7

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 7

Civan, fabrikadaki cam bölmeli odasında, şehrin ayaklarının altına serildiği o lüks koltuğuna gömülmüştü. Önündeki raporlar, rakamlar, onaylanması gereken bütçeler birer kağıt yığınından ibaretti. Dışarıdan bakıldığında her şeye hükmeden o güçlü adamdı ama içerde, zihninin kuytu köşelerinde tek bir sahne durmadan başa sarıyordu: Leyla’nın mutfaktaki o dolan gözleri ve kapıdan çıkıp giderkenki o dik sırtı.
Kendi kendine öfkeleniyordu. "Kim ki o?" diye mırıldandı, viskisinden sert bir yudum alarak. "Alt tarafı bir terzi kızı. İki kelime etti, bir bakış fırlattı diye nedir bu halim?"
Aslında Leyla’ya o kadar yüklenmesinin, onu küçük görmeye çalışmasının sebebi tam da buydu: Kendi içindeki o sarsılmaz kalelerin sarsılması. Leyla’nın o onurlu duruşu, Civan’ın bugüne kadar "her şeyi satın alabilirim" diye düşündüğü dünyasına indirilmiş bir darbeydi. Kıza "acıdım" demişti çünkü "etkilendim" demek, kendine ve yetiştiği o aşiret kültürüne ihanet etmek gibi geliyordu. Öfkesi aslında Leyla’ya değil, bir yabancıya bu kadar kolayca ruhunun kapılarını açan kendisinedir.
Telefonunu eline aldı. Numarasına baktı uzun uzun. Ekranın ışığı yüzüne vururken, o numaranın ardındaki kızı düşündü. Şu an muhtemelen o mütevazı evinde, dikiş makinesinin başında ya da nenesinin dizinin dibindeydi. Civan’dan nefret ediyordu, buna emindi.
Bir şeyler yazmak istedi. Önce sert bir şeyler düşündü, "Haddini bil" tadında... Sonra geri adım attı, "Bugün için..." diye başladı ama gerisini getiremedi. Bir ağanın, bir Şimşek’in özür dilemesi, hele ki bir terzi kızından... Bu, bütün o kurguladığı dünyayı yıkmak demekti. Gururu, elini kolunu bağlıyordu. Parmakları ekranın üzerinde gezindi, durdu, ama o tuşa bir türlü basamadı.
"Yazmayacaksın," dedi kendi kendine, telefonu masaya ters çevirerek bıraktı. "Yazıp da onu iyice bir şey sanmasına izin vermeyeceksin."
Ama telefon sessizce orada dururken, Civan odadaki sessizliğin içinde Leyla’nın sesini duyuyordu: *"Sahip olduğunuz her şey bir gün başkasının olabilir ama anladığınız her şey sonsuza kadar sizindir."*
Civan o an anladı ki; Leyla’yı hayatından fiziksel olarak çıkarmıştı ama o on dakikalık sohbetle Leyla, Civan’ın zihnine asla çıkmayacak bir kiracı gibi yerleşmişti. Ne kadar öfkelenirse öfkelensin, ne kadar küçük görürse görsün; o "terzi kızı" Civan’ın bugüne kadar kurduğu o kusursuz dünyada onarılması imkansız bir çatlak açmıştı.
Gecenin karanlığı çökerken Civan hala o masada oturuyor, hiç yazmayacağı o mesajın kelimelerini kalbinde biriktiriyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Civan, üzerindeki o ağır kasveti dağıtmak için aşiretten birkaç kuzeniyle şehrin en lüks mekanlarından birine geçti. Masada pahalı mezeler, devrilen kadehler ve yükselen kahkahalar vardı. Civan, ne kadar içse de o mutfaktaki kahve kokusunu ve Leyla’nın buğulu gözlerini zihninden söküp atamıyordu.
Kafalar iyice güzelleşip diller çözülmeye başlayınca, muhabbet kaçınılmaz olarak kadınlara geldi. Kuzenlerinden biri, "Eee Civan Ağa," dedi omzuna vurarak. "Anan yine başlamış sana aşiret kızı bakmaya. Avrupa görmüş, asil kızlar falan... Ne diyorsun, var mı senin de gözüne kestirdiğin bir hanım ağa?"
