Emanet İhanetler kitap kapağı

3. bölüm / 41

Emanet İhanetler

3. Bölüm/ Masaya Düşen Kıvılcım

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 3. Bölüm/ Masaya Düşen Kıvılcım

Arabamı park edip telefonu elime aldım. Ablama biraz geç kalacağımı belirten bir şeyler yazdıktan sonra arabadan indim. Bahçeyi de geçtikten sonra kapıyı çaldım. Kapıyı Cihan abi açmıştı.

"Hoş geldin Zümra."

"Hoş buldum Cihan abi. Dedem içerde değil mi?"

"İçerde. Seni bekliyor."

Dedemin yanına giderken, aklımdan onlarca kez tekrar ettiğim cümleler beynimde yankılanmaya başladı. Odaya girdiğimde dedem gazetesini okuyordu. Çatık kaşları beni görünce düzelmiş, yüzü de gülmüştü.

"Hoş geldin güzel torunum."

Yanına gidince elini öpüp sıkıca sarıldım dedeme.

"Hoş buldum dede. Nasılsın?"

"Seni gördüm daha iyi oldum. Sen nasılsın?"

Lafı uzatmaya gerek duymadan direkt konuya girmeye çalıştım.

"Ben pek iyi değilim dede."

Dedemin kaşları yine çatılmıştı.

"Hayırdır, niye iyi değilsin?"

"Dede lafı hiç dolandırmayacağım. Yardımına ihtiyacım var."

"Hangi konu için yardım istiyorsun Zümra?"

"Abimin öldürüldüğünü biliyorum."

Dedemin gözleri dolunca benimki de dolmuştu.

"Dede.. Bunu kim yaptıysa bulacağım. Onu bulup hayatını mahvedeceğim. Siz bunu kimin ya da kimlerin yaptığını biliyorsunuz."

"Onların kim olduğunu mu öğrenmek istiyorsun? Zümra intikam almak istediğini farkındayım ama seni bile bile ateşe atamam kızım."

"Dede o ateşi kendim yaktım zaten. Senden arkamda durmanı istiyorum. Kendim bir şeyler yaparım biliyorum ama daha güçlü olmam gerekiyor."

"Ne yapmayı planlıyorsun?"

"Yardım edecek misin?"

"Daha çok küçüksün."

"Beklerim."

"Uzun sürebilir."

"Ne kadar gerekirse!"

~~~

"Anne babam gelmeyecek mi? Geç kalacağız."

"Dedenizin yanına gitti. Oradan geçecekmiş toplantıya."

"Tek mi gideceğim?"

"Hayır Gaye, baban her şeyi ayarladı. Merak etme."

"Hazırım ben. Çıkıyorum o zaman."

"Bekle biraz daha."

Bugün toplantı günü. Ablamın ilk toplantısı. Sabah erkenden kalktı, heyecandan yerinde duramıyor. Stresli olduğu her hâlinden belli ama bunu dile getirmiyorum çünkü o zaman daha da stresleniyor. Bugünün onun için iyi geçmesini çok isterdim.

"Anne ben dışarı çıkıyorum."

"Nereye?"

"Alışverişe."

"Geç kalma. Her aradığımda ulaşacağım sana. Tamam mı?

"Tamam anne tamam."

Hızla dışarı çıkıp arabaya bindim. Arabayı çalıştırdıktan sonra dedemi aradım.

"Dede, çıktım evden."

"Tamam."

Telefon suratıma kapatılınca afallasamda üzerinde çok durmadım.

~~~

Sonunda toplantı yerine gelmiştim. İki katlı çevresi çok kalabalık olmayan etrafında hem takım elbiseli hem normal giyimli, kız ve erkek karışık korumaların olduğu bir yerdi.
Ben arabada beklerken başka arabalar gelmeye başladı. Arabaların bazıları olabildiğince lüks bazıları ise hergün yolda gördüğümüz arabalar gibiydi.

