Emanet İhanetler kitap kapağı

26. bölüm / 41

Emanet İhanetler

Bölüm 26

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Bölüm 26

"Bugün burada kalsam olur mu?"

Sorusuna cevap alamadığı için huysuzca geriye yaslandı.

"Kal."

"Hayır kalamazsın."

Ekin'in sesiyle arkamı döndüm. Birkaç adım geride duruyordu.

Önüme dönüp masanın üzerindeki sigara paketine uzandım.

Ekin bu sırada yanıma gelmişti.

"Hadi gidelim."

Yanımdaki sandalyeyi işaret ettim, "Otur."

Elimdeki sigarayı yakıp bir nefes çektim.

"Ne zaman döndün?"

"Akşam üzeri."

Ekin'in gerginliği sesinden belli olurken, Uygar rahatça içeceğini yudumluyordu.

"Olanlardan haber var değil mi?"

Sigarayı elimden çekip içmeye başladı.

"Evet."

"İyi."

Fincandaki son yudumu içip ayağa kalkıp, Ekin'e döndüm.

"Gidelim o zaman."

Uygar rahatını bozmadan oturmaya devam ediyordu.

"İyi geceler. Sonra görüşürüz."

Başıyla onayladığında çıkış kapısına doğru yürüdüm.

"Kalacak başka bir yer yok muydu?"

"Eğer sen burada olsaydın sana gelirdim."

Arabamı burada bırakıp Ekin'in arabasına bindim.

"Elimde olmayan bir durumdu bu."

Bahçeden çıkıp yola koyulduk. İkimizde konuşmuyorduk. Eve geldiğimizde Ekin'in peşinden içeri girdim.

"O adamla görüşmek zorunda mısın?"

Üzerimdeki ceketi çıkarıp koltuğun kenarına bıraktıktan sonra oturdum.

"Zümra seninle konuşuyorum?"

Ekin de gelip karşıma oturdu.

"Miraç'ın yerini biliyor musun?"

"Başlatma şimdi Miraç'a!"

"Onu bana bulacaksın."

Sinirle gözlerime bakıyordu.

"Dalga mı geçiyorsun benimle?"

Ayağa kalkıp yanına yaklaştıktan sonra eğilip dudaklarına kuru bir öpücük bıraktım.

"Seni çok özledim."

Bakışları hemen yumuşamıştı. Bu kez o beni kendine çekti.

Belimde hissettiğim elle gözlerimi açmaya çalıştım. Kaç saat uyudum bilmiyorum ama uzun zaman sonra dinlenmiş hissediyordum. Ekin hâlâ sıkı sıkı sarılıyordu. Gözleri açık olmasa da uyanık olduğunu biliyordum. Yüzünü uzun uzun izledim, gerçekten onu çok özlemiştim. Beni biraz daha kendine çekip saçlarıma öpücük kondurdu.

"Tekrar gitmene gerek kalmadı değil mi?"
Cevabını bildiğim bu soruyu neden sorduğumu kendim de bilmiyordum, belki de bana söz vermesini istemiştim.

"Hiçbir yere gitmeyeceğim."

"Gitme zaten. Burada tek kalmak istemiyorum."

Konuşmayıp sarılmaya devam etti.

Ekrandaki sayılara bakıyordum, bir artıp bir azalıyordu. Derin bir nefes alıp bakışlarımı Savva'ya çevirdim. Değişen bir şey yoktu, beklemeye devam ediyorduk. Milan'ı dinlenmesi için zorla hastaneden göndermiştim. Şimdi Savvayla baş başaydık. Doktorun gönlü olmasa da Savva'nın odasına girmiştim. İçimden konuşmak gelmiyordu. Sessiz koridorun sessiz odasında sessizdik. Üzgündüm.

Üç saate yakın yanında kaldıktan sonra oturduğum yerden kalktım. Çıkmadan önce eğilip elini tuttum.

"Uyanman gerek."

Arabadan indiğim gibi Ecrin yanıma gelmişti. Bugün ısrarla eve gelmemi isteyince kısa bir süreliğine de olsa geleyim demiştim. Eve girdiğimde annem ortalıkta yoktu. Babam, Gaye ve nişanlısı da içerde oturuyordu. Herkesle selamlaştıktan sonra bir köşeye oturdum. Babam arada havandan sudan sorular soruyordu. Hâlâ dedemin yanında kaldığımı sandığını belliydi. Kendi aralarında konuşmaya dalınca sohbetlerinden soyutlanmıştım. Sesler artık uzaktan geliyordu. Ait hissetmediğim bir evin köşesinde yorgun gözlerle etrafı izliyordum. Usulca kalkıp odama çıktım. Her şey yerli yerindeydi. Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım. Ara sıra esen rüzgar odayı ferahlatıyordu.

"Ne zaman daha iyi hissedeceğim?"

Abim elindeki taşı denize doğru fırlattıktan sonra yanıma gelip oturdu.

"Kendi hayatını yaşamaya başladığında."

"Ama seninki yarım kaldı."

Abim gülümseyerek bakıyordu.

"Yarım kalmadı Zümra, bitti."

Bakışlarını denize çevirirken hâlâ yüzünde küçük ama içten bir tebessüm vardı.

"Burası huzurlu hissettiriyor." Diye mırıldandı.

Yavaş yavaş gözlerimi açarken içimdeki boşlukta büyümeye başladı. Bir anlığına abimi gerçekten yanımda sanmıştım. İçimdeki hüzün yeniden etrafı sarınca yatağımdan kalkıp odadan çıktım. Ev üstüme üstüme gelmeye devam ediyordu. Kimseye haber vermeden evden çıkıp yola koyuldum.

Hiç aklımda olmamasına rağmen yine Uygar'ın evine gelmiştim. Arabadan inip yavaş yavaş bahçeden geçtim. Neden burada olduğuma kendim de cevap veremediğimden geri dönüp çıkacak gibi olsam da Uygar'ın sesiyle durdum.

"Nereye?"

Ne diyeceğimi bilemediğimden konuşamadım.

Uygar yanımdan geçip yürürken başıyla benim de yürümem için işaret vermişti. Peşine takılıp yürümeye başladım. Yarış pistine geldiğimizde durup bana döndü.

"Yediye kadar bir sayı söyle."

Neden diye sormadan, "İki" dedim. Başını ağır ağır sallayıp benim göremediğim birine bir yeri işaret etti. Başımı kaldırmadan yanında bekliyordum. Yanımıza bağıra bağıra gelen arabanın sesiyle başımı çevirdim. Kırmızı spor araba yanımızda durduğunda, ben hâlâ bu lüks arabayı süzüyordum. Çok güzeldi ama ilgimi o kadar da çekmiyordu.

"Hadi gidelim."

Uygar sürücü koltuğuna geçerken yine ikiletmeden gidip arabaya bindim. Yavaş yavaş ilerlemeye başlamıştık. Bu arabanın hakkı bu hız değil diye geçirdim içimden.

"Anlat, neden geldin?"

"Bilmiyorum."

Uygar yandan bir bakış atıp önüne döndü.

"Seninki yine peşine düşmesin?"

Kafamı arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım. Araba gittikçe hızlanıyordu.

"Benimki mi?"

"Ne zamandır bu kadar yakınsınız?"

Konuşuyor gibi dursak da birbirimize cevap vermiyorduk. Bu hâlimize gülümsedim.

"Uzun zamandır yakınız."

Hızımız iyice arttığında kendimi bir yarışın ortasında gibi hissetmiştim.

Gözlerimi açıp başımı Uygar'a çevirdim.

"Biliyor musun Ekin'i öldüreceğim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

105okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.