35

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 35

Restorandan çıktıklarında gece iyice çökmüştü. Vale arabayı getirirken Berfin yüzündeki gülümsemeyi çoktan silmişti. Az önce masada yaşananlar hâlâ zihninin içinde dönüp duruyordu. Miran’ın tek tek seçerek kurduğu o cümleler… Civan’ın sebepsiz gibi görünen öfkesi… Bir insan suçsuzsa neden bu kadar sert tepki verirdi?
Arabaya bindiklerinde birkaç dakika boyunca sadece motorun sesi vardı. Civan direksiyonu gereğinden sert tutuyordu. Çenesi kilitliydi. Berfin ise camdan dışarı bakıyor gibi yaparken aslında onu izliyordu.
Ve ilk kez içinden çok net bir düşünce geçti:
Civan’ın başka bir kadına karşı zaafı vardı.
Üstelik bu yeni bir şey değildi.
Berfin aptal değildi. Yıllardır bu çevrelerin içinde büyümüştü. Erkeklerin bakışlarını, gizledikleri şeyleri, sustuklarında neyi ele verdiklerini iyi bilirdi. Miran açık açık bir isim vermemişti ama gerek de yoktu. Civan’ın verdiği tepkiler zaten fazlasını anlatıyordu.
Ama işin tuhaf tarafı… Berfin’in canını acıtan şey aşk değildi.
Çünkü o da Civan’a delicesine âşık değildi.
Bu evlilik bir masaldan çok anlaşmaydı. Güçtü. İsimdi. İki büyük ailenin birleşmesiydi. Berfin küçüklüğünden beri böyle yetişmişti zaten; sevgi değil statü önemliydi. Güçlü adamların yanında durur, güçlü kadınlar gibi yaşardı.
Ve dürüst olmak gerekirse…
Leyla gibi bir kızın hizmetçi olarak kalması, onun için tehditten çok avantajdı.
Eğer Civan’ın ilgisi gerçekten o kızdaysa bile, bu ilişki asla açık yaşanamazdı. Ailesi izin vermezdi. Sultan Hanım izin vermezdi. Aşiret izin vermezdi.
Yani Leyla ne olursa olsun aşağıda kalacaktı.
Ama Miran…
İşte Miran tehlikeliydi.
Çünkü o sadece konuşmuyordu. İnsanların içine giriyordu.
Civan sonunda sessizliği sertçe böldü.
“O adamla görüşmeyeceksin.”
Berfin başını yavaşça çevirdi.
“Kiminle?”
“Miran’la.” dedi Civan dişlerinin arasından. “Bir daha seni onun yanında görmeyeyim.”
Berfin’in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Niye?”
Civan kısa bir nefes verdi.
“Çünkü o şerefsizin teki.”
Berfin gözlerini ona dikti.
“Bana öyle gelmiyor.”
Bu cümle Civan’ın sinirini daha da bozdu.
“Mesele sana nasıl geldiği değil.”
Berfin hafifçe arkasına yaslandı.
“İlginç…” dedi sakin bir sesle. “Masada tek dürüst konuşan oydu bence.”
Civan anında frene basacak gibi direksiyonu sıktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Berfin omuz silkti.
“Hiç.” dedi. “En azından insan gibi konuşuyor. Sürekli bağırmıyor.”
Civan acı bir kahkaha attı.
“O seni kullanıyor.”
Berfin bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Belki.” dedi sakince. “Ama en azından beni aptal yerine koymuyor.”
Arabanın içindeki hava bir anda buz kesti.
Civan sustu.
Çünkü Berfin’in aslında neyi kastettiğini anlamıştı.
Miran’ın sözlerinden çok… Civan’ın sakladıkları konuşuyordu artık.
Berfin tekrar camdan dışarı döndü.
Ama içinden geçen şey çok daha tehlikeliydi:
Miran’ın yanında kendini daha güçlü hissediyordu.
Çünkü Miran onu küçümsemiyor, dışlamıyor, susturmuyordu.
Tam tersine…
Kapalı kapılar ardında hep onun tarafında duruyormuş gibi davranıyordu.
Ve Berfin farkında olmadan, tam da Miran’ın istediği yere yürümeye başlıyordu.
