Emanet İhanetler kitap kapağı

23. bölüm / 41

Emanet İhanetler

23.Bölüm/ Rüzgârlı Havalar

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 23.Bölüm/ Rüzgârlı Havalar

"Lafı uzatma ne söyleyeceksen söyle." Diye söylendim.

Uygar gelip arabanın kapısı açtığı sırada Miraçta konuşmuştu.

"Kardeşin elimde."

Zihnime zuhur eden endişeyle duraksadım. Her şey yine yavaşlamaya başlamıştı. Kalp atışlarım yavaşlıyor gibiydi, nefes alışlarım, kirpiklerim yavaş yavaş açılıp kapanıyordu sanki. Yutkundum.

"Doğru söylediğini nereden bileyim?"

"Bekle."

Birkaç saniye sonra bir fotoğraf geldi. Ecrin çatık kaşlarıyla kameraya bakıyordu.

"Ne istiyorsun?"

Karşıdan Miraç'ın kahkaha sesi gelince yüzümü buruşturdum.

"Fırat'ı benim ayağıma getireceksin."

"Nerede olduğunu bilmiyorum."

"Bul o zaman."

"Kardeşime hiçbir şey yapamayacağını farkındasın değil mi?"

"Öyle mi dersin?"

"Bu yaptığını masadakiler öğrenince ne yapacaksın? Aileler birbirine zarar veremez, kural değil miydi bu?"

Uzunca bir nefes aldı.

"Bilmeyecekler ki. Akşama kadar Fırat'ı bulmuş ol. Yoksa kardeşini özlemek zorunda kalacaksın."

Yüzüme kapanan telefona bakarken sinirle güldüm.

"Ölümün benim elimden olacak." diye söylendim.

Telefonu yan koltuğa atıp Uygar'a döndüm. Kaşları yine çatıktı.

"Ortalık çok karışacak."

Söylediği şeye omuz silktim.

"Fırat'ın nerede olduğunu gerçekten mi bilmiyorsun?"

"Aradım birkaç kez açmadı."

"Ne yapacaksın?"

"Ne gerekiyorsa onu."

Arabanın kapısını kapatıp yola devam ederken gözümden bir damla yaş düştü. İşler yolundan çıkmaya başlamıştı.

Uzun uzun çalan telefona yine cevap veren olmadı. Sinirle etrafı turlarken Savva ve Milan'ı görünce hızla onlara doğru yürüdüm.

"Var mı bir haber?"

"Telefondan bir yer tespit ettik, buradan çıkınca oraya uğrayacağız." Savva'nın sıkıntılı sesi moralimi daha da bozunca paketten bir sigara çıkarıp yaktım.

"Eğer Ekin'i bulursak bu olay hiç duyulmaz." Dedim.

Savva kaşları çatılırken tekrar konuştu.

"Ya bulamazsak?"

Elimdeki sigaradan bir nefes çekip sıkıntıyla ofladım.

"Miraç'ı bulmamız gerekiyor o zaman."

Gözüm Milan'a kayınca geldiğinden beri ilk kez konuştu.

"Şansımı denerim."

Hâlâ Miraç'ın telefonunu dinliyor ve takip ediyorduk ama o bunu fark ettiyse Milan'ı tehlikeye atıyor olabilirdik fakat her yolu denememiz gerekiyordu. Annemlerin bu olayı öğrenmemesi içinde çabalamalıydım.
Telefonumun sesiyle dikkatim dağıldı. Uygar arıyordu.

"Efendim?"

"Fırat'ı yurt dışına göndermişler."

"Ne?"

"İş için diyorlar ama sanmıyorum. Ortalık biraz sakinleşsin diye göndermişlerdir."

"Anladım." Dedim kısık sesimle.

"Merak etme kardeşine bir şey yapamaz. Gözünü korkutmaya çalışıyor sadece."

"Biliyorum."

Telefonu kapatıp Savva'ya döndüm.

"Söylediğin yere gidelim."

Arabalarımıza binip bahsi geçen mekana doğru yol almaya başladık.

Yol bittiğinde içimdeki huzursuzlukla araçtan indim. Etraf sessiz ve sakindi. Savva dur işareti verice olduğum yerde durdum. O tek başına içeri girerken Milan da eli belinde etrafı inceliyordu. Birkaç dakika sonra Savva'yı görünce yürümeye başladım.

"İçerisi bomboş."

"Telefonu fark etti mi sizce?" Milan'ın tedirgin sesiyle gözlerimi ona çevirdim.

"Karşı hamlede bulunmadık ki sadece dinledik. Nasıl fark edecek?"

Savva beni destekler gibi başını salladı. Telefonum yine çalmaya başlayınca hemen ekrana baktım, sabahki numaraydı.

"Söyle."

"Bulabildin mi Fıratı?"

"Burada olmadığını biliyorsun."

"Sen çağırırsan gelir."

"Ulaşamıyorum anlamıyor musun!"

Miraç'ın kahkahasıyla yüzümü buruşturdum.

"Sesin çaresiz geliyor."

