Emanet İhanetler kitap kapağı

36. bölüm / 41

Emanet İhanetler

Bölüm 36

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Bölüm 36

"Bir şey mi oldu?" Tekrardan sordu.

"Hayır olmadı."

Annemin dediğini yapacaktım.

Biten sigarayı söndürüp yenisini yaktım. Uygar da bir tane yaktı.

"Tanışalı çok uzun zaman olmadı ama seni tanıyorum artık. Canını sıkan şeyi söylersen yardım ederim."

Konuşması içtendi. Beni gerçekten düşündüğünü de biliyordum. Yorgun gözlerini gözlerimden çekmiyordu.

"Neden evine gitmedin?"

"Gidesim gelmedi."

"Daha iyi olacağım, beni düşünmene gerek kalmayacak."

"İyi olmanı isterim ama yakın zaman için sanmıyorum."

"O kadar kötü mü gözüküyorum?"

Sigarasından uzunca çekerken gözlerini benden ayırdı.

"Yarışlarımız başlıyor. Sen de gel."

"Evden çıkmak istemiyorum."

"Sürekli böyle yaşayacak değilsin."

İçime çektiğim dumanın yarısını dışarı verirken onaylarcasına başımı salladım.

"Böyle yaşamak istemiyorum."

"Dedenle mi kalacaksın?"

"Evet."

"Eğer istersen..."

Sigaramı söndürürken araya girdim.

"Neden?"

Bakışlarımı Uygar'a çevirdim.

"Ne, neden?"

"Her şey bitti. Yardımına ihtiyacım yok. Neden hâlâ burdasın?"

"Duymak istediğine emin misin?"

Cevap vermedim.

Birbirimize doğru çekiliyor gibiydik, farkındaydım ama böyle bir durumun içinde olmak hoşuma gitmiyordu. Ekin'e ihanet ediyormuşum gibiydi.

"O artık yok."

Uygar'ın sesi sert çıkmıştı. Bu konuda çok üzülmem onun asla umrunda olmuyordu. Kalbim paramparça olsa bile hâlâ devam edebiliyordu ve bunu bilinçli şekilde yaptığını düşünüyordum.

"Ekin'den sonra hayatıma kim girerse girsin hepsi onun gölgesinde kalacak."

"Ben de mi?"

"Geç oldu, evine git."

Ben kalkıp eve doğru yürürken o hâlâ oturuyordu. Uzaklaşırken arkamdan konuştu.

"Kaç bakalım nereye kadar kaçabileceksen?"

Kalabalık koruma ordusunun arasından geçip geniş salona girdim. İçerisi ferahtı. Savva kanepede oturuyordu, Milan elindeki kadehle dışarıyı izliyordu. Burası kullanmaya yeni başladığımız toplantı evimizdi.

"Nasılsınız?" Milan bardağını havaya kaldırıp gülümsedi, "Sakinim."
Savva'nın karşısına geçip oturdum.

"Sen?"

"O adam yüzünden işi bitiremedik."

"Olan oldu. Bunu düşünme artık."

Oturduğu yerde dikeldi.

"Karşılık vermeyecek miyiz? Adamları bize silah çekti!"

"Bir daha böyle bir olay yaşanmayacak. Unut gitsin."

Kendi dilinde bir şeyler söylenip ayağa kalktı.

"Bu iş çok uzadı. Şimdiye kadar bitirmemiz gerekiyordu." Bakışları ben ve Milan arasında gidip geliyordu.

"Her şey planladığımız gibi gitmedi Savva. Biliyorsun değil mi?"

Milan içeceğini bitirip boş kadehi masaya bıraktı. Savva bakışlarını Milan'dan çekip bana döndü.

"Devam edecek miyiz?"

Yol boyunca bunu düşünmüştüm. Devam etmek istiyor muyum? İçimde hiçbir şeye karşı istek kalmadı. Abimi öldüren aile Ekin'in ailesiydi ve Ekin öldü. Bir yanım devam edecek bir şey kalmadı diyordu.

"Bu aralar bir şey yapamayız. Gözler üzerimizde olacak." Dedim arkama yaslanırken.

"Bu arada masanın mallarının hepsi satıldı. Parayı hesaplarına yatırdılar."

Tamam anlamında başımı salladım.

Milan, Savva'nın yanına otururken konuşmasına devam etti.

"Belki de bundan sonra hayatını yaşamalısın."

Cevap vermedim.

"Çok zenginsin istediğin gibi yaşayabilirsin hem abinin katillerinin oğlunu öldürdün, intikam bitti.

Milan'ın kötü niyetli olmadığını biliyordum. Yine de sinirlendim.

"Bir süre hiçbir şey yapmayacağız. Siz de tatil gibi düşünün bunu."

Ayağa kalkıp salondan çıktım. Peşimden adım sesleri geliyordu. Savva'nın sert adımlarıydı. Dışarı çıkınca Savva'ya döndüm.