Civan, bardağındaki buzları çevirirken acı bir gülümseme yerleşti yüzüne. Viskinin verdiği o pervasızlıkla, normalde asla yapmayacağı bir şey yaptı ve Leyla’dan bahsetmeye başladı.
"Bırakın o hanım ağaları falan..." dedi Civan, sesi alkolün etkisiyle biraz daha derinden geliyordu. "Geçen gün bir kız geldi konağa. Terziymiş... Elbiseleri getirmiş."
Kuzenleri merakla ona döndü, masadaki gürültü bir anlığına kesildi. "Eee?" dedi bir diğeri sırıtarak. "Çok mu güzeldi?"
"Güzellikten öte bir şey var o kızda," dedi Civan, bakışları masadaki bir noktaya kilitlenmişti. "Öyle bir konuşuyor ki, sanki bütün dünyayı o yaratmış, biz sadece içinde misafiriz. Gurur desen dağlar kadar... Elini sürmeye kalksan ateş gibi yakar, ama bakışıyla adamı buz keser. Saçlarını öyle bir toplayışı var, boynu... Sanki dersin kaza eseri bu dünyaya düşmüş."
Kuzenleri birbirine bakıp gülmeye başladılar. "Vay be! Bizim Civan Ağa bir terzi kızına bu kadar methiye düzecek adam mıydı? Alt tarafı bir fistan dikiyor diye gönlünü mü kaptırdın yoksa?"
Civan, kuzeninin bu alaycı tavrına aniden parladı. Az önceki o daldığı hayalden sıyrılıp, o katı sınıfsal kibrine geri döndü. "Ne gönlü be!" dedi bardağını masaya vurarak. "Sadece tuhafıma gitti. Eğitimi yok, parası yok ama ağzını açtı mı sanırsın karşımda profesör var. Haddini bildirdim tabii, mutfakta ağlattım kızı... Merhamet ettim, acıdım diye arayıp bir de telefonda payladım."
"Hadi oradan," dedi kuzeni, Civan’ın bu savunmacı tavrını yemeyerek. "Acıdığın kızı burada bize bir saat anlatmazsın sen Civan. Sen o kıza bildiğin tutulmuşsun ama kendine yediremiyorsun."
Civan, "Tutulmak falan yok!" diye gürledi. "O kim, ben kimim? Bir Şimşek, bir terzi kızına mı kalacak? Sadece... farklıydı işte. Sıkılmışım demek ki bu protokol bebeklerinden. Ama bitti, paralarını verdik, kovduk gittiler. Bir daha kapımdan içeri giremez."
Civan böyle konuşsa da, kadehini her kafaya diktiğinde Leyla’nın o gururlu susuşu boğazına bir yumru gibi oturuyordu. Masadaki kahkahalar devam ederken, Civan’ın içinde bir yerlerde, o "küçümsediği" kızın hayali, bütün o kuzenlerinin ve aşiret şanının ortasında dimdik durmaya devam ediyordu.
Gecenin sonunda masadan kalkarken kafası öyle dumanlıydı ki, hala Leyla'nın numarasının kayıtlı olduğu telefonunu cebinde sımsıkı tutuyordu. Bir yanı "Ara ve onu mahvet" diyordu, diğer yanı "Ara ve sesini bir kez daha duy" diye fısıldıyordu.
Gecenin karanlığı, mahallenin o sessiz ve dar sokaklarına çökmüştü. Civan, lüks jipini mahallenin biraz uzağında, kimsenin fark etmeyeceği gölge bir ağaçlığın altına park etti. Motorun sesini susturduğunda, gecenin sessizliği ve alkolün verdiği o bulanık cesaret baş başa kaldı. Kalbi, hiç alışık olmadığı bir hızla çarpıyordu.
