10

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 10

Civan, Leyla’nın o tozlu sokakta gözden kayboluşunu, eski ahşap kapının arkasından süzülüşünü izleyene kadar motoru çalıştırmadı. Ancak o kapı kapandıktan sonra, içinde hem zaferin hem de tuhaf bir sızının verdiği ağırlıkla gaza bastı.
Leyla, avluya girdiğinde kalbi hala bir kuş gibi çırpınıyordu. Elindeki ipek paketini göğsüne bastırarak derin bir nefes aldı. Civan’ın o sert, zorba ama bir o kadar da sahiplenici tavrı; o kredi kartını zorla avucuna tutuşturması... İçten içe, hayatında ilk kez birinin onu bu kadar sert rüzgarlardan korumak için siper olduğunu hissetmek hoşuna gitmişti. Bu duygu hem korkutucu hem de büyüleyiciydi.
"Kızım, nerede kaldın? Merak ettim yollarda," diye seslendi Neriman, avlunun köşesinde oturmuş nene ile birlikte sebze ayıklarken.
"Geldim anne... İş biraz uzun sürdü, Haşim Bey’in dükkanı kalabalıktı," dedi Leyla, sesindeki titremeyi saklamaya çalışarak. Kumaşları masanın üzerine bıraktı ama içindeki o büyük sırrı daha fazla taşıyamayacağını anladı. Bu ateş sadece onu değil, bu evi de ilgilendiriyordu.
"Anne... Gelsene bi. Nenemi de çağır," dedi Leyla, sesi ciddileşerek. "Size bir şey anlatmam lazım."
Neriman ve nene şaşkınlıkla birbirlerine bakıp avludaki geniş sedire yan yana oturdular. Leyla karşılarına geçti, elleriyle dizlerini ovuştururken kelimelerini seçmeye çalıştı. Civan’ın ismini doğrudan geçirmeden, sanki bir masal anlatır gibi başladı anlatmaya.
"Şey... Hani o konaktaki bey vardı ya, Civan Bey... O günden beri bir haller oldu. Bana karşı... yani bize karşı bir yakınlık gösteriyor. Bugün de yolda karşılaştık, beni bırakmak istedi. Pek bir korumacı davranıyor, kimsenin dükkanına gitmemi istemiyor. Aramızda... aramızda bir şeyler filizleniyor sanki. Bana çok büyük sözler verdi, kimseyi aramıza sokmayacağını, bir yolunu bulacağını söyledi."
Neriman, duydukları karşısında bir an donup kaldı. Gözleri fal taşı gibi açıldı, sonra yüzüne yayılan o devasa gülümsemeyle yerinden fırlayacak gibi oldu.
"Ne dersin sen kızım? Civan Ağa mı?" dedi Neriman, ellerini dizlerine vurarak. "Aman ya Rabbi! Rüya mı görüyorum? Şimşeklerin koskoca veliahdı, benim kızıma mı sevdalandı?"
Neriman o kadar heyecanlanmıştı ki, yerinde duramıyor, sanki o an orada halay çekecekmiş gibi omuzlarını oynatıyordu. "Kız Leyla! Eğer bu gerçekse, senin bir elin yağda bir elin balda olur! O konak sana saray olur, biz de kurtuluruz bu tozdan topraktan! Vallahi davul zurna çaldırırım mahallede!"
Annesinin bu hesapsız sevinci Leyla’nın içini burktu. Neriman sadece kurtuluşu görüyordu; ama o sedirin bir köşesinde sessizce oturan, yüzü derin çizgilerle kaplı nene, Leyla’nın gözlerinin içine hüzünle bakıyordu. Nene, bu topraklarda "ağa" ile "terzi kızı"nın sevdasının sonunun neye varacağını çok iyi biliyordu.
Neriman, limitsiz kredi kartını ve Civan’ın Haşim’e karşı çıkardığı kıskançlık krizini duyunca resmen kendinden geçti. Gözleri parlayarak karta dokunmak istedi ama korkudan geri çekildi. "Kızım, bu cömertlik değil, bu düpedüz hükümdarlık!" diye haykırdı. "Hangi ağa, daha ortada fol yok yumurta yokken böyle bir anahtar teslim eder? Demek ki adamın içi yanıyor, demek ki seni sahiplenmiş! Çalışmanı istememesi de şanından... Koskoca Şimşeklerin gelini olacak kız, el kapısında kumaş mı taşıyacak?"