Lüks siyah arabadan inen şoför yolcu koltuğunun kapısını açınca içinden tıpkı ablam gibi siyah takım giymiş bir kız inmişti. Saçları uzun ve siyahtı. Üzerinde farklı renk olan tek şey kırmızı olan topuklu ayakkabılarıydı. Yüzünü göremiyordum ama eminim en az ayakkabısı kadar kırmızı olan bir ruj sürmüştür.

Diğer lüks arabadan jilet gibi takımıyla uzun bir erkek indi. Biraz daha bakınca inen kişinin kuzenim Oğuzhan olduğunu fark ettim. Telefonuyla ilgilenirken az önceki kızı görmesiyle telefonu cepine koyup kıza doğru yürüdü. İkisinide yandan görüyordum. Ellerini azatıp tokalışıp konuşmaya başladılar. Bu sırada içeriden Miraç çıktı. O da onların yanına gidip ikisiyle de selamlaşıp konuşmaya dâhil oldu.

Diğerlerine göre daha az lüks olan arabadan yine siyah takımlı sarı saçları omuzlarında biten bir kız indi. Diğer kıza göre biraz kısaydı. O da genç varislerin yanına yürüdü.

Bu sırada binanın diğer tarafından yine siyah takımlı başka bir kız da kalabalığa yürüyordu. Siyah uzun saçlarını yüksekten bağlamıştı.

Zengin oldukları belliydi işte.

Gelmeyenlerden sadece bir erkek ve ablam kalmıştı. Ablamı saymazsak sadece bir kişi.
Ben gelene geçene bakarken bildirim sesiyle telefonu elime aldım.

"Arabadan inebilirsiniz."

Mesaj Cihan abiden gelmişti.

Ablamın yerine bugün toplantıya ben girecektim. Ablamın arabası yolda arızalanacaktı ve geç kalacağı için babam toplantıya tek gelecek ablamı da gelecek ay olan toplantıya götürecekti. Yani dedem böyle halledecekti olayı.

Arabadan inip arka koltuktaki ceketimi aldım. Üzerimde günlük siyah kot pantolon ve yine günlük siyah tişört vardı. Cekette zaten benim değildi. Ablamın dolabından almıştım. Elimdeki ceketi tekrar arabaya koydum. Arabaya yaslanıp tekrar geleni geçeni izlemeye başladım. Toplantının başlamasına on üç dakika vardı.

"Sonunda inebildin arabadan."

Sağ tarafımdaki arabanın ön camı açılmıştı. İçindeki çocuk beni görebilmek için başını biraz yana eğmişti. Bende onu daha net görebilmek için eğildim.

"Bana mı söylediniz beyefendi?"

Tabii bana söyledi sadece karşılık vermiş olmak için konuştum.

"Evet hanımefendi size söyledim."

Sesi alaylı gibiydi. Ya da bana öyle geldi.

"Vaktin gelmesini bekliyordum."

"Hâlâ vakit var?"

Tam konuşacağım sırada o benden önce davrandı.

"Gelsene arabaya, ayakta bekleme."

Kararsızca bakarken yine konuştu.

"Birlikte gireriz vakit gelince."

Konuşmadan arabaya bindim. Diğerlerini gibi lüks değildi araba. Muhtemelen buradaki diğer gündelik arabalarda bu ailenin korumalarının arabalarıydı.

"Fırat Ekin ben."

Elini uzatmıştı.

"Zümra."

"Memnun oldum."

Karşılık vermeden ilerdeki gençleri izlemeye başladım yine.

"Tarık'ın kardeşisin değil mi?"

Bu kez bakışlarımı ona çevirdim.

"Evet."

"Benziyorsunuz."

Bir süre ikimizde konuşmadık. Sessizlik yine onun sesiyle bölündü.

"Tarık'ı severdik. Bende babamda."

Arabanın camını açtıktan sonra cebinden sigarasını çıkarıp yakmıştı. Paketini bana uzatınca başımı hayır anlamında salladım. İkimizde karşıyı izliyorduk.