Konağın demir kapıları açılıp araba avluya girdiğinde gece çoktan ağırlaşmıştı. Farların taş zeminde dağılan ışıkları arasında Civan’ın yüzü daha da sert görünüyordu. Yol boyunca Berfin’le doğru düzgün konuşmamıştı. Miran’ın restorandaki o sinsi imaları hâlâ kulağında dönüp duruyordu.
Arabadan iner inmez gözleri refleks gibi konağın girişine kaydı.
Leyla yoktu.
Bu küçücük eksiklik bile içine anlamsız bir huzursuzluk düşürdü.
Normalde bu saatlerde ya mutfakta olurdu ya da koridorlardan birinde sessizce bir işle uğraşırken görünürdü. İnsan birini görmeye alışınca, yokluğu hemen göze batıyordu.
Civan buna sinirlenir gibi çenesini sıktı.
Hızlı adımlarla içeri girdi. Salonda Sultan Hanım oturuyordu. Berfin hiçbir şey söylemeden üst kata çıktı.
Civan ise farkında olmadan etrafı gözleriyle taramayı sürdürüyordu.
Yoktu.
Mutfaktan hafif tabak sesleri gelince oraya yöneldi. İçeri girdiğinde sadece Hicran vardı. Kadın tezgâhın önünde sessizce bulaşıkları topluyordu.
Civan kapıda durdu.
“Leyla nerede?”
Hicran hemen elindekini bırakır gibi oldu.
“Odasına geçti ağa.”
Civan’ın kaşları hafif çatıldı.
“Niye?”
Hicran kısa bir tereddüt etti.
“İşlerini bitirdi…” dedi dikkatli bir sesle. “Biraz yorgundu galiba.”
Civan cevap vermedi.
Ama içindeki huzursuzluk daha da büyüdü.
Çünkü Leyla onu beklememişti.
Eskisi gibi göz göze gelmek için bile aşağıda kalmamıştı.
Bilerek uzak durmuş gibiydi.
Ve Civan bunun nedenini çok iyi biliyordu.
O geceden sonra…
Leyla gerçekten mesafe koymaya başlamıştı.
Üst kata çıktığında koridor sessizdi. Konağın taş duvarlarında sadece ayak sesleri yankılanıyordu.
Civan istemsizce başını arka koridora çevirdi.
Leyla’nın odasının olduğu tarafa.
Kapısı kapalıydı.
Altından ışık bile görünmüyordu.
Civan birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
İçinde yine gidip kapıyı açma isteği yükseldi. Sadece iyi mi diye bakmak istiyordu. Sesini duymak… onu görmek…
Ama sonra Leyla’nın o kırık sesi zihninde yankılandı:
“Gitmeden ben seni durduramayacağım…”
Civan gözlerini kapadı.
Bu kez başka bir şey hissetti.
Korku.
Ertesi gün konak yine kendi düzenine dönmüş gibiydi. Sabah erkenden başlayan telaş, mutfaktan yükselen sesler, çalışanların koşuşturması… Herkes kendi işiyle meşguldü. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu.
Ama Leyla için hiçbir şey normal değildi.
Sabah gözünü açtığı andan beri tek bir şeye dikkat ediyordu:
Civan’la karşılaşmamak.
Onu merdivenlerden inerken duyunca başka koridora geçiyor, salondaysa mutfağa giriyor, mutfaktaysa avluya çıkıyordu. Sanki konağın içinde görünmez olmaya çalışıyordu.
Ve başarılı da oluyordu.
Civan onu o gün neredeyse hiç göremedi.
Sadece bir kez… üst kattaki koridorda uzaktan beyaz eteğinin köşesi göründü. Leyla onu fark eder etmez yön değiştirmişti.
Bu küçücük hareket bile Civan’ın bütün gün sinirini bozmuştu.

Leyla ise bunu fark etmiyordu bile artık.
Çünkü zihni karmakarışıktı.
Bir yandan Civan’dan uzak durmaya çalışıyor, bir yandan da onsuzluğun içini neden bu kadar boşalttığını anlamaya çalışıyordu.
Tam o sırada telefonu titreşti.
Miran.
Leyla birkaç saniye ekrana baktı. Sonra açtı.
Mesaj kısa ama her zamanki gibi yumuşaktı:
“Bugün iyi misin?”
