33. bölüm / 41
Emanet İhanetlerBölüm 33
Bölümler 41Şu an: Bölüm 33
- 1 1. Bölüm/ Geri Dönüş1.448 kelime
- 2 2. Bölüm/ İlk Tohum1.248 kelime
- 3 3. Bölüm/ Masaya Düşen Kıvılcım1.888 kelime
- 4 4. Bölüm/ Eve Dönmek1.460 kelime
- 5 5. Bölüm/ Geçmişten Biri1.039 kelime
- 6 6. Bölüm/ Yeni Planlar1.318 kelime
- 7 7. Bölüm/ Asıl Hedef659 kelime
- 8 8. Bölüm/ Kurucu1.068 kelime
- 9 9. Bölüm/ Güvenli liman: Gaye1.224 kelime
- 10 10. Bölüm/ Hangi Taraf1.326 kelime
- 11 11. Bölüm/ Eski Dost854 kelime
- 12 12. Bölüm/ Güvenmek1.142 kelime
- 13 13.Bölüm/ Kötü590 kelime
- 14 14. Bölüm/ İlk Kurşun1.430 kelime
- 15 15. Bölüm/ Karmakarışık1.393 kelime
- 16 16. Bölüm/ Tekrar Tekrar Tanışmalar1.275 kelime
- 17 17.Bölüm899 kelime
- 18 18.Bölüm/ Darbe857 kelime
- 19 19.Bölüm/ Savva1.029 kelime
- 20 20.Bölüm/ Bilinmez Yalanlar1.273 kelime
- 21 21.Bölüm/Yeni Adımlar939 kelime
- 22 22.Bölüm816 kelime
- 23 23.Bölüm/ Rüzgârlı Havalar895 kelime
- 24 Bölüm 24/ Kayıp786 kelime
- 25 Bölüm 251.437 kelime
- 26 Bölüm 26698 kelime
- 27 Bölüm 271.251 kelime
- 28 28.Bölüm647 kelime
- 29 29.Bölüm753 kelime
- 30 Bölüm 30884 kelime
- 31 Bölüm 31810 kelime
- 32 Bölüm 321.337 kelime
- 33 Bölüm 331.014 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 Bölüm 341.098 kelime
- 35 Bölüm 351.088 kelime
- 36 Bölüm 361.365 kelime
- 37 Bölüm 371.376 kelime
- 38 Bölüm 38840 kelime
- 39 Bölüm 39734 kelime
- 40 -Bölüm 40-1.435 kelime
- 41 Yazardan;144 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Geçecek, hepsi geçecek."
Uygar bunu gerçekten inanarak mı söylemişti bilmiyorum. Eğer tahmin yürütecek olursam, hayır buna o da inanmıyordu. Geçmeyecekti.
Uygar sabah evden çıkmama müsade etmedi. Ben de Savva'yı arayıp buraya gelmelerini söyledim. Birazdan burada olurlardı.
"Kahvaltı hazır."
Uygar'ın sesi mutfaktan geliyordu. Bekletmeden kalkıp yanına gittim.
"Sana da çay dolduruyorum."
"Olur." Dedim yerime geçerken.
Yıllarca yemeklerimi tek başıma yediğimden sofrada konuşmak gibi bir alışkanlığım yoktu, sessizce yer kalkardım. Anladığım kadarıyla Uygar da öyleydi.
"Ailen yaşıyor mu?"
Birden sorunca kaşları havalandı.
"Evet."
"Burada hiç görmedim de."
"Ben onların yanına gidiyorum."
"Anladım. Peki aranız iyi mi?"
Çayını yudumlarken başını salladı, "Kötü değil."
"Kaç kardeşsiniz?"
Yüzünde bir gülümseme oluştu.
"Eminim sen bunları zaten biliyorsundur."
Göz devirip önüme döndüm. Evet biliyordum. Sadece konuşmak istemiştim.
"Üç kardeşiz. Bir ablam bir de abim var."
Başımı kaldırıp Uygar'a baktım. Bana bakmadan yemeğine devam ediyordu. Gülümsedim.
"Abinle tanışmıştık."
Onaylamak adına başını salladı, "Ablam Almanya' da yaşıyor."
"Özlemiyor musun?"
"Sen kardeşlerini özlemiyor muydun?"
Cevap vermedim, gereksiz bir soru olmuştu galiba.
Çayımı bitirdiğimde yemeğim de bitmişti. Uygar hâlâ yiyordu. Masanın diğer ucundaki ilaçları alıp önüme koydu.