"Ablanın geleceği söyleniyordu. Son dakika oyuncu değişikliği mi yaşandı?"

"Bir arkadaşa bakıp çıkacağım ben."

Alayla söylediğim cümleye gülmüştü.

"Ne yapmayı planlıyorsun?"

Böyle bir soru beklemediğim için şaşırdım.

"Hangi konuda?"

"Neden gizlice buraya geldin?"

"Gizlice geldiğimi nereden çıkardın?"

"Belli oluyor çünkü. Tek başına gelmenden, kıyafetlerinden, gizli saklı milleti izlemenden. Her hâlinden buraya habersiz geldiğin belli oluyor."

"O masaya oturduğumda ortada gizli bir şey kalmayacak. Sen de üzerinde çok düşünme."

"İntikam mı istiyorsun?"

Tamamen bana dönmüş, sorusuna cevap bekliyordu. Ne diyecektim ki? Hepinizden hesap soracağım mı ya da masanızı başınıza yıkacağım, haber vermeye geldim mi? Neyse ne. Hâlâ gözlerime içine bakarken önüme döndüm.

"Sen olsan istemez miydin?"

Soruma cevap vermedi. Telefondan saati kontrol edip arabanın kapısını açtım.

"Gidelim."

Birkaç saniyelik şaşkınlıktan sonra belli belirsiz gülümseyip başını salladı. İkimizde arabadan inince yanımdaki çocuğa döndüm. Diğerleri kadar özenli değildi benim kadar da özensiz. Beyaz gömleğinin üst düğmesi açıktı kravatını da gevşek bırakmıştı. Hem serseri gibiydi hem de değil gibi. Ortaya karışık diyelim şimdilik. Kapıya doğru yürümeye başladık. Genç kalabalık bize dönmeye başlayınca gergin hissediyordum. Miraç ve Oğuzhan'ın kaşları çatılırken kızlar baştan aşağa beni süzüyorlardı.

"Anlaşılan herkese hoş bir sürpriz hazırladın."

Söylediğine gülümserken, "Olabilir" dedim.

"Kendine yazık etme de."

Adım attığım yerde durdum. O da benim durduğumu anlayınca durup bana döndü. Birbirimizin gözlerine bakıyorduk.

"Abimin hesabını soracağım, hepinizden. Senden bile."

Sakince konuşmamı o da sakince dinliyordu. Dışarıdan bakan biri havadan sudan konuştuğumuzu düşünebilirdi.

"Kendine yazık etmeye geldin değil mi?"

Başımı iki yana salladım.

"Hayır, sizi mahvedeceğimi söylemeye geldim."

Bu kez dişlerini göstererek gülümsemişti.

"Peki... Yardıma ihtiyacın olursa burdayım."

"Dalga mı geçiyorsun benimle?"

"Hayır ciddiyim."

"Peki... İhtiyacım olduğunda arayacağım."

"Bekleyeceğim."

Gözlerimi gözlerinden çekip yürümeye devam ettim. Yanımda değildi, arkamdan geliyordu.

Kalabalığa selam vermeden içeri doğru yürümeye başladım. Nereye gideceğimi bilmediğim için köşeye çekilip bekledim. Oğuzhan içeri girip bana doğru yürümüştü. Yanıma gelirken kaşları hâlâ çatıktı.

"N'oluyor Zümra, ne işin senin burada?"

"Sence?"

"Gaye gelecekti?"

"Ama ben geldim."

"Zümra ne işler çeviriyorsun sen?"

"Git başımdan."

"Babanı arıyorum şimdi."

Elini cebine atıp telefonunu çıkardı. Numaranın üstüne basıp telefonu kulağına götürünce telefonu elinden çekip aldım. Aramayı kapattıktan sonra, "Gerek kalmadı"
deyip arkayı gösterdim. Babam yanında dayımla içeri giriyordu. Beni görünce babamın kaşları çatılırken dayım tepkisizce bana bakıyordu. İkisi de yanımıza gelirken gerginliğim artmıştı.