"Milan kötülüğünü istemiyor."

Cebimden çakmağı çıkarırken, "Biliyorum." dedim.

"Zümra."

"Evet?" Sigaramdan ilk nefesi çekerken Savva'ya bakıyordum. Bir sıkıntı olduğu belliydi.

"Fırat bana önceden bir şey söylemişti."

Kalp atışım hızlanmaya başladı. Bu hissi tarif edemiyordum. Aşırı heyecan ve korku karışımı gibi ama tam olarak ne bilmiyorum. Nefesim sanki boğazımda düğümlenmişti.

"Ne?"

Önümdeki evi izliyordum. Üç katlı, çokta yeni olmayan evin etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. Bahçedeki uzun ağaçların birkaçı görünüyordu. Arabadan inip eve doğru yürümeye başladım.

"Bana bir şey olursa, Zümra mutlaka aile evimize uğrasın."

Eve gidince ne yapacağımı ya da ne söyleyeceğimi bilmiyordum ama yürümeye devam ettim. Kapıda bekleyen adamlara ismimi söyledim. Çok geçmeden kapıyı açmışlardı. Yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Burası Ekin'in büyüdüğü evdi. Her noktasını görmek istiyordum. Bahçenin etrafında ağaçlar vardı. Bunlar meyve ağaçları değildi. Bunun dışında yeşillik yoktu. Oldukça sadeydi. Evin kapısına geldiğimde kapı ben çalmadan açıldı. Orta yaşlı bir kadın kapıyı açıp beni içeri davet etmişti. Evin içi de yenilenmemişti. Önümdeki kadını takip ederken yine etrafa bakıyordum. Duvardaki fotoğraflar dikkatimi çekince durdum. Aile fotoğrafları vardı. Çok büyük olmayan bir sürü çerçeveli fotoğraflar. Direkt karşımdaki fotoğrafta da Ekin ve dedesi vardı. Bu hâli ilk karşılaşmamızdaki hâliydi. Üzerinde beyaz bir tişört vardı ve saçlı birbirine girmişti. Dedesi otururken o arkasında gülerek kameraya bakıyordu. Kaybettiğim insanların gülümsemelerine artık fotoğraflardan bakmak, dünyanın en berbat hissi. Üzgün hissediyordum ve hissin geçeceğine olan inancım da yoktu.

"Bu taraftan."

Gözlerimi fotoğraftan çekip devam ettim.

"Hoş geldin."

"Sağ olun."

Ekin'in dedesi elindeki bastonun yardımıyla ayakta duruyordu. Solgun görünüyordu.

"Rahatsız olmayın, oturun lütfen."

O oturunca ben de karşısına oturdum.

"Nasılsınız?"

"Nasıl olmamız gerekiyorsa öyleyiz. Sen nasılsın?"

Ekin'in ailesiyle olan bağının zayıf olduğunu biliyordum. Evet dedesini seviyordu ama onu da çok anlatmazdı. Benim buraya gelmemi neden istediğini dair en ufak bir fikrim bile yoktu.

"İyiyim." Sesimden iyi olmadığım açıkça belliydi. Sadece cevap vermiş olmak için konuştum.

"Buraya gelmemi Ekin istemiş. Neden geldiğimi bilmiyorum."

"Sen ona Ekin mi diyordun?"

Başımı salladım.

"Benim zavallı yavrum. Gün yüzü göremeden gitti."

Etrafımı saran üzüntüyle karşımdaki yaşlı adama bakıyordum.

"Annesi öldüğünde daha çocuktu. Babası hayırsızın tekiydi. Oğlumdu ama hayırsızdı işte."

Elleri titreye titreye konuşuyordu. Sinirden mi yoksa yaşlılıktan mı anlayamadım. Anlattıklarını zaten biliyordum. Ekin'in annesi hastalıktan ölmüş. Babası zaten eve uğramıyormuş. Ekin de dedesinin yanında büyümüştü.
Ekin ailesinden konuşmayı pek sevmezdi. Bunları laf arasında söylemişti ki o söylemese bile biliyordum. Savva, Ekin'i özellikle araştırmıştı.

"Cenazesinden sonra avukatı buraya geldi. Ona söylemiş senin buraya geleceğini."

"Neden?"

"Her şeyini sana bırakmış."

Gözlerimi yere çevirdim.

"Ben böyle bir şeyi istemiyorum. Sizde kalsın."

"Torunum seni sevmiş ve vasiyeti bu. Bize kabul etmek düşer. Avukat gelip bir şeyler söyledi ama dinlemedim. Torunum ne dediyse onu yapacağım."

Şu an açıkça hissettiğim duygu utançtı. Karşımdaki adamın yüzüne bile bakamıyordum.