"Doktor bugünden sonra ağrısı olmadıkça içmesin dedi."
"Tamam."
İlaçlarımı da içtikten sonra yine masadan kalkmadım. Yalnız kalmak istemiyordum.
"Uygar Bey, misafirleriniz geldi."
Savva ve Milan gelmişti. Salona girdiğim gibi Savva hızla yanıma gelip sarıldı.
"İyisin."
Sarılmasına karşılık verirken gülümsedim, "İyiyim."
"Hey ben de buradayım."
Milan'ın neşeli sesiyle ayrıldık. Bu kez onunla sıkı sıkı sarıldık.
"Seni çok merak ettik."
"Kusura bakmayın, benim hatam."
Sarılmamız bitince oturduk. İkisinin de gözleri üzerimdeydi.
"Bir sorun yok, tamamen iyileştim."
"Eminsin değil mi?"
Milan hâlâ endişeliydi.
"Gerçekten hiçbir şeyim kalmadı. Bugün son ilaçlarımı içtim."
"İyi iyi."
İçime bir nefes çekip konuşmaya başladım.
"Biliyorsunuz artık sadece üçümüz varız. Ve yapmamız gereken son bir şey kaldı. Daha fazla uzatmadan bitireceğiz ondan sonra da isterseniz dağılırız."
"Öyle bir isteğim yok benim." Savva'nın sesi sert çıkmıştı.
"Benim de." Diyerek destek çıktı Milan.
"Benim de yok ama hayatınız için endişeleniyorum. En azından bir süre buradan gitmelisiniz."
Bu kez ikisinden de ses çıkmadı.
"Ne yapacağız?"
"Abimin ölümünden masadakilerin hepsi sorumlu. Tüm aileler birer kayıp yaşamak zorunda."
"Annenin kardeşi de o masada."
Milan sorarcasına yüzüme bakıyordu.
"Zümra'nın abisi onların da kaybı."
Savva'nın konuşmasına karşı onaylayarak başını salladı.
"Doğru. O zaman onlar hariç hepsi."
"Miraç ve Fırat'ın aileleri de hariç."
Savva'nın cümlesi yumru gibi oturdu boğazıma.
"Ne zaman peki?"
Bakışlarımı yere çevirdim.
"Eğer artık bu işi uzatmayacaksak bugün hazırlıklarımızı yapıp yarın başlayalım. Sonra da hep birlikte Rusya'ya dönelim."
Savva'nın bakışlarımı üzerimde hissedince gözlerimi ona çevirdim.
"Değil mi?"
Başımı salladım, "Dediğin gibi yapalım."
Savva ve Milan gideli yarım saat olmuştu. Pencereden dışarıyı izliyordum. Hava bugün soğuktu.
"Konuştuklarınızı duydum."
"Senden sakladığım bir şey yok."
Yanıma gelip o da dışarıyı izlemeye başladı.
"Bu kadarına gerek var mı?"
"Yok mu?"
"Sanmıyorum."
"Umarım ablan ve abin uzun yıllar boyunca yaşar."
Başını bana çevirince ben de döndüm. Göz gözeydik.
"İşin bitince gidecek misin buradan?"
"Öyle görünüyor. Artık sen bile koruyamazsın beni."
"Kalmak istersen korurum."
Gözlerimi çekerken gülümsedim. Tekrar dışarıya döndüm.
"Kendini borçlu hissetmene gerek yok. Hesap kapandı."
"Bunun borçla alakası yok."
"Hepsi peşime düşecek."
"Ben yaptım derim."
Şaşkınlıkla döndüm. Gözlerimin içine bakıyordu. O kadar sakin davranıyordu ki, sanki ne söylediğini farkında değildi.
"Neden?"
"Beni öldürmeye çalıştıkları için yaptığımı söylerim."
"Onu demiyorum. Neden benim için bunu yapasın?"
"Zümra.." Bana doğru bir adım attığında geri çekildim. Geri çekilmemle belli belirsiz gülümsedi. Bana doğru attığı adımı geri çekti.
"Tarık'ı koruyamadım ama seni koruyabilirim, öyle düşün."
Bakışlarımı Uygar'dan çektim. O da birkaç saniye sonra yanımdan ayrıldı. Farkındaydım ama olmamalıydı.
