34. bölüm / 41
Emanet İhanetlerBölüm 34
Bölümler 41Şu an: Bölüm 34
- 1 1. Bölüm/ Geri Dönüş1.448 kelime
- 2 2. Bölüm/ İlk Tohum1.248 kelime
- 3 3. Bölüm/ Masaya Düşen Kıvılcım1.888 kelime
- 4 4. Bölüm/ Eve Dönmek1.460 kelime
- 5 5. Bölüm/ Geçmişten Biri1.039 kelime
- 6 6. Bölüm/ Yeni Planlar1.318 kelime
- 7 7. Bölüm/ Asıl Hedef659 kelime
- 8 8. Bölüm/ Kurucu1.068 kelime
- 9 9. Bölüm/ Güvenli liman: Gaye1.224 kelime
- 10 10. Bölüm/ Hangi Taraf1.326 kelime
- 11 11. Bölüm/ Eski Dost854 kelime
- 12 12. Bölüm/ Güvenmek1.142 kelime
- 13 13.Bölüm/ Kötü590 kelime
- 14 14. Bölüm/ İlk Kurşun1.430 kelime
- 15 15. Bölüm/ Karmakarışık1.393 kelime
- 16 16. Bölüm/ Tekrar Tekrar Tanışmalar1.275 kelime
- 17 17.Bölüm899 kelime
- 18 18.Bölüm/ Darbe857 kelime
- 19 19.Bölüm/ Savva1.029 kelime
- 20 20.Bölüm/ Bilinmez Yalanlar1.273 kelime
- 21 21.Bölüm/Yeni Adımlar939 kelime
- 22 22.Bölüm816 kelime
- 23 23.Bölüm/ Rüzgârlı Havalar895 kelime
- 24 Bölüm 24/ Kayıp786 kelime
- 25 Bölüm 251.437 kelime
- 26 Bölüm 26698 kelime
- 27 Bölüm 271.251 kelime
- 28 28.Bölüm647 kelime
- 29 29.Bölüm753 kelime
- 30 Bölüm 30884 kelime
- 31 Bölüm 31810 kelime
- 32 Bölüm 321.337 kelime
- 33 Bölüm 331.014 kelime
- 34 Bölüm 341.098 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 Bölüm 351.088 kelime
- 36 Bölüm 361.365 kelime
- 37 Bölüm 371.376 kelime
- 38 Bölüm 38840 kelime
- 39 Bölüm 39734 kelime
- 40 -Bölüm 40-1.435 kelime
- 41 Yazardan;144 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oturduğu yerden kalkıp karşıma geçti.
"Ne yaparsın?"
"Miraç'ın babasını arayıp burada olduğumu söylerim."
"Tamam.." derken gözü bir anlığına telefona kaymıştı. Ne olduysa o an oldu. Birden telefonumu alıp yere fırlattı. Telefon paramparça olurken gözüyle yerdeki telefonu işaret etti.
"Hadi ara."
Gözlerimi yerdeki parçalardan ayırıp Uygar'a döndüm. Kendimi tutamayıp sinirle bir tokat attım.
Yüzü sola doğru savrulmuştu. Bunu yaptığım için anında pişmanlık duysam da bir önemi yoktu. Yüzünü bana çevirince fark ettim çok sinirli olduğunu. Dişlerini sıktığı çenesinin kaskatı olmasından belliydi. Ürkütücü görünse de yüz ifademi bozmamaya çalıştım. İkimizde sinirle birbirimize bakıyorduk. Üzerime doğru bir adım atınca geri çekileceğim sırada kolumdan tutup beni kendine çekti.
"Haddini aşma." Dişlerini sıka sıka konuşuyordu. Sinirinin boyutunu kolumu koparacak gibi sıkmasından da anlamıştım. Üstelik yeni iyileşen, yaralı kolumu sıkıyordu. Acıdığını belli etmemeye çalışsam da başaramadım. Dudaklarım titremeye başladığında gözlerimin de dolduğunu biliyordum. Uygar'ın çatık kaşları normal hâline dönerken kolumu tutan eli de gevşemişti. Bir hışımla kolumu bırakıp odadan çıktı.
Kendimi koltuğa bıraktım. Elim acıyan kolumdaydı, gözlerim de yerdeki telefon parçalarında. Yaklaşan sert adım seslerini duymazdan geldim. Adımlar birkaç saniyeliğine yavaşlasa da sonra devam etti ardından evin kapısı büyük bir gürültüyle kapandı.