Ancak o ana kadar sessizliğini koruyan Saadet nene, elindeki tespihi sertçe sedire bıraktı. Sesi, avlunun neşesini bir bıçak gibi kesen o buz gibi gerçeklikle yankılandı.
"Dur Neriman, dur hele!" dedi nene, sesi derinlerden geliyordu. "Sen hayal kurarsın, kader ise pusu kurar. Leyla, kızım... Sen bu kartı cömertlik mi sanırsın? O kart senin boynuna takılmış altın bir prangadır. Adam seni sevmiş olabilir ama o adamın üstünde dağ gibi bir ana, arkasında koca bir aşiret var. O konaktakiler senin onurunu o kredi kartıyla satın aldıklarını sanırlar."
Leyla, nenesinin bakışlarındaki o karanlık uyarıyla ürperdi. Nene devam etti:
"Ateşle oynuyorsun yavrum. Bir ağa, bir terzi kızına tutulursa ya onu yakar ya kendini... Ama en çok o kızı kül ederler. Sultan Hanım’ı bilmez misin? O kadının gözü topraktan önce kan görür, güç görür. Seni o konağa yar eder mi sanırsın? Bugün 'limitsiz' dediği o kart, yarın senin hürriyetinin sınırı olur. Kıskançlık dediğin şey ise bugün korur, yarın boğar."
Neriman hemen araya girdi, nenesine çıkıştı: "Aman nene, sen de her şeyi karartıyorsun! Adam 'arkandayım' demiş, 'yolunu bulacağım' demiş. Bu devirde böyle delikanlılık mı kaldı? Leyla’yı Haşim gibi çakallardan korumuş işte, daha ne istesin?"
Saadet nene, Leyla’nın gözlerinin içine, ruhunun en derinlerine bakarak son sözünü söyledi:
"Korumak başkadır, kafese koymak başka. O çocuk seni sevmiyor demiyorum Leyla... Ama seni kendi dünyasına sığdıramaz. Seni o tozlu mahalleden çıkarır ama o saray dediğin konakta nefessiz bırakır. O kartı cebine koyarken bir kez daha düşün; bu bir aşkın hediyesi mi, yoksa bir esaretin bedeli mi?"
Leyla, hırkasının cebindeki o soğuk kartı hissetti. Annesinin coşkusu ile nenesinin zehir zemberek uyarıları arasında kalbi iyice sıkıştı. Civan’ın "Bana güven" deyişi kulağındaydı ama nenesinin "Kül olursun" deyişi de bir uğultu gibi zihnini sarıyordu.
Leyla, nenesinin ağır sözleri ve annesinin kontrolsüz heyecanı arasında başının zonkladığını hissetti. Saadet nene’nin "altın pranga" benzetmesiyle, Civan’ın arabadaki o korumacı ama baskın hali zihninde sürekli çarpışıyordu.
"Aklım çok karışık, biraz uyuyacağım nene," dedi Leyla, sedirden yavaşça kalkarken. Sesi bitkin çıkıyordu. Tam içeri girecekken durdu ve annesine dönerek üzerine basa basa uyardı:
"Anne, bak... Sakın. Civan’ın adını ağzına alma, kimseye bir şey deme. Sakın ha, duyurma kimseye hiçbir şey. Ne mahalleli bilsin ne başkası."
Neriman, ne kadar heyecanlı olsa da bu işlerin şakasının olmayacağını, bir yanlış kelimenin her şeyi mahvedeceğini bilecek kadar akıllı bir kadındı. Elini göğsüne koyup Leyla’ya güven veren bir bakış attı.
"Tabii kızım, merak etme sen. Millete madara mı edeyim seni, kendimi? Daha hiçbir şey kesinleşmeden ağzımı açar mıyım hiç... Sen anana güven. Ben eminim, bu adam seni alacak. Bak gör, daha her şey yeni başlıyor. O kart, o sahiplenme... Bunlar boş işler değil."
Leyla bir şey demedi. Odasına girip kapıyı kapattığında, karanlıkta hırkasının cebindeki o sert kartı çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. Kartın üzerindeki **"Civan Şimşek"** yazısı, sanki karanlıkta parlıyordu.
Yatağa uzandığında, nenesinin "Ateşle oynuyorsun," diyen sesi kulağında çınlarken, Civan’ın "Seni o gölgeden çıkaracağım," diyen vaadi kalbinde yankılanıyordu. Leyla, annesinin dediği gibi her şeyin "yeni başladığını" biliyordu ama bu başlangıcın bir düğün alayı mı yoksa büyük bir yangın mı getireceğini kestiremiyordu.
