Emanet İhanetler kitap kapağı

1. bölüm / 41

Emanet İhanetler

1. Bölüm/ Geri Dönüş

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 1. Bölüm/ Geri Dönüş

~~~

Hava kapalı ve soğuk.

Genç kadın yayını gerip oku atacağı sırada masanın üzerindeki telefonu çalar. Dikkatini dağıtmadan oku fırlatır bu sırada telefonu susmuştur. Telefonun tekrar çalmasıyla masaya doğru yürür. Ve telefonu açar.

-...

- Zümra Hanım, ben Kenan. Babanızın yakın çalışanıyım.

Zümra kaşlarını çatar.

-Neden aradın?

-Efendim babanız şu an hastanede.

Zümra ses tonunda değişiklik olmadan konuşur.

-Durumu nasıl?

-Doktorlar henüz kesin bir şey diyemiyor.

-Tamam, yola çıkıyorum.

Telefonu kapatacağı sırada karşıdan ses gelir.

-Zümra Hanım...

-Evet.

-Tekrar dönmek zorunda kalmayabilirsiniz.

Zümra düz bir ifadeyle telefonu kapatır. Masanın üzerindeki sigara paketine uzanıp içinden bir dal çıkarır. Yavaş hareketlerle yaktığı sigarasından uzunca çeker. Kafasını çevirip attığı oka bakar. Hedefi 10'dan vurmuştur. Arkasını dönüp evine doğru yürür.
Evin içine girip çalışanlarına seslenir.

-Eşyalarımı aşağı getirin, eve dönüyorum.

~~~

-8 Yıl Önce-

"Anne babamlar dönmedi mi daha?"

"Yoldalarmış, gelirler birazdan."

"Ne konuşuyorlar bu kadar saat o toplantılarda, hiç anlamıyorum."

"Anlama zaten boş ver."

Annemle ablamın konuşmasını dinlerken bende o toplantıları düşünmeye başladım. Ayda bir kez toplanırlardı. Önceden dokuz aile olurdu ama şimdi yediye düştü. Öyle gerekmiş.

Babam önceleri toplantılara abimi götürmezdi. Daha doğrusu kimse yanına ailesinden birini götürmezdi. Masadan birisi öldürülüp, yerine geçmek için kendi ailesinde çatışma çıkana kadar. O zamanlar masanın başkanı eski usule dönelim deyince aileler tekrar yanlarında varis götürmeye başlamış. Normalde kimsenin umrunda olmazdı ama işler aksamaya başlamış ve bu kimsenin müsamaha göstermeyeceği bir durum. Hem olası bir ölümde kimin masaya oturacağı belliydi hem de işi öğreniyorlarmış.

Kapının çalmasıyla odamdan çıkıp aşağıya indim. Babam ve abim gelmişti. Babam mutfağa annemin yanına giderken abim sıkıntıyla babamın arkasından bakıyordu. Ben de abimin yanına yürüdüm.

"Abi bir şey mi oldu?"

"Yok bir şey Zümra."

Yanımdan geçip koltuğa oturunca, yine yanına gittim.

"Abi kimden neyi saklıyorsun?"

Nefesini seslice dışarıya verip bana döndü.

"Babam başımıza büyük iş aldı Zümra. Bunun bize bela getireceğini söylüyorum ama dinlemiyor."

"Ne işi?"

"Masadan kalkan aileleri biliyorsun ya, onların bölgelerine girmek istiyorlar. Babam da tamam dedi."

"Masanın kararı buysa başka ne diyecek abi."

"Öyle değil Zümra, adamlar artık masada değil, uyacakları kuralları yok. Canları nasıl isterse öyle davranabilirler. Anlıyorsun değil mi? Babam için korkuyorum."

"Aman abi, babama kim ne yapabilir ki? O güzel canını sıkma sen. Hem ben de seni korurum."

Gülerek söylediğim şeylere karşı ciddi ifadesiyle birkaç saniye beni izledikten sonra o da gülümsemişti.

"Tarık, Zümra hadi gelin. Yemek hazır."

Annemin sesiyle ikimizde ayaklandık. Abim kolunu omzuma atıp kendine doğru çekti.

"Demek beni sen koruyacaksın ha!"

"Tabii seni benden başka kim daha iyi koruyabilir?"

"İyi can'ım bundan sonra sana emanet."

