9

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 9

Arabanın içindeki o ağır ve gerilimli hava, Leyla’nın dudaklarından dökülen beklenmedik teklifle bir anda dağıldı. "Civan... Biraz yürüyelim mi?" dedi Leyla, sesi bir fısıltı gibi ama çok kararlıydı.
Civan bu teklife öyle şaşırdı ki, bir an duraksayıp Leyla’nın kızarmış gözlerine baktı. Öfkesi, yerini derin bir şaşkınlığa ve garip bir huzura bıraktı. "Peki," dedi sesi yumuşayarak. "Seni rahat konuşabileceğimiz, kimsenin bizi rahatsız etmeyeceği bir yere götüreyim."
Jipi, ağaçların gölgelerinin toprağa düştüğü, şehrin gürültüsünden uzak, tenha bir patikanın kenarına çekti. İndiler. Adımları toprağın üzerinde yavaşça yankılanırken, Leyla’nın gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Sesi, ağlamaklı ve titrek bir tonda döküldü:
"Civan... Ateşle oynama. Lütfen."
Civan, elleri ceplerinde, başı öne eğik bir şekilde yürüken mırıldandı: "Bu ateşin en başından beri yanacağı belliydi Leyla. Söndüremedim."
"İzin vermezler!" diye haykırdı Leyla, durup Civan’a dönerek. "Ben senin dünyanda hep gölgede kalırım. Eğer sana aşık olursam..." —Dudakları titredi, aslında o kelimeyi çoktan kalbine mühürlemişti— "...seni bir gün o konakta başkasıyla, senin 'dengine' olan o asil kızlarla görmeye nasıl dayanacağım? Benim buna gücüm yok Civan."
Civan, Leyla’nın bu savunmasız itirafı karşısında daha fazla dayanamadı. Aralarındaki o mesafeyi iki adımda kapatıp, Leyla’nın o narin ve ıslak yüzünü büyük ellerinin arasına aldı. Parmakları Leyla’nın teninde yanıyormuş gibi hissetti.
"Leylam..." dedi, sesi ilk kez bu kadar korumasız, bu kadar derinden geliyordu. "Ben çok inkar ettim. Seni ilk gördüğüm o andan beri içimdeki bu fırtınayı inkar ettim. Kendime yalanlar söyledim, sana 'terzi kızı' dedim, seni küçümsedim ki benden uzak durasın... Ama bugün o dükkanda, o adam sana bakarken hissettiğim o duygu... Ben bugün kendime yenildim. Senin başkasının olma ihtimali bile beni delirtmeye yetti."
Leyla, Civan’ın avuçlarına sığınarak sordu: "Fark eder mi Civan? İzin verirler mi bizim bir geleceğimiz olsun?"
Civan’ın boğazında bir düğüm oluştu. Annesinin o buz gibi sesini, aşiretin sarsılmaz kurallarını ve Sultan Hanım’ın "asla"larını çok iyi biliyordu. Gerçek, kör bir bıçak gibi ikisinin arasındaydı; ama Civan, Leyla’nın o umut bekleyen gözlerine baktığında, ilk kez bile isteye yalanlara sığındı. Leyla’yı kaybetmemek için, gerçeklerin üzerini o an pembe bir örtüyle örttü.
"Vazgeçmeyeceğim," dedi Civan, yalanların en tatlısını sıralayarak. "Kimsenin ne dediği umurumda değil Leyla. Ben Şimşeklerin ağasıysam, kendi hayatımın da hükmünü ben veririm. Kimse bize engel olamaz, buna izin vermem. Sen sadece bana inan, yanımda dur yeter. Her şeyi yoluna koyacağım."
Oysa Civan da biliyordu ki; o konaktan içeri girdiğinde annesinin karşısında bu kadar dik duramayacaktı. Ama o an, o ağaçların altında, Leyla’nın kokusunu içine çekerken bu yalanlara kendisi de inanmak istiyordu.
