlarını çekmedi. Uzanıp sigarasını aldım. O ağzındaki dumanı verirken ben gözlerimi tavana çevirdim. Sigaradan uzun bir nefes çekip sigarayı parmaklarımın ucuyla söndürdüm. Dumanın bir kısmını içime gönderip kalanını üfledim. Gözlerimi Uygar'a çevirdim. Beni izliyordu.

"Gidelim."

Peş peşe bahçeye girdik. Arabalardan inip yine peş peşe eve girdik. Uygar kendini kanepeye bırakınca ben de yanına iliştim. Başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım. O da ellerini bana doladı. Saçımı öpüp geri çekildi.

Uyandığımda Uygar yanımda değildi ama mutfaktan gelen seslere bakılırsa yine yemek yapıyordu. Üzerimdeki battaniyeyi katlayıp kenara bıraktıktan sonra yüzümü yıkayıp mutfağa geçtim. Masaya kahvaltılıkları koyarken beni görünce gülümsedi.

"Günaydın."

"Günaydın." Derken sandalyeyi çekip oturdum.

"Yemek yapmayı seviyorsun galiba?"

"Sadece sana hazırlamayı." Çayı demliyordu.

Söylediğine gülümsedim.

"Kaç kişiyi böyle kandırdın?"

Kahkaha atarken bana döndü.

"Genelde kadınlar beni böyle kandırıyordu."

Gülümsemem büyüdü.

"Kusura bakma ya."

"Estağfurullah ne kusuru. Yeter ki sen iste ben her şeyi yaparım."

Peynirden bir parça alıp ağzıma attım.

"Sağ ol. Bundan sonra birlikte hazırlarız."

Bardağı önüme koyarken uzanıp yanağıma öpücük bıraktı.

Tabağıma omleti yerleştirip yemeğine başladı.

"Başla."

Omleti ağzıma atıp beğeniyle başımı sallarken Uygar'a döndüm.

"Eline sağlık."

Gururla gülümsedi.

Paketimi alıp evden çıktım. Uygar biriyle konuşuyordu. Hava serindi ama üşütmüyordu.

"Araban güzelmiş. Ne iş yapıyorsun?"

Kaşlarımı çatıp arkama döndüm. On altı-on yedi yaşlarında genç bir çocuk elleri cebinde arabamın etrafında dolanıyordu.
Sigaramı yaktım.

"Hırsızım."

"Abla dalga geçme ya."

Gülerken yanına ilerledim.

"Adın ne?"

"Furkan."

"Burada ne işin var? Yarış izlemeye mi geldin? Gerçi bugün yarış var mı onu da bilmiyorum."

"Bugün yok, yarın var. Burası benim amcamın."

"Sen Uygar'ın yeğeni misin?"

Gururla başını salladı.

"Sen kimsin?"

"Sen değil siz diyeceksin. Öküz müsün oğlum sen?"

Uygar birkaç adım ötede duruyordu.

"Ağız alışkanlığı amca." Bakışlarını tekrar bana çevirdi.

"Siz kimsin?"

Alnımın buruşturduğunu hissediyordum, kendimi tutamayıp kahkaha attım. Uygar yanıma gelip kolunu omzuma attı.

"Bu çocuk dalga mı geçiyor yoksa ciddi mi?"

Kahkaham gülümsemeye dönüştü. Uygar diğer elini çocuğun saçlarına götürüp karıştırırken, "Şaka yapıyor aklınca." diye söylendi.

"Ben Zümra."

Sigaram kendi kendine yanıp bitmişti. Yenisini de yakmadım.

"Siz de mi yarışıyorsunuz?"

Yeniden arabamı incelemeye başladı.

"Hayır, yarışmıyorum."

"Benim böyle arabam olsa var ya.."

Uygar ensesine bir tane yapıştırınca çocuk geriye sendeledi.

"Ee?"

"Bu kadar amca devamı yok."

"Olmasın zaten."

Konuşmalarından bir anlam çıkaramayınca Uygar'a döndüm. O da bunu anlamış olacak ki anlatmaya başladı.

"Bu hıyar, ehliyeti bile olmadan arabalarımdan birini alıp kaçmaya çalışmıştı da. Bahçeden bile çıkamadan duvara toslayınca arabayı perte çıkardı."

Yine çocuğa vuracakken elini tuttum.
"Vurma."

Elini yavaşça indirdi.

"Siz bir şey misiniz?"

Furkan'ın tuhaf sorusuna güldüm.

"Oğlum defol git, canımı sıkma benim."

Uygar söylense de sinirli değildi.

"Amca sen bugün biraz gerginsin sanki?"

"Niye geldin lan sen? Dersin ödevin yok mu?"

"Geçerken uğrayayım dedim."

"Tamam uğradın, git şimdi."

"Amca şu an beni kovuyorsun, farkındasın değil mi?"

"Uğraşma çocukla. Kalmak istiyorsa kalsın." Diye araya girdim. Bir şey söylemese de Furkan'a ters ters bakıyordu.

"Bu abla yetkili biri galiba, her söylediğini dinlediğine göre."

Uygar'ı da kendimle birlikte eve doğru çevirdim. Biz eve girerken Furkan arabanın kapısının açık olduğunu görünce heyecanla arabaya biniyordu.

Dedemin telefonunu açmasını bekledim. Sonunda karşıdan ses gelmişti.

"Zümra kızım, nasılsın?"

"İyiyim dede. Sen nasılsın?"

"Sesini duydum daha iyi oldum."

Görmese de gülümsedim. Dedeme Uygar'ın yanında kalmaya başladığımı söyleyecektim ama konuya nasıl gireceğimi bilemiyordum.

"Uygar seni üzmüyor değil mi?"

Kaşlarım havalanırken, "Hayır." Dedim.

"Biliyor muydun?"

"Uygar bana bir şeyler anlattı. Eğer sen mutluysan, gerisinin önemi yok."

Nefeslenip sessizce, "Mutluyum." diyebildim.

"O zaman gerisinin önemi yok."

"Annemler?"

"Ne olmuş onlara?"

"Uygar'ı ve ailesini pek sevdiklerini sanmıyorum."

"Annen önce kendine baksın. Babanla evlenmek için evi havaya kaldırmıştı. Baban da buna değecek bir şey olsa!"

Son cümlesinin ardından büyük bir kahkaha attı.
İkimiz de sessizleşince tekrar konuşmaya başladı.

"Hayatını yaşamaya başla."

"Tamam." Sesim yine cansız çıkmıştı.

Oldurmaya çalışıyordum. Her şeyi geride bırakıp hayata yeniden başlamak, sanırım bunu deneyeceğim.

Parmaklarımı serbest bıraktığımda ok hızla yaydan çıktı. Heyecanla hedef tahtasına baktım.

8

Atış yapmaya hiç bu kadar uzun bir ara vermemiştim. Heyecanım hâlâ aynıydı. Yeni oku yaya yerleştirirken Uygar yanıma geldi.

"Bu işte iyisin sanırım."

Gözü uzaktaki tahtadaydı.

"Seviyorum."

"Bana da öğretsene."

Sanki aynı olayları durumları tekrardan yaşıyormuş gibi hissettim. Yayı yere indirirken Uygar'a döndüm.

"Onun gibi davranıyorsun."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

105okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.