Emanet İhanetler kitap kapağı

17. bölüm / 41

Emanet İhanetler

17.Bölüm

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 17.Bölüm

"Ekin?"

"Söyle güzelim."

"Seninle konuşmam gereken bir konu var."

Konuşmam gerekiyordu ama konuşamadım. Sanki bütün kelimeler beynimden silinmişti. Ekin ayrılıp yüzüme bakınca gülümsemeye çalıştım.

"Kendimi iyi hissetmiyordum, o yüzden açamadım telefonu."

"Zümra bir şey mi oldu?"

Odaya doğru ilerlerken, "Annem." dedim.

"N'olmuş annene?"

"Tartıştık biraz. Neyse konuşmak istemiyorum bu konuyu."

Kendimi koltuğa bırakıp yaslandım. Ekin de yanıma oturdu.

"Sen nasıl istersen."

Kolunu yaslandığım yere atıp saçlarımla oynamaya başladı.

"Dedem sizi neden çağırdı?"

"Masanın başkanı değişecek. Başkan değişirken başka yenilikler de getirmeyi düşünüyormuş."

"Nasıl yenilikler?"

Elini saçlarımdan çekip önüne döndü.

"Ahmet Kurucu masaya tekrar oturacakmış."

Bu zaten beklediğim bir haberdi.

"Sadece o mu?"

"Uygar istemedi."

Kaşlarım havalanırken Ekin'in tepkilerini izliyordum.

"Sence bu kötü bir şey mi?"

"Uygar'ın çevresi çok geniş. Masadakileri cezbedecek kadar hem de."

"İyi olmamış o zaman."

Ekin onaylayarak başını salladı. Bense masanın daha da güçlenmemesinden dolayı sevinmiştim.

"Birlikte yemek yiyelim mi?"

Ekin ayağa kalkıp mutfağa giderken, "Sen mi yapacaksın?" diye seslendim arkasından.

"İstersen yaparım."

Ayağa kalkıp ben de peşinden gittim. Buzdolabının önünde dikiliyordu.

"Evde hiçbir şey kalmamış ki."

"Dışarıdan söyleyelim."

"Mecbur."

Telefonunu cebinden çıkarıp tuşlara bastıktan sonra kulağına götürdü. Ekin'i mutfakta bırakıp tekrar oturma odasına geçtim. Balkona çıkıp temiz havayı içime çekerken aklımdan yine onlarca düşünce geçiyordu. Tıkanıp kalmıştım ve beni bu durumdan kurtarabilecek tek kişi yine bendim. Artık daha dikkatli davranmalı ve bu yolda tek başıma olduğumu kabul etmeliydim.
Kafamdaki düşünceler birbirini kovalarken sadece bir anlığına plansız programsız herkesi öldürmek istedim. Şüphe duyduğum herkesi öldürmeli ve son kurşunu kendime sıkmalıydım. Ne temiz bir iş olurdu ama!

Ekinle yemeğimizi yerken içimde büyüyen huzursuzluğu hissettirmiş olacağım ki Ekin'in kaçamak bakışlarını daha sık yakalamaya başladım. Ağzımdaki lokmayı yutup gözlerimi Ekin'e diktim.

"Söyle."

Arkasına yaslanırken gözlerimin içine bakıyordu.

"Asıl sen söyle?"

"Neyi?"

"Zümra seni tanıyorum, bir şey olduğu çok açık. Aklını karıştıran bir şey var ama söylemiyorsun."

Bakışlarım hâlâ Ekin'in yüzündeyken son kez gözlerinin içine baktım. Eskisi gibi bakıyordu..

~~2 yıl önce~~

"Hayır Ekin, öyle değil. Bak parmağını buraya koyacaksın."

Yaklaşık yarım saattir Ekin'e oku ve yayı nasıl tutması gerektiğini öğretmeye çalışıyordum ama yine bir adım bile ilerleyememiştik. Sinirle geriye çekilip yerime oturdum.

"Bırak ya! Boşuna uğraşıyorum seninle."

Ben ona ters ters bakarken elindeki yayı çekip oku fırlattı. Çok başarılı bir atış olmasa bile ilk kez hedef tahtasını vurabilmişti. Gülerek arkasını dönüp yanıma yaklaştı.

"Nasıldı ama hocam?"

"Fena değil, kalın kafana bir şeyler girebilmiş sonunda." Derken gözlerimi devirdim.
Gülümsemesi genişlerken daha da yaklaşıp yüzüme doğru eğildi.

"Ne dedin az önce?"

"Bak bunu bile tek seferde anlamayamadın."

Sesli bir kahkaha atıp dizlerimin dibine çömeldi.

"Kalk devam edelim, söz daha akıllı bir öğrenci olacağım."

Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı salladım, "Hayır, sıkıldım." Kaşları havalanırken sahte bir üzüntüyle bakıyordu.

Gözlerim yüzünde geziniyordu, belki de üzüntüsü sahte değildir çünkü bakışlarında hiç yalan söyler gibi bir hâli yoktu.

