Emanet İhanetler kitap kapağı

24. bölüm / 41

Emanet İhanetler

Bölüm 24/ Kayıp

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Bölüm 24/ Kayıp

"Ekin umarım orada havalar iyidir. Burada hava çok rüzgârlı ve tersten esiyor."

Kısa süreli sessizlikten sonra telefon kapandı.

Dedemin yanına gittiğimde etrafı yine kalabalıktı. Kimseye aldırmadan yanına doğru yürüdüm.

"Dede konuşmamız lazım."

Dedem ciddiyetle yüzüme baktıktan sonra ayağa kalkıp bahçenin arkasına yürümeye başladı. Meyve ağaçlarının yanınada usul usul yürüyorduk.

"Anlat bakalım, dinliyorum."

"Bu akşam yanından ayrılacağım."

"Sana söylemiştim, annen hemen yumuşar diye."

"Eve gitmiyorum."

Arkasını dönüp çatık kaşlarıyla baktı.

"Nereye gidiyorsun o hâlde?"

"Bir süre yalnız kalmak istiyorum."

"Burada yalnız kal o zaman, ben çiftliğe giderim."

"Hayır. Buna gerek yok."

"Zümra bir şey mi oldu kızım?"

Gözlerimi dedemin gözlerinden çekip ağaçların arasında yürümeye devam ettim.

"Kafamı dinlemek istiyorum."

Kabul etmese de evden ayrıldım. Nereye gideceğimi bilmeden yola koyuldum. Annemler hâlâ beni aramadıklarına göre Ecrin'in yokluğu anlaşılmamıştı. Bu iyi mi kötü mü karar veremedim. Midem bulanmaya başlayınca arabayı kenara çekip kendime gelmeye çalıştım. Arabanın yan kapısı bir anda açılınca irkilerek döndüm.

Uygar arabaya binmeden konuşmaya başladı.

"Neden durdun?"

"Sen beni mi takip ediyorsun?"

"Hayır."

"Niye soruyorsun o zaman?"

"Konuşmamız lazım, benim oraya gidelim."

Cevap vermemi beklemeden kapıyı kapatıp gitti. Göz devirip yola devam ettim.

Uygarla peş peşe bahçeye girdikten sonra arabalarımızdan indik. O yanına gitmem için beklerken telefonum çalmaya başladı. Gaye arıyordu. Ekranı Uygar'a gösterip telefonu açtım.

"Efendim Gaye."

"Zümra nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

Uygar elleri cebinde beni dinliyordu.

"Ben de iyiyim. Bugün Ecrinle konuştunuz mu?"

İçime derin bir nefes çektim.

"Evet, görüştük."

"Şimdi nerede olduğunu biliyor musun?"

Uygarla göz göze geldiğimizde ikimizde bakışlarımızı çekmedik.

"Bilmiyorum."

"Anladım, telefonlarımızı açmıyor da."

"Dediğim gibi bilmiyorum, şimdi kapatmam lazım."

Telefonu kapatıp bahçenin arka tarafına doğru yürümeye başladım, Uygar da arkamdan geliyordu.

"Ne konuşacağız?"

"Fırat'a ulaşabildin mi?"

Sandalyeye otururken başımı salladım, "Hayır."

"Ne yapmayı planlıyorsun?"

"Bugün bitmeden kardeşimi bulacağım."

"Nasıl?"

Arkama yaslanıp gözlerimi kapattım.

"Düşündüm bir şeyler."

Çok yorgun hissediyordum ve başımın bu denli ağırdığını da ancak şimdi fark edebilmiştim. Gözlerimi açmak istemesem de kendimi zorlayıp bir-iki dakikalık dinlemeden sonra açtım. Uygar gözlerini çekmeden bana bakmaya devam ediyordu.

"Yorgun görünüyorsun."

Gülümsedim, "Çok yorgunum."

"Elimden geleni yapacağım."

"Kimseye gerek kalmayacak."

Kolumdaki saate bakıp beklemeye devam ettim. Miraç'ın birazdan arayacağını tahmin ediyordum.

Öyle de oldu. Masanın üzerindeki telefonun çalmaya başlamasıyla yavaşça telefona uzandım.

"Naptın lan sen!?"

Miraç'ın öfkeli sesini duyunca keyifle gülümsedim.