Leyla, Civan’ın bu vaatlerine tutunarak başını onun göğsüne yasladı. Kalbi ilk kez bu kadar hızlı ama bu kadar yaralı atıyordu. Artık ikisi de biliyordu; bu ateş sadece onları değil, dokundukları her şeyi yakacaktı.
Leyla, başını Civan’ın göğsünden hızla çekip birkaç adım geriledi. Gözlerindeki o acı dolu gerçeklik, Civan’ın sıraladığı vaatlerin üzerine bir gölge gibi düştü.
"Olmaz!" dedi Leyla, sesi titreyerek ama sert bir tonda. "Olmaz Civan... Bunlar sadece yalan. Kendini de beni de kandırma. Yarın o konağa girdiğinde, annen karşına dikildiğinde bu söylediklerinin hiçbir hükmü kalmayacak. Bizim dünyalarımız arasında sadece sınıf farkı yok, koca bir uçurum var!"
Civan, Leyla’nın bu direnci karşısında adeta hırslandı. Şu an kalbindeki duygudan çok, Leyla’yı elde etme arzusu, ona sahip olma dürtüsü kanını kaynatıyordu. Leyla'nın itirazları, Civan'ın avcı içgüdülerini harekete geçirmişti. Adımlarını sertleştirerek tekrar Leyla’nın üzerine yürüdü, sesi bu kez emredici bir tonda yükseldi:
"İnan dedim sana! Bana inanacaksın Leyla!" diye bağırdı, sesi ormanın sessizliğini yardı. "Güven bana! Ben sana söz veriyorum, kimse aramıza giremeyecek diyorum! Ben Civan Şimşek’im, istediğim her şeyi alırım, istediğim her şeyi yaparım. Seni de o gölgeden çıkarıp yanıma alacağım!"
Civan, Leyla’nın omuzlarını tutup onu kendine doğru çekti ve yalanlarını birer inci tanesi gibi dizmeye devam etti. "Her şeyi ayarlayacağım... Annemi ikna edeceğim, gerekirse şehirden gideriz, sana en güzel hayatı sunarım. Kimsenin lafına sözüne bakmayacağız. Sen sadece benim ol, sadece bana güven..."
Leyla, Civan’ın bu tutkulu ve baskın halinin karşısında sarsıldı. Civan şu an sadece o anın arzusuyla, Leyla’nın o ulaşılmaz duruşunu yıkma hırsıyla hareket ediyordu. Söylediği her yalan, Leyla’nın kalbindeki o ince sızıyı uyuşturmaya başladı. Leyla, Civan’ın gözlerindeki o sahte ama büyüleyici kararlılığa bakarken, mantığının sesini yavaş yavaş kaybettiğini hissetti.
"Gerçekten mi?" diye fısıldadı Leyla, savunma kalkanları birer birer düşerken. "Gerçekten bizi kimse ayıramaz mı?"
"Asla," dedi Civan, Leyla’nın yüzüne doğru eğilerek. "Asla izin vermem."
Civan o an sadece kazanmak için yalan söylüyordu; bu yalanların sonunda hem Leyla'nın hem kendisinin canının ne kadar yanacağını henüz bilmiyordu. Henüz aşkın o yakıcı, gerçek yüzüyle tanışmamıştı; sadece istediğini almanın peşindeydi. Ama o her şeyden habersiz terzi kızı, çoktan o yalanların içine ruhunu bırakmıştı.
Civan, Leyla’yı ikna etmenin verdiği o karanlık zafer hissiyle onu tekrar göğsüne bastırdı. Ancak bu zaferin bedelini, ileride yalanları ayağına dolandığında ve o inkar ettiği aşk kalbine gerçek bir gülle gibi oturduğunda çok ağır ödeyecekti. Leyla artık Civan’ın yalanlarına sığınmış, kendini fırtınanın tam ortasına bırakmıştı.
Civan, sanki bu anın hiç bitmesini istemiyormuş gibi yavaşça uzanıp Leyla’nın elini tuttu. "Ver elini," dedi, sesi az önceki bağırmasından sonra tuhaf bir sakinliğe bürünmüştü. "Bırakayım seni artık eve, daha fazla geç kalma."