"Söz dedim ama... Bana güvenmiyor musun?"

~~~

Eskisi gibi bakıyordu...
Bu bakışlarla beni kaç kez kandırdı acaba? Gözlerimi önümdeki yemeğe çevirdim.

"Bir şey yok sadece biraz dalgınım."

Ekinden ses gelmeyince başımı kaldırdım hâlâ bana bakıyordu, aynı gözlerle.

"Ekin-"

"Zümra bir şey var!"

Sesi daha sertti. Arkama yaslanırken kaşlarımı çattım.

"Yok."

"Benden bir şey saklıyorsun?"

"Neden bu kadar gerginsin Ekin?"

Gözlerime dik dik bakıyordu.

"Gergin değilim."

"Ama öyle görünüyorsun."

"Tamam, sonra konuşalım bu konuyu."

Yemeğime tekrar dönüp can sıkıntısıyla düşüncelere daldım.

Dedemin evinin önüne gelince arabadan inmeyip biraz bekledim. Başım çatlayacak gibiydi. Geriye yaslanıp gözlerimi kapattım. Çaresiz hissediyordum ve bunun tek sebebi Ekindi. Onun karşısında olmak istemiyordum. Yanında olmak hatta hep yanında olmak bana çok iyi gelirdi. Gözlerimin sızlamasıyla anladım ağlayacağımı. Başından beri beni kandırmaya mı çalışmıştı? Buna ne gerek vardı ki? O beni biliyordu, anlıyordu. Beni onu nasıl bilemedim. Gözyaşlarımı silip kendime çeki düzen verdikten sonra arabadan indim. Eve doğru yürürken dedemi bahçede otururken gördüm. Elindeki tesbihi yavaş yavaş çevirirken uzaklara dalmış gibiydi. İyice yaklaşınca küçük bir öksürükle geldiğimi belli ettim. Başını hafifçe çevirip eliyle sandalyeyi işaret etti. Sandalyeye kendimi bırakınca omuzlarım yine çöktü. Bugün toparlanamıyordum ve sanki gün bana inat olsun diye bitmiyordu. Dedem konuşmuyordu, ben konuşmuyordum. İkimizde konuşmadan dertleşiyor gibiydik. Gözlerim yine dolmaya başlayınca başımı eğdim. Dedemin bakışları ara sıra bana değse de konuşmadı. Ne kadar sessizce durduk bilmiyorum ama daha iyi hissedince dedeme döndüm.

"İhanete uğradım. Hem de en yakınımdan."

Dedem tesbihini masaya bırakıp geriye yaslandı.

"İhanet dediğin yakından gelir."

Kafamı aşağı yukarı sallarken belli belirsiz gülümsedim.

"Doğru. Peki ne yapacağım?"

Dedem gözlerini bana çevirince bakışlarındaki üzüntüye şahit olmuştum.

"Önce dik oturacaksın."

Omuzlarımı dikleştirip dinlemeye devam ettim.

"Sonra da yapılması gerekeni."

Buğulanan gözlerimle dedeme bakıyordum.

"Hemen mi?"

"Hemen."

Gözümden düşen damlalara aldırış etmeden dedeme bakmaya devam ederken, başımı hayır anlamanda salladım.

"Yapamam."

Dedem oturduğu yerden kalkıp adım atmadan tekrar konuştu.

"İhanetin sonu olmaz. Bir olan iki de olur. Ve yapacağını ikimizde biliyoruz."

Dedem eve girerken ben hâlâ ağlıyordum.

Yapılması gereken yapılmalıydı.

-

Telefonun çalmasıyla yerimden kalktım. Eğer umduğum gibi gittiyse bir adım ilerlemiş olacaktım. Arayan Milandı.

"Naptınız?"

"Hallettik."

Rahatça nefesimi dışarı verip telefonu kapattım.

Pencerenin önüne geçip temiz havayı içime çektim. Elimdeki sigara hâlâ tüterken bir nefes içime çekip sigarayı söndürdüm. Miraç artık avucumuzun içindeydi. En azından bir beladan kolaylıkla sıyrılabilecektik. Öyle umuyorduk.

Sabahı zor ettim, ne uyuyabildim ne de ayık kalabildim. Yalnız bazı hislerimin tamamen çekildiğini hissettim. Tamamen kayboldular ve bir daha gün yüzüne çıkmasınlar diye gömülmeleri gerek. Bugün bunu halledeceğim.

Saat 6.47. Yüzüme vuran soğuk rüzgâr hoşuma gidiyordu. Saçlarımın zaman zaman çırpınarak uzaklaşması hoşuma gidiyordu. Biraz bile olsa taşların yerine oturması hoşuma gidiyordu.
Elimdeki telefonun ekranına bakarken son bir tuşa daha bastım. Uzun uzun çalan telefon açılınca nefesimi tuttum.

"Sana bir teklifim var."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

102okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.