Leyla kısa bir cevap yazdı:
“İyiyim.”
Ama Miran hemen anlıyordu artık. Kızın kısa cevapları bile nasıl hissettiğini ele veriyordu.
Bir süre sonra yeni mesaj geldi:
“Civan peşine düştü mü yine?”
Leyla’nın parmakları durdu.
Sonra istemsizce yazdı:
“Hayır. Zaten görmemeye çalışıyorum.”
Miran ekrana bakıp hafifçe gülümsedi.
İşte bunu istiyordu.
Mesafe büyüsün istiyordu.
Hemen cevap yazmadı. Birkaç dakika bekledi. Sanki gerçekten düşünüyormuş gibi…
Sonra son kozunu oynadı.
“Bence artık Sultan anneyle konuş.”
Leyla’nın kaşları çatıldı.
“Ne konuşayım?”
Mesaj hemen geldi:
“Her şeyi.”
Leyla’nın kalbi sıkıştı.
Miran devam etti:
“Bak Leyla… belki kadın sandığın kadar kötü biri değildir. Sonuçta o da kadın. Belki seni gerçekten korur.”
Leyla uzun süre cevap vermedi.
Çünkü Sultan Hanım’dan korkuyordu.
Miran ise tam da o korkunun içine usulca konuşmaya devam etti:
“Sen böyle daha ne kadar yaşayacaksın?”
“Her gün kaçarak?”
“Her gün ezilerek?”
Leyla’nın gözleri doldu.
Telefonu biraz daha sıkı tuttu.
Yeni mesaj geldi:
“Belki sana başka bir iş ayarlar.”
“Belki bu hizmetçilikten bile kurtulursun.”
“En azından nefes alırsın.”
Leyla gözlerini kapadı.
Bu fikir ilk anda korkutmuştu onu.
Ama sonra…
İçindeki yorgun taraf o cümlelere tutunmak istedi.
Belki gerçekten konuşursa her şey sakinleşirdi.
Belki Sultan Hanım onu başka bir yere gönderirdi.
Belki Civan’dan uzak kalmak… canını daha az yakardı.
Miran ise mesajın görüldüğünü görünce telefonu yavaşça bıraktı.
Gözlerinde soğuk bir memnuniyet vardı.
Çünkü Leyla hâlâ anlamıyordu:
Miran onu kurtuluşa değil… tam olması gereken yere sürüklüyordu.
Öğleden sonra konak sessizleşmişti. Çalışanlar kendi işine dağılmış, üst katlar tenha kalmıştı. Civan saatlerdir çalışma odasındaydı. Leyla bunu duyduğunda içindeki düğüm daha da sıkıldı.
Belki de Miran haklıydı.
Belki bu işi bitirmenin tek yolu Sultan Hanım’la konuşmaktı.
Çünkü artık nefes alamıyordu.
Elleri titreyerek salona geçti. Sultan Hanım tek başına oturuyor, önündeki fincandan yavaşça kahve içiyordu. Leyla birkaç saniye konuşamadı.
Sonra kısık bir sesle:
“Sultan Hanım…” dedi.
Kadın gözlerini kaldırdı.
Leyla’nın yüzündeki hâli görünce bakışları anında sertleşti.
Anladı.
Yine oğluyla ilgiliydi.
“Ne var?” dedi soğukça.
Leyla etrafa baktı.
“Özel konuşabilir miyiz?”
Sultan Hanım birkaç saniye onu süzdü. Sonra ağır ağır ayağa kalktı.
“Gel.”
Odaya girdiklerinde Sultan Hanım kapıyı kapattı. Leyla ayakta kalmıştı. Ellerini birbirine kenetlemiş, gözlerini yere indirmişti.
Kadın onu sessizce izliyordu.
Aslında bu sahneyi aylar önce tahmin etmişti.
Leyla’yı bu eve boşuna almamıştı.
Nenesi ameliyat olurken uzattığı para sadece iyilik değildi. Leyla’nın o paraya mecbur olduğunu görmüştü. Fakirliği, çaresizliği, gururu… hepsini görmüştü.
Ve tam da bu yüzden onu konağa hizmetçi olarak almıştı.
Oğluyla arasındaki uçurumu her gün görsün diye.
Bir tarafta ağa oğlu…
Diğer tarafta borcunu temizlik yaparak ödeyen bir kız.