Telefonunu eline aldı ve o numarayı aradı. Telefon uzun uzun çaldı, çaldı... Ama karşı taraftan bir ses gelmedi. Leyla ya uyuyordu ya da Civan’ın numarasını tanımış ve kasten açmıyordu. Civan, reddedilmenin verdiği o ani öfke ve alkolün etkisiyle parmaklarını ekranın üzerinde hızla gezdirdi. Artık geri dönüşü olmayan o tehditkar mesajı yazdı:
**"Ağaçlığa gel, arabam burada. Ya hemen gelirsin iki dakika konuşuruz ya da şimdi o kapıya dayanır, seni bu mahallede yedi düvele rezil ederim. Karar senin."**
Mesajın yanındaki "iletildi" işaretine bakarken, Civan direksiyona bir yumruk attı. Kendinden nefret ediyordu; bir kadını, hem de etkilendiği o kadını bu şekilde zorlamaktan... Ama içindeki o kontrol edilemez arzuyu ve Leyla’ya olan öfkesini dindirmenin başka yolunu bulamıyordu.
Birkaç dakika sonra, mahallenin sessiz sokağında bir silüet belirdi. Leyla, üzerine geçirdiği hırkasına sarılmış, adımlarını korku ve sinirle yere basarak ağaçlığa doğru yürüyordu. Civan, dikiz aynasından onun gelişini izlerken nefesini tuttu. Uçurumun kenarındaki o tehlikeli oyun, şimdi bu karanlık ağaçlığın altında son perdesini oynamaya hazırlanıyordu.
Civan, alkolün ve bastırmaya çalıştığı o yakıcı arzunun etkisiyle jipini mahallenin tozlu sokağına, Leyla’nın o eski ama vakur evinin tam önüne sürdü. Motoru susturduğunda, gecenin sessizliğini bozan tek şey jipin soğuyan motorundan gelen çıtırtılar ve Civan’ın düzensiz nefesiydi.
Gözü kararmıştı. O lüks hayatı, aşiret şanı, annesinin "denk" uyarıları... Hepsi o an bu sokağın karanlığında yok olmuştu. Telefonu çıkarıp o mesajı attı: **"Aşağı in. Hemen. Ya kapına dayanırım ya da buraya gelirsin."**
Birkaç dakika sonra kapı hafifçe gıcırdadı. Leyla, üzerine bir hırka almış, gözlerinde korkudan çok saf bir öfkeyle belirdi. Arabaya doğru her adımında yerin sarsıldığını hissediyordu. Jipin kapısını hırsla açıp bindiğinde, arabanın içindeki o ağır alkol ve tütün kokusu Leyla’nın nefesini kesti.
"Sen ne hakla buraya gelirsin?" diye bağırdı Leyla, sesi titriyordu. "Bu saatte, bu halinle benim kapıma gelmeye nasıl cüret edersin Civan! İn arabadan, git bu mahalleden!"
Civan, kan çanağına dönmüş gözlerini Leyla’ya dikti. Alaycı, karanlık bir gülüş yayıldı yüzüne. "İn öyle mi? Herkes önümde eğilirken, sen kimsin de bana emir veriyorsun terzi kızı? Beni bu hale sen getirdin! O zehirli dilinle, o gururlu bakışlarınla benim uykularımı çaldın!"
"Ben mi?" dedi Leyla, sesi bir kırbaç gibi şakladı. "Sen kendi kibrinin kurbanısın! Mutfakta beni aşağılarken, bana acıdığını söylerken çok mu 'Ağa'ydın? Şimdi şu haline bak... Kendi leş kokunda boğuluyorsun! Sen bir Şimşek değil, sadece parası olan bir zorbasın!"
"Sus!" diye kükredi Civan. Bir anda yerinden fırlayıp Leyla’nın omuzlarını kavradı. Onu koltuğa öyle bir bastırdı ki araba sallandı. "Sus artık! O her şeyi bildiğini sanan ağzını bir kez olsun kapat!"
"Kapatmıyorum!" diye haykırdı Leyla, çırpınarak Civan’ın göğsünü yumrukladı. "Senden nefret ediyorum! Senin o üstten bakan tavrından, merhamet süsü verilmiş sadakalarından nefret ediyorum!"
"Nefret et!" dedi Civan dişlerinin arasından, yüzü Leyla'nın yüzüne santimler kalana kadar yaklaştı. "Nefret et ama beni unutma! Çünkü ben seni söküp atamıyorum!"