Ayağa kalkıp yerdeki parçaları topladım, bana ayrılan odaya çıktım. Yaralıyken yattığım bu oda evin misafir odasıymış. Ne küçüktü ne de büyük. Pencerelerinin birisi arka bahçeye diğeri kapının önüne bakıyordu. Arka bahçedeki cılız bir ağacın gölgesi gece ışığıyla içeriye süzülürdü. Uyuyamadığım zamanlarda o ağacı izlerdim, iyi hissettiriyordu. Bu yüzden geceleri perdeyi kapatmıyordum. Pencerenin önüne geçip dışarıya bakındım. Ağaçların yaprakları sallanıyordu. İki pencerenin perdelerini çekip yatağa oturdum. İçerisi karanlık olmamıştı ama aydınlık da değildi. Yatağın örtüsünü kaldırıp üzerime örttüm. Başıma kadar çekip gözlerimi kapattım. Uyumak istiyordum, uzunca bir süre uyumak.
Kapının sesiyle gözlerimi araladım. Etraf karanlıktı. Demek ki sonunda akşam olmuştu. Zihnim kendi toparlarken yatağın ucunda bir çöküntü oluştu.
"Uyuyor musun?"
Uygar'ın sesi sakindi.
"Sen uyandırdın."
Örtüyü üzerimden açmadan konuştum.
"İyi misin?"
Gözlerimi kapatıp, "Uyuyacağım."
"Kalk yemek ye."
"İstemiyorum."
"Zümra bir kere de laf dinle."
Cevap vermedim.
"Sana diyorum.." Örtünün üzerinden kolumu tutup beni kendine çevirdi. Yine yaralı kolumdan tuttuğu için bu kez dayanamayıp acıyla inledim.
"N'oldu?"
Hâlâ kolumu tutuyordu.
"Kolum.."
Elini çektiğinde rahat bir nefes aldım. Odanın içi karanlık olduğundan birbirimize net göremiyorduk sadece siületlerimiz var gibiydi. Kolumu kendine doğru yavaşça çekip yaranın etrafına masaj yapmaya başladı.
"Çok acıyor mu?"
"Evet."
Yaptığı masaj da bir işe yaramıyordu ama bunu ona söylemedim. Dört-beş dakika boyunca devam etti. Ben durdurmasam da devam edecek gibiydi. Elini tutup kolumdan çektim.
Bir elim hâlâ elini tutarken diğer elimi kaldırıp yanağına götürdüm.
"Acıyor mu?"
O an gerçekten tokatın acısını mı sordum, tüm bu yaşananların onda bıraktığı hislerimi mi ayırt edemedim.
"Hayır."
Parmaklarımı yavaş yavaş boynuna indirirken baş parmağımı dudaklarının üzerinde durdurdum. Dudakları kuru ama yumuşaktı. Parmağım hâlâ dudağının üzerindeyken odaya dışarıdan geçen bir arabanın ışığı vurdu. Uygar gözlerimin içine bakıyordu. Nefes alış verişim normaldi ama kalbim hızlanmıştı. Dudağındaki parmağımı hareket ettirdim. Sıcak nefesi parmağıma vuruyordu. Biraz daha yaklaştım. Parmaklarımı tekrar yanağına götürdüm.
"Özür dilerim."
Elim hâlâ yanağındayken yüzünü çevirip avuç içimi öptü.
Ellerimi çektim. Birbirimize nefes sıcaklıklarımızı hissedecek kadar yakındık. Alnımı göğsüne yasladım.
"Ne yapacağız?"
Sesim cılız çıkmıştı.
"Neyi?"
"Her şeyi."
Ellerini sırtımda birleştirdi.
"Önce sen biraz duracaksın. Sonra ben her şeyi halledeceğim."
Gözlerimi kapatıp tamamen göğsüne yaslandım. Kolları beni tamamen sardı. Yaşadığım duygusal boşluktan mı bilmiyorum ama sanki şu an dünyanın en güvenilir yerindeydim. Gün yüzüne çıkmasın diye uğraştığım, git gelli yaşadığım bu duygu beni ele geçirdi. Uygar'ı ne kadar sevdiğimi tam olarak bilemesem de ona bağlandığımı farkındaydım. Belki de bu da Ekin'e karşı hissettiğim gibi bir duyguydu. Tek başıma kaldığım bir anda beni kendilerine alıştırmaları ve benim onlara kökten bağlanmam. Ya da tamamen son zamanlarda yaşadığım duygusal çöküntünün beni ele geçirmesi. Ekinle olan ilişkimizi böyle bir kıyaslama mevzusu yapmak vicdanımı sızlattı. Bu yüzden başımı Uygar'ın göğsünden kaldırıp geri çekilmek istedim fakat Uygar beni bırakmadı.
"Uyuyacağım."
Başını boynuma gömüp biraz daha sarıldıktan sonra ayrıldı.
"İyi uykular." Yataktan kalkıp kapıya yöneldi. Çıkacağı sırada durup tekrar bana döndü.
"Zümra."
"Efendim?"
"Eğer bana bekle dersen beklerim. Ne kadar istersen beklerim."
Karşılık beklemeden odadan çıktı. Kendimi yatağa bıraktım. Kafam allak bullak olmuştu.