Ama şimdi o kız karşısında durmuş, titreyen gözlerle konuşmaya hazırlanıyordu.
Sultan Hanım’ın içinde öfke ağır ağır büyüdü.
“Konuş.” dedi sertçe.
Leyla’nın sesi titredi.
“Ben… artık burada yapamıyorum.”
Kadının yüzü hiç değişmedi.
Leyla devam etti, gözleri dolarak:
“Ne olur beni başka bir yere gönderin Sultan Hanım… başka bir iş olur… ne bileyim…” dedi boğazı düğümlenerek. “Burada kalırsam her şey daha kötü olacak.”
İşte o an Sultan Hanım’ın bakışları buz kesti.
“Daha kötü olacak…”
Bu cümleyi tekrar etti yavaşça.
Sonra acı bir tebessüm yayıldı yüzüne.
“Demek sonunda sen de farkına vardın.”
Leyla hemen başını kaldırdı.
“Sultan Hanım ben—”
Kadın bir anda sertleşti.
“Sus!”
Leyla irkildi.
Sultan Hanım ayağa kalktı. Yavaş adımlarla ona yaklaştı.
“Ben seni bu eve neden aldım sanıyorsun?” dedi alçak ama zehir gibi bir sesle. “Acıdığım için mi?”
Leyla’nın gözleri doldu.
Kadın devam etti:
“Senin nenene o parayı verirken ne olduğunu gayet iyi biliyordum ben. Fakirliğini de biliyordum, çaresizliğini de.”
Leyla’nın nefesi sıkıştı.
“Bu konağa hizmetçi olarak girmen gerekiyordu ki…” dedi Sultan Hanım gözlerini içine dikerek, “yerini unutmayasın.”
O son cümle Leyla’nın içine bıçak gibi saplandı.
Kadın şimdi tamamen öfkesine teslim olmuştu.
“Oğlumun karşısında ne olduğunu her gün gör istedim ben!” dedi. “Bir tarafınızda şoförler, hizmetçiler… bir tarafında Civan!”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Ama sen ne yaptın?” dedi Sultan Hanım küçümseyici bir gülüşle. “Kendi yerini unutmaya başladın.”
“Hayır vallahi öyle değil…”
“Değil mi?” diye kesti onu sertçe. “O zaman niye ağlıyorsun burada? Niye beni gönderin diyorsun?”
Leyla cevap veremedi.
Çünkü cevap verse gerçeği söylemiş olacaktı.
Sultan Hanım bunu gördü.
Ve işte en çok buna sinirlendi.
“Oğlum sana acıdı diye kendini ne sandın sen?” dedi. “Civan’ın dünyasıyla senin dünyan bir olur mu sanıyorsun?”
Leyla hıçkırığını tutmaya çalışıyordu artık.
Kadın daha da yaklaştı.
“Bak kızım…” dedi soğuk bir sesle. “Siz gibiler hep aynı hatayı yapar. Bir adam iki güzel söz söyledi diye kendinizi masalın içinde sanırsınız.”
Leyla başını salladı.
“Ben öyle düşünmedim…”
“Düşündün!” diye patladı Sultan Hanım. “Yoksa bugün karşıma çıkıp beni gönderin demezsin!”
Odanın içindeki hava ağırlaşmıştı.
Leyla ezildikçe küçülüyor gibiydi.
Ama Sultan Hanım durmuyordu.
Çünkü korkuyordu.
Ve korktukça daha acımasız oluyordu.
“Şunu kafana sok.” dedi dişlerinin arasından. “Civan gider Berfin’le evlenir. O soyadıyla yaşar. O masalarda oturur. Sen ise en fazla başka bir konağın mutfağına düşersin.”
Leyla’nın dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.
Kadın son darbeyi sakin ama korkunç bir netlikle vurdu:
“Oğlumun hevesi geçer.” dedi. “Ama sen yerini unutursan altında kalırsın.”

Sultan Hanım’ın yüzü Leyla’nın sözleriyle birlikte adeta donup kaldı.
Leyla gözyaşlarını tutamıyordu artık. Sesinin titremesi odanın içinde kırık kırık yankılanıyordu.