Gözlerini kapatırken hissettiği tek şey, Civan’ın dudaklarında bıraktığı o yakıcı sızı ve içine düşen o korkunç, muazzam aşktı.
Leyla, rüyasında bile Civan’ın o koyu bakışlarını görerek uyandığı sabah, salondan gelen neşeli seslerle irkildi. Kaşlarını çatarak kapıyı araladığında gördüğü manzara karşısında nutku tutuldu. Civan, üzerinde jilet gibi bir gömlekle, sanki kırk yıllık aile dostuymuş gibi onların o mütevazı sofrasının başköşesine oturmuştu.
Masa resmen donatılmıştı; şarküteriler, sıcak ekmekler, çeşit çeşit peynirler... Civan belli ki eli boş gelmemiş, mutfağa bir bayram havası getirmişti. Leyla şaşkınlıkla yanına gitti.
"Civan? Senin ne işin var burada sabah sabah?"
Civan, Leyla’yı gördüğü an gözlerinde o sahiplenici parıltı çaktı. "Tabii ya," dedi sakin bir sesle, "geleceğim demiştim."
Leyla, annesinin ısrarıyla ürkekçe sandalyeye ilişti. Neriman Hanım’ın ağzı kulaklarındaydı, sürekli çay tazeliyordu. "Kızım bak," dedi Neriman heyecanla, "Civan Bey geldi, bizimle bir şeyler konuşmak istiyor."
Civan, elindeki çay bardağını tabağına usulca bıraktı ve doğrudan Leyla’nın gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı:
"Lütfen yanlış anlamayın; niyetim kimseyi kırmak ya da küçümsemek değil. Ama ben Leyla’nın artık o dükkanlarda, el kapılarında çalışmasını istemiyorum. Leyla her şeyin en güzeline layık ve bundan sonra ben her anında onun yanında olacağım. Sizden de bu konuda rızanızı, izninizi almaya geldim."
Neriman neredeyse mutluluktan bayılacak gibiydi ama Saadet nene, ekmeğini bölmeden araya girdi. Sesi, ortamdaki o toz pembe havayı bir anda dağıttı.
"İyi hoş da yavrum," dedi nene, gözlerini Civan’a dikerek. "Ailen ne der? Çevre ne der? Arada bir bağ yok, nikah yok, söz yok... El âlem 'ağa, terzi kızını eve kapattı' demez mi? Olur mu böyle?"
Civan’ın yüzü bir an bulutlandı. "Bana zaman verin," dedi, sesi biraz daha mesafeli çıkarak. "Her şeyi usulüne göre halledeceğim."
Leyla, nenesinin baskısından ve Civan’ın bu aceleci tavrından bunalarak aniden atıldı: "Nene, ne nikahı? Daha birbirimizi yeni tanıyoruz! Belki anlaşamayacağız, belki olmayacak... Hemen niye böyle büyük konuşuyoruz?"
Leyla’nın "belki olmaz" demesi, masanın altından Neriman’ın Leyla’nın bacağına sert bir uyarı darbesi indirmesine neden oldu. Civan ise bu cümleyi duyduğunda bakışları bir anlığına keskinleşti, gururu incinmişti ama bunu dışarı vurmamak için kendini sıktı. O, Leyla’yı kafasında çoktan "kendi kadını" olarak işaretlemişti ve bu ihtimalin reddedilmesi içindeki o baskıcı ağayı uyandırıyordu.
Civan, masadaki sessizliği bozarak Leyla’ya döndü. "Olacak Leyla," dedi fısıltı gibi ama sarsılmaz bir kararlılıkla. "Zamanla hepsinin nasıl olacağını göreceksin."
Kahvaltı boyunca süren o gergin sessizlik, Civan’ın masadan kalkmasıyla yerini boğucu bir vedaya bıraktı. Leyla, Civan’ı uğurlamak için avlu kapısına kadar eşlik etti. Tam kapıdan çıkacaklarken, Civan aniden Leyla’nın bileğini kavradı ve onu kimsenin göremeyeceği, duvarın kuytusundaki o dar köşeye sertçe çekti.
Gözleri öfkeden koyulaşmıştı. Az önce masada Leyla’nın kurduğu o "belki olmaz, yeni tanışıyoruz" cümlesi, Civan’ın gururuna zehirli bir ok gibi saplanmıştı. Leyla’nın sırtı soğuk duvara yaslandığında, Civan yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı; nefesi Leyla’nın tenini yakıyordu.
