3

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 3

Leyla, zihnindeki o tehlikeli düşünceleri birer birer budamaya çalışıyordu. Evet, Civan’ın o kapkara gözleri, sert ama bir o kadar etkileyici duruşu ve odayı dolduran o baskın, erkeksi kokusu onu sarsmıştı; ama gerçekler daha ağırdı. "Sultan Hanım beni kapısına hizmetçi diye almaz, gelin diye mi alacak?" diye geçirdi içinden. "İyi oldu... Erkenden kimin nesi olduğunu öğrendiğim iyi oldu."
O sırada Sultan Hanım ayağa kalktı. Neriman, mezurasını boynuna dolayıp Sultan'ın etrafında pervane olurken, Leyla da elinde defter kalemle her ölçüyü titizlikle not ediyordu. Tam o anda merdivenlerden ağır ama emin adımlar duyuldu. Civan, tüm heybetiyle salona girdi.
Doğruca annesinin yanına gidip eğildi ve kadının alnına hürmetle bir buse kondurdu. "Anam," dedi sesi odanın içinde yankılanarak. Sultan’ın gözleri parladı. "Var mı bir isteğin oğlum? Gitmeden otur bir kahvemi iç." Sonra eliyle terzileri işaret etti: "Bak bu terzim Neriman, bu da kızı Leyla."
Leyla ve Neriman sadece hafif bir baş selamı verdiler. Civan, annesini kırmayıp karşıdaki sedire oturduğunda salonun havası bir anda değişti. Leyla, bakışlarını elindeki kağıttan ayırmamak için büyük bir direnç gösteriyordu. Kalbi göğüs kafesini zorluyordu ama o sadece "Bel çevresi... Omuz genişliği..." diye notlar alıyormuş gibi yapıyordu.
Civan ise hiç öyle yapmıyordu. Elindeki tespihi yavaşça çekerken, bakışlarını Leyla’nın üzerinde sabitlemişti. Kızın telaşla önüne düşen kahverengi saçlarını, o saklamaya çalıştığı ela gözlerini ve bol fistanının bile tamamen gizleyemediği o doğal zarafetini süzüyordu. Bakışlarında çarşıdaki o korumacı ifadeden çok, artık saf bir erkek arzusu vardı. Bu kızın o yoksul ve sıradan halinin içindeki gizli çekiciliği fark etmek, Civan’ın kanını ateşlemişti.
Sultan Hanım, oğlunun bu derin bakışlarını, o süzüşünü fark edince boğazını temizleyerek dikkatini dağıtmaya çalıştı. "Eee Civan," dedi sesine bilerek bir otorite katarak. "Duydun mu, şu karşı aşiretin bir kızı varmış. Okumuş, Avrupa görmüş, asil mi asil... Şanımıza yakışır diyorlar. Var mı senin de gönlüne giren, aklını çelen biri?"
Neriman hemen lafa atıldı, Sultan'ın gözüne girmek için fırsat kolluyordu: "Yakışır ağamıza hanımım! Şöyle soylu, şöyle güzel bir hanım ağa yaraşır Civan Ağamıza."
Civan, annesinin imasını anlamış olacak ki bakışlarını Leyla’dan zorlukla çekip Sultan’a döndü. "Benim gönlüm aşiret törelerine sığmaz ana," dedi mesafeli bir sesle. Ama göz ucuyla Leyla’nın bu sözler üzerine elindeki kalemi nasıl sıktığını, parmak uçlarının nasıl beyazladığını izliyordu.
Leyla ise başını hiç kaldırmadı. Sultan’ın kurduğu o "asil gelin" hayallerinin içinde kendisinin sadece bir figüran, üzerinde kıyafet dikilen bir askı kadar hükmü olduğunu bir kez daha anladı. Civan’ın üzerindeki o yakıcı bakışları tenini kavururken, tek isteği bir an önce bu konaktan çıkıp gitmekti.
Civan, annesiyle konuşuyormuş gibi görünse de zihni tamamen birkaç metre ötesindeki o genç kadına kilitlenmişti. Leyla, çalışırken rahat etmek için saçlarını üstünkörü bir topuz yapmıştı; ama o aceleyle toplanmış saçların arasından firar eden tutamlar, terden nemlenmiş o beyaz ve ince boynuna dökülüyordu. Civan, Leyla’nın her eğilip kalkışında, her mezura tutuşunda o narin boynunu izledikçe yerinde duramaz hale geldi. İçindeki o ani ve keskin arzu, salonun serinliğine rağmen onu terletmeye başlamıştı.