"Zümra senin burada ne işin var?"

"Seni yalnız bırakmak istemedim baba."

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun kızım? Çabuk eve gidiyorsun!"

Dayımla Oğuzhan'a bakış atıp babamın koluna girdim.

"Biraz yalnız konuşalım."

Babam kımıldamayınca "Hadi baba yoksa toplantıya geç kalacağız." deyip çekiştirdim. Babam yürümeye başlayınca başımı arkaya çevirip dayımlara baktım. Dayım elleri cebinde bana bakarken gülümseyip göz kırpınca, kendimi daha iyi hissettim. Dedem ona söylemişti, dayım bugün yanımdaydı.

"Zümra konuşacak bir şey yok kızım. Doğruca eve gidiyorsun!"

"Hayır, gitmiyorum."

"Ne diye oturacaksın masaya? Ben ablanı uygun gördüğümü söylemedim mi?"

"Ama ablam bugün yok."

"Arabası bozulmuş o yüzden-"

Kaşları tekrar çatılırken bana bir adım daha yaklaştı.

"Sen mi yaptın yoksa?"

"Baba ben ne anlarım araba bozmaktan."

Nefesini seslice dışarıya verip tekrar bana döndü.

"Dışarı çık yanınada bizden birkaç kişiyi al. Eve git."

Kollarımı önümde bağlayıp bende babama bir adım attım.

"Eğer bugün o masaya oturmama izin vermezsen burayı birbirine katarım. Bağırırım, çağırırım etrafı yıkarım. Rezil ederim seni."

Suratımdan ciddiliğimi ölçerken yanımıza dayım geldi.

"Toplantı başlıyor."

Babam hâlâ bana bakarken dayım beni kolunun altına alıp yürümeye başladı. Babam ses etmediğine göre izin vermişti.

"Babam torunuma sahip çık diyince Gaye'yi kastettiğini sanmıştım."

"Bundan sonraki toplantılarda ona sahip çıkarsın dayı."

"Bu ne demek şimdi?"

"Kalıcı değilim demek."

"Başına ne işler alıyorsun Zümra?"

Cevap vermedim.

Toplantı odasının önüne gelmiştik. Kapının önündeki kadın ve erkek korumalar çantalarımızı, telefonlarımızı ve saatlerimizi aldıktan sonra üzerimizi aradılar. İşleri bitince konuşmadan içeri geçmemiz için işaret ettiler. İçeri girip etrafa bakınmaya başladım, bu sırada dayım gidip masaya oturmuştu. Odanın ortasında kocaman yuvarlak masa vardı. Masanın etrafını saran sandalyelerin yaklaşık iki-üç adım arka, bir adım sağ taraflarında yine sandalyeler vardı. Duvarları tablolarla doluydu, büyüklü küçüklü bir sürü tablo. Her köşesinde bir metre uzunluğunda vazolar vardı. Duvarın bir yüzünü tamamen kaplayan dolabın içinde her türlü içecek vardı. Başka da bir şey yoktu.

Oturmak için babamı beklerken içeri girenler bana bakıp geçiyorlardı. Babam ters ters bana bakıp masaya geçince arkasından yürüdüm. Geride olan sandalyelere varisler oturuyordu. Dayım ve Oğuzhan karşımızdaydı. Dayımın yan tarafında masanın en yaşlısı oturuyordu. Onun arkasında da Ekin. Babası değilde dedesi gibiydi. Ona bakınca o da bana bakmıştı. Dayımın bana yaptığı gibi bende Ekin'e önce gülümseyip sonra göz kırpmıştım. Gülmemek için kendini tutarken gözlerini yere indirdi. Ben de bakışlarımı ondan çekip diğerlerine döndürdüm. Varislerin hepsi bana bakıyordu. Kızlardan sarı saçlı olanın bakışları Ekinle benim aramada gidip gelirken diğerleri ifadesizlerdi. Farklı olarak Oğuzhan sinirli bakıyordu. Sinirli bakışlarına boş bakışlarımı gönderdim.

