Emanet İhanetler kitap kapağı

11. bölüm / 41

Emanet İhanetler

11. Bölüm/ Eski Dost

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 11. Bölüm/ Eski Dost

Büyük bir heyecanla başlayan yarış aynı heyecanla bitmişti. Gelenlerlerin bazıları kafe restoran tarzı mekana doğru ilerlerken bazıları çıkışa yönelmiş bazıları da hâlâ yarışı izledikleri yerde yarış hakkında konuşuyorlardı.

Yarış boyunca sık sık gözlerini üzerimde hissettiğim, yanımda oturan adam da politikacı misafirlerinin yanına uğramasıyla hiç konuşamadan kalkıp gitmişti. Ben de Ecrin'in yanıma gelmesini bekliyordum. İçecek alıp geleceğini söylemişti telefonda. Ecrin'i beklerken arabanın önüne yaslanıp, Savva'ya mesaj attım. Buluşup konuşmamız gereken şeyler vardı. Telefonu çantama koyup başımı Ecrin'in gittiği yöne çevirdim. Elindeki içecekleri dikkatle taşıyordu. Yaptığı iş çok ciddi bir işmiş gibi kaşlarını çatmıştı. Onun bu hâline gülerken gözlerim benim karşı tarafımdaki iki kişiye takıldı. Ecrin'e bakıyorlardı. Tekrar Ecrin'e döndüm elbisesinin eteği çantasından dolayı yukarı çekilmişti. Ecrin beni görünce geldiğini belli etmek için elini kaldırınca elbisesi daha da kısalmıştı. Arabadan çekilip Ecrin'e doğru gittim.

"Hangisi benim?"

"İkisi de aynı."

"Soğuklar değil mi?"

Kaşları havalanırken "Evet" dedi. Başımı tamam der gibi salladıktan sonra sağ elindekini aldım. Sakin olmaya çalışıp arabaya doğru gitsem de dayanamayıp geri döndüm. Sert adımlarla az önceki iki kişinin yanına doğru yürümeye başladım. Amacım elimdeki içeceği üzerlerine boşaltmaktı. Tabii Uygar önüme geçmeseydi. Adımlarımı durdurup yüzüne baktım.

"Ben hallederim."

Ben ne olduğu anlamaya çalışırken, girişte gördüğümüz iki metrelik görevliler az önceki iki kişiyi götürüyorlardı.

"Burada kimse kendi başına bir şey yapamaz, ben buna izin vermem hanımefendi."

"Tam vaktinde geldin o zaman."

Dudağının kenarı belli belirsiz yukarı kaydı. Ellerini cebine atıp, başıyla sağ tarafı işaret etti.

"Konuşalım bakalım."

"Birine haber vermem lâzım."

"Burada bekliyorum."

Geriye dönüp meraklı gözlerle bizi izleyen Ecrin'in yanına gittim.

"Abla n'oluyor, sen bu adamı nereden tanıyorsun?"

"Ecrin önemli bir şey yok. Şimdi senden isteğim buradan çıkıp Milan'ın yanına gitmen ve benim burada olduğumu kimseye söylememen. Akşam konuşacağız, tamam mı?"

Başını sallayıp, "Tamam" dedikten sonra arabaya binip gitti.

Uzun koridorun sonundaki odanın önüne gelince kapının yanındaki ekrana önce parmak izini okuttu sonra şifreyi girdi. Yol boyunca konuşmamış sadece yürümüştü. İçeri girip benim için kapıyı tutunca bende içeri girdim. Ben ayakta dikilirken, Uygar masasının üstünde duran kumandaya benzeyen şeyi alıp birkaç düğmeye bastı sonra bana döndü.

"Evet şimdi konuşabiliriz." Eliyle sandalyeyi gösterirken kendisi oturmuştu bile. Ben de karşısına geçip oturdum.

"Beni tanıdığını umuyorum."

Yüzüme dikkatle bakarken, "Hayır." dedi.

"Adım Zümra."

"Tanımam gereken biri misin?"

Kaşlarım havalanırken belli belirsiz gülümsedim.

"İnsan nasıl olur da yanında ölen kişinin kardeşini tanımaz?"

Sırtını dikleştirip kaşlarını çattı,

"Tarık'ın kardeşi misin?"

"Evet."

"Daha önce buralarda görmemiştim seni."

"Artık buradayım."

"Peki, bu ziyaretini neye borçluyuz?"

Çatık kaşları gevşemişti. Eline çakmağını almış çeviriyordu.

"Borçlu olduğunu bilmen güzel."

El hareketleri bir anlığına durdu, belli belirsiz gülümseyip tekrar çakmağını çevirmeye başladı.