Jipe bindiklerinde Civan, mahalleye giden en kestirme yolları bildiği halde direksiyonu şehrin dışındaki kıraç tepelere, ıssız toprak yollara kırdı. Yol uzadıkça, arabanın içindeki o ağır sessizlik Civan’ın kafasındaki tehlikeli sorularla dolmaya başladı. Gözü yoldaydı ama zihni Haşim’in o sapkın bakışlarında, Leyla'nın üzerine yapışan o kirli hayranlıkta takılı kalmıştı.
Sessizliği bozan yine Civan’ın sertleşen sesi oldu: "Çalışmak zorunda mısın Leyla? Yani... Gerçekten bu işi yapmak zorunda mısın?"
Leyla, yorgun bir ifadeyle başını cama yasladı. Dışarıda uzanan bozkırı, tozlu yolları izlerken yavaşça başını salladı. "Zorundayım tabii Civan. Bizim hayatımız senin gibi hazır sofralarda geçmiyor. Annem yaşlandı, o mu sürünsün bu yaştan sonra yollarda? Elim ekmek tutuyor çok şükür, evimizi ben çeviriyorum."
Civan’ın elleri direksiyonu daha sıkı kavradı. İçindeki o karanlık kıskançlık, bir yılan gibi kıvrılarak kalbine çöktü. "Peki hep böyle mi olacak?" dedi, sesi kıskançlıktan boğulur gibi çıkarak. "Hep böyle Haşim gibi adamların dükkanına mı gideceksin? Gidiyor muydun bugüne kadar? Kim bilir kaç tanesi sana o gözle baktı, kaç tanesi seni süzdü!"
Leyla şaşkınlıkla ve kızgınlıkla Civan’a döndü. "Bu bizim işimiz Civan! Esnaflık bu... Kimin ne niyetle baktığını ben seçemem ama ben işimi yapar, paramı alır çıkarım. Ne demek istiyorsun sen? İnsanları mı seçeyim?"
Civan cevap vermedi ama içindeki o korku kontrol edilemez bir boyuta ulaştı. Leyla’nın o korumasız, o asil haliyle kurtlar sofrasında tek başına olması fikri onu delirtiyordu. Ya biri onu kandırırsa? Ya parasıyla, gücüyle Leyla’nın o sarsılmaz gururunu bir şekilde kırmaya çalışırsa? Ya biri ona dokunmaya kalkarsa? Bu düşünce zihnini bir zehir gibi sarıyordu.
"Gitme," dedi Civan aniden, sesi bir emirden çok çaresiz bir haykırış gibiydi. "Bundan sonra kimsenin dükkanına, ayağına gitmeyeceksin. Ben izin vermiyorum."
Leyla acı bir gülümsemeyle Civan'a baktı. "Sen mi izin vermiyorsun? Sen benim neyimsin ki Civan? Daha az önce bir sürü vaat veriyordun, şimdi hayatıma mı karışıyorsun? Ben gitmezsem, o dükkanlara uğramazsam biz ne yiyip ne içeceğiz?"
Civan jipi iyice yavaşlattı. Leyla’nın "Sen benim neyimsin?" sorusu, yalanlarını yüzüne çarpan bir tokat gibiydi. Ama o an aşktan çok, sahip olma arzusuyla yanıyordu. Leyla’yı bir kafese kapatmak, onu dünyadan saklamak ve sadece kendine ait kılmak istiyordu. Bu kıskançlık, Civan’ın kalbinde henüz tam adını koyamadığı o büyük aşkın en tehlikeli ve en yakıcı haliydi.
"Neyin olduğumu yakında herkes görecek," diye mırıldandı Civan, gözlerini yoldan ayırmadan. "Ama o zamana kadar, başka bir adamın sana bakmasına bile tahammülüm yok Leyla. Anlıyor musun? Sabrımı zorlama benim, o dükkanlara bir daha girmeyeceksin."