-2 saat önce-

Miraç'ın evinin önünden ayrılmadan Savva'ya adresi attım. Hiçbir şey bulamazsak bile elimizde bu ev olacaktı. Çıktığım lüks eve tekrar baktıktan sonra önünden ayrıldım. Yürümeye devam ederken yolun üzerindeki parka ilerleyip boş bir banka oturdum. Yarım saate yakın oturup sadece etrafı izledim. Sanki bir anlığına beynim boşalmıştı. Yoldan gelen korna sesiyle dikkatim dağılınca yola döndüm. Savva'yı görünce oturduğum yerden kalkıp yanına gidip arabaya bindim.

"Neden geldin?"

"Miraç'ın yerini bulduk."

Heyecanla konuştum, "Nasıl bulduk? Hemen gidelim o zaman."

"Bir mesaj aldım."

"Kimden? Ya tuzaksa?"

"Değil. Mesaj seninkinden."

Önüme dönerken gülümsedim. Telefondaki görüşmemizin üzerinden bir saat bile geçmemişti. Biliyordum, beni duyduğunu biliyordum.

"Ne yapıyoruz şimdi?"

Aklımdakileri Savva'ya anlattıktan sonra yola koyulduk.

--

Miraç'ın sesinden anladığım kadarıyla işler yolunda gidiyordu.

"Naptın lan sen!"

"Neden bu kadar sinirlisin? Oyun oynuyoruz işte, tam da senin istediğin gibi."

"Eğer ailemden bir kişinin bile kılına zarar gelirse kardeşini öldürürüm."

"Kardeşimin kılına zarar gelirse hepsini öldürürüm."

"Bunun hesabını ödeyeceksin."

"Ödeşeceğiz, hiç merak etme."

Araya sinirle bir küfür savurdu.

"Gel al kardeşini."

Büyük bir rahatlamayla arkaya yaslandım.

"Kapının önündeki arabaları ben dizdirdim. Beş dakika içinde kardeşimin sesini duymazsam ödeşmeye başlarız."

Telefon yüzüme kapatmıştı.

"N'oluyor?"

Uygar çatık kaşlarıyla bakıyordu.

"Kardeşimi kurtarıyorum."

"Nasıl oldu bu?"

"Miraç'ın ve tüm ailesinin yerlerini bulduk.."

Araya girmeden devam etmem için bekledi.

"Öldürecektik."

"Herkesi mi?"

Ses tonundaki değişimi göz ardı edip devam ettim.

"Herkesi."

Çalan telefonumun ekranında Savva'nın ismini görünce hızla açtım.

"Abla?"

Ecrin sesini duymamla yüzüm gülmeye başladı.

"İyi misin?"

"Evet iyiyim, bana bir şey yapmadılar."

"Biliyorum biliyorum."

"Şimdi eve gidiyorum."

"Ecrin evdekiler bunu bilmesin."

"Tamam."

Uzatmadan telefonu kapattık.

Uygar konuşmam için yüzüme bakıyordu.

"Nasıl oldu bu?"

"Hallettik bir şekilde."

"Miraç'a güven olmaz, dikkatli olun."

"Tamam."

Başımın ağrısı artınca gözlerimi kapattım.

"İlaç ister misin?"

Başım hayır anlamında salladım.

"Uykum var."

"İçerde misafir odam var."

Konuşmayıp gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim.

"Zümra.."

Uzaklardan gelen ses hiç rahatsızlık vermiyordu.

"Zümra uyan."

Gözlerimi açmasam da uyanmıştım. Uygar'ın kısık sesini tekrar duyunca gözlerimi açtım.

"N'oldu?"

"Telefonun sürekli çalıyor."

Gözlerimi ovuşturarak telefonuma uzandım.

"Ne zamandır uyuyorum?"

"İki saate yakın oldu."

Telefonun ekranını açtığım gibi bir sürü bildirimle karşılaştım.

Milan ve Gaye'den aramalar ve mesajlar.

İçimde birden beliren sıkıntıyla Gaye'den gelen mesajları okumaya başladım.

"Zümra, Ecrin'den hâlâ haber yok."

"Telefonlarımızı açmıyor. Bir de sen ara, seni cevapsız bırakmaz."

"Neden açmıyorsun telefonu?"

Mesajları tekrar tekrar okudum, beynim okuduklarımı anlamıyor gibiydi. Ecrin'in şimdiye dek evde olması gerekiyordu. Aceleyle Milan'ın yazdıklarını okumaya başladım.

"Telefonu acil aç."

"Zümra, çok acil."

"Savva ve diğerlerini yolda tuzağa düşürmüşler."

"Şu an hastanedeyiz, Savva'nın durumu ciddi."

"Kardeşinin nerede olduğunu bilmiyoruz."

Telefon parmaklarımın ucundan kayıp düşerken bakışlarımı Uygar'a çevirdim.

"Ecrin.."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

104okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.