"Borç kapandı Zümra Hanım, tabii siz burada yenisiniz bilmezsiniz belki."

Neyden bahsettiğini anlayamasam da surat ifademi bozmadım, "Nasıl kapandı?"

Geriye yaslanıp, bakışların yüzümde gezdirdikten sonra gözlerimin içine baktı.

"Sorumlusu olduğumuz bölgeleri masanıza verdik, bu kadar. Borç kapandı."

Sesi hem aşağılar hem de dalga geçer gibiydi. Sinirlerime hâkim olmaya çalışırken gülümsedim.

"Bölgeleri de masanızı da götünüze sokarım."

Karşımdaki adamın gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Hiçbiri umrumda değil."

"Ne istiyorsunuz o zaman hanımefendi?"

"Sadece tanışmak için geldim. Abimin arkadaşını merak ettim. Bu kadar."

Gözlerini masasının üzerindeki çevçeveye çevirip bir süre oraya baktı. İkimizde konuşmuyorduk. Nefesini dışarıya verip bana döndü.

"Tarık'ın bendeki yeri hep ayrıdır. Zor anlarınızda yanınızda olmayı istedim ama pek mümkün olmadı."

"Ailelerimiz iyi anlaşamıyormuş bildiğim kadarıyla."

Başını salladı. "Öyleydi. Tarıkla iyi arkadaştık, ailelerimizi dinlemezdik."

"Keşke dinleseymişsiniz belki abim bugün yanımızda olurdu."

Bakışları bir anlığına sertleşse de hemen eski hâline döndü.

"Bunu bende kendime hep söylüyordum."

Çekmecine yönelip içinde bir şeyler ararken, "Ama artık biraz gerçekçi olalım."

Çekmeceden sigara paketini çıkarıp içinden bir dal aldı.

"Onlar Tarık'ı ortadan kaldırmayı kafaya koymuşlardı. Önleyebilir miydik? Belki."

"Nereden biliyorsun?"

Sigarasını yakıp bir nefes çekti, "Neyi?"

"Asıl hedefin abim olduğunu?"

~Miraçla Zümra'nın buluştukları gün (7. Bölüm)~

Arabamı park edip restorana doğru yürümeye başladım. Kafam hâlâ allak bullakken içimden keşke gelmeseydim diye geçiyordum. Restoran çalışanın yardımıyla Miraç'ın yanına gittim, geldiğimi görünce ayağa kalkıp elini uzattı.

"Erken gelmişsin?"

"Seni bekletmemek için."

"Gerek yoktu aslında, ne anlatacaksın?"

"Aç mısın?"

"Hayır değilim."

Gergin hâlleri iyice gün yüzüne çıkmaya başlarken merakım da artıyordu.

"Miraç hadi anlat."

İçine uzunca bir nefes çekip oturduğu yerde dikleşti.

"Zümra bunu yıllar sonra söylemek ne kadar doğru ya da mantıklı bilmiyorum ama bilmen gerekiyor diye düşündüm."

Miraç konuştukça kalbim hızlanmaya başladı. Dilimin kuruluğunu geçirmek için önümdeki suya uzanıp bir yudum içtim.

"Tarık'ın... yani kazanın olduğu gün Tarık arabada yalnız değildi. Biri daha vardı yanında."

Kaşlarımı çatıp ben de oturduğum yerde dikleştim.

"Nasıl yani? Kim vardı?"

Miraç önündeki suya uzandı bardaktaki su bitene kadar içti.

"Asıl hedef."

"Bir dakika anlayamıyorum yani kimsenin abimle bir derdi yok muydu?"

Miraç başını salladı, "Hayır."

"Asıl hedef dediğin kim?"

"Kurucuların oğlu, Uygar."

Umursamaz görünerek geriye yaslandım.

"Doğru söylediğini nereden bileyim? Neden önceden değil de şimdi söylüyorsun bunu?"

Bardaktan bir yudum daha içti.

"Önceden sen burada yoktun. Ben sana yardım etmek istiyorum sadece."

"Herkes biliyor mu bunu yani abimin o dediğin kişi kimse onun yüzünden öldüğün?"

"Masadan birkaç kişi sadece."

"Kimse bir şey yapmadı mı?"

"Kurucular zaten masada değillerdi, yapılacak en iyi şey bölgelerini ellerinden almaktı ki öyle oldu zaten."

Konuşmamız devam ederken gelen aramayla Miraç gitmişti. Söylediklerini kafamda ölçüp tartarken elim telefona gitti. Önce Ekin'i aramak istesem de son anda vazgeçtim.

-

🪄

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

101okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.