Jipin lastikleri mahallenin girişindeki tozlu yolda durduğunda, Leyla hızla kapı koluna uzandı. Kalbi hala Civan’ın o sert çıkışlarının ve kıskançlık krizinin etkisiyle düzensiz atıyordu.
"Daha fazla gelme," dedi Leyla, sesini alçaltarak. "Gören olur, laf söz çıkar. Buralarda duvarların bile kulağı vardır."
Tam kapıyı açıp inecekken Civan’ın güçlü eli bileğini kavradı. "Bekle," dedi Civan, sesi itiraz kabul etmeyen bir tonda buz gibiydi. Diğer eliyle ceketinin iç cebinden cüzdanını çıkardı ve içinden simsiyah, üzerinde Civan Şimşek yazan bir kredi kartı uzattı.
"Al bunu. Bundan sonra bunu kullanacaksın. Limitsizdir. Ne ihtiyacın varsa, evin eksiği gediği neyse buradan hallet."
Leyla, elindeki karta sanki bir akrepmiş gibi dehşetle baktı. Yüzü aniden kireç gibi bembeyaz oldu. "Bu ne demek Civan?" dedi sesi titreyerek. "Sen beni ne sanıyorsun? Ben kimseden sadaka almam, hele ki senin paranı asla dokunmam!"
"Sadaka değil bu!" diye gürledi Civan, hala Leyla'nın bileğini bırakmayarak. "Sana söyledim, o ne olduğu belirsiz adamların dükkanına gidip onlara kendini süzdürmeyeceksin artık. Eğer iş yapılması gerekiyorsa birini tut, parasını buradan öde ama sen o kapılardan içeri girmeyeceksin. Ben varken senin o Haşim gibi heriflerin eline bakmana izin vermem!"
"Ben kimsenin eline bakmıyorum, emeğimle kazanıyorum!" diye bağırdı Leyla, elini kurtarmaya çalışarak. "Sen bu kartla benim onurumu mu satın almaya çalışıyorsun? Al kartını, senin paran da senin olsun, ağalığın da!"
Ancak Civan’ın gözü dönmüştü. Leyla’nın bu reddedişi onun o hastalıklı sahiplenme duygusunu daha da körükledi. Leyla’nın avucunu zorla açtı ve kartı sertçe içine bastırıp parmaklarını üzerine kapattı.
"Kabul edeceksin!" dedi Civan dişlerinin arasından, Leyla'nın gözlerinin içine bakarak. "Gurur yapmanın sırası değil. Eğer o dükkanlara bir daha gittiğini duyarsan, yemin ederim o dükkanları o heriflerin başına yıkarım. Beni buna mecbur etme. Kullan bu kartı, anneni de kendini de muhtaç etme o heriflere."
Leyla, Civan’ın o karanlık ve baskıcı gücü karşısında nefesinin kesildiğini hissetti. Kart avucunun içinde buz gibi bir metal parçası gibi duruyordu ama ağırlığı sanki tonlarcaydı. Civan’ın bu zorbalığı, ona olan o yeni uyanmış duygularını bir kez daha sarsmıştı. Civan onu korumak mı istiyordu yoksa tamamen kendine mi bağlamak?
Leyla, gözlerinde biriken yaşlarla karta baktı. Kabul etmesi onurunun kırılmasıydı, etmemesi ise Civan’ın o mahallede koparacağı kıyametti. Çaresizce, titreyen elleriyle kartı hırkasının cebine attı.
"Mutlu mu oldun şimdi?" dedi Leyla, sesi hıçkırık dolu bir fısıltı gibi. "Beni kendine mecbur ettiğin için gurur duyuyor musun kendinle?"
Civan cevap vermedi, sadece elini Leyla'nın bileğinden çekti. Zafer kazanmıştı ama Leyla’nın gözlerindeki o kırgınlık, ilk kez kalbinde bir yerlere iğne gibi battı. Leyla arabadan inip tozlu sokakta koşa koşa uzaklaşırken, Civan direksiyonun başında öylece kaldı. İstediğini almıştı ama Leyla’yı sanki biraz daha kaybetmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

148okunma 16beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.