Elimdeki bardağı tezgâha bırakırken Uygar mutfağa girmişti.
"Günaydın. Ne zaman uyandın?"
"Az önce kalktım. Sen?"
Ceketini sandalyeye asarken buzdolabına ilerledi.
"Biraz işim vardı, erken kalkmam gerekti."
"Saat hâlâ erken."
"Özel olarak istediğin bir şey var mı? Acıktım kahvaltı yapalım."
"Yok."
Taze simit parçasını tabağıma bırakırken bir taraftan da telefonla konuşuyordu.
"Sıcak sıcak ye." Diye söylendi. Başımı sallayıp yemeye başladım. Çok uzun sürmeyen telefon görüşmesinden sonra bana döndü.
"Bugün dedenin yanına gideceğiz."
"Neden?"
"Dün gidip dedene her şeyi anlattım."
Ağzımdaki lokmayı aceleyle yuttum.
"Ne demek her şeyi anlattım?"
"Miraç'ı, yaralandığını, burada kaldığını."
Yutkundum, "Ekin'i?"
Rahatsızca hareketlendi.
"Hayır."
"Diğerleri umrumda değil ki."
Bakışlarını benden çekti.
"Bugün bizi bekliyor, kesin gelin dedi."
"Tamam gidelim."
Yemeğin geriye kalan kısmında ikimizde konuşmadık.
Evin önüne geldiğimizde gördüğüm kalabalıkla şaşkınlığa uğradım. Ucunu göremediğim kadar uzun bir sıra vardı. Etraf korumalarla dolmuştu. Bahçeye girdiğimizde ise kimse görünmüyordu. Arabadan inip arka tarafa yürüdük. Tahmin ettiğim gibi buradalardı. Büyük masanın etrafı dolmuştu. Sadece bir sandalye boştu o da dedemin sağındakiydi. Dedem yine baş köşedeydi. Beni görünce ayağa kalktı. Baştan aşağı dikkatle süzdü. İyi olduğuma kanaat getirince eliyle boş sandalyeyi gösterdi. Masadaki ailelerin hepsi buradaydı. Fazladan Miraç'ın babası da. Babamla göz göze geldik ama konuşmadık. Üzerimde hissetiğim bakışları umursamayıp Ekin'in ailesinden kim var diye bakındım. Dedesi ve amcası gelmişti. Dedesi bakışlarını yerden ayırmazken amcası kısık gözlerle etrafı süzüyordu. Dedem konuşmaya başlayana kadar kimseden ses çıkmamıştı. Gözlerim Uygar'a kaydı. Dedemin diğer yanında ayakta bekliyordu ve rahat görünüyordu.
"Ne yazık ki yaşanan acı hadiseden dolayı sizi buraya çağırmak durumunda kaldım. Temennim bu konuyu uzatmamak."
Dedemin sözleri üzerine Miraç'ın babası çıkıştı.
"Ben kimseyle anlaşmaya gelmedim! Bu benim oğlumu öldürdü, oğlumu!"
Sinirden titreyen parmağıyla beni işaret ediyordu. Bakışlarımı çekmeyip gözlerinin içine baktım.
"Bu kadar sinirlenilecek bir şey yok ki ortada.."
Sakince konuşurken ben de babamı gösterdim elimle.
"Bakın babama, o hiç oğlunu kaybedince bu kadar sinirlenmiş miydi?"
Kimseden çıt çıkmıyordu. Miraç'ın babası donmuş gibi hareketsiz kaldı. Babamsa bakışlarını yere çevirmişti.
Dudaklarımdan küçük bir kıkırtı çıktı.
"Ne diyordunuz?.. Kan parası. Neyse parası veririm."
"Zümra yeter!"
Dedemin öfkeli sesiyle sussam bile gözlerimi Miraç'ın babasının gözlerinden çekmemiştim. Ekin beni korumak için ölmüştü. Miraç yüzünden. Onu acısız öldürmemeliydim, ölmek için yalvartacak hâle getirmeliydim. Bunun pişmanlığını şu an derinden hissediyordum.
"Zümra, neden Miraç'ı vurdun?"
Dedemin sorusuyla bakışlarımı çektim. Neyi nasıl anlatacaktım ki? Beynimden onlarca düşünce geçti. Ben Miraç'ı neden vurdum? Onlarca sebebi vardı ama canımı en çok acıtanı Ekin'in artık olmamasıydı.
"Hadi anlat kızım." Dedem beni cesaretlendirmek adına elimi tutmuştu.
"Çünkü Fıratla ilişkisi vardı." Uygar'ın sesiyle ben de dâhil herkes ona döndü.
"Bununla ne alakası var?" Babamın öfkesi sesine yansımıştı.
"Fırat'ı vurup uçurumdan atan Miraçtı. Zümra, Miraç'ı bu yüzden vurdu."
Bölüm etkileşimi