Kavga fiziksel bir savaşa döndü; Leyla kurtulmaya çalışıyor, Civan ise onu bırakmamak için adeta hırslanıyordu. Aralarındaki o nefret dolu enerji, bir anda kontrol edilemez, yakıcı bir çekime evrildi. Civan, Leyla’nın itirazlarını ve bağırmasını susturmak istercesine, onun dudaklarına vahşi, sert ve adeta canını yakmak ister gibi kapandı.
Bu bir öpücük değildi; bu bir çarpışmaydı, iki ayrı dünyanın enkazıydı. Leyla önce karşı koydu, elleriyle Civan’ın omuzlarını itti ama o saniyeler süren fırtınanın içinde her ikisi de savunmasız kaldı. Nefretle harmanlanmış o karanlık tutku, arabanın içindeki havayı ateşe verdi.
Leyla bir anda tüm gücüyle kendini geri çekti. Gözleri yaşlar içinde, göğsü hızla inip kalkarken elini havaya kaldırdı ve tüm gücüyle Civan’ın yüzünde patlayan o tokadı savurdu.
Tokatın sesi jipin içinde bir kurşun gibi yankılandı. Civan’ın başı yana savruldu, yanağında Leyla’nın parmaklarının sıcak izi çıktı. Leyla nefes nefeseydi, bakışları nefret ve tiksinmeyle doluydu.
"Bu..." dedi Leyla, sesi bir fısıltı gibi ama buz gibiydi. "Bu senin 'acıdığın' o kızın onuru. Bir daha sakın... Sakın bu kapıya gelme! Git o lüks zindanında kendi yalanlarınla yaşa!"
Leyla kapıyı hırsla açıp dışarı fırladı. Gecenin karanlığında, arkasına bile bakmadan evine doğru koşmaya başladı. Civan ise arabanın içinde, yanağındaki o sızıyla ve Leyla’nın bıraktığı o ağır sessizlikle baş başa kaldı. Hayatında ilk kez bir savaşı kazandığını sanırken, aslında ruhunun en büyük yenilgisini o an almıştı.
Leyla, odasına girdiğinde kapıyı arkasından usulca kapattı ve sırtını ahşap kanada yasladı. Karanlık odada duyulan tek ses, dışarıda hızla uzaklaşan jipin motor sesiydi. Vücudu titriyor, Civan’ın dudaklarında bıraktığı o yakıcı iz ve yüzüne indirdiği tokadın sızısı birbirine karışıyordu.
Yatağının kenarına çöktü. Hıçkırıklarını yastığa gömerek ağlamaya başladı. Ama bu sadece öfkenin ya da korkunun gözyaşları değildi; bu, kendine bile itiraf edemediği o korkunç gerçeğin sızısıydı.
"Nefret ediyorum ondan," diye fısıldadı karanlığa. "Kibrinden, sesinden, o üstten bakan gözlerinden nefret ediyorum..."
Ama kalbi aynı şeyi söylemiyordu. O sert kavgada, aralarındaki o nefret dolu temasta Leyla, Civan’ın o buzdan zırhının altındaki yangını hissetmişti. Ve en acısı, o yangının kendi içinde de bir karşılığı olduğunu fark etmişti. Sultan Hanım’ın "denk değiliz" sözleri, Civan’ın "acıdım sana" deyişi birer birer zihninde yankılanırken, Leyla bu imkansızlığın altında eziliyordu.
O tokatla aslında sadece Civan’ı değil, kendi içindeki o uyanan duyguyu da cezalandırmak istemişti. Bir yanda onuru, ailesi ve geldiği dünya; diğer yanda ise o karanlık, tehlikeli ve bir o kadar da çekici adam vardı.
Leyla, sabaha kadar gözünü kırpmadan tavanı izledi. Parmakları hala dudaklarına gidiyor, sonra pişmanlıkla geri çekiliyordu. Artık biliyordu: O kapı bir kez aralanmıştı ve Civan’ın o yakıcı ateşi, Leyla’nın sadece gururunu değil, bütün kalbini küle çevirmeye başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

169okunma 17beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.