“Lütfen…” dedi nefesi kesilerek. “Beni gönderin… bakın siz de görüyorsunuz… bu sadece bir heves olsaydı çoktan beni bırakmış olurdu.”
Sultan Hanım’ın gözleri yavaşça kısıldı.
“Ne diyorsun sen?” dedi soğuk ama dikkat kesilmiş bir sesle.
Leyla bir adım daha yaklaştı, sanki artık saklayacak hiçbir şeyi kalmamış gibiydi.
“Ben size her şeyi anlatıyorum…” dedi. “Çünkü artık dayanamıyorum.”
Sultan Hanım bir an sustu.
Ama Leyla susmadı.
Sözler artık dökülüyordu; geri çevrilemeyecek kadar ağır, saklanamayacak kadar çıplak.
“Onunla… birlikte olduk.” dedi Leyla, sesi kırılarak. “Nişandan bir gün önce… biz beraber olduk .”
Odanın içi bir anda buz kesti.
Sultan Hanım’ın yüzünde bir anlık ifade kayması oldu. Sanki duyduğu şeyi anlamamış gibi gözlerini kırptı.
“Ne…” dedi çok kısık bir sesle.
Leyla geri çekilmedi, artık geri dönüş yoktu.
“Geldi.” dedi. “Ben git dedim… ama gitmedi. Ya da… ben durduramadım.”
Sultan Hanım’ın eli koltuğun kenarına sıkı sıkıya yapıştı.
“Sus…” dedi refleksle ama sesi artık sert değildi, kontrolsüzdü.
Leyla gözyaşları içinde devam etti.
“Bana ayrı ev tutacağını söyledi…” dedi. “Kimse bilmeyecek, kimse görmeyecek… beni orada saklayacağını söyledi.”
Sultan Hanım’ın nefesi bir an kesildi.
Gözleri büyüdü.
“Sen…” dedi boğuk bir sesle. “Sen ne anlatıyorsun?”
Leyla artık tamamen kırılmıştı.
“Ben onu istemedim…” dedi. “Ama oldu… her şey oldu…”
O an sessizlik çöktü.
Öyle bir sessizlik ki, konağın duvarları bile ağırlaştı.
Sultan Hanım bir adım geriledi.
Sonra bir adım daha.
Yüzü yavaşça değişiyordu; öfke değil, inkâr değil…
Şok.
“Civan…” diye fısıldadı sanki adı bile boğazına batıyormuş gibi. “Civan bunu…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Çünkü tamamlamak demek, kabul etmekti.
Leyla ise son darbeyi titreyen bir sesle vurdu:
“Beni saklamak istedi…” dedi. “Kuma gibi… kimse bilmeden…”
Sultan Hanım’ın dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.
Bir an elini dudaklarına götürdü.
Gözleri boşluğa bakıyordu.
Sanki ilk kez kendi oğlunu gerçekten duymuştu.
Ve bu duyduğu şey…
onun bildiği Civan değildi.
Sultan Hanım’ın yüzü Leyla’nın sözleriyle birlikte adeta donup kaldı.
Leyla gözyaşlarını tutamıyordu artık. Sesinin titremesi odanın içinde kırık kırık yankılanıyordu.
“Lütfen…” dedi nefesi kesilerek. “Beni gönderin… bakın siz de görüyorsunuz… bu sadece bir heves olsaydı çoktan beni bırakmış olurdu.”
Sultan Hanım’ın gözleri yavaşça kısıldı.
“Ne diyorsun sen?” dedi soğuk ama dikkat kesilmiş bir sesle.
Leyla bir adım daha yaklaştı, sanki artık saklayacak hiçbir şeyi kalmamış gibiydi.
“Ben size her şeyi anlatıyorum…” dedi. “Çünkü artık dayanamıyorum.”
Sultan Hanım bir an sustu.
Ama Leyla susmadı.
Sözler artık dökülüyordu; geri çevrilemeyecek kadar ağır, saklanamayacak kadar çıplak.
“Onunla… birlikte olduk.” dedi Leyla, sesi kırılarak. “Nişandan bir gün önce… benim odama geldi.”
Odanın içi bir anda buz kesti.
Sultan Hanım’ın yüzünde bir anlık ifade kayması oldu. Sanki duyduğu şeyi anlamamış gibi gözlerini kırptı.
“Ne…” dedi çok kısık bir sesle.