İkimizde gülerek mutfağa girdiğimizde herkes çoktan yerini almıştı.

~~~

"Nasıl yani abi masada kızlar da mı var?"

"Varis olarak var Gaye. Neye bu kadar şaşırdın, bilmiyor muydun?"

"Nereden bileceğiz abi, anlatıyor musun ki? Kaç kız var, konuşma hakları var mı?"

"Konuşma hakkımız yok, soru sorarlarsa cevap veriyoruz. Üç tane de kız var."

"Gerçekten çok şaşırdım. Sadece erkekler gidiyor sanıyordum."

"Annemizin kim olduğunu unutuyorsun galiba abla."

Konuşmamla ikiside bana dönmüştü.

Annem de bir zamanlar o masada varis olarak oturmuş. Normalde büyük çocukları ve erkekleri tercih ederlermiş. Annem ailenin ilk çocuğu olmasına rağmen erkek olmadığı için kimse masaya oturmasını beklemiyormuş. Ta ki dedem kızımın aklı oğullarımınkinden eksik değil diyene kadar. Dedem o günleri anlatırken annem için masadakileri ikiye katlardı o kadar akıllıydı der. Babamla da o zamanlar tanışmışlar. İkiside varismiş. Evlenince de annem kalkmış masadan, artık tek aile olduk diye. Şimdi dayımla oğlu oturuyor masada.

Abimle ablam ilk kez bu kadar uzun konuşuyorlardı masa hakkında. Ablam pek ilgilenmezdi ama bugün kızların da orada olduğunu şans eseri öğrenince meraklanmıştı.

"Sen biliyor muydun Zümra?"

"Evet."

Yanlarına gidip oturmak için yürürken abim yanında yer açmıştı bana.

"Zümra senden daha ilgili bu işlere Gaye. Sıranı kaptırma bak sakın."

Abimle ablam gülerken çatık kaşlarımla abime döndüm.

"Abi komik olduğunu mu sanıyorsun?"

"Tamam kızım bir şey demedim, kızma hemen."

"Zümra şakadan ne anlar sanki abi."

Ablama karşılık vermeyip önüme döndüm. Abimin koluna başımı yaslayıp gözlerimi kapattım. O da saçlarımla oynamaya başlamıştı. Ben iyice mayışmışken konuşmaları artık uzaktan geliyordu.

"Zümra'nın doğum günü yaklaşıyor, istediği bir şey var mı? Sen biliyorsundur."

"Sen ne alırsan beğenir o."

~~~

Uyandığımda yatağımdaydım. Erken uyuduğum için erken kalkmıştım. Bu saatlerde sadece babam uyanmış oluyordu. Yatağımı toplayıp aşağıya indim. Bahçeden sesler geliyordu, bende bahçeye çıktım. Babam sandalyeye oturmuş, hem telefonla konuşuyor hem de sigarasını içiyordu. Ben yanına gidene kadar konuşmasını bitirip telefonu kapattı.

"Erkencisin yine."

"Bana diyene bak. Yakında güneş doğmadan kalkacaksın."

"Erken kalkan yol alır babacım."

"Bana benzemeye başladın."

"Senin kızın olduğum için olabilir mi?"

Söylediğim şey çok komikmiş gibi sesli bir kahkaha attı babam. Sonra sigarasından uzunca çekti.

"Baba, abim dün çok düşünceliydi."

"Öyle mi, neden?"

"Bilmiyormuş gibi davranma baba."

"Abin bu olayı biraz büyütüyor.

Babam belki de haklıydı ama abimin bu kadar endişeli olması beni de geriyordu.

"Baba..."

"Söyle."

"Eğer abim bu endişesinde haklı çıkarsa..."

"Zümra bir şey olmayacak kızım. Bilirsin abin biraz pimpiriklidir. Sen de iyice abin gibi davranmaya başladın. Hem daha yaşın kaç ki bunları düşünüyorsun sen?"

"Haftaya 19 oluyorum baba."

"Büyüdün mü o kadar yav."