Ön sandalyede oturan birkaç kişi daha bana bakınca öne doğru eğilip babamı dürttüm.

"Bizi tanıştırmayacak mısın?"

Babam bana yine ters ters bakıp, "Lüzumu yok!" diyince başımı sallayıp sandalyeme yaslandım.

Herkes hazır olunca Ekin'in önünde oturan dede adam konuşmaya başladı.

~~~

Anlamadığım konuları uzun uzun sakince konuşup tartışıyorlardı. Gençler de büyük bir dikkatle onları dinliyordu. Konuşmanın sonuna gelince yine dede adam "Kimsenin diyeceği başka bir şey yoksa toplantıyı bitiriyorum." diyince sıranın bana geldiğini anladım.

Hafifçe öksürüp boğazımı temizledim. Sadece birkaç kişi dönüp bakmıştı. Bu kez herkesin dikkatini çekebilmek için heyecanla sandalyeden kalktım. Hızımı ayarlayamadığım için sandalye önce gıcırdadı sonra geriye doğru düştü. Şimdi herkes bana bakıyordu, bazı varislerde şaşkın gözlerle düşen sandalyeye bakıyorlardı.

Babam da yaptığıma şaşkınlıkla bakıyordu. Beni tekrar oturmak için bileğimi tuttu. Başımı hiç eğmeden diğer elimle bileğimi kurtardım.

"Benim diyecek birkaç şeyim var dede bey. Bugün buraya babamın kızı ya da varisi olarak gelmedim. Buraya abimin kardeşi olarak geldim..."

Yine gözlerim dolmuştu. Kendimi toparlamak adına birkaç saniye bekledim.

"Sizin açgözlülüğünüz yüzünden ölen abim için geldim. Hatırlıyorsunuz değil mi abimi? Daha üç ay önce burada oturuyordu."

Sinirim konuştukça artıyordu.

"Bu masaya ilk ve son kez bugün oturdum. Hâliyle bu masada olmadığım için sizin hiçbir kuralınız beni bağlamayacak.."

Abimin dedikleri aklıma gelmişti.
"...masada değiller, uyacak kuralları yok. İstediklerini gibi davranabilirler..."

Abimi düşündükçe hafifçe gülümsemiştim.

"İçimi yakan bu ateş sizi kül edene kadar hepinizle savaşacağım."

Parmağımı kaldırıp tek tek hepsine doğrulttum. Dayımla Oğuzhan'ı es geçmiştim.

"Kendinizi, yanınızdaki varislerinizi gerekirse onların çocuklarını... Benim can'ım kimi isterse. Hepinizi mahvedeceğim."

Çaprazımda oturan adamın varisi olan siyah saçlı kız sinirle ayağa kalkmıştı. Şimdi göz göze olduğum tek kişi oydu.

"Ben Zümra. Bugün beni ilk kez gördünüz ve emin olun son en zor anınızda hepiniz beni düşüneceksiniz. Belki çoktan unuttuğunuz bir anınızda beyninizde bu söylediklerim yankılanacak ve o gün hayatınızın en çaresiz anını yaşayacaksınız."

Babam sinirle ayağa kalkıp tekrar kolumu tuttu.

"Zümra yeter, sus artık!"

Kolumu hızla çekip ona döndüm.

"Eğer abim bugün burada değilse bunun bir sorumlusu da sensin. Seni onlardan ayrı tutmayacağım."

Bakışlarımı tekrar masadakilere çevirdim. Hepsine tek tek bakarken Ekinle göz göze geldik. Benim öfkeli bakışlarıma sakin gözlerle bakıyordu. Masadan ayrılırken gördüğüm son bakışlar onunkiler oldu.

Söyleyeceklerim bu kadardı. Geriye dönüp hızlı hızlı yürümeye başladım. Büyük gürültüyle kapıyı açıp kapattım. Dizlerim titriyordu. Hemen buradan çıkıp temiz hava almaya ihtiyacım vardı.

✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

121okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.