"Yeni tanışıyoruz ha?" dedi Civan, sesi hırıltılı ve alabildiğine öfkeli çıkıyordu. "İçeride ne demek o 'belki olmaz' lafları Leyla? Sen benimle oyun mu oynuyorsun?"
"Civan, gerçekleri konuşuyorum..." diye kekeledi Leyla ama Civan izin vermedi.
"Gerçek tek bir tanedir!" diye kesti sözünü Civan, parmakları Leyla'nın kolunu daha sıkı kavradı. "O öpücükten sonra, o kavgadan sonra artık 'yeni tanışıyoruz' diyemezsin. Sen benim kalbime o ateşi attın bir kere. Şunu o küçük kafana sok; sen benim hem ilk hem de son aşkım olacaksın! Başka bir ihtimal yok, başka bir yol yok. Ben bitti demeden hiçbir şey bitmez, anladın mı beni?"
Leyla, Civan’ın bu saplantılı ve yakıcı tutkusu karşısında nefessiz kaldı. Civan’ın gözlerindeki o "sahip olma" hırsı, aşkın çok ötesinde bir fırtınaydı.
"Bana öyle bakma," dedi Civan, sesi biraz daha alçalarak ama etkisinden hiçbir şey kaybetmeyerek. "Benim olanı kimseye bırakmam, kendime bile. Şimdi içeri gir ve o kredi kartını kullanmaya başla. Bir daha el kapısında iş aradığını duyarsam, bu kadar sakin kalmam."
Civan, Leyla’yı o şaşkınlık ve korku dolu haliyle bırakıp arkasını döndü. Jipine binerken attığı o sert bakış, Leyla’nın bütün gün zihninden çıkmayacak bir mühür gibiydi. Civan, toz kaldırarak mahalleden uzaklaşıp fabrikadaki işinin başına, o soğuk ve otoriter dünyasına dönerken; Leyla avlu kapısına yaslanmış, kalbindeki o korkunç sızının adını koymaya çalışıyordu.
Civan için artık geri dönüş yoktu; Leyla onun için ya bir hayat ya da bir yıkım olacaktı.
Leyla, Civan’ın jipinin uzaklaşırken arkasında bıraktığı toz bulutunu izlerken dudaklarında engel olamadığı bir gülümseme belirdi. Kalbi hala deli gibi çarpıyordu; bu adamın hem bu kadar sert hem de bu kadar tutkulu olması onu sersemletiyordu. Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı ve hızla yazdı:
**"Sen gerçekten delisin!"**
Mesajı gönderip telefonu göğsüne bastırdı ve neşeyle avluya, içeri girdi.
Civan, fabrikaya doğru sürerken telefonunun bildirim sesiyle irkildi. Leyla’nın mesajını gördüğü an, o az önceki öfkeli ve sert ifadesi dağıldı, yerine çocuksu bir gülümseme geldi. "Evet," diye mırıldandı kendi kendine, "senin delinim."
Ancak gülümsemesi uzun sürmedi. Zihni, o evin içine, Leyla’nın oturduğu o gıcırdayan sedire, eski pencerelere ve dökülen boyalara gitti. Şimşek Konağı’nın ihtişamı içinde büyüyen Civan için, sevdiği kadının o kadar kısıtlı imkanlarla yaşaması kalbine bir bıçak gibi saplanıyordu. İçi burkuldu; onun prensesi, o eski evin zorlukları içinde yıpranmamalıydı.
Yol kenarında arabayı sertçe durdurdu. Gözleri kararmıştı. Hemen sağ kolu olan adamını aradı:
"Alo, beni dinle! Şimdi sana bir adres veriyorum. Oraya hemen en iyi ustaları, en lüks mobilyacıları götürüyorsun. O ev baştan aşağı değişecek. Boyasından mutfağına, yatağından koltuğuna kadar her şey en iyisi, en yenisi olacak! Akşama kadar o ev saray gibi olacak, itiraz istemiyorum. Hadi, hemen!"
Civan telefonu kapatıp direksiyona vurdu. Leyla’ya sadece kalbini değil, dünyayı vermek istiyordu; ama bu yaptığı jestin o gururlu kızı daha da kızdırabileceğini, Saadet nenenin "esaret" sözlerini körükleyeceğini o an hiç düşünmüyordu. Onun tek derdi, Leyla’sını o rahatsız sedirlerden kurtarmaktı.