Bakışlarını Leyla’nın üzerinde sabitlemişken, boğazındaki o düğümü yutkundu. Daha fazla orada kalırsa, annesinin ve terzi kadının önünde bir açık vereceğini, o yakıcı bakışlarını ele vereceğini anladı.
"Ana," dedi Civan, sesi her zamankinden daha pürüzlü ve sert çıkarak. "Ben çıkıyorum. Fabrikada işler birikti, mühendisler beni bekler. İşin başına geçmem lazım."
Eğilip annesinin elini öptü ama odadan çıkarken bile gözleri bir anlığına Leyla’nın o açıkta kalan boynuna, oradaki o küçük çukura kaydı. Civan, arkasında bıraktığı o yoğun erkeksi kokusuyla hızla konaktan çıkıp fabrikalarına doğru yola koyuldu; ama aklı o dikiş makinesinin başındaki kızda kalmıştı.
Sultan Hanım, oğlunun arkasından gururla bakıp iç geçirdi. "Civan olmasa bu koca çark dönmez Neriman Hanım," dedi göğsünü kabartarak. "Avrupa’da okuttuk onu, mühendis yaptık. Hem aşiret töresini bilir hem dünya ilmini. Çok gururlandırdı bizi çok..."
Sonra bakışlarını aniden Leyla’ya çevirdi. Az önce oğlunun o kızı nasıl süzdüğünü görmüştü; şimdi o ihtimalin tohumlarını bile kurutması gerekiyordu.
"Eee Leyla kızım, anlat bakalım," dedi Sultan Hanım, sesine sahte bir şefkat katarak. "Sen ne okudun? Senin de var mı böyle diplomaların?"
Leyla, elindeki kağıdı hafifçe sıkarak kısık bir sesle, "Sadece lise efendim... Devam edemedim," dedi.
Sultan Hanım, aradığı cevabı almış olmanın verdiği o üstünlükle gülümsedi. Aralarına çektiği o görünmez setlere bir tuğla daha koydu:
"Olsun be güzelim... Okumak da herkese nasip olmaz. Ama üzülme, burada çoktur senin gibi kızlar. Seninle aynı seviyede, senin gibi lise mezunu, kendine denk, helal süt emmiş bir kısmet bulursun elbet sen de. Şöyle orta halli bir yuva kurarsın, geçer gidersin."
Sultan’ın her kelimesi Leyla’nın kalbine atılmış birer buz parçası gibiydi. "Kendine denk" derken, Civan’ın onun dengi olmadığını, o fabrikanın ve o mühendislik diplomasının yanına ancak "okumuş, Avrupa görmüş" bir hanım ağanın yakışacağını Leyla’nın yüzüne vura vura söylüyordu.
Leyla sadece, "İnşallah hanımım," diyebildi. Başını iyice dikiş makinesine gömdü. İğnenin kumaşa giriş çıkış sesi, Sultan’ın o kibirli sesini bastırsın istiyordu. Artık sadece Civan’ın kim olduğunu değil, Sultan Hanım’ın o kapıları ona ne kadar sıkı kapattığını da biliyordu.
Güneş, konağın o heybetli taş duvarlarının ardına doğru devrilirken, salonun içine turuncu ve puslu bir ışık dolmuştu. Leyla, sırtındaki ağrıya ve ruhundaki o ezilmişlik hissine rağmen birkaç elbisenin taslağını çıkarmış, iğnelerini özenle kutusuna yerleştirmişti. Neriman ise Sultan Hanım’ın gönlünü hoş tutmanın verdiği o yorgun ama gururlu ifadeyle toparlanıyordu.
Sultan Hanım, ağır adımlarla odaya girdi. Elinde, içi kağıt paralarla dolgun duran beyaz bir zarf vardı. Zarfı Neriman’a uzatırken yüzünde o her zamanki "yukarıdan bakan" şefkat vardı.
Neriman zarfın içine şöyle bir göz atınca gözleri parladı, dudakları titredi. "Aman hanımım!" dedi mahcubiyetle karışık bir sevinçle. "Bu çoktur... El emeğimiz bu kadar etmez, sağ olun, var olun."
Sultan Hanım, altın bileziklerini şıngırdatarak elini havada savurdu. "Olsun, olsun Neriman Hanım... Gönlümüzden koptu. Hem sadece işin karşılığı değil, sadakamız olsun. Belki Leyla kızım da o parayla kendine şöyle güzel, yeni bir şeyler alır; üstündeki o solukları değiştirir."