Akşam yemeğini tek başıma yedim. Uygar'ın dışarıda işi varmış. Bir hafta sonra çok büyük bir yarış olduğundan bahsetmişti. Onun hazırlıklarıyla ilgileniyordu. Bahçeye çıkıp sigaramı yaktım. Annemleri özlediğimi de şu an fark ediyordum. Önümde duran telefona bir bakış attım. Arayıp aramamak arasında gidip geliyordum. Elimdeki sigara bitene kadar kendime süre verdim. Sonunda sigarayı söndürdüğümde telefonu elime aldım ve Gaye'yi aradım.
"Zümra?"
"Benim."
"Zümra iyi misin sen, neredesin?"
"İyiyim, beni merak etmeyin diye aradım."
"Nasıl merak etmeyelim? Herkes saçma sapan şeyler söylüyor senin hakkında."
"Onları boş ver şimdi. Annemle babam nasıl?"
"Pek iyi değiller, senin için çok endişeleniyorlar. Neredesin sen?"
"Olabilecek en güvenli yerdeyim merak etmeyin. Ecrin nasıl?"
"Odasından çıkmıyor."
"Evdeler mi şimdi?"
"Evet."
"Abla onlara çok iyi olduğumu söyle. Bir süre ortalıkta görünmeyeceğim."
"Zümra bizim yanımızda olman daha iyi olmaz mı?"
"Ben şu an çok uzaktayım zaten. Burası daha iyi."
"Tamam o zaman. Kendine çok dikkat et. Bizi habersiz bırakma."
"Tamam, siz de dikkat edin. Kapatıyorum şimdi."
Telefonu bırakıp bir sigara daha yaktım. Başımı arkaya yaslayıp gökyüzünü izlemeye başladım. Eğer her şey yolunda giderse yarın bu saatlerde gökyüzüne başka bir ülkeden bakacaktım.
Tüm gece gözüme uyku girmemişti. Evin içinde dört dönüyordum. Savva iş bitince arayacağım demişti. Elimdeki telefonu çalmasa bile kontrol ediyordum.
Aradan iki saat geçmesine rağmen hâlâ ses soluk yoktu. Üstelik benim aramalarımı da açmıyorlardı. Diğer adamların numarası da bende yoktu. Savva'nın isminin üzerine dokunup telefonu kulağıma götürdüm.
"Boşuna arama."
Uygar dün geceden beri evde yoktu. Yeni geliyordu.
"Ne?"
"Boşuna arama. Açamazlar."
Telefonu bırakıp karşına dikildim.
"Neden, bir şey mi oldu yoksa?"
"Hayır."
"Ne saçmalıyorsun o zaman?"
"Telefonlarını açamazlar çünkü şu an boş bir depoda elleri kolları bağlı vaziyette duruyorlar."
Sinirle üzerine yürüdüm.
"Sana bu işe karış diyen oldu mu?"
"Bu benim göz yumabileceğim bir durum değil."
"Her şeyi mahvettin! Bugün her şey bitecekti. Ben bugünü yıllardır bekliyorum."
"O insanları öldürmek hiçbir şeyi düzeltmeyecek."
"Düzeltmek istemiyorum, aynısını yaşasınlar istiyorum."
"Zümra.." kolumu tutacakken geri çekildim.
"Bugün olmazsa yarın, anladın mı bugün olmazsa yarın."
Nefesini dışarı verirken ellerini cebine attı.
"Şimdi ara kimi arıyorsan, kimi bağladılarsa hemen çözsünler."
Telefonumu alıp yanından geçerken kolumu tuttu.
"Nereye?"
"Burada kalmayacağım."
"Dışarısı güvenli değil."
Kolumu zorla çekip evden çıktım. Kapıya kadar geldiğimde korumaları önüme geçmişti. Uygar söylemeden çekilmeyeceklerini biliyordum. Arkama dönüp gerisin geri Uygar'ın yanına gittim. Oturuyordu.
"Söyle açsınlar kapıyı."
Cevap vermiyordu.
"Sana diyorum!"
Elimdeki telefonu havaya kaldırdım, "Eğer söylemezsen şimdi Miraç'ın babasını arayıp burada kaldığımı söylerim."
Oturduğu yerden kalkıp karşıma geçti.
"Ne yaparsın?"
"Miraç'ın babasını arayıp burada olduğumu söylerim."
"Tamam.." derken gözü bir anlığına telefona kaymıştı. Ne olduysa o an oldu. Birden telefonumu alıp yere fırlattı. Telefon paramparça olurken gözüyle yerdeki telefonu işaret etti.
"Hadi ara."
Gözlerimi yerdeki parçalardan ayırıp Uygar'a döndüm. Kendimi tutamayıp sinirle bir tokat attım.
Bölüm etkileşimi