"Torunumu çok özlüyorum. Kaderimizde bu acıyı yaşamak da varmış. Aklım almıyor ne olup bitti de öldürdüler torunumu."

Ağlamamak için dudak içlerimi ısırırken bir yandan da tırnaklarımı avuç içime batırıyordum. Eğer ağlamaya başlarsam duramazdım.

"Sen doğrusunu yaptın. Fırat'ımızın kanını yerde koymadın. Allah günahını affetsin."

"Ben artık gideyim."

Ayağa kalkıp birkaç adım attım. Hâlâ adamın yüzüne bakamıyordum.

"Bir şey daha var."

Durup bekledim. Ağır ağır kalkıp büyük dolabın çekmecesini açtı. İçinden bir dosya ve bir zarfı çıkartıp bana döndü.

"Bu kağıtları avukat verdi. Bu zarfın içinde bellek varmış. Sadece senin içinmiş."

Uzattıklarını alıp evden çıktım. Yavaş yavaş girdiğim bahçeden hızla çıktım. Kendimi çok zorladığımdan bacağıma ağrı girmişti. Umursamayıp arabaya bindim. Dosyaları yan koltuğa bırakıp zarfı açtım. İçindeki küçük notta, "Şifre tanışma tarihimiz." yazıyordu. Elimdeki belleği zarfa koyup zarfı da yan koltuğa bıraktım. Arabayı doğruca toplantı evine sürdüm.

Açılan ekrana şifreyi yazdım.
200418
Tek dosya vardı. Bir video kaydı. Parmaklarım titriyordu. Sıkıntıyla dosyaya tıklayıp videonun açılmasını bekledim. Ekin'i görünce heyecanla elimi ekrana götürdüm. Gözlerim dolmaya başlamıştı bile.

Bu videoyu izliyorsan benim için her şey bitti demektir. Umarım sen iyisindir.

Yorgun görünüyordu. Elini saçlarına götürüp saçlarını karıştırdı.

Seni ilk gördüğümde hayatımın önemli parçası olacağını anlamıştım ama bugün geldiğimiz nokta da tamamen hayatım oldun. Sanki sadece senin için yaşıyorum. Doğrusu yalan da sayılmaz.

Elini kameranın görmediği tarafa uzattı. Geri çektiğinde elinde sigara vardı. Sigarasını yakıp uzun bir nefes çekti.

Abinin ölümünden benim ailemin sorumlu olduğunu sonradan öğrendim. Başta bu yüzden sana yardım etmek istedim ama sonra...

Gözleri bir yere takılmış gibi hareketsiz duruyordu.

Sonra sadece senin istediklerini yapmak istedim. Seni mutlu görmek, dünyanın en mükemmel olayı gibiydi. Gerçi senin her hâlin mükemmeldi. Sevinçlerin, heyecanların, korkuların.

Sigarasından bir nefes daha çekti. İç çekip kameraya döndü. Sanki gözlerimin içine bakıyordu.

Yanında olduğum her an dünyanın en mutlu insanı bendim. Senden ayrılmak artık ölmek gibi bir şeydi. Böyle hissederken bile gözlerine baka baka yalan söylemeye devam ettim. Birkaç kez denesem de abinle ilgili gerçeği söyleyemedim. Dedim ya senden ayrılmak ölüm gibi.

Kendi kendine yanan sigarası bittiğinde yine kenara uzanıp bıraktı. Yenisini yaktı.

Sen buraya geldikten sonra her şey daha da karıştı. Artık ne yapacağımı bilmiyorum. Yakında gerçekleri öğreneceksin. Evet belki paranı çalıp sana ihanet etmedim ama yalan söylemek de ihanettir. Hem de böyle bir konuda. Sen hayatını buna adamışken.

Geriye yaslanıp sigaranın dumanını içine çekti.

Keşke...

Başını da geriye yaslanıp gözlerini kapattı.

Keşke kader bizi böyle bağlamasaydı. Seninle yaşayıp seninle yaşlanmak isterdim.

Video birkaç saniyeliğine kararmıştı. Ekran tekrar renklendiğinde Ekin'in kızarmış gözlerle kameraya bakıyordu. Ben de gözlerimin yaşını sildim.

Sen yıllarca bunun için çabaladın. İntikamını alman gerekiyor. Bu ölümün sorumlusu dedem. Şu an dedemin en değerlisi de benim. Bu vicdan azabıyla yaşamak artık çok zor. Bu dünyadan giderken görmek istediğim son yüz seninki.

Yine derin bir nefes çekti.

İçin yalnızca abinin intikamını alınca soğuyacak biliyorum. İçimden bir ses olması gereken bu diyor hem annemi de çok özledim.

Gözünden akan yaşı hızla sildi.

Zümra seni çok sevdim, her zaman senin sevdiğinden bir fazla.
Kendine iyi bak.

Ekran karardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

101okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.