Sultan, bu sözleri söylerken göz ucuyla Leyla’nın üzerindeki eski fistanı süzmüştü. Leyla, o an kalbine buzdan bir ok saplandığını hissetti. Sultan’ın "sadaka" kelimesini kullanması, sadece parasızlıklarını değil, onun gözündeki "muhtaç" konumlarını da bir mühür gibi yüzüne vurmuştu. O zarf artık sadece para değil, Leyla ile Civan arasındaki o uçurumun tapusuydu.
Neriman, paranın verdiği mutlulukla, "Allah bin kere razı olsun hanımım, eksik olmayın!" diyerek Sultan’ın eline sarılacak gibi oldu.
Leyla ise dikiş makinesinin kapağını sertçe kapattı. Kırılmıştı, hem de çok... Ama bu konakta gururunu sergileyecek lüksü yoktu. Başını öne eğip sadece sessizce, "Sağ olun hanımım," diyebildi. Sultan, o seviye farkını her kelimesiyle, her jestiyle öyle bir kazımıştı ki; Leyla o an kendini bu görkemli konağın içinde bir süs eşyası kadar bile değerli hissetmiyordu.
Konağın o ağır kapısından çıkıp akşam serinliğine karıştıklarında, Neriman zarfı çantasına yerleştirip, "Bak gördün mü kızım, bereketli kapı dedik sana!" diye fısıldıyordu. Leyla ise sadece arkasına dönüp o karanlık heybete baktı. O kapıdan giren sadece terzi kızıydı ama o kapıdan çıkan, kalbine ilk yarasını almış, hayalleri sadaka niyetine harcanmış bir kadındı.
Akşam karanlığı çökerken, avludaki eski masaya bezden bir sofra kuruldu. Tencerede kaynayan çorbanın buharı, Neriman’ın dinmek bilmeyen heyecanına karışıyordu. Neriman, sanki bir masal anlatıyormuş gibi Saadet Nene’ye günün dökümünü yapıyordu.
"Ah ana, bir görsen o konağı! Her yer altın, her yer ipek... Hele o Civan Ağa! Boylu poslu, bir bakışı var, sanırsın dağları o yaratmış. Öyle terbiyeli, öyle hürmetli ki... Anasının elini öpüşünü görecektin, tam bir beyefendi!"
Leyla, tabağındaki çorbayı kaşığıyla ağır ağır karıştırırken başını hiç kaldırmıyordu. Mahcubiyeti yüzünden okunuyordu ama annesinin bu "hayranlık" dolu nutukları içini kemiriyordu.
Neriman bir an duraksadı, kaşlarını hafifçe çattı. "Ama ana... Sultan Hanım'a da biraz kırıldım doğrusu. İyi kadın, hoş kadın, kesesi de bol ama lafını esirgemedi."
Saadet Nene gözlüğünün üstünden baktı: "Niye kızım? Ne dedi ki?"
"Vallahi gül gibi kızıma döndü de, 'Kendi seviyende birini bul, geçinip git' dedi. İnsan bir der ki 'Benim çevrem geniştir, tanıdığım aslan gibi gençler var, bir şeyler yaparız.' Biz zaten görmedik hayattan bir şey, ucu ucuna yaşadık bunca sene... Benim kızım da mı benim gibi ömür tüketsin? O sarayları gördükten sonra insan istiyor ki evladı kurtulsun."
Saadet Nene iç çekip başını salladı. "Nolmuş yavrum? Kadın doğru demiş. Atalarımız boşuna mı demiş davul bile dengi dengine diye? Biz kimiz, onlar kim? Bizim gibi insanların nasibi de bizim gibilerdir."
Neriman elini havada salladı: "Aman ana boşversene! Sen de iyice karamsar oldun. Ben inanıyorum, benim Leyla’m en güzellerine layık. O güzellikle, o huyla elbet bir gün talih kuşu konacak başına."
Leyla bu tartışmanın ortasında bir duvar gibi sessizdi. Ne annesinin zenginlik hayallerine katılıyordu ne de nenesinin "kaderine küs" diyen sözlerine... Tek bir ses yankılanıyordu zihninde: Civan’ın o çarşıdaki sesi ve koridordaki o keskin bakışı.
Leyla'nın tek düşünebildiği; o siyah gömlekli adamın, annesinin anlattığı o "ulaşılamaz ağa" ile aynı kişi olduğuydu. Kalbi, Sultan Hanım’ın çektiği setlere rağmen hala o uçurumun kenarında, Civan’ın kokusuna ve bakışına takılı kalmıştı. Sofradaki sessizliği, uzaktan gelen bir gece kuşunun sesi bölerken Leyla içinden fısıldadı: *"Denk değilmişiz... Öyle dedi."*

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

198okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.