Yerime yerleşirken "Büyüdüm tabii" dedim. Yine gülmüştü.

~~~

"Anne, Ecrin nerede?"

"Odasına çıkıyordu. Neden sordun?"

"Yeni aldığım oklarımdan birkaçı ortalıkta yok. Ecrin'in bu işte parmağı olduğunu düşünüyorum."

"Kardeşini rahat bırak Zümra."

"Keyfime bağlı."

Ecrin'in odasının önüne gelip, kapıyı çalma nezaketinde bulunmadan kapını kolunu indirdim. Kilitliydi, bu demek oluyor ki düşüncemde haklıyım.

"Ecrin aç kapıyı!"

"Hayır açamam."

"Neden?"

"Yine kızacaksın çünkü."

"Doğru... Tamam açma kapıyı ama eğer bir daha eşyalarıma zarar verirsen alnının ortasında bir delik açarım haberin olsun. Tamam mı?"

"Abla özür dilerim."

"Tamam mı dedim."

"Tamam."

"İyi."

Ecrin en küçüğümüz ve küçük olmanın şımarıklığıyla büyüyor. İleride bunun sıkıntısını çekeceğimizi söylüyorum ama dinleyen yok. Tıpkı şu an ablamın şımarıklığı gibi... O da ailenin en büyük kızı olmanın avantajını kullanıyor. Ben de ortanca çocuklar nasıl olursa öyleyim işte.

-1 Hafta Sonra-

"İYİ Kİ DOĞDUN ZÜMRAA!"

"Abla yeter! Sabahtan beri bağırıyorsun."

"Sana da iyilik yaramıyor be!"

"Ne iyilik ama!"

Bugün doğum günüm artık on dokuz olmuş bulunmaktayım. En az yirmi sekizinci yaş kadar havalı olduğunu düşündüğüm yaş. Tam genç yaşı. İyilik güzellik getir bana on dokuz.

"Abla okların için tekrar özür dilerim. Yanlışlıkla kırdım. Yani üstlerine basınca kırıldı ama orada olduklarını görmedim."

Ecrin aldığı hediyeyi uzatırken yine konuyu uzattıkça uzatıyordu.

"Ecrin! Tamam anladım bilerek yapmadın. Gel buraya."

Sıkıca sarılıp yanağını öptüm.

"Ok mu aldın?"

Heyecanla kafasını sallayıp, "Hem de kırılanların aynısı."

"Teşekkür ederim."

"Hadi daha sırada biz varız."

Ablam yanıma gelip sarıldı.

"Her yaşın en güzel yaşın olsun, ilk göz ağrım."

"Annem değil ablamsın. Farkındasın değil mi?"

"Sus! Karşılık verme bana."

"Tamam hediyemi ver artık."

"Al bakalım."

Süslü hediye kutusunu ne aldığını az çok tahmin ediyordum. Ve tahminim doğru çıkmıştı. Ablam elbise almıştı.

"Nasıl beğendin mi? Üzerine tut bir bakalım."

Elbise siyahtı, dizimin hemen altına kadardı. Etek kısmı düzdü. Üst taraf sanki ortadan ikiye ayrılmış gibiydi. Sol tarafı kocaman kırmızı bir gül ve onun etrafında küçük kırmızı güller vardı. Sağ taraf ise boş tamamen siyahtı.

"Gaye belki inanmayacaksın ama çok beğendim. Teşekkür ederim."

"Biliyordum gerçekten biliyordum. Mesela hiç benim tarzım değil, o yüzden aldım zaten bunu. Dedim ben beğenmediysem Zümra kesin beğenir."

Biz onun dediklerine gülerken o hâlâ kendini övüyordu.

Bu kez abim gelmişti yanıma.

"Yalnız bu elbise sana çok yakışır Zümra. Bir ara giy de üzerinde görelim."

"Sağ ol abicim. Belki yemeğe falan götürürsen giyerim." Dedim şımarıkça.

"Mesaj alınmıştır." dedi asker selamı verirken.

"Bekle hediyeni getiyorum hemen."

Gitmesiyle gelmesi bir olmuştu. Elinde iki tane paket vardı. Biri diğerine göre çok daha büyüktü. Büyük olan tablo gibiydi.

"Al bakalım."

Paketleri masaya koyup açmaya başladım. Büyük olanda ailece olduğumuz bir fotoğraf vardı. Tıpkı filmlerdeki aile fotoğrafları gibiydi. Annemle babam kanepede oturuyor. Onların arkasında ablam, Ecrin ve ben. Koltuğun biraz çaprazında duran diğer koltukta da abim oturuyordu. Ablam "Herkes ciddi dursun, öyle daha havalı oluyor." dediği için hepimiz ciddiydik fotoğrafta. Bu havalı fotoğrafın arkasında böyle bir nedenin olması beni güldürmüştü.

Küçük olan ikinci paketi açınca benle abimin gülerek kameraya baktığımız fotoğrafı gördüm. Yanyana hazır oldaymış gibi durup kocaman güldüğümüz bir fotoğraftı.

"Abi çok teşekkür ederim."

"Ne demek güzelim. Doğum günün kutlu olsun. Nice mutlu senelere."

Abimle de sarılıp ayrılınca babam cebinden bir anahtarı çıkarıp masaya koydu.

"Ne olduğunu zaten biliyorsun. Güle güle kullan."

Bizim evin klasik 19 yaş hediyesi, araba.

"Sonunda yolların anasını ağlatacağım."

"Zümra! Eğer hızlı kullandığını bir duyayım o zaman rüyanda bile araba sürmeye cesaret edemezsin."

"Aman anne ya, şaka yaptım."

"Ben baştan uyarayım da."

-1 Hafta Sonra-

"Anne ben dışarı çıkıyorum."

"Tarık bu saatte nereye?"

"Arkadaşlarla buluşacağım, çok kısa bir işimiz var. Beş bilemedin on dakikalık iş."

"İyi geç kalma."

"Tamam."

Kapının kapanma sesini duysam bile koşarak kapıya gittim. Abim dış kapıdan çıkıyordu.

"Abi!"

Telefonundan kafası kaldırıp geriye dönmüştü.

"N'oldu Zümra?"

"Nereye gidiyorsun?"

"İşim var. Hemen döneceğim."

"Geç oldu. Babam kızmasın sonra."

"Haberi var merak etme. Hadi içeri gir sen."

"Tamam."

Ben el sallayınca o da el sallamıştı. Sonra dönüp gitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

160okunma 24beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.