Bekleyip söylediği cümleyi içimden tekrar ettim. Dudağımın kenarı kıvrılırken konuşmasına müsade etmeden telefonu kapattım.

Savva ve Milan yüzüme bakıyordu. Kendimi tutamayıp bir kahkaha attım. Sinirlerim daha da bozulurken kendimi tutmaya çalışsamda başaramıyordum. Kahkahanın yerini küçük bir tebessüm alınca Savva'ya döndüm.

"Miraç'ın ailesinden kim varsa hepsinin yerini bulacaksınız."

Savva çatık kaşlarıyla beni dinliyordu. Gözü bir ara Milan'a kayınca ben de Milan'a döndüm. Arabaya yaslanmış gülümseyerek beni izliyordu.

"Kardeşin ne olacak?"

"Bulacağım. Önce onu bulacağım."

Arabama binip hızla sürmeye başladım.

Yarım yamalak bilgimle geldiğim evin önünde bekliyordum. Önümdeki büyük kapı açılınca bahçeye girdim. Eve iyice yaklaşınca Miraç'ın babasıyla karşı karşıya geldik.

"Hoş geldin Zümra, uzun zaman oldu."

Yüz ifademi bozmayıp ciddiyetle gözlerine baktım.

"Oğlun nerede?"

Anlamayan gözlerle bakıyordu.

"Miraç hastaneden yeni çıktı, dinlenmesi gerekiyor."

Bakışlarımı karşımdaki adamdan çekip etrafa bakındım.

"Peki. Geçmiş olsun."

Arkamı dönüp yürüyeceğim sırada durup tekrar geriye döndüm.

"Eviniz güzelmiş."

Yoluma dönüp devam ettim. Kafam allak bullaktı. Ekin'i bulmam lazımdı ama ya bulamazsam. Dedeme gidip olanı biteni anlatsam her şey daha mı berbat olurdu? Ecrin'i nasıl bulacaktım?

Son bir kez daha şansımı deneyip Ekin'i aradım. Uzun uzun çalan telefon sonunda açılmıştı. Aceleyle konuştum.

"Ekin?"

"Ben Fırat Bey'in çalışanıyım. Kendisi şu an müsait değil."

"O iyi mi?"

"Evet."

Telefonu kapatacağım sırada aniden tekrar konuştum.

"Bir şey söylesem ona iletebilir misiniz?"

Kısa bir sessizlikten sonra konuştu telefondaki adam.

"Evet."

~~4 Yıl Önce~~

Daha az önce elimden bıraktığım telefona tekrar uzanırken içimdeki sıkıntı gittikçe büyüyordu. Ekrana boş boş bakarken telefon çalmaya başladı. Arayan yabancı bir numaraydı. Telefonu açıp kulağıma götürsem de konuşmayıp bekledim.

"Orada mısın?"

Ekin'in sesini duyunca hızla ayağa kalktım.

"Nerelerdesin sen, kaç kez aradım haberin var mı?"

"İşlerim vardı."

Sesindeki durgunluğu fark ettiğimde endişelenmeye başladım.

"Sen iyi misin?"

Ekin'in sıkıntıyla nefeslendiğini duyduğumda ise bir terslik olduğunu anlamıştım.

"Burada hava çok rüzgârlı ve tersten esiyor."

Yavaşça koltuğun kenarına otururken, Ekin göremesede başımı salladım.

"Anladım."

Telefonu kapatıp hemen Savva'yı aradım. O da Ekinle Türkiyedeydi.

"Dinliyorum."

"Savva, Ekin nerede?"

"Evine gitti."

"Ne zaman?"

"Dün gece."

"Gidip bir kontrol et, başına bir şey gelmiş olabilir."

"Bir terslik mi var?"

"Onu gidince sen göreceksin, acele et."

Aradan geçen 3 saat sonra tekrar telefonum çaldığında bu kez ekranda Ekin'in ismini gördüm. Telefon ikinciyi çalmadan açtım.

"Ekin?"

"Efendim?"

"İyi misin?"

"Ufak bir aksilik yaşamıştım ama şimdi her şey yolunda."

Büyük bir rahatlamayla geriye yaslandım.

"Benim için endişelendin mi yoksa?"

Kinayeli sesine göz devirdim.

"İyisen kapatıyorum."

Telefonu kapatıp masaya koyacağım sırada bir mesaj gelince ekranı tekrar açtım. Savva yazmıştı.

'Seninkini tuzağa düşürmüşler. Az önce kurtardık. Biraz hırpalanmış ama tehlikeli bir durum yok.'

Mâdem tuzağa düşmüştü niye beni aradı? Yardım isteyeceği başka birisi yok muydu ayrıca doğru düzgün yardım bile istememişti.

-Şimdiki Zaman-

İçimden bir ses Ekin'in telefonun diğer ucunda beni dinlediğini söylüyordu. Ben de karşımda Ekin varmış gibi konuştum.

"Ekin umarım orada havalar iyidir. Burada hava çok rüzgârlı ve tersten esiyor."

Kısa süreli sessizlikten sonra telefon kapandı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

104okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.