Kapının önündeki o büyük kamyonları ve ellerinde yeni mobilyalarla bekleyen adamları görünce mahallede resmen zaman durdu. Neriman, şaşkınlığını gizleyip komşulara "hanım ağa işi" yalanını uydurarak durumu kurtarmaya çalışsa da, Leyla’nın öfkeden yanakları al al olmuştu. Civan'ın bu "ben yaparım olur" tavrı bardağı taşıran son damlaydı.
Hemen telefonuna sarılıp Civan’ı aradı. Telefon açılır açılmaz, "Sen ne yaptığını sanıyorsun Civan?" diye bağırmaya başladı. "Bizim evimizi, eşyamızı sana kim sordu? Mahalleliyi başımıza topladın, onurumu bir kez daha o kamyonların altına serdin!"
Civan ise telefonda gayet sakin, hatta biraz mağrur bir sesle cevap verdi: "Oturduğun o gıcırdayan sedir canımı yaktı Leyla. Benim sevdiğim kadın o zorlukları çekmeyecek, o kadar. Kızsan da bağırsan da o eşyalar o eve girecek."
Leyla ne kadar dil dökse, "Geri gönderirim" dese de Civan'a söz geçirmek imkansızdı. Telefonu kapattığında, adamlar çoktan eski sedirleri dışarı çıkarmaya başlamıştı bile. Saadet nene ise köşede tespihini çekerken sadece, "Kafesin altın kaplamaları geldi desene..." diye mırıldandı.
Ustalardan sonuncusu da elindeki alet çantasını alıp kapıdan çıktığında, evin içi tanınmaz hale gelmişti. O eski, boyası dökülen mutfağın yerini pırıl pırıl dolaplar; gıcırdayan sedirlerin yerini ise üzerine oturmaya kıyılamayacak kadar şık, yumuşacık koltuklar almıştı. Evin içindeki o eski rutubet kokusu gitmiş, yerine yeni mobilyanın ve taze boyanın kokusu sinmişti.
Neriman, adeta bir çocuk gibi odadan odaya koşuyor, ellerini mutfak tezgahının pürüzsüz mermerinde gezdiriyordu. "Aman ya Rabbi! Burası bizim ev mi şimdi?" diye nida atıyordu. "Kız Leyla, bak hele bu fırına, bu ocağa! Sanki saray mutfağı!"
Leyla ise olduğu yerde çakılı kalmış, bu yabancı lüksün ortasında kendini hiç olmadığı kadar eğreti hissediyordu. "Anne abartma ne olur," dedi sesi kısık çıkarak. "Kendimi emanet gibi hissediyorum bu evin içinde."
Saadet nene, yeni koltuğun ucuna emanetçe ilişmiş, parmaklarıyla kumaşın dokusunu yokluyordu. Bakışları hala bulutluydu. "Kızım, ara şu Civan'ı, gelsin götürsün bunları. Bizim neyimize bu kadar şatafat?"
Leyla, hüzünle nenesine döndü. "Aradım nene, aramaz mıyım? Kavga da ettim ama nafile... 'Gönlüm el vermiyor senin o eski eşyalarda oturmana' diyor. Başka bir şey demiyor."
Neriman hemen lafa daldı, yüzünde zafer kazanmış bir ifade vardı. "Bak anne, görüyor musun? Bak bir de 'almaz, etmez' diyorsun. Oğlan bizi öz annesi, öz kardeşi gibi düşünüyor. Leyla'sına kıyamıyor işte! Bu devirde kim kime bir mutfak yaptırır, bir ev döşer?"
Saadet nene derin bir iç çekti, bakışlarını yerden kaldırmadan tespihine asıldı. "Sonu hayrolsun kızım, ne diyeyim... Madem bu kadar heves etmiş, madem bizi bu yaşta darlıktan kurtarmış, Allah razı olsun denir. Başka ne denir ki? Ama unutma; çok veren, gün gelir çok şey ister."
Leyla, nenesinin bu sözüyle yutkundu. Kendini çok ezgin, çok borçlu hissediyordu. Bu eşyalar sadece evini değil, gururunu da kaplamıştı sanki. Civan’ın bu cömertliği ona bir aşk itirafı gibi değil de, etrafına örülen altın telli bir ağ gibi gelmeye başlamıştı. Ses edemiyordu çünkü annesinin o fakirlikten kurtulmuş sevincini kursağında bırakmaya da gönlü el vermiyordu.
Akşam çökerken, Leyla o lüks koltukta oturup dışarıdaki tozlu sokağa baktı. Artık evi mahalleden, ruhu ise kendinden ayrılmış gibiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

139okunma 15beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.