Leyla geri çekilmedi, artık geri dönüş yoktu.
“Geldi.” dedi. “Ben git dedim… ama gitmedi. Ya da… ben durduramadım.”
Sultan Hanım’ın eli koltuğun kenarına sıkı sıkıya yapıştı.
“Sus…” dedi refleksle ama sesi artık sert değildi, kontrolsüzdü.
Leyla gözyaşları içinde devam etti.
“Bana ayrı ev tutacağını söyledi…” dedi. “Kimse bilmeyecek, kimse görmeyecek… beni orada saklayacağını söyledi.”
Sultan Hanım’ın nefesi bir an kesildi.
Gözleri büyüdü.
“Sen…” dedi boğuk bir sesle. “Sen ne anlatıyorsun?”
Leyla artık tamamen kırılmıştı.
“Ben onu istemedim…” dedi. “Ama oldu… her şey oldu…”
O an sessizlik çöktü.
Öyle bir sessizlik ki, konağın duvarları bile ağırlaştı.
Sultan Hanım bir adım geriledi.
Sonra bir adım daha.
Yüzü yavaşça değişiyordu; öfke değil, inkâr değil…
Şok.
“Civan…” diye fısıldadı sanki adı bile boğazına batıyormuş gibi. “Civan bunu…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Çünkü tamamlamak demek, kabul etmekti.
Leyla ise son darbeyi titreyen bir sesle vurdu:
“Beni saklamak istedi…” dedi. “Kuma gibi… kimse bilmeden…”
Sultan Hanım’ın dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.
Bir an elini dudaklarına götürdü.
Gözleri boşluğa bakıyordu.
Sanki ilk kez kendi oğlunu gerçekten duymuştu.
Ve bu duyduğu şey…
onun bildiği Civan değildi.

Leyla’nın söyledikleri bittikten sonra odanın içindeki sessizlik ağır bir çöküş gibi uzadı.
Sanki konağın duvarları bile duyduklarını sindiremiyordu.
Leyla bir anda dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı. Omuzları titriyor, nefesi kesik kesik çıkıyordu. Artık ne gurur kalmıştı ne direnç; sadece yorgunluk ve korku vardı.
Sultan Hanım birkaç saniye kıpırdamadan baktı.
Yüzünde ne yumuşama vardı ne merhamet.
Ama ilk kez kontrolü kaçırmış gibiydi.
Derin bir nefes aldı.
“Tamam…” dedi sert ama daha düşük bir tonla. “Kalk.”
Leyla başını kaldırmadı bile.
Sultan Hanım bir adım yaklaştı.
“Dedim kalk.”
Leyla zorlanarak doğruldu. Gözleri şişmişti, yüzü solmuştu.
Sultan Hanım onu tepeden aşağı süzdü.
“Ben bunu halledeceğim.” dedi net bir şekilde.
Leyla’nın gözleri umutla doldu.
Ama o umut çok kısa sürdü.
Çünkü Sultan Hanım’ın sesi yeniden keskinleşti.
“Ama Civan bu konuşmadan haberdar olmayacak.”
Leyla dondu.
Sultan Hanım devam etti:
“Sen de ağzını sıkı tutacaksın.”
Odadaki hava yeniden değişti.
Bu bir yardım sözü değildi sadece.
Bir şarttı.
Bir sınırdı.
Sultan Hanım gözlerini Leyla’nın gözlerine dikti.
“Bir de…” dedi soğukça. “Bana yanlış yaparsan… söylediklerimin dışına çıkarsan…”
Bir saniye durdu.
Sonra cümleyi tamamladı:
“…her şeyinizi alırım.”
Leyla’nın nefesi boğazında kaldı.
Sultan Hanım hiç yumuşamadan arkasını döndü.
“Şimdi toparlan.” dedi. “Herkes uyuyunca şoför seni bırakacak.”
Leyla hiçbir şey diyemedi.
Sadece başını eğdi.
Sultan Hanım kapıya yönelirken son kez durdu.
Sesi bu kez daha kontrollüydü ama daha tehlikeliydi:
“Bu konu burada kalacak.”
Kapı kapandığında Leyla odada tek başına kaldı.
Dizlerinin üzerinde değil artık…
Ama daha ağır bir şeyin altında kalmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

48okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.